Kûy a Spî

15 Haziran 2017

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU ( Alinti )



ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU



Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen
bir ailenin mensubudur. 19. Yüzyılda Bingöl, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde
irşatta bulunmuş ve tasavvuf geleneğine göre onlarca halife yetiştirmiş bir Nakşibendî
tarikatının Halidiyye kolundan Septiye silsilesinin otuz ikinci şeyhidir.
1. Çan Şeyhlerinin Bingöl’e Yerleşmesi
Babadan oğla intikal eden bilgilere göre 17. Yüzyılda Seyyid Tahir El-Kadiri Hz.leri
Bingöl-Erzurum yol güzergâhı üzerinde Masalla deresine yakın Törek köyüne yerleşmiştir.
Merkadı Şerifi Bingöl-Erzurum karayolları kenarında medfundur ve halen
ziyaret edilmektedir. Mezar taşının, Kadiri geleneğine göre Kadiri dervişlerinin zikir ayinlerinde
kullandıkları def şeklinde yuvarlak olduğu için Seyyid Kadiri olarak bilinen zat,
halk arasında Şehit Kadırmî olarak anılmıştır. Seyyid oluşu mezar taşının üzerindeki
kitabeye göre bilinmektedir.
Seyyid Tahir El-Kadiri’nin oğlu Şeyh İbrahim Çan köyüne yerleşmiştir. Kabri halen
bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.
Şeyh İbrahim’in oğlu Şeyh Ahmed’in de mezarı şerifleri beyaz taşlardan oluştuğu
için halk arasında “mezar-ı sıpi” (beyaz mezar) olarak anılmaktadır. Büyüklerimizden aldığımız
bilgiye göre mezar taşının üzerinde vefat tarihi; 1169 Hicri – 1756 Miladi olarak
yazılıydı ancak mezar taşı halkın batıl inançlarına maruz kalarak parça parça koparılıp
şifa niyetiyle götürülmüştür.
Şeyh Ahmed oğlu Şeyh Eyyûb Hz.leri hakkında biraz daha fazla bilgi edinmiş bulunmaktayız.
Çan köyünde medresesi bulunduğunu ve bu medresede müderris ve talebelerin
okuduğunu büyüklerimizden mütevatiren bizlere ulaşmıştır. Çapakçur ovasındaki
Kadı Madrak köyünde de bir medresesi olduğunu ve bu medresede Solhan bölgesinden
Cemalan kabilesine mensup “Melaye Beyaz” olarak meşhur olan bir hoca efendinin orada
müderrislik yaptığı bilgisi bize ulaşmaktadır. Hatta bu medresede Şeyh Eyyûb efendinin
oğlu Şeyh Ali’nin henüz ergenlik çağındayken vefat ettiğini ve mezarının bu köyde
olduğunu biliyoruz. Mezar taşı da yine Kadiri geleneğine göre def şeklindedir. Yöre halkı
tarafından Küçük Şeyh Ali adıyla anılıp ziyaret edilmektedir. Ayrıca Genç ilçesinin Şin
köyünden Molla Muhammed Kadî isminde bir müderrisinin de olduğu bilinmektedir. Şeyh
Eyyûb Efendi m.1825 yılında Çan köyünde vefat etmiştir. Mezarı günümüzde bilinmekte
ve ziyaret edilmektedir. O’nun da mezar taşının def şeklinde olduğunu görüyoruz. Kadiri
tarikatı onun döneminde canlılık kazanmıştır.

2. Seyyid Şeyh Ahmed Elçani Hz. (K.S)

a. Doğumu
Hicri 1230, Miladi 1815 yılında Çan köyünde dünyaya gelmiştir. 10 yaşındayken
babası Şeyh Eyyûb Hz.leri vefat etmiştir. Geride kalan annesi ve dayılarından olan hocası
Molla Muhammed Kadi’nin terbiyesinde büyümüştür.
b. Terbiyesi ve İntisabı
Seyyid Ahmed Elçani Hz.leri küçük yaştan itibaren babasının medresesinde eğitim
görmüş ve Kadiri tarikatı adabıyla yetiştirilmiştir. Genç ilçesinin Şin köyündeki âlimlerden
ders almıştır. Bingöl’de Seyda unvanıyla meşhur olan Molla Muhammed ile beraber
değişik hocalardan ders almışlardır. Hocası Molla Muhammed Kadi, Çapakçur Bey’i
tarafından suikasta uğradıktan sonra, 1827 tarihinde Mevlana Halid Bağdadi’nin Şam’da
vefatından sonra Palu’ya gelen halifesi Ali Septi Hz.leriyle tanışmıştır ve O’na intisap
3
www.elcanihoca.com | Sebahattin Elçani
www.elcanihoca.com
ederek Nakşibendî tarikatına geçmiştir. Böylece Çan Şeyhleri Kadirilikten Nakşibendîliğe
geçmişlerdir. Bir süre tasavvufi seyrû sülûktan sonra Septi Hz.leri kendilerine Nakşibendî
tarikatı icazetnamesini vermiştir.
c. Şeyhi
Şeyh Ali Septi hazretleri, Hicri 1202, Miladi 1786 yılında Diyarbakır’ın Bismil
ilçesinin Kırkdirek (Çılustun) köyünde doğmuştur. Medrese tahsilini bitirdikten sonra
25 yaşındayken Diyarbakır’da müderrislik yapmıştır. Dokuz yıl Irak, Süleymaniye ve
Şam’da tasavvufi seyri sulûk yaptıktan sonra Mevlana Halid Bağdadi hazretlerinden
Nakşibendîlik icazetini almıştır. 40 yaşındayken Palu’ya gelmiştir. Palu’da kırk beş yıl
yaşamış ve kırkın üzerinde Nakşibendî halifesi yetiştirmiştir. 1871 yılında 85 yaşındayken
Palu’da dâri bekaya irtihal etmiştir.
Şeyh Said Palevi’nin büyük oğlu allame Şeyh Ali Rıza Efendi’nin ses kaydından
edindiğimiz bilgilere göre; Şeyh Ali Septi Hz.leri Diyarbakır’da müderris iken manevi
seyri ve sulûku için Irak bölgesine gider. Orada Hz. Mevlana Halidi Bağdadi’nin halifesi
olan Şeyh Ahmed Hatib Erbili’nin yanında beş yıl tasavvufi riyazette bulunur. Mevlana
Halid hazretleri Şeyh Ali Septi’yi Ahmed Hatib’in yanından alarak kendi yanında riyazetini
devam ettirir. Ali Septi Hz.leri Mevlana Halid’in yanında dört yıl kaldıktan sonra
Mevlana Halid Hz.leri ona Nakşibendî tarikatı icazetini şifahi olarak verir. Hatta rivayet
olunur ki Mevlana Halid hazretleri onu irşat için Yemen’e gönderirdi. Ali Septi hazretleri
dokuz yıldan sonra annesine ve yakınlarına sılayı rahim yapmak amacıyla memleketi
olan Diyarbakır’a gitmek için şeyhinden izin ister ve şeyhi de kendisinin gitmesine izin
verir. Ali Septi Hz.leri Diyarbakır’a vardıktan sonra şeyhi Mevlana Halid Hz.leri 1827’de
Şam’da vefat eder. Halidi Bağdadi’nin halifesi ve kardeşi olan Mahmud Sahıb Hz.leri
Şam’dan Süleymaniye’ye dönmek üzere Diyarbakır’a uğrar ve Halid’i Bağdadi’nin vasiyetini
Ali Septi hazretlerine ulaştırır. Kendisinin Palu’ya gidip orada irşat etme emrini
iletir. Kendisinin Nakşibendî halifeliğine itiraz edilmesi ihtimaline karşı Mahmud Sahıb
hazretleri bir icazet yazarak kendisine verir. Sözü geçen icazetname halen Palu’da Ali
Septi hazretlerinin torunlarından Şeyh Zülküf Septioğlu’nun arşivinde muhafaza edilmektedir.
Ali Septi hazretleri hakkında Kastamonulu Şeyh Muhammed İhsan Oğuz Efendi
kitabındaki bilgiler ilk yazılı bilgi olduğu için birçok akademisyen onu esas alarak Ali
Septi hazretlerinin hayatını yazmıştır. Fakat şimdiye kadar babadan oğla rivayet edilen
bilgilerle çelişmektedir. Araştırmamıza göre doğruya yakın olan bilgi Şeyh Ali Rıza Efendi’nin
verdiği bilgilerdir.
Ali Septi hazretlerinin kendisinden sonra yetiştirdiği halifelerden meşhur olanlarını
zikredecek olursak: Şeyh Hoca Ali Sivani Hz.leri, Oğlu Şeyh Muhammed Nesihcan
Hz.leri, Şeyh Abdullah Melekani Hz.leri, Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri, Şeyh Mahmud
Samini Hz.leri, Şeyh Süleyman Kûri Hz.leri, Seyyid Ahmed Çapakçuri Hz.leri, Şeyh Selim
Karbaşani Hz.leri, Şeyh Ahmed Halifani Hz.leri, Şeyh Molla Evliya Haciyani Hz.leri,
Şeyh Muhammed Serdi Licevi Hz.leri, Şeyh Hüseyin Cumalaşi Licevi Hz.leri, Şeyh Ömer
el-Urfavi Hz.leri, Şeyh Muhammed Anzari Muşi Hz.leri ve diğer meşayihi kiramlardır.
d. İlim ve İrşadı
Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri babasının medresesini ihya ederek değişik yerlerden
ulema ve müderrisleri Çan’a yerleştirmiştir.
Sevkar ulemasından Molla Arif’i Çan’a getirip kızı Fatıma Hanımla evlendirerek ve
Nakşibendîlik icazetini kendisine vererek medresenin sevk ve idaresini kendisine teslim
etmiştir.
Karakoçan’ın Kulundere köyünden Molla Muhammed Emin’i medresesine müderris
olarak yerleştirmiştir.
Genç ilçesinin Şin köyünden Molla Mahmud’u Çan köyünün bitişiği olan Şenig
köyüne hoca olarak getirerek tasavvufi seyrû sülûktan sonra kendilerine Nakşibendî
tarikatında icazet vermiştir.
4
www.elcanihoca.com | Sebahattin Elçani
www.elcanihoca.com
Aynı zamanda aslen Şin köyünden olup Sancak yöresinde Mollazadelerden olan
Molla Yusuf’u Çan köyünün bitişiği olan Körtev köyüne imam olarak getirip yerleştirmiştir
ve hala günümüze kadar o ailede ilim ve tedrisat devam etmektedir.
Çan köyünü çevreleyen Fahran köyünden Molla Abdülcelil ve Osmanlı medresesinde
resmi müderris olan oğlu Molla Muhammed’e Nakşibendî tarikatı icazeti vererek
onlara irşat görevini vermiştir.
Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin kız kardeşiyle evli olan Molla Yusuf kendisine intisap
ederek Alikrak köyünde imam olarak devam etmiştir. Onun soyundan gelenler hala
günümüze kadar ilim ve tedrisatı devam etmektedirler.
Diyarbakır’ın Lice ilçesi Kale köyünden olan Şeyh Taceddin El-Kelevî Çan’da yaptığı
seyrû sülûktan sonra Nakşibendî icazetini Elçani Hz.lerinden almıştır.
Karlıova’nın Halifan köyünden Şeyh Beyazid-i Sani Çan köyünde seyrû sülûkunu
yaptıktan sonra Elçani Hz.leri Nakşibendî tarikatının icazetnamesini kendisine vermiştir.
Kiğı’nın Karbaşan bölgesinden Şeyh İsmail Efendi iki yıl Çan medresesinde ilmi ve
tasavvufi riyazeti bitirdikten sonra Elçani Hz.lerinden icazetini almıştır.
Kiğı’nın Tizmuri köyünden olan Şeyh Hasan Tizmuri de Elçani Hz.lerinden tarikat
icazetini aldığı torunları tarafından rivayet edilmektedir.
Böylece Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri; Bingöl Çapakçur ovasında, Sancak, Nakşan ve
Siyekaran bölgesinde, Genç ve Lice bölgesinde, Yamaç ve Gökdere’nin bir kısmında Kiğı
ve Karlıova’nın bir bölümünde, Erzurum’un Kortuzi mıntıkasında irşada devam etmiştir.
İrşat ettiği aşiretlere bakacak olursak başta; Siyekaran, Nakşan, Az, Poğ, Meylan, Zigte
(bir kısmı), Gırnews, Süvari (bir kısmı), Şukuran, Şirnan (bir bölümü) aşiretlerine ve
diğer birçok aşirete irşatta bulunmuştur.
Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin vefatından sonra Nakşibendî tarikatından halifesi
olan oğlu Şeyh Eyyûb Efendi ilim ve irşadı devam ettirmiştir. Palu’nun Vinderin köyünden
olan Seyda Molla Süleyman’ı müderris olarak Çan’a getirmiştir. Ayrıca Palu’nun
Ziver köyünden olan Seyda Molla Hüseyni’yi Çan’a müderris olarak getirmiştir. Böylece
Çan köyü ilim ve irşat merkezi olmaya devam etmiştir.
Aynı zamanda Elçani Hz.lerinin oğlu Şeyh Mustafa, Ali Septi Hz.lerinin oğlu olan
eniştesi Şeyh Hasan Palevi Hz.lerinden Nakşibendîlik icazetini alarak Kiğı’nın Karbaşan,
Bingöl Yamaç nahiyesi bölgesinde ve Genç’in Gırneus mıntıkasında irşat etmiştir.
Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin torunu Şeyh İbrahim Efendi Şeyh Said Palevi’den
ilim ve tarikat icazetini alarak Çan medresesinde ve Çapakçur’un Osmanlı medresesinde
müderrislik yapmaya devam etmiş ve aynı zamanda Çapakçur müftülüğüne seçilmiştir.
Şeyh İbrahim Efendi, 1925 Şeyhlerin kıyamına kadar Elçani hazretlerinin irşat bölgesinde
Nakşibendiyye tarikatını yaymaya devam etmiştir.
Şeyh İbrahim’in kardeşi Şeyh Abdullah, Kiğı bölgesinin Dımlak köyüne yerleşerek
ilim ve irşat hizmetlerini sürdürmüştür.
1925’ten sonra Çan meşayihinden on kişi şehit olduktan sonra Çan köyü medresesiyle,
kitaplarıyla ve tekkesiyle dağıtılarak tüm belge ve bilgiler yok edilmiştir. Daha
sonra Elçani hazretlerinin torunu Şeyh Muhyeddin, Şeyh İbrahim Efendinin oğlu Şeyh
Mücahit ve Şeyh Nizamettin ile Şeyh Necmettin, Lice’nin Kale köyünde bulunan Şeyh
Said’in halifesi Şeyh Tahir’den Nakşibendî tarikatı icazetnamesini alarak tekrar bölgede
irşat etmeye devam etmişlerdir.
1950’de Suriye’de 25 yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye dönen Elçani Hz.lerinin oğlu
Şeyh Mustafa, Şeyh Muhammed Sadaka hazretlerinden aldığı Kadirilik ve Rufailik tarikatları
icazetiyle Çapakçur ve civarında tekrar Kadirilik tarikatı meşrebiyle irşat etmeye
devam etmiştir. Çünkü Nakşibendîlik (Şeyh Said olayından dolayı) bölgede devlet
tarafından tehdit olarak algılanmış ve sakıncalı görülmüştür. Dolayısıyla Çapakçur
bölgesinde tarikat adapları belirgin bir halde uygulanamamıştır.
5
www.elcanihoca.com | Sebahattin Elçani
www.elcanihoca.com

e. Cihadı

Miladi 1877, Rumi 1293 Harbinde Seyyid Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri, oğlu Şeyh
Mahmud ve halifesi aynı zamanda damadı olan Sevkarlı Molla Arif’i yanına alıp bölge
aşiretlerinden de gönüllüleri seçerek Kars bölgesinde Ruslara karşı büyük bir cihatta
bulunmuşlardır. Aynı zamanda bu cihada Melekan şeyhlerinden Şeyh Mahmud Efendi,
Zerraki şeyhlerinden Hanili Said Bey (Hani Müftüsü Salih Bey’in babası) ve Bitlis meşayihinden
birçok eşraf ve ayan katılmıştır. Bu savaşta Elçani hazretlerinin oğlu yaralanmış
ve gazi olarak dönmüştür. Seyyid Sibğetullah Arvasi’nin oğlu Şeyh Celaleddin ve halifesi
Molla Halid Oreki birçok eşrafla beraber şehit olmuşlardır.
1914’te Birinci Dünya Savaşı patlak verince Şeyh Ahmed Elçani hazretlerinin oğlu
Şeyh Eyyûb Efendi; Az, Nakşan, Sekaran aşiretlerinden oluşan gönüllü milis alayını
kurarak Rus cephesinde üç yıl boyunca büyük fedakârlıkla cihat etmişlerdir. Bu cihatta
Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin diğer oğlu Şeyh Hasan Efendi ve torunları Şeyh Hamza,
Şeyh Zülküf, Şeyh Maruf, Şeyh Muhyeddin gibi eli silah tutan birçok meşayih cihatta
bulunmuştur.
Aynı zamanda Melekan şeyhlerinden Şeyh Abdullah (Şeyh Mahmud oğlu) Meneşküt
bölgesinde oluşan alayın başına geçerek Muş cephesinde cihada katılmıştır. Kelhasi
şeyhlerinden Şeyh Şerif, Gökdere ve Yamaç bölgesinden oluşan alayın başına geçerek
önce Muş cephesinde sonra Kiğı cephesinde Ruslara karşı büyük cihatta bulunmuştur.
3. Çan Şeyhleri’nin Osmanlı Devleti ile İlişkileri
Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri Çan camisinde okunmak üzere hazırladığı hutbede
Sultan Abdulmecid Han’dan Sultan II. Abdülhamit Han’a kadar onun döneminde; Sultan
II. Abdülhamit’ten Sultan Vahdettin Han’a kadar çocukları döneminde padişahlar ismen
hutbe duasında irad edilmiştir.
1921’de Milli mücadelede Şeyh Ahmed hazretlerinin oğlu Şeyh Eyyûb Efendi’nin
içinde bulunduğu Çapakçur’dan bir heyet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir
telgraf göndererek iki noktaya dikkat çekmişlerdir. “Altı buçuk asır Müslüman Türklerle
beraber yaşamış olduğumuz için dini rabıtalarımız bu birliğin bozulmasına müsaade
etmemektedir, dolayısıyla Ermenilerle hiçbir zaman iş birliğine girilmesine ve Kürdistan
adı altında ayrı bir parçalanmaya müsaade etmeyeceğiz” mealindeki telgraf, Belediye
Reisi Arif Bey, Çan meşayihinden Şeyh Eyyûb, ulemadan Molla Yusuf, eşraftan Mütevellizade
İsmail Efendi imzalarıyla gönderilmiştir. Bundan dolayı Çan şeyhleri bölgede
devamlı birlik ve beraberliğin teminatı olmuşlardır.
1925’te vuku bulan Şeyh Said hadisesinden bir yıl önce Şeyh Said Çan şeyhlerine
bir mektup göndererek hilafetin kaldırıldığını ve şer’i mahkemelerin lağv edildiğini
ve bizim buna karşı mücadele etmemizin gerekli olduğunu belirterek gerekirse silahlı
mücadelenin de yapılması için gayret edilmesini vurgulamıştır. Şeyh Eyyûb Efendi bu
mektubu okur okumaz böyle bir hareketin doğru olmadığını ve devlete karşı devletin
gerektiğini beyan ederek tepki göstermiştir. Ancak Şeyh Eyyûb Efendi vefat ettikten
sonra Şeyh Said Efendi taziye için Çan’a geldiğinde geceleri sabaha kadar başta Şeyh
İbrahim olmak üzere meşayih ve ulemayla fıkıh kitapları üzerinde ayet ve hadislerle
aralarında yaptıkları münazara ve tartışmalar sonucunda hilafet ve şeriatın kaldırılması-
na karşı direnmenin farz olduğuna ittifak etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra
tasavvuf ve tarikat ehli küfür Emperyalizm’ine karşı canlarını ve mallarını feda ederek
direnmişlerdir. Örneğin; Kafkasya’da Nakşibendî şeyhi Şeyh Şamil, Libya’da Senûsi
tarikatı şeyhi Ömer Muhtar, Irak’ta Nakşibendî şeyhi Mahmud Berzenci, Sudan’da Deravişe
tarikatı şeyhi, Hindistan’da Nakşibendî şeyhi Şeyh Alimkebir ve bizim bölgede de
Nakşibendî Şeyhi Şeyh Said El-Palevi gibi tasavvufçular İslam’ın ortak düşmanı olan o
günkü Emperyalizmi temsil eden İngiliz sömürgesine karşı cihat etmişlerdir.
6
www.elcanihoca.com | Sebahattin Elçani
www.elcanihoca.com

4. Çan Medresesi


Çan Medresesi, Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri döneminden itibaren Birinci Dünya
Savaşı’nda dahi ilim ve tedrisatı inkitaa uğramadan devam etmiştir. Ancak Şeyhler
Kıyamı’nda uzun bir süre fetret dönemi yaşamıştır. 1940’lardan sonra tekrar tedrisata
devam edilmiştir. Ve bu medresenin aynı zamanda diğer tasavvufçuların medreseleri
gibi dervişler tekkesi ile beraber süregelmiştir. Çan Medresesi’nin meşhur olan müderrisleri
şunlardır:
Molla Muhammed Kadî (Gençli); Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri dönemi.
  Molla Muhammed Emin (Kulundere/Karakoçan); Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri
dönemi.
Molla Süleyman Bezâr (Vinderin); Şeyh Eyyûb Efendi dönemi.
Molla Hüseyin Ziverî (Palu); Şeyh Eyyûb Efendi dönemi.
Şeyh İbrahim Efendi (Çan); Şeyh Eyyûb Efendi dönemi.
Şeyh Mücahid Efendi (Çan); Şeyh Zülküf Efendi dönemi.
Şeyh Muhyeddin Efendi (Çan); Şeyh Zülküf Efendi dönemi.
Molla Muhammed Sevkarî (Kiğı); Şeyh Sıddık Efendi dönemi.
Molla Abdulhakim Sevkarî (Kiğı); Şeyh Sıddık Efendi dönemi.
Şeyh Nizamettin Efendi (Çan); Şeyh Sıddık Efendi dönemi.
Molla Muhammed Emin Cibranî (Karlıova); Yakın dönem.
DoğuAnadolubölgesindeilimvemedreselerehizmetedenüçönemlişahsiyetinisimleriniyâdetmekistiyoruz.Bunlar;NurşinMedresevetekkesininsevkveidaresiniyürütenŞeyh
Masum Efendi, Meleakan Medresesi ve tekkesinin sevk ve idaresini yürüten Şeyh Ebubekir
Efendi ve Çan Medresesi ve tekkesinin sevk ve idaresini yürüten Şeyh Sıddık Efendilerdir.
5. Çan Şeyhlerinden Âlim ve Mürşidler

a. Şeyh Mustafa Efendi

1868 yılında Çan köyünde doğmuş, 1958 yılında vefat edip doksan yıl yaşamıştır.
Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin altıncı Oğlu olup ikinci eşi Belkıs Hatun’dan olmuştur. İlim
tahsilini küçük yaşta babasının medresesinde başladıktan sonra 15 yaşındayken babası
vefat edince Palu’da Şeyh Hasan Efendi’nin yanında, daha sonra ise Hınıs’ta Şeyh Said
Efendi’nin medresesinde ilim tahsilini görmüştür. Bir süre de Haciyan’da Seyda Molla
Feyzullah medresesinde okumuştur. İlim ve edepte kemale erince Şeyh Hasan Palevi
Hz.lerinden Nakşibendî tarikatının icazetini alarak Kiğı/Karbaşan ve Çapakçur/Musyan
(Yamaç nahiyesi) bölgelerinde irşad etmeye devam etmiştir. 1925 Şeyhler Kıyamı’nda
ağabeyi Şeyh Hasan Efendi ve dört yeğeni Diyarbakır’da idam edildikten sonra Suriye’ye
yerleşmiştir. Suriye’nin değişik yerlerinde (Âmud, Haseki, Kamuşlu, Rasula’yn bölgelerinde)
yirmi beş yıl ilim, irşad ve tedrisatla geçirdikten sonra hocası Seyyid Muhammed
Sadaka’dan Kadirî ve Rufaî tarikatlarından icazetname alarak tekrar 1950’de Türkiye’ye
dönerek rejim bakımından Nakşibendîlik sakıncalı olduğu için Kadirîlik meşrebi üzerinde
irşatta bulunarak tekrar pederi âlisi olan Elçani hazretlerinin irşad bölgesini dolaşarak
bir çok ulemaya tarikat icazetnamesini vermiştir. Bunlardan bazıları: Oğlu Şeyh Muhammed,
ağabeyi Şeyh Hasan’ın torunu Şeyh Abdullah, ağabeyi Şeyh Hasan’ın torunu
Şeyh Vahdettin, Sevkarlı Molla Muhammed Bekir vb.dir.

b. Şeyh İbrahim Efendi

1868 yılında Çan köyünde doğmuş atmışlı yaşlarında 1925’te Diyarbakır’da idam
edilmiştir. Babası Şeyh Ahmed Elçani hazretlerinin oğlu Şeyh Halid Efendi’dir, annesi ise
Dımlak Beyleri’nden Guli Hanım’dır. İlim tahsiline dedesi Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin
medresesinde başlayarak; Haciyan’da Molla Feyzullah medresesinde, Muş’ta Muhammed
7
www.elcanihoca.com | Sebahattin Elçani
www.elcanihoca.com
Hamdi Efendi medresesinde, Tekman/Hırbasor köyünde Molla Abdullah medresesinde,
Palu’da Şeyh Hasan Palevî medresesinde ve Hınıs’ta Şeyh Said Palevî medresesinde
ilim ve edebini tamamladıktan sonra Şeyh Said Efendi’den ilim ve tarikat icazetini 1911
yılında almıştır. Tam otuz yıl boyunca Çan medresesinde tedrisat ve irşatta bulunmuş-
tur. Aynı zamanda Osmanlıların Çapakçur medresesinde resmi müderris olarak görev
almış ve on yıla yakın Çapakçur’da resmi müftülük görevini yerine getirmiştir. Elçani
hazretlerinin irşad alanı olan Karlıova/Aşağı Göynük ve Gökdere bölgesinde irşatta bulunmuştur.
1914’te Rus Cephesi’ne karşı aşiretleri cihad yapmak için amcası olan ve
aynı zamanda Elçani hazretlerinin postnişini Şeyh Eyyûb Efendi komutasındaki milis
alayını organize olmalarında rol oynamıştır. 1925’te Şeyhler Kıyamı’nda amcası Şeyh
Hasan ve dört kardeşiyle birlikte Diyarbakır’da idam edilmiş ve eşi Zekiye Hanım (Şeyh
Said Palevi’nin kız kardeşi) ve dört oğlu (Şeyh Mücahid, Şeyh Nizameddin, Şeyh Necmeddin,
Şeyh Selaheddin) Kütahya’ya sürgüne gönderilmişlerdir.

c. Şeyh Abdullah Efendi

Çan köyünde doğmuştur. Babası Şeyh Halid Efendi, annesi Gûli Hanım’dır. İlim
tahsilini Çan’da gördükten sonra dayılarının köyü olan Kiğı Dımlak köyünde imamlık
yapmıştır. 1925’te Diyarbakır’da idam ile şehit edildikten sonra oğlu Şeyh Cemal babasından
sonra ilim ve irşad hizmetinde bulunmuştur. Diğer oğlu Şeyh Zeki Kiğı’nın
Çermi ve diğer köylerinde imamlık görevinde bulunarak irşatta bulunmuştur.

ç. Şeyh Mücahid Efendi


1898’de Çan’da dünyaya gelmiş ve 1945’te vefat etmiş, 47 yıl yaşamıştır. Babası
Çapakçur müftüsü Şeyh İbrahim Efendi, annesi Zekiye Hanım Şeyh Mahmud Feyzi Palevi’nin
kızıdır. İlim tahsiline babasının medresesinde başlamış ve sonrasında Hınıs’ta
dayısı Şeyh Said Efendi medresesinde Şeyh Bahaddin Efendi’den ders almıştır. Bir süre
de Karakoçan Ohin’de Necip Ağa’nın amcası Mehmet Ağa medresesinde Seyda Molla
Abdülhamit Sağnisi’den ders alarak ilmini tamamlamıştır. Nakşibendî tarikatında
dayısı Şeyh Said’e intisab edip tarikat icazetnamesini Şeyh Tahir Kelevî’den almıştır.
Çan köyünde babasının medresesinde tedrisat ve irşada devam etmiştir. İrşadını daha
fazla Gökdere ve Yamaç bölgelerinde sürdürmüştür. 1925’te babası ve üç amcası Diyarbakır’da
idam edildikten sonra Şeyh Said’in kız kardeşi olan annesi ve üç kardeşi ile
beraber devlet tarafından Kütahya’ya sürgün edilmiştir. Sürgün döneminde Molla Said-i
Kûrdî Bediuzzaman hazretleriyle sık sık bir araya gelmiştir. 1945’te elim bir hastalığa
yakalanarak Çan köyünde vefat etmiştir.

d. Şeyh Muhyeddin Efendi

1890 yılında Çan’da doğmuş, 1954 yılında Az köyünde vefat etmiştir. 64 yıl
yaşamıştır. Babası Elçani hazretlerinin oğlu Şeyh Hasan Efendi’dir, annesi ise Dımlak
Beyleri’nden Kahraman Bey’in kızı Hemze Hanım’dır. İlim tahsilini Çan medresesinde
Şeyh İbrahim Efendi’nin yanında başlamıştır. Devamında Palu’nun Vinderin köyünde
Seyda Molla Süleyman Bezâr’ın yanında okumuştur. Sonrasında Hınıs’ta Şeyh Said
medresesinde Şeyh Bahauddin Efendi’den ders almış ve Nakşibendî tarikatında Şeyh
Said Efendi’ye intisab etmiştir. Bir süre sonra Karakoçan’da Seyda Molla Abdülhamid
Sağnisî’nin yanında ilmini tamamlamıştır. Çan medresesinde ders vermeye devam etmiştir.
1925 yılında babası Diyarbakır’da idam edildikten sonra yedi kardeşi ile beraber
hükümete teslim olmadan 7 yıl dağlarda yaşamıştır. 1937’de Şeyh Said Palevî’nin halifesi
olan Şeyh Tahir Kelevî’den Nakşibendî tarikatı icazetini almıştır. Karlıova, Nakşan,
Poğ yörelerinde, Yamaç bölgesinin Müsyan köyünde ve Az Aşireti mıntıkasında irşad
etmeye devam etmiştir. 1946’da Az köyüne hicret ederek orada ilim, irşad ve tedrisata
devam etmiştir. Hatta Az köyünde yetmiş tane yabancı talebe olduğu vuku bulmuştur.
8
www.elcanihoca.com | Sebahattin Elçani
www.elcanihoca.com
1954 yılında Bingöl Askeri hastanesinde ağır bir ameliyat neticesinde vefat edip Az
köyünde defnedilmiştir.

e. Şeyh Alauddin Efendi


1901’de Çan köyünde doğmuştur. Babası Şeyh İbrahim Efendi, annesi Zekiye
Hanım’dır. İlim tahsiline Çan medresesinde başlayarak değişik Seydalardan ve Sevkarlı
Molla Muhammed’ten ders almıştır. 1925’te sürgüne gitmeden şeyhlerle beraber dağlarda
kalmıştır. Bir süre Çan’da imamlık yaptıktan sonra Yamaç bölgesinin Lotan köyünde
ilim ve irşada hizmetine devam ederek 1972’de vefat etmiştir. Türbesi halen Lotan
köyünde sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.

f. Şeyh Nizameddin Efendi

1904 yılında Çan köyünde doğmuştur. Babası Çapakçur müftüsü Şeyh İbrahim
Efendi, annesi Şeyh Mahmud Feyzi Palevî’nin kızı Zekiye Hanım’dır. İlim tahsiline babasının
medresesinde başlamıştır. 1925’te babası Diyarbakır’da idam edilince annesiyle
beraber Kütahya’ya sürgün edilmiştir. Sürgün döneminde ağabeyi Şeyh Mücahit Efendi’den
ders almıştır. Daha sonra memlekete döndüğünde babasının talebesi olan Seyda
Molla Abdulaziz Şemsanî’nin yanında ilmini tamamlamıştır. Dayısı Şeyh Said Efendi’nin
halifesi olan Şeyh Tahir Kelevî’den Nakşibendî tarikatı icazetini almıştır. Meylan ve Çan
köylerinde uzun süre ders vermiştir. Sekeran, Nakşan ve Yamaç bölgelerinde irşatta
bulunmuştur. Ayrıca İslam Akaidi konusunda bir risale, Kürtçe ve Zazaca kasidelerden
oluşan bir divan ve evliyaların hayatlarını konu edinen bir menakıb kitabı olmak
üzere üç tane eser bırakmıştır. Ancak bu eserler günümüzde hala baskıya verilmemiştir.
1983’te yakalandığı elim bir hastalık sonucunda Çan’da 1987 yılında vefat etmiştir ve
Şeyh Ahmed Elçani hazretlerinin haziresinde defnedilmiştir.

g. Şeyh Necmeddin Efendi


1906 yılında Çan köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Şeyh İbrahim Efendi, annesi
Zekiye Hanım’dır. İlim tahsilini Çan medresesinde ağabeyi Şeyh Mücahid Efendi’nin ve
değişik seydaların ve müderrislerin yanında yapmıştır. 1925 sürgününden sonra memleketine
döndüğünde her iki ağabeyi gibi Şeyh Tahir Kelevî’den tarikat icazetini alıp Yamaç
bölgesinin Çölek köyünde imamlık ve müderrislik yapmaya başlamıştır. Ayrıca Sancak
ve Yamaç bölgelerinde irşatta bulunmuştur. 1992 yılında vefat edip Çan köyünde
defnedilmiştir.

h. Şeyh Muhammed Efendi

H.1327, M. 1909 yılında Çan köyünde doğmuştur. Babası Şeyh Mustafa Efendi,
annesi Cemile Hanım’dır. İlim tahsilini babasının yanında yapmıştır. Amcasının oğlu
Şeyh Muhyeddin’den Nakşibendî tarikatının icazetini almış ve babasından Kadirî tarikatının
icazetini aldıktan sonra Bingöl’ün Kiğı bölgesinde Karbaşan köylerinde irşatta
bulunmuştur. 1999 tarihinde vefat edip Hacıçayır köyünde babası Şeyh Mustafa Efendi’nin
haziresinde defnedilmiştir.
ı. Şeyh Vahdettin Efendi
1924 yılında Çan köyünde doğmuştur. Babası Şeyh Maruf, annesi Rabia Hanım’dır.
İlim tahsiline Çan’da amcası Şeyh Muhyeddin’in yanında başlamış sonrasında sırasıyla
Varto-Karkarut köyü, Hınıs-Kolhisar köyü, Kiğı-Sevkar köyü, Çat-Şilikan köyü medreselerinde
ilim tahsilini tamamlamıştır. Suriye’ye gidip babasının amcası olan Şeyh
Mustafa Efendi’den Nakşibendilik ve Kadirilik tarikatlarının icazetlerini alarak Bingöl’ün
Aşağı Perhanguk köyünde imamlık yapıp 25 yıl ilim tedrisatına devam etmiştir.
i. Şeyh Abdullah Efendi
1933 yılında Çan köyünde doğmuştur. Babası Şeyh Muhyeddin Efendi, annesi
Hayriye Hanım’dır. İlim tahsilini Çan’da babası Şeyh Muhyeddin Efendi ve Sevkarlı Mol-
9
www.elcanihoca.com | Sebahattin Elçani
www.elcanihoca.com
la Muhammed Bekir, Sevkar’da Molla Hatib ve Molla Muhammed İsa, Kortev’de Molla
Mustafa, Sibsor’da Molla Şahabeddin ve Az köyüne bağlı Mezrafaki’de Molla Süleyman
gibi alimlerden ders aldıktan sonra Az köyünde imamlık vazifesine devam etmiştir. Nakşibendiyye
ve Kadiriyye tarikatlarında dedesi Şeyh Mustafa Efendi’den icazet almıştır.
1954’te babasının vefatından sonra Az bölgesinde irşatta bulunmuştur. 1996 tarihinde
vefat edip Az köyünde babasının türbesinin hazirasında defnedilmiştir.


SONUÇ


Nakşibendiyye tarikatının Halidiyye kolundan gelen Çan Şeyhleri Bingöl ve
çevresinde bulundukları yerlerde şu dört vazifeyi yerine getirmişlerdir:
1- Çan Şeyhleri bulundukları yerlerde mutlaka ilim tahsilini önemseyip medreseler
kurarak ya kendileri bizzat ders vermiştir ya da müderrisler tutarak ilim ve irfana
hizmet etmişlerdir.
2- Bulundukları bölgeleri dolaşarak halkı irşad edip, edep ve zikir ile tarikatın adabını
halka telkin etmişlerdir.
3- Osmanlı halifelerinin yanında devamlı yer alarak ‘i’layı kelimetullah’ ve vatan
savunmasında bulunmuşlardır. 1921’de Çapakçur’dan Büyük Millet Meclisi’ne telgraf
gönderilerek 600 yıl İslam bayraktarlığı yapan Türklerle din kardeşliğini esas alarak bölücü
faaliyetlere karşı Millet Meclisi’ne desteklerini beyan eden bildiride Çan Şeyhleri’nden
Şeyh Eyyüb Efendi’nin telgrafta imzası bulunmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda bölge
aşiretlerini organize ederek gönüllü milis alayında yer alarak Şeyh Eyyüb Efendi komutanlığında
(Miralay) dört yıl Ruslara karşı cihat etmişlerdir. 1925’te hilafetin ilgasından
sonra laikliğe karşı hilafetin müdafaasını yaparak ağır bedel ödemişlerdir.
4- Halk arasında sulh ve barışta etkin rol oynamışlardır. Örneğin; Az Aşireti
ile Zikte Aşireti ve yine Az Aşireti ile Gökdere aşireti arasında uzun süre devam eden
kan davalarını sona erdirmişlerdir. Ayrıca Karlıova tarafında Dersim Ağaları’yla Cibran
Aşireti Ağaları arasındaki uzun süre devam eden bölge hakimiyeti rekabetinden doğan
anlaşmazlıkların hafiflemesinde Şeyh Ahmed Elçani hazretlerinin oğlu Şeyh Eyyüb Efendi’nin
büyük etkisi olmuştur. Toplumdaki ferdi ve mahalli anlaşmazlıklarda mahkeme
vazifesini de yerine getirerek sulh ve sükuneti temin etmeye vesile olmuşlardır.


Sebahattin ElçaniÖZ GEÇMİŞİ

1967 Yılında Karlıova’nın Sağnis köyünde dedesi Şeyh Nizameddin Palevi’nin
evinde doğmuştur. Babası, Şeyh Muhyeddin Çanevi’nin oğlu Şeyh Abdulgafur
Efendi’dir. Annesi, Şeyh Nizameddin Palevi’nin kızı Lamia Hanım’dır. İlim tahsilini
çeşitli medreselerde tamamladıktan sonra ilim icazetini Seyda Molla Osman
Hanevî, Seyda Molla Muhammed Said Farkinî ve Seyda Molla Hüsni Kiğevî’lerden
almıştır. Nakşibendi tarikatı icazetini Şeyh Sadi Palevî’nin halifesi olan Molla
Osman Mıkriyanî Hanevî, Şeyh Selahaddin Palevi oğlu Şeyh Muhammed Said
Efendi’lerden almıştır. Ayrıca Kadiri ve Nakşibendî tarikatı icazetini Şeyh Mustafa
Çanevî oğlu Şeyh Muhammed Efendi ve Şeyh Maruf Çanevî oğlu Şeyh Vahdettin
Efendi’lerden almıştır. İlahiyat Fakültesi Ön lisans mezunu olmakla beraber Arapça
ve Farsça dillerini ileri derecede bilmektedir. Ayrıca Almanca dilini de o

30 Mayıs 2017

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU SEBAHATTİN ELÇANİ BIR CALISMADIR ( ALINTIDIR)




Elçani, Çan Şeyhleri ve tasavuftaki yerini kaleme aldı


Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî ve Hâlidîliğin Bingöl ve Çevresi Üzerindeki Etkisi üzerine Bingöl Üniversitemizin düzenlediği sempozyuma Umre görevi nedeniyle katılamamıştım.Bu vesile ile Çan Şeyhlerinin Tasavuftaki yeri ve konumu başlıklı bir dizi yazı yazma gereği duyuldu.
09 Mayıs 2017 Salı 02:08



ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU -1
SEBAHATTİN ELÇANİ


Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen bir ailenin mensubudur. 19. Yüzyılda Bingöl, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde irşatta bulunmuş ve tasavvuf geleneğine göre onlarca halife yetiştirmiş bir Nakşibendî tarikatının Halidiyye kolundan Septiye silsilesinin otuz ikinci şeyhidir.




1. Çan Şeyhlerinin Bingöl’e Yerleşmesi


Babadan oğla intikal eden bilgilere göre 17. Yüzyılda Seyyid Tahir El-Kadiri Hz.leri Bingöl-Erzurum yol güzergâhı üzerinde Masalla deresine yakın Törek köyüne yerleşmiştir.
Merkadı Şerifi Bingöl-Erzurum karayolları kenarında medfundur ve halen ziyaret edilmektedir. Mezar taşının, Kadiri geleneğine göre Kadiri dervişlerinin zikir ayinlerinde kullandıkları def şeklinde yuvarlak olduğu için Seyyid Kadiri olarak bilinen zat,  halk arasında Şehit Kadırmî olarak anılmıştır. Seyyid oluşu mezar taşının üzerindeki kitabeye göre bilinmektedir.

Seyyid Tahir El-Kadiri’nin oğlu Şeyh İbrahim Çan köyüne yerleşmiştir.
Kabri halen bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.

 Şeyh İbrahim’in oğlu Şeyh Ahmed’in de mezarı şerifleri beyaz taşlardan oluştuğu için halk arasında “mezar-ı sıpi” (beyaz mezar) olarak anılmaktadır. Büyüklerimizden aldığımız bilgiye göre mezar taşının üzerinde vefat tarihi; 1169 Hicri – 1756 Miladi olarak yazılıydı ancak mezar taşı halkın batıl inançlarına maruz kalarak parça parça koparılıp şifa niyetiyle götürülmüştür.  

Şeyh Ahmed oğlu Şeyh Eyyûb Hz.leri hakkında biraz daha fazla bilgi edinmiş bulunmaktayız. Çan köyünde medresesi bulunduğunu ve bu medresede müderris ve talebelerin okuduğunu büyüklerimizden mütevatiren bizlere ulaşmıştır.
Çapakçur ovasındaki Kadı Madrak köyünde de bir medresesi olduğunu ve bu medresede Solhan bölgesinden Cemalan kabilesine mensup “Melaye Beyaz” olarak meşhur olan bir hoca efendinin orada müderrislik yaptığı bilgisi bize ulaşmaktadır. Hatta bu medresede Şeyh Eyyûb efendinin oğlu Şeyh Ali’nin henüz ergenlik çağındayken vefat ettiğini ve mezarının bu köyde olduğunu biliyoruz.
Mezar taşı da yine Kadiri geleneğine göre def şeklindedir.
Yöre halkı tarafından Küçük Şeyh Ali adıyla anılıp ziyaret edilmektedir. Ayrıca Genç ilçesinin Şin köyünden Molla Muhammed Kadî isminde bir müderrisinin de olduğu bilinmektedir. Şeyh Eyyûb Efendi 1825 yılında Çan köyünde vefat etmiştir. Mezarı günümüzde bilinmekte ve ziyaret edilmektedir. O’nun da mezar taşının def şeklinde olduğunu görüyoruz. Kadiri tarikatı onun döneminde canlılık kazanmıştır.

Devam edecek…



ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU- 2


Halid’i Bağdadi’den sonra Bingöl yöresinde Çan Şeyhlerin tasavvuftaki yeri.
24 Mayıs 2017 Çarşamba 01:35


Seyyid Şeyh Ahmed Elçani kimdir?

HAZIRLAYAN: SEBAHATTİN ELÇANİ

Doğumu Hicri 1230, Miladi 1815 yılında Çan köyünde dünyaya gelmiştir. 10 yaşındayken babası Şeyh Eyyûb Hz.leri vefat etmiştir. Geride kalan annesi ve dayılarından olan hocası Molla Muhammed Kadi’nin terbiyesinde büyümüştür.


EĞİTİMİ, TERBİYESİ VE İNTİSABI




Seyyid Ahmed Elçani hazretleri küçük yaştan itibaren babasının medresesinde eğitim görmüş ve Kadiri tarikatı adabıyla yetiştirilmiştir. Genç ilçesinin Şin köyündeki âlimlerden ders almıştır. Bingöl’de Seyda unvanıyla meşhur olan Molla Muhammed ile beraber değişik hocalardan ders almışlardır. Hocası Molla Muhammed Kadi, Çapakçur Bey’i tarafından suikasta uğradıktan sonra, 1827 tarihinde Mevlana Halid Bağdadi’nin Şam’da vefatından sonra Palu’ya gelen halifesi Ali Septi Hz.leriyle tanışmıştır ve O’na intisap ederek Nakşibendî tarikatına geçmiştir. Böylece Çan Şeyhleri Kadirilikten Nakşibendîliğe geçmişlerdir. Bir süre tasavvufi seyrû sülûktan sonra Septi Hz.leri kendilerine Nakşibendî tarikatı icazetnamesini vermiştir.




ŞEYHİ-HOCASI



Şeyh Ali Septi hazretleri, Hicri 1202, Miladi 1786 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Kırkdirek (Çılustun) köyünde doğmuştur. Medrese tahsilini bitirdikten sonra 25 yaşındayken Diyarbakır’da müderrislik yapmıştır. Dokuz yıl Irak, Süleymaniye ve Şam’da tasavvufi seyri sulûk yaptıktan sonra Mevlana Halid Bağdadi hazretlerinden Nakşibendîlik icazetini almıştır. 40 yaşındayken Palu’ya gelmiştir. Palu’da kırk beş yıl yaşamış ve kırkın üzerinde Nakşibendî halifesi yetiştirmiştir. 1871 yılında 85 yaşındayken Palu’da dâri bekaya irtihal etmiştir.


Şeyh Said Palevi’nin büyük oğlu allame Şeyh Ali Rıza Efendi’nin ses kaydından edindiğimiz bilgilere göre; Şeyh Ali Septi hazretleri Diyarbakır’da müderris iken manevi seyri ve sulûku için Irak bölgesine gider.

Orada Hz. Mevlana Halidi Bağdadi’nin halifesi olan Şeyh Ahmed Hatib Erbili’nin yanında beş yıl tasavvufi riyazette bulunur. Mevlana Halid hazretleri Şeyh Ali Septi’yi Ahmed Hatib’in yanından alarak kendi yanında riyazetini devam ettirir. Ali Septi Hz.leri Mevlana Halid’in yanında dört yıl kaldıktan sonra Mevlana Halid hazretleri ona Nakşibendî tarikatı icazetini şifahi olarak verir. Hatta rivayet olunur ki Mevlana Halid hazretleri onu irşat için Yemen’e gönderirdi. Ali Septi hazretleri dokuz yıldan sonra annesine ve yakınlarına sılayı rahim yapmak amacıyla memleketi olan Diyarbakır’a gitmek için şeyhinden izin ister ve şeyhi de kendisinin gitmesine izin verir. Ali Septi Hz.leri Diyarbakır’a vardıktan sonra şeyhi Mevlana Halid Hz.leri 1827’de Şam’da vefat eder.


Halidi Bağdadi’nin halifesi ve kardeşi olan Mahmud Sahıb Hz.leri Şam’dan Süleymaniye’ye dönmek üzere Diyarbakır’a uğrar ve Halid’i Bağdadi’nin vasiyetini Ali Septi hazretlerine ulaştırır. Kendisinin Palu’ya gidip orada irşat etme emrini iletir. Kendisinin Nakşibendî halifeliğine itiraz edilmesi ihtimaline karşı Mahmud Sahıb hazretleri bir icazet yazarak kendisine verir. Sözü geçen icazetname halen Palu’da Ali Septi hazretlerinin torunlarından Şeyh Zülküf Septioğlu’nun arşivinde muhafaza edilmektedir.

Ali Septi hazretleri hakkında Kastamonulu Şeyh Muhammed İhsan Oğuz Efendi kitabındaki bilgiler ilk yazılı bilgi olduğu için birçok akademisyen onu esas alarak Ali Septi hazretlerinin hayatını yazmıştır. Fakat şimdiye kadar babadan oğla rivayet edilen bilgilerle çelişmektedir. Araştırmamıza göre doğruya yakın olan bilgi Şeyh Ali Rıza Efendi’nin verdiği bilgilerdir.


Ali Septi hazretlerinin kendisinden sonra yetiştirdiği halifelerden meşhur olanlarını zikredecek olursak: Şeyh Hoca Ali Sivani Hz.leri, Oğlu Şeyh Muhammed Nesihcan Hz.leri, Şeyh Abdullah Melekani hazretleri, Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri, Şeyh Mahmud Samini hazretleri, Şeyh Süleyman Kûri Hz.leri, Seyyid Ahmed Çapakçuri Hz.leri, Şeyh Selim Karbaşani Hz.leri, Şeyh Ahmed Halifani Hz.leri, Şeyh Molla Evliya Haciyani hazretleri, Şeyh Muhammed Serdi Licevi Hz.leri, Şeyh Hüseyin Cumalaşi Licevi hazretleri, Şeyh Ömer el-Urfavi Hz.leri, Şeyh Muhammed Anzari Muşi hazretleri ve diğer meşayihi kiramlardır.

Devam edecek...


****************************
ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-3

can-seyhlerinin-tasavvuftaki-yeri-ve-konumu-3
Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen bir ailenin mensubudur. 19. Yüzyılda Bingöl, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde irşatta bulunmuş ve tasavvuf geleneğine göre onlarca halife yetiştirmiş bir Nakşibendî tarikatının Halidiye kolundan Septiye silsilesinin otuz ikinci şeyhidir.
30 Mayıs 2017 Salı 16:30



Hazırlayan: Sebahattin Elçani



İLİM VE İRŞADI




Şeyh Ahmed Elçani Hazretleri babasının medresesini ihya ederek değişik yerlerden ulema ve müderrisleri Çan’a yerleştirmiştir.

Sevkar ulemasından Molla Arif’i Çan’a getirip kızı Fatıma Hanımla evlendirerek ve Nakşibendîlik icazetini kendisine vererek medresenin sevk ve idaresini kendisine teslim etmiştir.

Karakoçan’ın Kulundere köyünden Molla Muhammed Emin’i medresesine müderris olarak yerleştirmiştir.

Genç ilçesinin Şin köyünden Molla Mahmud’u Çan köyünün bitişiği olan Şenig köyüne hoca olarak getirerek tasavvufi seyrû sülûktan sonra kendilerine Nakşibendî tarikatında icazet vermiştir.

Aynı zamanda aslen Şin köyünden olup Sancak yöresinde Mollazadelerden olan Molla Yusuf’u Çan köyünün bitişiği olan Körtev köyüne imam olarak getirip yerleştirmiştir ve hala günümüze kadar o ailede ilim ve tedrisat devam etmektedir.

Çan köyünü çevreleyen Fahran köyünden Molla Abdülcelil ve Osmanlı medresesinde resmi müderris olan oğlu Molla Muhammed’e Nakşibendî tarikatı icazeti vererek onlara irşat görevini vermiştir.

Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin kız kardeşiyle evli olan Molla Yusuf kendisine intisap ederek Alikrak köyünde imam olarak devam etmiştir. Onun soyundan gelenler hala günümüze kadar ilim ve tedrisatı devam etmektedirler.

Diyarbakır’ın Lice ilçesi Kale köyünden olan Şeyh Taceddin El-Kelevî Çan’da yaptığı seyrû sülûktan sonra Nakşibendî icazetini Elçani Hz.lerinden almıştır.

Karlıova’nın Halifan köyünden Şeyh Beyazid-i Sani Çan köyünde seyrû sülûkunu yaptıktan sonra Elçani Hz.leri Nakşibendî tarikatının icazetnamesini kendisine vermiştir.

Kiğı’nın Karbaşan bölgesinden Şeyh İsmail Efendi iki yıl Çan medresesinde ilmi ve tasavvufi riyazeti bitirdikten sonra Elçani Hz.lerinden icazetini almıştır.

Kiğı’nın Tizmuri köyünden olan Şeyh Hasan Tizmuri de Elçani Hz.lerinden tarikat icazetini aldığı torunları tarafından rivayet edilmektedir.

Böylece Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri; Bingöl Çapakçur ovasında, Sancak, Nakşan ve Siyekaran bölgesinde, Genç ve Lice bölgesinde, Yamaç ve Gökdere’nin bir kısmında Kiğı ve Karlıova’nın bir bölümünde, Erzurum’un Kortuzi mıntıkasında irşada devam etmiştir. İrşat ettiği aşiretlere bakacak olursak başta; Siyekaran, Nakşan, Az, Poğ, Meylan, Zigte (bir kısmı), Gırnews, Süvari (bir kısmı), Şukuran, Şirnan (bir bölümü) aşiretlerine ve diğer birçok aşirete irşatta bulunmuştur.

Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin vefatından sonra Nakşibendî tarikatından halifesi olan oğlu Şeyh Eyyûb Efendi ilim ve irşadı devam ettirmiştir. Palu’nun Vinderin köyünden olan Seyda Molla Süleyman’ı müderris olarak Çan’a getirmiştir. Ayrıca Palu’nun Ziver köyünden olan Seyda Molla Hüseyni’yi Çan’a müderris olarak getirmiştir. Böylece Çan köyü ilim ve irşat merkezi olmaya devam etmiştir.

Aynı zamanda Elçani Hz.lerinin oğlu Şeyh Mustafa, Ali Septi Hz.lerinin oğlu olan eniştesi Şeyh Hasan Palevi Hz.lerinden Nakşibendîlik icazetini alarak Kiğı’nın Karbaşan, Bingöl Yamaç nahiyesi bölgesinde ve Genç’in Gırneus mıntıkasında irşat etmiştir.

Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin torunu Şeyh İbrahim Efendi Şeyh Said Palevi’den ilim ve tarikat icazetini alarak Çan medresesinde ve Çapakçur’un Osmanlı medresesinde müderrislik yapmaya devam etmiş ve aynı zamanda Çapakçur müftülüğüne seçilmiştir. Şeyh İbrahim Efendi, 1925 Şeyhlerin kıyamına kadar Elçani hazretlerinin irşat bölgesinde Nakşibendiyye tarikatını yaymaya devam etmiştir.

Şeyh İbrahim’in kardeşi Şeyh Abdullah, Kiğı bölgesinin Dımlak köyüne yerleşerek ilim ve irşat hizmetlerini sürdürmüştür.

1925’ten sonra Çan meşayihinden on kişi şehit olduktan sonra Çan köyü medresesiyle, kitaplarıyla ve tekkesiyle dağıtılarak tüm belge ve bilgiler yok edilmiştir. Daha sonra Elçani hazretlerinin torunu Şeyh Muhyeddin, Şeyh İbrahim Efendinin oğlu Şeyh Mücahit ve Şeyh Nizamettin ile Şeyh Necmettin, Lice’nin Kale köyünde bulunan Şeyh Said’in halifesi Şeyh Tahir’den Nakşibendî tarikatı icazetnamesini alarak tekrar bölgede irşat etmeye devam etmişlerdir.

1950’de Suriye’de 25 yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye dönen Elçani Hz.lerinin oğlu Şeyh Mustafa, Şeyh Muhammed Sadaka hazretlerinden aldığı Kadirilik ve Rufailik tarikatları icazetiyle Çapakçur ve civarında tekrar Kadirilik tarikatı meşrebiyle irşat etmeye devam etmiştir. Çünkü Nakşibendîlik (Şeyh Said olayından dolayı) bölgede devlet tarafından tehdit olarak algılanmış ve sakıncalı görülmüştür. Dolayısıyla Çapakçur bölgesinde tarikat adapları belirgin bir halde uygulanamamıştır.

DİZİ YAZI DEVAM EDECEK…

*********************

Çan Şeyhlerinin Tasavvuftaki Yeri ve Mücadeleleri-4

Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen bir ailenin mensubudur. 19. Yüzyılda Bingöl, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde irşatta bulunmuş ve tasavvuf geleneğine göre onlarca halife yetiştirmiş bir Nakşibendî tarikatının Halidiyye kolundan Septiye silsilesinin otuz ikinci şeyhidir.




RUSLARA KARŞI BİRLİK OLUŞTURDU
Miladi 1877, Rumi 1293 Harbinde Seyyid Şeyh Ahmed Elçani Hazretleri, oğlu Mahmud ve halifesi aynı zamanda damadı olan Sevkarlı Molla Arif’i yanına alıp bölge aşiretlerinden de gönüllüleri seçerek Kars bölgesinde Ruslara karşı büyük bir cihadta bulunmuşlardır. Aynı zamanda bu cihada Melekan şeyhlerinden Şeyh Mahmud Efendi, Zerraki şeyhlerinden Hanili Said Bey (Hani Müftüsü Salih Bey’in babası) ve Bitlis meşayihinden birçok eşraf ve ayan katılmıştır. Bu savaşta Elçani hazretlerinin oğlu yaralanmış ve gazi olarak dönmüştür. Seyyid Sibğetullah Arvasi’nin oğlu Şeyh Celaleddin ve halifesi Molla Halid Oreki birçok eşrafla beraber şehit olmuşlardır.
1914’te Birinci Dünya Savaşı patlak verince Şeyh Ahmed Elçani hazretlerinin oğlu Şeyh Eyyûb Efendi; Az, Nakşan, Sekaran aşiretlerinden oluşan gönüllü milis alayını kurarak Rus cephesinde üç yıl boyunca büyük fedakârlıkla cihad etmişlerdir. Bu cihatta Şeyh Ahmed Elçani Hazretlerinin diğer oğlu Şeyh Hasan Efendi ve torunları Şeyh Hamza, Şeyh Zülküf, Şeyh Maruf, Şeyh Muhyeddin gibi eli silah tutan birçok meşayih cihatta bulunmuştur.
Aynı zamanda Melekan şeyhlerinden Şeyh Abdullah (Şeyh Mahmud oğlu) Meneşküt bölgesinde oluşan alayın başına geçerek Muş cephesinde cihada katılmıştır. Kelhasi şeyhlerinden Şeyh Şerif, Gökdere ve Yamaç bölgesinden oluşan alayın başına geçerek önce Muş cephesinde sonra Kiğı cephesinde Ruslara karşı büyük cihatta bulunmuştur.
ÇAN ŞEYHLERİ’NİN OSMANLI DEVLETİ İLE İLİŞKİLERİ
Şeyh Ahmed Elçani Hazretleri Çan camisinde okunmak üzere hazırladığı hutbede Sultan Abdulmecid Han’dan Sultan II. Abdülhamit Han’a kadar onun döneminde; Sultan II. Abdülhamit’ten Sultan Vahdettin Han’a kadar çocukları döneminde padişahlar ismen hutbe duasında irad edilmiştir.
1921’de Milli mücadelede Şeyh Ahmed hazretlerinin oğlu Şeyh Eyyûb Efendi’nin içinde bulunduğu Çapakçur’dan bir heyet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir telgraf göndererek iki noktaya dikkat çekmişlerdir. “Altı buçuk asır Müslüman Türklerle beraber yaşamış olduğumuz için dini rabıtalarımız bu birliğin bozulmasına müsaade etmemektedir, dolayısıyla Ermenilerle hiçbir zaman iş birliğine girilmesine ve Kürdistan adı altında ayrı bir parçalanmaya müsaade etmeyeceğiz”[1] mealindeki telgraf, Belediye Reisi Arif Bey, Çan meşayihinden Şeyh Eyyûb, ulemadan Molla Yusuf, eşraftan Mütevellizade İsmail Efendi imzalarıyla gönderilmiştir. Bundan dolayı Çan şeyhleri bölgede devamlı birlik ve beraberliğin teminatı olmuşlardır.
HİLAFET VE ŞERİATIN KALDIRILMASINA KARŞI ÇIKILDI
1925’te vuku bulan Şeyh Said hadisesinden bir yıl önce Şeyh Said Çan şeyhlerine bir mektup göndererek hilafetin kaldırıldığını ve şer’i mahkemelerin lağv edildiğini ve bizim buna karşı mücadele etmemizin gerekli olduğunu belirterek gerekirse silahlı mücadelenin de yapılması için gayret edilmesini vurgulamıştır. Şeyh Eyyûb Efendi bu mektubu okur okumaz böyle bir hareketin doğru olmadığını ve devlete karşı devletin gerektiğini beyan ederek tepki göstermiştir. Ancak Şeyh Eyyûb Efendi vefat ettikten sonra Şeyh Said Efendi taziye için Çan’a geldiğinde geceleri sabaha kadar başta Şeyh İbrahim olmak üzere meşayih ve ulemayla fıkıh kitapları üzerinde ayet ve hadislerle aralarında yaptıkları münazara ve tartışmalar sonucunda hilafet ve şeriatın kaldırılmasına karşı direnmenin farz olduğuna ittifak etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra tasavvuf ve tarikat ehli küfür Emperyalizm’ine karşı canlarını ve mallarını feda ederek direnmişlerdir. Örneğin; Kafkasya’da Nakşibendî şeyhi Şeyh Şamil,  Libya’da Senûsi tarikatı şeyhi Ömer Muhtar, Irak’ta Nakşibendî şeyhi Mahmud Berzenci, Sudan’da Deravişe tarikatı şeyhi, Hindistan’da Nakşibendî şeyhi Şeyh Alimkebir ve bizim bölgede de Nakşibendî Şeyhi Şeyh Said El-Palevi gibi tasavvufçular İslam’ın ortak düşmanı olan o günkü Emperyalizmi temsil eden İngiliz sömürgesine karşı cihad etmişlerdir.

Devam edecek…

27 Şubat 2017

ÇOLÎGLÎ ZAZALARIN ANKARA BULUŞMASI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERÎ ?





ÇOLÎGLÎ ZAZALARIN ANKARA BULUŞMASI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERÎ ?



        "Özgür olmadan ne Kürd ne de Zaza Türklük hanesinden çıkar.

                                                                          Bahoz Şavata











   Cevdet Yılmaz: Bakanım hem de Zaza’yım




Eski Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, 24 Ağustos 2012 tarihinde NTV TV yaptığı açıklamalarda,

Bingöl’den ilk kez bir zaza bakan çıktığını vurgulayarak,
"Ben bakanım hem de Zaza’yım' diyebiliyorum. "
Bingöl'de doğan, okuyan bir çocuk artık "Ben de bakan olabilirim" diyebilecek, dedi.


Bende ,
Cevdet Yılmazdan şu soruların cevabını istiyorum.


-Benim kimliğim Kürd/zaza ve ben Türk değilim söyliyebilirmi ?
-TBMM de Kırdki/Zazaca  konuşma  yapabilirmi ?
-Veya Kırd/zaza kültürü adına dil kurumu açılmasını istiyorum,
  söyliyebilirmi ?
-Kırdki/zazaki'yi dil,kültür ve kimliğinin anayasal güvenceye alınmasını
  istiyorum,diyebilirmi ?
- Zazaca/kırdki  şehir,köy ve coğrafik isimlerin iadesini istiyorum,söyliyebilirmi ?
- Eğer Zaza/Kırd ise Ankaradaki toplantı salonuna Kırd Ru-Spileri Şeyh Said efendı ,
  Seyyid Rızanın posterlerini asma cesaretin varmı?
- Atatürk çeşmesini,tekrar orjinal ismi olan Yado çeşmesi takma cesaretin varmı ?

10 yıldır bakan ve mebustur bu sorularımla ilgili bugüne kadar bir çabası olmuşmudur?


Bu soruları çoğaltabiliriz.

Mensup olduğun AKP,günümüzde Kürd kurumları TV,dernekleri ,enstitüleri kapatıp,şehirleri,mezarları ve anıtları yakıp,yıkarken,
Kürd/Kırd kimliği anayasal güvencesi yokken,
Kimliksiz, Kırd/zaza olamazsın.
Tek devlet,tek millet,tek vatan ,tek bayrak anlayışına hizmet etmekle,mecliste parmak kaldırarak
iradenizi bir kişiye ipotek ederek,
Olsa olsa kukla,itaatkar ve uysal Türk kökenli bir bakan veya mebus olabilirsiniz.

Önemli olan Kürd halkının insani haklarıdır.
Önemli olan Kürdlerin ulusal ve demokratik haklarıdır.
Lanet olsun makamlara.
Lanet olsun mevkilereniz.
Îradeniz teslim alınarak ne Kürd, nede Kırd/zaza olamazsınız. 


Cevdet Yılmaz aile olarak Raman aşiretine mensupturlar.
Raman aşireti , Cevdet Yilmaz'ın zazaca dili ve zazacılığı aksine Kurmanç ve Kürd kökenlidirler.
Çoligdeki yakın akrabalarından çok iyi hatırlıyorum merhum Mahmud Gündoğdu Batmandaki Raman aşiret ileri gelenlerinden bir dönem milletvekilli olan Faris Özdemir ailesiyle ilişkilerinin gidip,gelmeleri olduğunu kendisinden dinlemiştim.
O dönem ikiside DYP de siyaset yapıyordu.
Faris Özdemir Batman milletvekilliydi, sanırım Mahmut Gündoğdu da o dönem DYP Çolig Îl yönetimindeydi.
Malumunuz Ramanlılar Batmanda engüçlü aşiretlerdendir.
 Tansu Çiller yani dişi ASENA, Kurdistanda köy yakma ve failli mechul cinayetlerinden dolayı Batmandaki Ramanlılar ın hepsi diyebilirim DYP'den ilişkilerini kestiler.
, Batmandaki Ramanlıların şuanda %80,90 HADEP çevresinde siyaset yapıyorlar.
Mehmet Emine Perixane bu aileden olup,1925 hareketinde bin xete gitmiş, Türk devletinin uydurma afiyla ülkeye dönmüş ve trajik bir sekilde hemde ailesinin yardımıyla öldürülmüştür.

Kürd ulusal davasında ailenin yakın dönemde çok önemli şahsiyetlerde çıkmıştır.
Fazla detaylara girmeden Batman'ın görevden alınan son Belediye başkanı Sabri Özdemir Raman aşiretine mensuptur.

Cevdet Yılmaz'ın amcası merhum öğretmen Yusuf Yılmaz şuandaki PSK çizgisinde olan ,
döneminin Özğürlük Yolu hareketinin Çolig'de en birikimli ve teorisiyenlerindendi.
Ağabeyi Cemal Yılmaz yakın dönemde Avusturyada vefat etti.
Liseden sınıf arkadaşım çok samimi ve Kürd sorununda duyarlı bir kişiydi.
Ağabeyi Cemal Yılmaz , kardeşi Cevdet milletvekilli olmadan evvel sanırım 1998 ,1999 yılı olabilir Almanya/Frankfurtaki Kürdlerin düzenlediği yürüyüşte karşılaşmıştık ve epeyce beraber hasret, gidermiştik.
Cemal abisi Türk vatandaşlığından çıkarılmış, Cevdet Yılmaz bakan olunca vatandaslığa ancak geçebildi. 
Bunun dışında Cevdet Yılmaz ın diğer aile bireyleride çok iyi hatırlıyorum eskiden Kürd sorununda çok duyarlıydılar.
 49'lar hareketinden değerli Kürd siyasetçi merhum Said Bingöl ile hem aynı köylü hemde  annesiyle akrabalık ilişkileri vardır.
Çok iyi hatırlıyorum 1986 ara seçimlerinde Cevdet Yılmaz'ın ailesi aktif olarak SHP adayı Said Bingöle çalışıyordu.
Ağabeyi merhum Sıddık Yılmaz Said Bingölün seçim arabasından  şehirdeki mahalle ve sokak turlarında megafonla halka hitab attiği hala hafızamdadır.
Cevdet Yilmaz ailesinin aksine daha liseli yillarda , Kürd sorununa uzak Fetullah cemaati tarafından lisedeki başarısından dolayı  ailesinden koparılmıştır.
Üniversite sonrasi cemaatin imkan ve desteğiyle ABD ye gönderilerek yüksek lisans yapıp (Dr)ünvanını almıştır.
ODTÜ, okuduğu dönemde tanıştığı bakanlarından Ali Babacan'ın önerisi ve yardımıyla siyasete girip,mebus ve bakanlık koltuklarına oturdu.
Ali Babacan ile Cevdet Yılmaz ODTÜ dönemsel olarak okul birincisiydiler.
Ali Babacan ile AKP-Tayyip Erdogan'la yıldızları barışmayınca,sanırım politik olarak Abdullah Gül'e daha yakın olunca son dönemde siyaseten diskalifiye edildi.
Cevdet Yılmaz mebus ve bakan olunca başta ailesi ve çevresine bazı imtiyazlar elde edince,
Yakın çevresi ve ailesinde Kürd sorununda duyarlı olan kişiler, geçmişte savunduğu düşüncelerden kazanımlarından dolayı uzaklaştılar. Yani, Kürd siyasetine mesafe koydular.
Tüm bu yazdıklarım unutulmasın, herkes geçmişiyle yaptıklarını bilsin,yüzleşsin.
Tüm bu yazdıklarım tarihe not olarak düşsün.

Türk devleti cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Kürdler (Kırd/Zaza,Kurmançlar) üzerinde yıllarca asimlasyon politikasi uyguladı.
Atatürkün bu politikaları , doğmatik, bilim dışı olan Güneş-dil teorisi ve Türk tarih tezı gibi saçma sapan  teoriler üretti.
Bu tezlerin ömrü dayatma ve korkuyla 5,6 yıl ancak sürdü .
Atatürk ölünce bu tezler hepsi çöp sepetine atıldı.
Çünkü bilim adamları dilbilimciler tarafından bu teori ve tezler kabul görmedi.

Güneş Dil Teorisi,
Türkçe'nin dünya tarihindeki ilk dillerden biri olduğu tezini savunan dilbilim teorisidir.

Yalan....hemde çok yalan...............
Halbuki Türk dili 1923 yılında cumhuriyetin kuruluşuyla TDK oluşturularak yaklaşık 90 yıllık bir tarihi vardır.
Türkçe nin dil yapısı,kökeni filologlar çok iyi analiz etmişler.
Kelimelerin kökeninin yarısına yakın Arapçadan kopyalandığı gibi,Farsça, Osmanlıca,Kürdçe,Latince ve diğer komşu dillerden de aldığı kelimelerle derme çatma ve zayıf bir dil oluşturmuşlardır. 

***************

KIRDKÎ/ZAZAKÎ DÎLÎ ÜZERINE BAZI TESBÎTLER


Kürtçe dilinin farklı varyantlarından , Çoligdeki ismiyle Kırdki (zazaki) lehçesi hakkında kısaca derlediğim bazı bilgileri sizinle paylaşayım.

Kırdki dili üzerine araştırma yapan Peter Lerch, Oskar Mann,Hadank,Minorsky,Mackenize gibi yabancı araştırmacılar ,bilim adamları (Filologlar) Kırdki/Zazaki nin Kürdçeden bağımsız, kendi başına ayrı bir dil olduğu tezini savunuyorlar.

- Bu tezin dışında zazalar üzerine devlet tarafından bilinçli ve ısmarlama araştırma yapan
  Dersim hareketinin katliamcı subayı olan Nazmi Sevgen başta olmak üzere,
- Îsmail Beşikçi hocayı Erzurum üniversitesinden atıran muhbir Malatya kökenli Prof Orhan
  Türkdoğan başta olmak üzere,
- Türk ırkçısı H.Reşit Tankut,
- Varto tarihini dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından sipariş verilerek yazılan  ve
  TTK yayınları arasında bulunan kitabın yazarı ailesi tarafından da işbirlikçiliği tescil edilen Xormek
   aşiretinden M.Şerif Fırat,
- Îsmi var ama cismi yok ama sahte yayın evleri ve Zazaca üzerine kitaplar yazılar yazan Hayri
  Başbuğ gibi unsurlar da,savunduğu tez ZAZALARIN kökü Türktür.

Resmi-Ideoloji nin zaten yıllarca savunduğu tezleri anlatmaya gerek yoktur.
Kürdler/zazalar dağ lı Türklerdir.
Kard,Kurd sesleri gibi saçma sapan,doğmatik tezleri ayrı bir hikayedir.
Zaten şuandaki devlet aklıda artık bu fikirlerin utancını,yıllarca savundukları yalanın yalancısı olduğunu biliyorlar.

Zazaların Köklerinin Kürd olduğu tezi üzerinede birçok isim sayabiliriz.
- Ziya Gökalp'ın Türkçü olmadan evvel Kürdler üzerine yazdığı Sosolojik analizler başta olmak üzere,
- Seyyah Evliya Çelebi döneminde bölgede yaptığı gezideki tesbiti,
 - Süleymaniyeli Kürd tarihçi ve Osmanli subayı olan  M.Emin Zeki Bey ,
- Ziya Badıllı, 
- Şerefname,
- Osmanlı tarihçisi Şemseddin Sami başta olmak üzere daha çok isim sayabiliriz.
 
    Bu kesimlerde Kırd/zazaların Kürd olduğu yönündedir.

Zazaların etnik kökeni ve dili üzerine yoğun tartışmalar üzerine gecmişte yazdığım 4,5 makale ve röportajda yazdıklarımı tekrar etmek istemiyorum.

Ben bu makalemde KIRD/ZAZALARIN ve özelliklede Çoligli hemşerilerimin Ankara'nın lüks otel lobilerinde Zaza dili ve kültürü üzerine yapmış oldukları toplantı üzerine düşüncelerimi yazmak istiyorum.


Bu toplantıya davet edilenlerin listesi Sosyal medya (facebook)ta yayınlandı.
Davetliler içinde Îçişleri bakanı Süleyman Soylu,
Külliyedeki danışmanlardan eski BBP partisi genel başkanı Yaşar Topçu'da vardı.
Ama neden katılmadıklarını bilmiyorum.

Katılanlardan eski Dareheni reisi BBP eski ülkücülerden Abdurrahim Ariç,
Korucular başı Ziya Sözen,
Eski Milletvekilli Kazım Ataoğlu başta olmak üzere mevcut Çolig Mebusları ve bakan yardımcısı,
Belediye başkanı ve daha birçok isim sayabilirim.
Zaza dili yanlız Çolig coğrafyasında konuşulmuyor ?
Ayrıca devlet endeksli ağırlıklı olarak MHP,AKP,Ülkücü gelenekten gelenlerin yaptığı bir bir organizasyondur.
Kırdki faaliyet gösteren bağımsız guruplar,çevreler ve akademisyenler ,

Örneğin bağımsız ve akademik düzeyde Kırdki dili üzerinde faaliyet yürüten, 

Vate Dergisi, Ziwan-Kom, Newepel Gazetesi, Şewçıla Dergisı  

gibi birçok gurup kurum ile değerli düşünür ve araştırmacılar önemli çalışmalar yapmaktadır.
Bu çevreden kimse Ankara toplantısına neden davet edilmedi.





******************

Zazacılık faaliyetlerini Çolig'de yapan kesim bilinen çevrelerdir.
Eski Ülkücü,MHP ve sunni tandaslı çok güdük bir kesimdir.
Bu kesmleri Cevdet Yılmaz ile başlayan,
Çolıg Üniversitesi eski rektörü Xeylan/Mendo kökenli Gıyaseddin Boydaş ile üniversitede
geliştirilmeye çalışılan devlet aklı ıle geliştirilen ve  desteklenen bir projeydi.
Zazacılık projesi için Dersim ve Çolig bilinçli olarak üs secildi.
Mardin Artulu Üniversitesindeki kadrolar, başta eski rektör yardımcısı Kadri Yıldırım ve ekibi
planlı tasfiye edildi.
Munzur Üniversitesine devletin sipariş vererek Almanyadan getirttiği Zülfü Selcan Zazacılık konusunda Ebubekir Pamukçudan sonra revaçta olan ikinci kişidir.
Giyaseddin Boydaş Xarpete geldigi aile ve siyasi ortamı 
ülkücü/MHP gelenekli bir çevredir.
Dönemin Milli Eğtim Bakanı Karamanlı , Ömer Dinçer'le devam eden
Ve Tayyip Erdogan'ın yaptığı konuşmalarda son 3,4 yıldır Zaza-Kürd ayrımı yaparak Zazacılık yapanlar adeta motive edildi.
Çoligdeki Alevi zazalar ağırlıklı Karer/Kanireş zazaca konuşan bir tane Zazacı bulamazsınız.
Çolig ve çevresinde  tarih boyunca kendilerini Kırd ve dillerini Kırdki olarak tanımlamışlar.

Dersimdeki zazacılarda eski Türk solu ve Kürd hareketlerinden gelen kesimlerdir.

Îki numune vermek istiyorum.

Eski PSK geleneğinden Zülfü Selcan, Eski Tekoşinci Seyfi Cengiz'dir.
Bu iki şahıs ve ona bağlı olan küçük guruplar arasında konsensüste yoktur.
Hepsi ayrı havalardadırlar.
Zülfi Selcan tüm zazaları esas alırken,sunni alevi fark etmez.
Seyfi Cengiz ise sadece zazacılığı Dersim coğrafyası (Kırmancki) ve alevi kesimiyle sınırlı tutuyor.
Çolig,Siwerek,Piran,Çermik ,Mutki ve diğer sunni inançlı Kırd/zazaları kabul bile etmiyor.

Diyarbakır,Siwerek,Piran,Hani,Çermik zazacılarıda çoğu Kürd siyasi hareketlerinden ayrılan kesimdir.
Bunlarin içinde ön plana çıkan Ebubekir Pamukçu,kardeşi Fahri Pamukçu,
Piranlı tarihçi ve Zaza konseyi başkanı olarak kendini lanse eden Prof.Vedat Kaymak,
Siwerekli Koyo Berz,ilk akla gelenlerdir.
Bunlardan Vedat Kaymak'ın ağabeyi merhum Yusuf kaymak ile 2002 yılında Vate çalışma gurubunun Isvec/ Stockholm toplantısında 10 günlük beraberliğimiz oldu.
Yusuf kaymak entellektüel, Şam,Mısır ve Fransada eğtim görmüş birikimli ve çok kalender bir insandı.
Yusuf Kaymak zazalar Kürd tezini savunuyor ve zazacılığa da karşıydı.


-Çoligdeki ülkücü ve MHP li zazacılar,
- Dersimdeki Türk sol ve Kürd hareketlerinden gelen zazacılar,
- Diyarbakır ve Siwerekteki Kürd hareketlerinden gelen zazacılar geçmiş siyasi geleneklerinize
   nekadar faydanız olduysa,

inanın zazacılığınız tutmaz ve faydasız boş bir uğraş içindesiniz..
  
     Kelaynak kuşları gibi kalıp, tarihin çöplüğüne gömüleceksiniz.

Dersim,Çolig,Siwerek,Çermik,Piran zazacıları yaşadıkları coğrafyayı talan eden,yıkan yakan Türk-ordusu ve paramiliter güçlerden ziyade Kürd fobisi vardır.
Kısaca bu ekipler adetta Stockholm sendromu yaşıyorlar.



ANKARA GECESÎNÎ DÜZENLEYEN ÇOLÎG ZAZA DER  DERNEGÎ (ÎBRAHÎM BUKAN) , SÖZDE ZAZA DERNEKLERÎ BAŞKANI MURAT BUKAN ÎLE ÎLGÎLÎ DEĞERLENDÎRMEM ?



           ÇOLÎGLÎ,  ZAZA DERNEKLERÎ BAŞKANI  VE ÜLKÜCÜ MURAT BUKAN,
            DERSÎMDE SEYYÎD RIZANIN HEYKELÎ YANINDA POZ VERMÎŞ ?




Zaza-Der Çolig başkanı Îbrahim Bukan ve Dernekler başkanı Murat Bukan soyadlarından anlaşıldığı gibi yakın akrabadırlar.
Mensup olduğu aşiret Kejan aşiretidir.
Bazen AZ-KEJAN olarak anılsada Az aşireti ayrı, Kejanlar ayrıdır.

Kejanlılar Kürd coğrafyasında serpiştirilmiş geniş bir aşirettir.
Ağırlıklı olarak Urfa,Kurtalan çevresi başta olmak üzere Çolig ve Xarpetede aşiret yerleşiktir.

Îbrahim ve Murat Bukana değinmeden,

Kejanlı olup, Urfa ve Kurtalanda yaşayan aşireten iki numune vermek istiyorum.

Kürd siyasetçi eski Urfa belediye başkanı, ayrıca HEP kurulduğu dönemde genel başkanlık ta yapan Feridun Yazar Kejan'lı aşiretindendir.

Kürd tarihçisi ve eski Osmanlı subayı, Süleymaniyeli Mehmet Emin Zeki Beğ’in araştırmalarına göre Kejika /Kejan aşireti Pencenari aşiretinin yedi kolundan biridir.

Mehmet Zeki Beğ Kejan aşireti Muş’un batı bölgeleri Siirt, Batman , Bitlis, Urfa, Elazığ, Bingöl illerinde yaşamaktadırlar bu aşiretin bir kısmı Kurmanci bir bölümü Zaza’ca lehçeleri konuşmaktadır.

Siirt kahramanı olarak ün yapan 1914 yılında Kurtuluş Savaşı mücadelesinde Ruslara karşı savaşan meşhur Bişar- e  Çeto Pencenari aşiretine mensuptur.

Bişar Ağa,

Aşiretler arası kavgalarda nam salmış, yiğitliğiyle bilinen, tanınan biridir.
1907’de, Said-i Kurdi, İstanbul’da “deli” diye tımarhaneye kapatılınca,
Bışare Çeto bundan çok etkilenir.
Küçük yerel kavgalardan vazgeçer,
kendini “din” ve “ulusal” bilince verir.

1914’de, Bitlis’e kadar gelen Rus Çarlığına direnirken, cephede şehit düşer.

Kardeşi Cemil e Çeto ise,  Şeyh Said hareketine destek vermez,
 ihanetinin derinliğini yaşamaya başlar.
Yeme, içme, uyumadan kesilir.
Sürekli şekilde,
“Cemilê Çeto, ji kerê keto, Cemilê Çeto, ji kerê keto, Cemilê Çeto, ji kerê keto ….” diye söylenir.

Etraftakiler, “neden böyle söylüyorsun?” diye sorduklarında,
Çeto, “Çünkü, dinimizin ve milletimizin önderleri bizi mücadeleye çağırdılar,
ölürseniz şehid olursunuz dediler ama kulak asmadım.
Şeyhlerle beraber şerefimizle ölümü kaçırdık.
Hem dünyada rezil olduk, hem de ahirete şerefli bir ölümle gidemedik.
Şimdi neden öleceğimizi bile bilmiyoruz” der.

Mahkeme, 1926’da Çeto’nun ismini bile anmaz.
Çeto bir nolu sandalyeye oturtulur.
Mahkeme “Bir nolu sandalyedekinin idamına” der ve Çeto, kendi ulusuna ihanet ederek sığındığı Türk devletince, layık olduğu şekilde ödüllendirilir;
aynı gece idam sehpasında sallandırılır.

Ayrıca,
Çoligli Kürd siyasetçi Said Elçi ve Avukat Faik Bucak ın  kurdukları T-KDP nin önemli kadrolarından olan Derviş Akgül ( Dervişe Sehdo) Bişare Çeto'nun torunudur.

**************

Şimdi geleyim ,


Çolig'de Zazacılık yapan kurumların başında olan iki akraba,Îbrahim Bukan ve Murat Bukan unsurlarına, 

 

 

                                ZAZA ULUSAL KONSEY ÜYESI ÎBRAHÎM BUKAN
                                   SAĞ BAŞTA; SOL BAŞTA ZÜLFÜ SELCAN

 


Çoligin Kejun aşiretine mensup, Türkçeleştirilmiş ismiyle Altınışık , Kırdki ismi GUEW köyündendirler. Kejanlılar'ın Çoligde Buyankara,Bukan,Burlukara,Bürkük ağırlıklı bu soyadına mensupturlar.
Asıl köyleri GUEW olmakla beraber çevre köylerede dağılarak ağırlıklı merkezde yaşamaktadırlar.
Aile çevresini yakinen tanıdığım ve yakın komşularımızda vardı.
Çoligdeki Kejanlı yaşlıların muhafazakar ve genelde iktidar da olan partilere yakın siyaset yaparlar.

Gençler'in ağırlığı özellikle gecmişte (Buyankara,Burlukara v.b) ucube MHP,BBP cevresinde siyaset yaptıklarını biliyorum.
Bu partilerde Belediye başkan aday adayları olduğu gibi il ve ilçe başkanlıkları yapan bireyler de geçmişte çıkmıştır.
Zazacılık yapan Îbrahim ve Murat(hacı) Bukan  bu çevrelere yakın unsurlardır.

Ayrıca ,BBP ve MHP dışında  azda olsa,
Kürd ulusal davasinda duyarli ailelerde var oldugunu biliyorum.
Bunlardan Simani/Kaleönü mahallesinde ikamet eden dönemin belediye baskanı Sait Aymaz'la akrabalık ilişkileri olan kesimler'in BBP ve MHP ye mesafeli olduklarınıda biliyorum.
Bukanlardan tanıdığım okul arkadaşım ve aileside  vardı.
Kürd sorununda duyarlı epeyce sohbetlerimizde oluyordu.
Tabii yaklaşık 20 yıldır sürgündeyim.
Şu andaki durumları hakkında fazla bilgi sahibi değilim.
Kejan aşiretinden olup,
Kanireş /Azizan köyünde ikamet eden aileride yakinen tanıyorum.
Bu ailelerden örneğin Bek soyadına mensup ailelerin Almanya ve ülkede olan aile bireyleri Kürd ulusal sorununda çok duyarlı bir çevredir.
Aile bireyleri HADEP çevresine destek sunmakla beraber, son dönemde aileden bir ögretmeninde KHK ile görevinden ihraç edildiğide biliyorum.

Îbrahim Bukan sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla PÎYA çevresinde yer almaktadır.
Sözde kurdukları Zaza Ulusal Konseyinde kim bunları seçmişse bilmiyorum,ama ismi  geçiyor.
Ebubekir Pamukçu ve çevresi olan bu kesimi Kürd çevreleri yakinen biliyor.
PÎYA çevresi devlet tandaslı,
tek dertleri Kürd ulusal mücadelesine olan düşmanlıktır.
Türk devleti sanki onların haklarını veriyor da Kürdler engel olmaya çalışıyor, hezeyanı içindedirler.
 Îbrahim hemşerim olmamdan kaynaklı sanırım beni ve ailemi yakinen tanıyor.
Benim zazalar üzerine geçmişte  yazdığım makaleleri PÎYA sitesine taşıyıp, cevap niteliğinde yazılar ve yorumlarla tartışmaya açıyor.
Ailemden,babam ve kardeşimin ismini vererek saçma sapan iddialarda bulunan yazılar kaleme alıyor.
Çoligdeki MHP ve Ülkücü kökenli zazacılık yapan Eski MHP Îl başkanı, Fahri Alimoğlu, Ali Köse,
Dareheni eski Belediye başkanı BBP kökenli Muhsin yazıcıoğlunun ismini merkezde bir parka takan
Abdurrahim Arici gecmişte zacacılık üzerine yazdığım yazılarda teşir etmiştim.
 Piya çevresi verdiğim bu isimlerden dolayı demek ki çok rahatsız olmuşlarki,  zaza yurtseveri
 olarak sahiplendiler.

Murat Bukan denilen unsur yaşca benden çok küçük olduğu bilgisini aldım.
Sosyal medyada Ankaradaki zaza toplantısı için yaptığım bir yorumda dolayı hemen reaksiyon göstererek, rahat bir hedef olarak bilinen kullanıldığı kişilerden aferin almak icin PKK, terör ithamıyla saldırıya geçti.
Yorumunda kullandığı bir kelime hala hafızamda (LAN...) kelimesi onun toy ve sokak diliyle büyüyen kişiliğini zaten ele veriyordu.
Murat yorumunda devamla ailemizi herkes tanıyor,ailesini terbiyesinden bahs etmeyide ihmal etmedi.
Halbuki ben birsey demedim.
Sadece dedim soyadından anladığım kadarıyla Kejanlısın,kelimesi anlaşılan onun zoruna gitti.
Kejanlı kelimesinide bu meyanda kullanmıştım.

Murat Bukan yanına bir yardımcısı ve itaatkar Xulamlastirilmis 3,4 , kisiyide yanına  alarak Ankaradaki Irkçı/şoven TV 5 de poz vermeyide ihmal etmedi.

Yardımcısı, Dareheni/Seyfan ayni zamanda korucu  köyünden  ülkücü MHP çizgisinde olan Mesut Kovalar,
Bu zavallıda Zıktede yapılan katliam ,köy yakmalardan, Valerli Sadıq Bey,Dareheni Valisi Feqi Hesen,Cansorlu Abdullah Heci,Selım Ağa (Kolos Ağa),Vazenanlı Emer Aga'dan habersiz cellatlarına hizmet ediyor.

 Çoligde uzun süre bürokraside çalışmış, kanaat önderlerini yakinen tanırım.
Özellikle Kürd davasında bedel ödemiş ve yurtsever duygulara sahip (Şeyh,Seyda,Bey,siyasetçi,akil insanlar) şahsiyetlerin sohbetlerine ağırlıklı katılmış,feyiz almış birisi olarak,kendimi sanslı görüyorum, 
Bölgedeki aile,köy,aşiret yapılarını sosyal , siyasal iliskilerim ve bürokraside çalıştığım için iyi bildiğimi söyleyebilirim.
Tabi ben Çoligdeki bu çevrelerin sohbetlerinden feyiz alırken, Murat Bukan ve Îbrahim Bukan unsurları sanırım o dönemlerde BBP,MHP çevresinde ya ülkücülük yapmışlar,yada polis özel harekat timleri ile sarmaş dolaştılar.

Murat BUKAN  hakkında edindiğim bilgilerde Ticaret lisesi döneminden günümüze kadar ülkücü,faşist çevreler içinde yer almış  biridir.
Şimdi zazacılık yaparak bazı yakın akrabalarının yardımıyla Ankara,Adana da  inşaat sektörüyle ilgilendiği yönündedir.
Bunun yanında AKP nin mafya reislerinden vatansever ve tetikçi olarak kabul gören Sedat Peker çevresiylede ilişkili olduğu söyleniyor.

Îbrahim ve Murat Bukan, size soracaklarım var ?
-Şeyh Said ailesinden kaç kişi sizinle beraber zazacılık yapıyor.
-Şeyh Şerif Kelaxsi,
-Çan Şeyhleri,
-Melekan Şeyhleri,

Yine, Dersimde Seyyid Rıza ailesinden kaç kişi sizi destekliyor.
Bu ailerden kimler, sizin için Allah razı olsun ,dedelerimiz için doğru iş yapıyorsunuz,diyiyorlar.
Bu konuya açıklık getiririseniz sevinirim.

Murat Bukan , Dersime gidip Seyyid Rıza'nın dikilen heykelinin yanında fototğraf çekip ,poz vermekle zazacılık olmaz.

Onun fikirlerini özümseyerek, onu idama getiren cellatlara karşı duruş göstererek ona ancak  layık olabilirsiniz.
Seyyid Rıza'yı idama götüren devlet anlayışı olan Resmi-Ideolojinin sana verdikleri QUT (kümes hayvanlarına verilen yiyecek) menfaat ve çıkar için hizmet ettiğini bilmelisin.

Ankaradaki zazacılar toplantısına destek amaçlı SERVET Beki'de bir yazı kaleme almıştır.
Bu unsurda çok rahat rotalarını değiştiren bir aile ve babanın oğludur.
Ne Kürdlük ,ne Nurculuk,ne Fettulahçılık bir yer bırakmadılar, şimdide AKP tarafından desteklenerek zazacılığa soyunmuşlar.

Yarın,Tayyip Erdoğan Kominist partisi kursa bunlar koministe olurlar. 

Babası Molla Mücahit üzerine yazdığım (Şeytanmısın ? Golyatmısın?) yazım var, tekrarlamak istemiyorum. Bu aileyi herkes tanır.

Murat ve Îbrahim Bukan , AKP çevresine yakın kesimler tarafından beslendiğiniz, 19 şubata organize ettiginiz Zaza dili ve kültürü ile ilgili bu toplantıylada kişiliginizi ortaya koydunuz.
Ankaradaki bu organizeye Çoligden bedava arabalar kaldırdığı, yapılan masraflar ve lüks otelerin lobilerı ve  masrafları, bu çevrenin devlet tarafından finanse (beslendiği) bir realitedir.



*******************

SON SÖZ OLARAK,



Ankaradaki geceyi organize eden çevrelerin dertleri ne Kırd/zaza dili,nede kültürüdürüdür.
Tamamen menfaat çıkar olmakla beraber, tek dertleri Kürd ulusal mücadelesine düşmanlık yapmaktır.

Ankaradaki geceye  katılan sanatçı,folklor,skec ve gösterilere sanatıyla katılan tüm Çoligli tiyatro gurubunda bulunan hemşerileriminde iyi niyetinden kuşkum yoktur.
Onların Kırd/zaza dil,kültür ve sanaatlarına yaptıkları katkılarından dolayıda teşekkür ederim.
Sosyal medyadan hepsini izledim.
Sürgünde, yüregi ülke özlemiyle atan bir Çoligli olarak cok duygulandım.
Çolig zaafiyetimi bilen bir yakınım Rencber Ezizin eserini tarihi mekanları,doğası sesleri ve klipleriyle yapılan çekimleri bana hemen Whatts APP üzerinden yoladı.
Bu vesileyle Çoligin Meddah-ı iftiharı olan Rencber Eziz'in Kırd/zazaki diliyle kazandırdığı bestelerle ,
Kürdleri red ve inkar eden ,Türk devletinin zulümüden kaçan sürgünde ülkeye olan özlemi , ve hasret deyirleriyle asla unutulmayacaktir.

Şeyh Said efendi üzerine deyiri ,
Brawo deyiriyle Kürd ulusalcısı şehid Ramazan Adıgüzel ,
Şuno ,Şuno hawar şuno deyiriyle Cihat Elçi ve Idris Ekincinin şehadettleri,
unutulmayacaktır.
Türk generali faşist Kenan Evren için besteledigi deyirdeki,
Evren şıma biu Herr ma , umo kot miun keber ma cümleleri ile verdiği mesajlarla,

Rençber Ezizin ruhuda bu vesileyle şad olsun. 



ORHAN ZUEXPAYIC

15 Ocak 2017

49'LAR HAREKETÎNDEN SAÎD BINGÖL'ÜN YAŞAM HÎKAYESÎ





Said Bingöl, ailesinin çileli yaşamı o daha doğmadan sanki onun kaderini belirleyen yolun taşlarını da döşemişti.

Evet....  Şaban köyünden başlayan, Ruha,Amed,Istanbul Çolig,Ankara ve Xarpete nihayetlenen çileli bir yaşamdan bahs ediyorum.
Said Bingöl bu zorlu yaşamı azmi,iradesi doğru bildiği ve inandığı yolda kimseye ödün vermeyen bir kişiliğiyle hemde yanlız başına ayakta durmayı başaran biriydi.







Said Bingölü anlatmaya çalışırken bilgi dağarcık 'kaynaklarım' kuşkusuz önce aile bireyleridir.
Çocukları, Baran ve Rojbin sağolsunlar merak ettiğim tüm bilgileri bana detaylı aktardılar. Bunun yanında kendisini uzun süre yakinen tanıdığım,sohbetlerine defalaraca katıldığım, Xarpete her uğradığımda mutlaka kendisini bürosunda ziyaret ettiğim bir şahsiyetir.
Siyasete olan ilgimden dolayı sohbetlerinden feyiz aldığım, genelde sohbet ve tartıştığımız konuların  ana temasıda  Kürd siyaseti,tarihi üzerineydi.
Bu sohbetlerden önemli gördüğüm hatıratlarıda sizinle paylaşacagım.
Said Bingöl üzerine Kürd yazılı kaynaklarında yazılan makale ve röportajlarıda taradım.
Bu bilgilerdende faydalandığımı belirtmek isterim.

Awrupa'ya mülteci olarak çıkmadan 1,2 hafta önceydi.
Xarpete kendisine veda niyetiyle ziyarete gitmiştim.
Bana sürgün yaşamının zorluklarını o gün anlatmıştı.
Çok iyi hatırlıyorum Elazığ'da yakinen tanıdığı ,
Beritan aşiretinden Kürd siyasetçi Orhan Demirbağ Îsveçe mülteci olarak yeni gitmişti,bana ondan bahs etmişti.
Orhan Demirbağ sürgün psikolojisini yaşadığı zorlukları ülke özlemini Said abeye demekki yansıtmıştı.
Said Bingöl zorlukları bilen çileli yaşamdan gelen tecrübesini sentezleyerek bana moral verircesine üzülmemem için anlatıyordu.
Faili meçhul cinayetlerden dolayı, Çoligi terk etmemin doğru olduğunu ısrarla bana söyledi.
Said Bingöl sanırım 2008 veya 2009 yıllarıydı.
Yıllarca görmediği ve Kürd ulusal mücadelesine aktif katılan kızı Baran Awrupa'ya çıkmıştı.
Sağlık sorunları olmasına rağmen kızını kısa süreliğinede olsa özlem gidermek için isviçre'ye ziyaretine gelmişti. 

Isviçrede hemşerimiz olan Hüseyin Cici kendisini ziyarete gider.
Sohbet esnasında benim ismim geçer.
Said abe benimle iletişim kurmak ister.
Hüseyin Cici arkadaşım ve hemşerim sağolsun, hemen telefon açarak ,
Said abe yanımda seninle konuşmak istiyor,dedi.
Said abeyle hal hatır sorduktan sonra tabi sağlık sorunlarını biliyordum.
Almanya'ya davet ettiğimde ,sizi çok görmek  istiyorum.
Benim akrabalarım,dayılarımın çoğuda Almanya da  ama sağlık sorunlarım el vermediği, ve kısa bir süreliğine geldiğim için gelemiyorum,dedi.
Ve son görüşmemiz oldu.


SAÎD BINGÖL'ÜN ÇOCUKLUK YAŞAMI VE AİLESİ HAKKINDA BİLGİLER ?



Said Bingöl kimlik bilgilerine göre 5 Aralık 1934 RUHA doğmuştur.
Aslen Çolig / Puex mıntıkası Şaban köyünden Alan kabilesinden Mehmed/FERHUN'un oğludur.
Said Bingöl'ün nenesi yani FERHUN'un eşi Cevahir hanım ise RAMAN kabilesindendir. Dönemin çok dirayetli ve modern bir kadın prototipidir.
Cevahir'in ikisi erkek (Direh,Mehmet),ikisi kız (Emine,Ayşe) dört çocuğu vardır.
Direh Çolig/Kurudere köyünden Halil kızı/Gülüzarı kaçırıp, Xoşkar "SANCAK"  mıntıkasına götürür.
Raman kabilesi bu olaydan dolayı Direh ve dört arkadaşına pusu kurarak öldürürler.
Cevahir hanım bu olaydan dolayı çocukları ,yeni gelin olan genç Gülizar hanımı ve amcazadeleri olan Hacı Şerif ile birlikte RUHA (URFA) şehrine göç ederler.
Mehmet 17 yaşına gelir ve töre gereği orada Gülizar'la Mehmeti evlendirirler.
Bu evlilikten Said Bingöl dünya'ya gelir.
Yani Said Bingöl'ün Annesi Kurudere "Derezua"  köyünden Gülüzar hanımdır.
Babasını daha dört yaşındayken hastalıktan dolayı kaybeder.
Said Bingöl evin tek çocuğudur.

Ruha'da kaldıkları dönemde Said Bingöl'ün babası inşaat işçiliği yapar.
Mehmet'in ölümünden sonra aile RUHA'dan Diyarbakıra göç ederler.
Diyarbakır'da küçük bir ev kuruyorlar.
Cevahir hanım torununu hem Kuran okumaya gönderirken aynı zamanda okula vermeyide ihmal etmez.

Said Bingöl ilk okulu Diyarbakır/Alipaşa mahallesinde Ismet Paşa ilkokulunu birincilikle bitrir. Orta ve lise bölümünün birleştirildiği  Ziya Gökalp te okur.
1955 yılında Îstanbul Îktisat fakültesine başlar.
Tabi bu dönemde Kuran Kerimide okumayı ihmal etmez.
Kızı Baran'ın aktardığı bilgilerde babasının özel günlerde mutlaka ölülerine Kuran okumayı'da ihmal etmezdi.
Said Bingöl , Emin Elçi'nin kızı Fitnatla evli olup, dört kız, iki oğlu toplam altı çocuk babasıdır.
Üç çocuğu doktor,iki çocuğu mühendis ve bir çocuğuda Eczacıdır.



SAÎD BINGÖL VE 49'LAR HAREKETΠ ÎLE ÎLGÎLÎ TUTUKLANMASI ?



Kürd ulusu özellikle Dersim soykırımından sonra yaklaşık 20 yıl Kurdistanda sesizlik süreci yaşar. Adetta yaprak kıpırdamaz.
1959'lu yıllarda DP döneminin iktidarda olduğu dönemdir. 
Güney Kurdistandaki Barzani hareketinin verdiği ruh ve heycan, Kuzey kurdistandaki gençlerde bir hareketlenme başlar.
Türk derin devleti bunun bilincindedir.  Kürdlere gözdağı vermek için ilk etapta bin kişi üzerinde Kürd ögrenci ve aydin kitlesini tutuklamak ve infaz etme düşüncesindedir.
Ama , Awrupa ve dünyadaki baskılara dayanacak güçleri ve hesap verirlikte yaşayacağı sıkıntıyı dikkate alır.  Diplomatik bir kararla 50 Kürd aydın ve öğrencisini yakalayıp,Harbiye hücresine tıkarlar.

Bu 50 kişiden Emin Batu Mardinli ve hukuk fakültesi ögrencisidir.
Harbiye hücrelerindeki olumsuz koşulardan dolayı ölünce davadaki kişi sayısı 49 olarak kalır.
Bu rakam Kürd tarihinde 49'lar hareketi olarak yerini alır.
Bu listenin içinde o dönemde Iktisat fakültesi öğrencisi merhum Said Bingöl'de vardır.


Bu dava önceden planlanmış, kişilerin  çoğu bilinçli olarak seçimi yapılarak derin devlet aklının bir planıdır.
Bu uygulamalar 1923 Türk devletinin günümüze kadar olağanüstü dönemler adı altında Kurdistanda hala uyguladığı yöntemlerdir.

Said Bingöl'de o dönemde Iktisat fakültesinde okurken aktif örgütlenme ve siyasi faaliyetlerde bulunur.
1959 yılında Mustafa Barzani Sovyetlerden Iraka döndüğü döneme tekabül ediyor.
Kerkük'te Türkmenler ile Kürdler arasında olaylar çıkıp,birçok Türkmen katl ediliyor.
O dönem CHP Niğde mebusu ve general kökenli Asım EREN 'de bir önerge meclise sunar.
Bu önergde Türkiyede can/soydaşları kardeşleri Irak Türkmenleri için  kendi Kürdlerine misilleme hakkıni kullanarak katledecekmi ?

Bu önerge başta olmak üzere , yine o dönemde Musa Anter'in ileri yurt gazetesindeki KIMIL yazısından dolayı, Ankara ve Istanbul'daki Kürd ögrencileri hükümeti protesto etmek için telgraflar çekerler.
Said Bingöl'de bu ögrencilerin arasında yer alanlardandır.
Buna ek olarakta Said Bingöl Diyarbakır öğrenci yurdunda kaldığı dönemde edindiği tecrübelerle Bingöl yüksek öğrenim öğrenci derneği kurmak falliyetleride dosyasına eklenir.
Ayrıca, dönemin Diyarbakir belediye reisi Adnan Menderese fahri hemşerilik ünvanı verilmeside çekilen bu telgrafta  protestoların içinde yer alan konuların başında gelır.

49'lar davasında Çolig'den merhum Said Bingöl dışında,
Zeynep köyünden T-KDP genel sekreterligi yapan şehid Said Elçi,
Dareheni/Ulyan köyünden hala Duhokta hayata olan Dr. Faik Savaş tutuklu yargılanırken,
orduda o dönem subay ,binbaşı rütbesinde merhum Şeyh Mehemed Bilgin'de  tutuksuz yargılanmıştır.
Hatta 1960 darbesinin MBK üyelerince ordudan ihraç edilmiştir.
Bu bilgileride okuyucularımın biligisıne sunmak  istedim.
Said Bingöl yaklaşık 1 yıl 4 ay harbiye hücre ve cezaevi süreci yaşar.
O dönemde Said Bingöl'ün geniş bir aile çevresi yoktur.
Yakın akraba ilişkileride hiç yoktur.
En yakını yaşlı bir annesidir.
Annesi bir süre sonra oğlunun zindanda olduğunu öğreniyor.

Annesi memlekete, oğlu Istanbul harbiye hücrelerinde,
Gülizar hanım oğlunu görmek için Istanbula gider.
O dönemde Çolig'in yerli ailelerinden Emin ELÇÎ ailece  Istanbulda ikamet ediyordular.
Gülizar hanım Emin Elçigile misafir oluyor.
Said Bingöl , daha sonra tesaddüf mi diyelim Emin Elçi nin kızı Fitnat hanımla 1966 da evlenir.  
Gülizar hanım oğlunu hücrede görüşüne gider ve gardiyanlarla sıkıntı yaşar.
Çünkü Türkçe bilmediği için oğluyla Kırdki/zazaki konuşunca gardiyanların engeline takılır.
Said Bingöl, gardiyanara dönerek benim annem Türkçe bilmiyor , ta memleketen gelmiş ,ben onunla kendi ana dilimle konuşmazsam nasıl onu ikna ederim onu , diye çıkışıyor.
Ve ondan sonra görüştürüyorlar.

SAÎD BINGÖL'ÜN  CEZAEVΠ SONRASI YAŞAMI ?



Cezaevinden çıktıktan sonra okulun son döneminde tutuklandığı için, sınavlara girerek derslerini verip,
okulunu bitirir.
Said Bingöl öğrencilik dönemlerinde okulun yanında harçlığını çıkarmak içinde gündelik işlerde de çalışıyormuş. Çünkü Said Bingöle para gönderen baba,kardeş,amca veya herhangi bir yakını yoktur.

Diplomasını aldıktan sonra askerlik sorunu çıkar.
Yedek subay olarak Izmir'de öğretmenlik yaparak askerliğini tamamlamış, Annesi yanlız olduğu için ,
annesi ile birlikte Izmir'de ev tutarak beraber kalmışlar.
Askerlik yaptığı okulda bir dönem HEP genel başkanıda olan Fehmi Işıklar'da o dönemde aynı okulda olduğu için orada tanışıp,birlikte çalışırlar.

Askerlik dönüşü, Said Bingöl iktisatçı olduğu için Devlet Planlama Teşkilatında 1960 lı yılların ortalarında işe başlar.
O dönem kendisinden Doğu Anadolunun Sosyo ekonomik yapısına ilişkin istatistiki bir rapor
hazırlamasını isterler.
Said Bingöl detaylı bir rapor hazırlar.
Bu rapor devletin nezdinde adetta bir Kürd raporu olarak algılanır.
Said Bingöl'ün müdürü iyi bir insanmış Raporuda oldukça begeniyorda.
Raporun ana teması tabiki Doğu Anadolunun yani Kurdistanın  temel sorununun etnik kültürel sorun olduğunu analiz eder.
Müdürü , kendisini çağırarak çok titiz çok temiz ve nesnel bir rapor hazırlamışsın., ama seni işten çıkarmak zorundayım,der.
Çünkü üsten karar öyle gelmiş, senin geçmiş sicilinede baktık.
Artık burada çalışman mümkün değildir.
Said Bingölü adetta Ankara'da  aylarca işsiz dolanıyor.
Ve iş bulamıyor.
Çünkü geçmişi bir engel olarak hep karşısına çıkıyor.

Said Bingöl o dönemde yönünü Elazığ'a veriyor.
Keban barajı ve Karayollarında benzer işler buluyor.
Oradaki yöneticilerde geçmşini öğrenince  işten çıkarıyorlar.
Daha sonra Elazığ un fabrikasında muhasebecilik işi kısa bir süreliğine buluyor.
Bu görevinden de istifa ederek adetta yemin ederek devlet işlerinde çalışmamaya karar verir.


Said Bingöl vefat edinceye kadar serbest  Muhasebecilik bürosunu açip, (Mali Müşavirlik) mesleğini icra eder.

Hişar Ağaoğlu ile SMMO  oda seçimı icin beraber Elazığa gitmiştik.
Said Bingölü bürosunda ziyaret etmiştik.
Bizi o  gün hem ağırladı, hemde Kürd ulusal mücadelesi,tarihi ve tabi Çolig'in siyasi dokusu üzerine epey sohbet etmiştik. 

SAÎD BÎNGÖL'ÜN BELEDÎYE BAŞKANI VE MÎLLETVEKÎLLÎ OLMA TEŞEBBÜSLERI ?



Said Bingöl 1969 yılında bağımsız olarak Çolig'de başkan adayı olur ve seçimi kaybeder.
Bu seçimi Faik Ertuğrul kazanır.
Said Bingöl aday olma gerekçesini çocuklarına şu cümlelerle ifade etmiştir.
Cezaevinden çıkmıştık. Kürd halkına kendimizi göstermemiz,anlatmamız gerekiyordu.
Halkımız , bizim korkmadığımız,yılmadığımızı bilmeleri gerekiyordu.
Sadece kendimizi tanıtmak varolduğumuzu göstermek için yapılan bir girişimdir.
Yoksa bende kazanmıyacağımı biliyordum.

Said Bingöl 1977 yılında tekrar bu defa CHP'den ön seçimlere katılır.
Kızının ifadelerine göre babasına genel merkezden liste başı sözü verilir.
Babam bunu kabul etmez.
Çünkü merkezden aday olanlar merkezin adamı olmak zorundadırlar.
Ön seçime girmeyi tavsiye eder.
O dönemi yaşayan biri olarak ön seçimde Sait Bingöl ,Avukat Süleyman Ertuğrul ve Dr.Hasan Celalettin EZMAN aday adayı oldular.
Çok iyi hatırlıyorum  CHP'nin Çolig'de o dönemde oy deposu KIGI ilçesiydi.
Kığı'da o dönem fazla göç olmamıştı.
CHP nin bir mebusu adetta çantada keklikti.
Doğal olarak Kığı'da delege sayısıda epey fazlaydı.
Bu seçimde delege ve partide ağırlığı olmayan Avukat Süleyaman Ertuğrul'un , Said Bingöl adına feragat edilmesi yönünde baskı oluşturdular.
Süleyman vazgeçmeyince , Sait Bingöl ile Hasan Ezman başa baş yarıştılar.
Avukat Süleyaman aldığı cüzü oyla Said Bingöl'ün kazanmasına engel oldu.
Tabí, o dönemde Said'in kişiligi,mücadele gelenegi ve adaylığı kazanmasını istemeyen bazı feodal çevre ve aşiretler de vardı .
Onlarda  bazı delegeleri etkileyerek Hasan Ezmana yönlendirdiler.
Bu seçimde çok cüzi bir oyla başarısızlıkla sonuçlandı.

1986 ara seçimde Çolig'deki tek milletvekilli için SHP'den aday olmuştu.
ANAP tan Mahmut Sönmez,DYP'den Hüsamettin Korkutata rakipleriydi.
Bu seçimin canlı tanığı olduğum ve aktif olarak Said Bingöle ailece çalışmıştık.

Çünkü , M.Sıddık Bilgin'in amcası Çoligde Milletvekilli ve senatörlükte yapan Mehmet Bilgin otelde değilde bizim evde konaklıyordu.
Sıddık Bilgin'in cenazesini o dönemde Suwerandaki karakol bahcesindeki  mezardan çıkaran ve Türk kamuoyunun gündemine sokan SHP'li mebuslar Cüneyt Canver ve Ali Ihsan Elgin'di.

Mehmet Bilgin SHP'ye vefa borcunu ödemek icin istanbuldan kalkıp, gelip Said Bingöle destek olmuştu.
Ama , kardeşi Burhaneddin Bilgin'de o dönemde aksi bir tavırla yeğenini öldüren anlayışın iktidarda olduğu, ANAP'ı desteklemişti.

Bu davranışı, Mehmet Bilgini epeycede üzmüştü. Bu olayda tarihe not düşsün diye yazdım.

ANAP ve Özal'in revaçta olduğu bu dönemde devletin tüm kaynaklarını seferber edip, Istanbul'dan Bedrettin Dalanı bille getirilerek boy gösterisi yaptılar.
Said Bingöl'ün o dönemde çok iyi hatırlıyorum.
Bugünkü kültür parkı mitingdeki konuşmasında Kürd sorunu,bölgede yaşanan olağanüstü hal uygulamaları,merhum Sıddık Bilgin'in şehadetiyle ilgili çok sert  konuşmuştu.
Devlete adetta bir mesaj vermişti.

Ayrıca, Said Bingöl  Kığıdaki mitinge o dönem Aydın Güven Gürkan genel başkanıyla katılır.
Aydın Güven Gürkan Elazığ Percenc li bir göçmen  çocuğudur.
Liberal ve Almanya'da doktora yaptığı için Awrupaya dönük sosyal demokrat fikirleri olan modern bir kişilikti.
Ve Kürd sorununa da cok mesafeliydi.
Said Bingöl Kığı mitinginde de Kurdistandaki uygulamalar,Kürd sorunu üzerine devlete çok ağır ithamlarda bulunur.
Ve Aydin Güven Gürkan miting sonrası, Said Bingöl'e dönerek ,

Sait bey umarım seçilirsiniz.
Bu yapmış olduğunuz konuşma sonucu kesin tutuklanırsınız.
Ve sizi Kenan Evren bile kurtaramaz. der.


****************

Yıl 1990 HEP'in kurulma sürecidir.
Said Bingöl , yeni kurulacak olan Kürd partisi silahlı mücadeleyi tasfiye etmek için mi kurulmuş yoksa,
Silahlı gücün onayı varmı !  ona göre davranalım yakın çevresine , der. Ona silahlı mücadeleden gelen milisin partinin desteklendiğini ve tasfiye veya kenara itme olmadığını öğrenir.
HEP Elazığda kuruluşunu destekler.
Îlk toplantılarını kendi bürosunda yapar.
Hatta kısa süreliğine büroyu parti yeri olarak gösterir.
Teşkilatı bir zat kendisi kurup ,yönetir. Ve sonra devreder.,

HEP Elazığ'da ilk teşkilatı 1991 yılında kurma sürecinde Kürd siyasetçi Orhan Demirbağ'a naklen
bu bilgileri aktarıyorum., 

Ben  o zaman 27 yaşındaydım. Toplantı Said abenin bürosunda Avukat Piltan Erdoğan, Av Hasan Akkuzu ,Hasan Fehmi Kara başta olmak üzere birçok arkadaş bu toplatıya katılmıştık. 
Said abe yaşça benden çok büyük olmasına rağmen Il başkanlığına beni önermişti, bende sizin gibi abelerimiz varken nasıl olur. 
Nekadar kabul etmememkte direndimse, Said abenin baskıları sonucu kabul ettim. 
O kadar mütevaziydi ki ben il başkanı olunca oda, il sekreteri olarak bana sahip çıktı. 
Ve daha sonra gelen genç arkdaşlara teşkilatı bıraktı. 
Said Bingöl sürekli fikrine başvurduğumuz, önerileri bizim için yol göstericibir ağabeyimizdi. 
Ayrıca Ankara'ya iki delege tesbitinde de yine Said abenin önerisiyle ben ve Hasan Fehmi Kara görevlendirildik.


Erdal inönü,  SHP ile HEP'in 1991 seçim ittifağında Elazığa gider.
Said Bingöl ile arasında şu konuşmalar geçer
Bu bilgileri oğlu Rojbinden naklen aktarıyorum.

Said Bingöl sorar ? kuracağınız birleşecek olan bu parti Kürd meselesine ve Kürd halkına klasik CHP ve devlet politikası olarakmı bakacak, yoksa Kürd halkını kabul edip resmi sistem dışımı görecek diye sorar Inönü'ye,
Inönü derki ..!  Sait Bey tamamen farklı açıdan ve kürtleri tanıyacak şekilde olacaktır, politikamız der.
Said Bingöl  bunun üzerine destek vereceklerini söyler.
Said Bingöl Kürdler 1990 sonrası legal parti oluşumlarından sonra , 
hep Kürd parti ve yurtsever adaylarını desteklemiştir.
Düzenin partilerine hep mesafe koymuştur.


              SAÎD BINGÖL ÎLE ÎLGÎLÎ BÎR ANEKDOT'UM


1990 lı yılların başında , Said Bingöl'ün kızı Baran gerilla saflarına katılır.
Zaten 49'lar kimliği başta olmak üzere,çocuğunun mücadeleye katılması ve yakın akraba çevresi ve hemşerileri ile olan sıcak ilişkilerinden dolayı sürekli takip ve kontrol altındaydı.
Çok iyi hatırlıyorum 1996,7 yılının sıcak bir yaz günüydü.
Elazığ'da kent palas arkasındaki bürosuna öğleden sonra saat 2 cıvarında ziyaretine gitmiştim.
Benden yaklaşık 1,2 saat evvel qırık türkçesi  ve her halinden belli Çolig diksiyonuyla konuşan biri bürosuna gider.
Said Bingöl ile arasında konuşma o qırık Türkçeyle başlar.
Ve Said'i bir nevi tehdit eder.
Senin kim olduğunu,ne dolaplar çevirdigini ve bir çocuğunun gerilla da olduğunu biliyoruz, der.
Tabi , Said yılların tecrübesi olarak bu kişinin gözdağı amaçlı gönderildiğini biliyor.
Aralarındaki bu kısa konuşmalardan sonra, bahsi geçen kişi bürodan ayrılır.
Demmekki o anda Said Bingöl'ün Çoligden gelen bir akrabası tesaddüf büroya gelir.
Said yaşadıklarını bu akrabasına aktarır.
Ve akrabası hemen tahmin eder.
Ve derki ! Said buraya gelirken sokakta sizin  Şaban köyünden Bekir, halk arasında da Beko (Bek Xeyrun) ile karşılaştım,der.
Said abeye fiziğini tarif eder ve aynı kişi olduğunu ögrenir.
Beko ismindende analşıldığı gibi Kürd mitolojisinde kötü adam olarak tanımlanır.

 SAÎD BÎNGÖL'ÜN OĞLU ROJBÎN'ÎN AKTARDIĞI BÎR ANEKDOT



Biz küçükken tabi bu olay sanırım 1985 falan olacak,
Elazığ'dan, Bingöl e giderken kardeşim ve bende oyuncak kaleşnikof  boynumuzda asılıydı.
Yolda kimlik kontrolu esnasında asker oyuncak silahı görüp,
Bizi sevip büyünce ne olacaksın diye sordu?
Kardeşim hemen otobüsün koridoruna uzanıp, kaleşnikofun tetiğine basıp "terörist" olacam dedi.
Asker ,babama dönüp şimdiden çocukları alıştırmışsın der.
Babam da askere "Tabii ki olmasıda gereken  bu" deyip cevap verdi.


SONUÇ;


Said Bingöl ,

Çolig'de Kürd davasındaki mücadelesi ve meşaketli yaşamından dolayı  yazılması gereken önemli sahsiyetlerden biriydi.

Fötr şapkası,duruşu ve halkla iç içe özellikle Kürd davasına
duyarlı olan kişilerin taktir ettigi şövalye ruhlu bir sahsiyetti,

Komşu Xarpete ikamet etmesine rağmen özellikle yazın hafta sonlarında hemen hemen heray 1,2 defa Çoligi ziyaret etmeyi ihmal etmezdi.

Yakın akrabası olan Islah Bulmuş'un kahvesi başta olmak üzere, Avcılar kulübüne ait kahvehane karşı karşıya olmakla beraber onun meskeniydi.

Sohbetlerini Çoligliler bilir kahveye gelirken enaz 3,4 masa birleştirilirdi.

Adetta , geniş bir daire oluşturularak bazen 20,30 kişiyi bulan kitleyle sohbetleri insanı cezb ediyordu.

Özellikle Kürd davasında duyarlı olan aileler ve gençlere çok değer verirdi.

Sohbeti elbette kırdki/zazaki diliyle olmakla beaber ağırlıklı Kürd siyaseti ve tarihi üzerineydi.

O bir halk adamıydı ,
devlet nezdinde hep sakıncalıydı....
küçüğe küçük,büyüğe büyük mütevazi bir duruşu vardı.

Ruhu şad olsun , güzel insan ,


ORHAN ZUEXPAYIC