Kûy a Spî

20 Aralık 2011

( ZOXPALI NÎAJA'A ŞEYLA )

ŞEYH SAÎD HAREKETÎNDEN BÎR KADIN PORTRESΠ

    ( ZOXPALI NÎAJA'A ŞEYLA )


      ŞEYH SAÎD HAREKETÎNDEN BÎR KADIN PORTRESΠ          
                          ( ZOXPALI  NÎAJA'A ŞEYLA )


"Laser Şınu, qum munenu; merdım kerdenê xu vineno!"
                                           Vatê Verinun/Zazaca Atasözü

"Zazaca/Kırdki bu atasözün Türkçesi, sel gider,kum kalır ;
  Kişi kendi yaptıklarının karşılığını mutlaka görür."


- YIl 1925 Şubat ayının soğuk bir kış günü, Şeyh Said hareketi ilk kurşunu Piran'da patlamış,
-Xarpet cephe komutanı Kelaxsili Şeyh Şerif Efendi dayılarının mensup olduğu Guewdere
   aşiretinin tüm köylerine haber gönderir.

- Tedarikinizi "hazırlık" yapın kadim kent ve isminin kökeni Ermenice olan "Xarpet-Taşkale"  istikametine doğru harekete geçilecektir.
- Hareketin birinci derece sorumlusu Şeyh Şerif, askeri anlamda da yardımcısı Yado paşadır.

- Xeylan,Miyalan,Züvyer başta olmak üzere çevre köylerden Kürd direnişçileri adeta dügüne gider
  cesıne bir ruh ve heyecan içinde toplanma alanlarında bir araya gelirler.

- Şeyh Şerif Kürd tarihinde birçok kaynakta Guewdere/Gökdereli "aşiret" olarak anılır.
- Dogrusu Sivan "Sivon" aşiretine mensuptur.
- Dareheni/Kelaxsi köyünde türbesi bulunan Şeyh Mustafa Kürd şehidi Şeyh Şerif'in
  babasıdır.


*****************************
 
- Harekete katılma çağrısına,Zoxpa köyü hiç sesiz kalırmı ?
- Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali "Şehli Pali" Zoxpalıların sürekli Palu'da ziyaret ettiği kutsal
  bir mekandır.

- Zoxpa yaşlılarının bir çoğu yakın döneme kadar yemin ederlerken,bazen Zerdüşt geleneği gereği
  güneş ve ateş üzerine,ağırlıklı olarakta Şeyh Said'in dedesi "Şeh Ali Pali"üzerine yemin ederlerdi.

-Şeyh Said'in oğlu Şeyh Selhaddin sürgün dönüşünden sonra Kürd davası ve islami Irşad
  konularında her yıl Guewdere mıntıkasına sefer düzenlerdi.

- Murad havzasindaki bu köylerden başta Zoxpa ve Züvyer köyleri ziyaret edilen uğrak yerlerdi.
- Bu coğrafyada harekete topyekün katılımlar olduğu için, Şeyh Selhaddin bu bölgenin insanlarına
  çok önem veriyordu.


**************************

NÎYACA "NÎAJ" ŞEYLA KÎMDÎR ?
    (Niaj-amca eşi)

- Xarpet istikametine doğru babamın amcası olan "Ap Wus" Yusuf Kaya bu davanın bir numaralı
  direnişçisi ve önemliside şehidi olarak harekete katılmıştır.


- "Ap Wus" Yusuf Kaya Zoxpa köyünden Zazaki/Kırdki "Barığ" güçlü aile bağı olarak tanımlanan "Kasıman" kabilesindendir.

- Bir söz var derler "her başarılı erkeğin arkasında, onunla gurur duyan birde eşi vardır."
- Ama bu eş laikiyle üzerine düşen görevini yerine getirmişse öldükten sonrada olsa anılır.

- Îşte bu eşlerden biride Ap Wus'un eşi Niaj'a Şeyla Xanımdır.
- Şeyla Xanım bizim köyün hem anası,hem "NÎYAC-NÎAJ" amca eşi olarak kabul görürdü.

- Şeyla Xanım'da aslen Zoxpa köyünden olup, Hesenan kabilesindendir.
- Hesenan aşiretinin ana damarı,yerleşik ve güçlü olduğu bölge Muş'un/Malazgirt ilçesidir.

- Hesenanlıların Malazgirt'en Zoxpa'ya gelip,yerleştikleri rivayet edilir.
- Şeyla Xanım köyde Hesenan aşiretinin alt kolu olan " Key Reş" kabilesindendir.

- Ağabeyi "Mehm Reş"  bir dönem hem Pakuni "Yumaklı",hemde Zoxpa "Beydoğan" köyünün
  ortak muhtarıydı.

- Mehm Reş,Guewdere/Dakun mıntıkasında sayğinlığı ve otoritesi olan bir şahsiyetir.
- Pakuni köyü 1950 li yıllara kadar Palu ilçesine bağlıydı.


******************

ŞEYLA XANIM EŞÎNÎ SAVAŞA YOLCULAMA ÖYKÜSÜ ;

- Bu öykünün canli tanığı Zoxpa'lı Niaja Şeyla'nın oğlu Hacı Şükrü'dür.
- Şeyh Said hareketinde on beş yaşında olan Hacı Şükrü'ye atfen babasının
  harekete katılmasını şöyle anlatıyordu.

 - Hacı Şükrü halen hayata olup, şuanda 101 yaşındadır.
 - 1925 yılının soğuk bir kış günüydü !  Zoxpa'ya haber ulaşıldı.

- Şeyh Said hareketi başlamış Kelaxsili Şeyh Şerif efendi hareketin Xarpet cephe komutanıdır.
- Alınan kararlar gereği başta Guewdere,Çolig,Vararad,Azıj,Siwon,Neqşan,Şîrnan ve çevredik aşiretlere bağlı
   köylerde harekete yoğun bir katılım olur.

-Babam Yusuf'ta harekete savaşçı olarak katılma kararı verir.
-Bu kararını eşi Şeyla Xanıma açar ve oda anlayışla karşılar.

- Çok iyi hatırlıyorum yünden örülmüş ve imalatı Zoxpa'da yapılmış sırt çantası işlevini gören,
 zazaca  "Heqbe"  annem tarafından hazırlandı.


-Zoxpa deyip gecmeyin 1950'li yıllara kadar
  Guewdere/Dakun mıntıkasında dokuma "textil" merkeziydi.

- Hemde köyde 40 adet dokuma tesisi vardı.
- Zazaca bu tesislere "Dezge",bu işi yapan ustaya'da zazaca "Çulag" denirdi.

- Yünün işlenmesi,boyanması,terbiye edilerek elbiselik hale getirilmesi uzun bir hikayedir.


- Annem o günkü şartlarda babamın birkaç günlük erzağı başta olmak üzere, ihtiyacı olan
  diğer eşyalarınıda "Heqbe" ye koydu.


- Babam geride fedakar annem ve biz beş çocuğuyla helaleşip, vedalaşmak istedi.
- Şeyla Xanım buna razı olmadı, seni ta... köyün çıkışına kadar,Xeylan - Züvyer köy sınırına
  kadar çocuklarımla yolculuyacağım,dedi.

- Daha sabahın ilk saatleri babam benden küçük kardeşlerimi son bir defa öperek,bu
  yolculuğa onların katılmasına razı olmadı.

- Babamı başta annem ve benden büyük abim Tahir, köyün dışına kadar Xeylan
  güzergahındaki"Qeşe Îsun" denilen bölgeye kadar refakat ettik.

- Babam çocuklarını ve eşi Şeyla Xanımı duyulan sevgisini,sıcaklığını,samimiyetini adeta bağrı
  na basarak bizden helaleşip,ayrıldı.

- Babam bizden metrelerce uzaklaştıkça ben yerimde durarak babamı arkadan süzmeye
  başladım.

- Babam hiç arkasına bakmadan haklı davası ve inancı gereği dava arkadaşlarına yetişme heycanı ile yoluna koyuldu.

- Çok düşünüyordum ! acaba babamı bir daha görecekmiyim!

- Babamın bizi koruma,sevme,sevecenlik,merhamet ve şefkat duygularını bundan sonra kimden alabilir veya o duyguyu tada bilirmiyim ?

- Annem, babamın ayrılmasından sonraydı. Onu dakikalarca usulce süzdüm.
-  Bize ikide bir bakarak anlamaya çalışıyordum.

- Babamın ayrılığını ve üzüntüsünü annem biz çocuklarına his ettirmedi.
- Çünkü büyük bir sorumluluk onu beklediğinin bilincindeydi.

-Annem vakar duruşu, sert bakışı, az ve öz konuşması, isabetli kararları ve her şeyiyle
 mükemmel bir insandı.
- Büyüyünce onu örnek alıp, onun gibi olmak isteyen belki yüzlerce kadın olduğunu
  anlıyordum.
- Çünkü Guewdere mıntıkasında onu hep örnek göstermeleri,saygınlığı ve eşinin kendisine bıraktığı miras (çocuklarına) kol kanat geren fedakar bir yürekti onunkisi !

    Zoxpalı Hacı Şükrü  amcam işte annesi Şeyla Xanımı bize böyle anlatır,dururudu.

**************************

-Şeyla Xanımın eşi Şeyh Said hareketinde Xarpet Cephesinde Şeyh Şerif'in emrindedir.
-Şeyh Şerif Xarpeti teslim almadan evvel Hüseynik köyünde ikamet eden Dersim eski mebusu
  Hesen Xeyri'yi ziyaret eder.
Dersim aşiretlerininde harekete destek sunması için yardım ister.
- Şeyh Şerif bu istişarenin yapıldığı anda Türk ordusunun Hüseynik köyündeki cephaneliği
   Kürd direnişçileri tarafından teslim alınmaya çalışılır.

- Kürd direnişçilerinin tedbirsizlik ve dağınıklığı sonucunda halen bilinmiyen bir nedenden dolayı cephanelik patlar.
- Bu patlamada şehid olan onlarca kişi arasında, "Ap Wus"Yusuf Kaya'nın şehadete ulaştığı rivayet edilir.

- Bir başka görüşte Şeyh Şerif Xarpeti ele geçirdikten sonra, Türk ordusu ve işbirlikçi yerel güçler
  Kürd direnişçilerini geri püskürtürler. Kürd direnişçileri Palu-Çewlik hattına doğru geri çekilirler.

 -Karakoçan "Dep"/Altınoluk Kürdçe "Tırkan" köyünde Türk askerleriyle çıkan çatıçmada "Ap
  Wus"şehadete ulaşır.

- 1925 tarihi Gazik-Mendo çatışmasında "Ap Wus" dışında Zoxpa'dan Cindi "barığ" kabilesinden merhum
  Kek Gul'ın ağabeyi Mahmuda şehadete ulaşır. 

- Malum Karakoçan'da etkin nüfuza sahip Şadili aşiretinin reisi Necip Ağa Oxi Kürd direnişçlerini
 Türk ordusuyla beraber arkadan hançerlemiştir.

SONUÇ;

-Şeyla Xanım,Kürdlerde sıkça rastlanan güçlü kadın tiplemelerinden biriydi.  
- Niaja Şeyla'nın tüm çocukları annesinin ismiyle anılırdı.

- Hacı Şükrü Şeyla,Hacı Tahir Şeyla denilmeseydi,kimse tanımazdı.

-Tıpkı Raman aşiret reisi Emine Perixane, Guewdere/Mırı'li Hacı Mehemed Gor gibi,

- Özgürlük uğruna şehid olan eşi ve dava arkadaşlarının meşalesini,kendisine bırakılan mirası
   onurlu bir şekilde taşıdı.

-Guwdere mıntıkasında saygıyla anılan bu kadının,şehid olan eşinin anısına ölünceye kadar bağlı kaldı.
 - Eşinin şehadetinden sonra geride yetim kalan beş çocuğuna layikiyle hem anne hemde baba şefakatini hiç eksik etırmedi.

- Çevrede onun bu duruşu,saygınlığı ve otoriter kişiligi hep konuşulur,durulur.
- Yaşamı yüreğinde yaratarak eşinin anısına Kürd davasına sunan bir kadın tipiydi.

- Şeyla Xanımı anlatırken azda olsa kurgu yapmaya çalıştım.

- Şiddet girdabından böyle güçlü kadın tipleri hep saygıyla anılırlar,ruhu şad olsun.

    Selam ve saygılarımla,


                                                                     ORHAN ZUEXPAYIJ

8 Aralık 2011

Zazaca Tartışmaları İçin Ne Dediler?

Zazaca Tartışmaları İçin Ne Dediler?
Tarih: 18.12.2010 Saat: 00:49 Gönderen: Murat-Bayar
Bingöl Haberleri Tavz.Net yazarları ile Orhan Kaya ve Fahri Alimoğlu, son süreçte yaşanan Zaza-Zazaca tartışmalarını değerlendirdi. Yapılan değerlendirmeler şu şekilde oldu.

SERVET BEKİ :“Bugün Kürtçe için konuştuğumuz konular, Kürt sorunu çözüldükten sonra Zazaca için konuşulacak.”
Zazaların ayrı bir ırk olduğu ve onların dili olan zazakinin ayrı bir dil olduğu tezi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri tarafından çeşitli dönemlerde öne sürülmüş olup, Kürtleri bölmek, parçalamak amacı taşımaktaydı. Bu tamamen inkar ve asimilasyon isteğinden kaynaklanmaktadır.

Kürtleri; zazalar, kırmançlar, soraniler, goraniler diye bölük-purçuk bölme arzuları bugün değil, tam 86 yıldır deva etmektedir. Bu çaba ve uğraşlar, iyi niyetten uzak, bir ırkı yok etme arzusu taşımaktadır. Peki, Türkiye’deki kem düşünceli insanlar bunu kullanıyor diye, biz zazaki diye bir  dili yok, zaza diye de bir ırkı yok mu sayacağız?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri Kürt Irkının da olmadığını, Kürtlerin aslında Türklerin bir boyu olduğunu 80 yıl kullanmadılar mı?
Bunlar Kürtleri inkar ederek, Varlıklarını Türk varlığına armağan edip, yok saymadılar mı?
Kürtlerin siyah Türk olduğunu öne sürüp bir asır inkar politikası gütmediler mi?
Bu Türkiye Devleti yetkililerinin bir oyunudur diye Kürtlerin varlığını inkar mı edeceğiz?
Bunlar kafa karıştırmak için yapılıyor diye Allah’ın Kürt (Irk) ayetini inkar mı edeceğiz?

Dolayısıyla en bariz ve net ifadeyle;
Zaza realitesini Türkiye Devletinin Kürtleri bölmek için kullanılan bir oyun olarak gören zihniyet, Kürtlerin de Türklerle aynı boydan olduğu iddiası gibi yıllarca kullanılan, Saçma sapan inkar ve ret kokan zihniyetten farklı sayılabilir mi?
Türkiye, Kürtlerde de oyunlar oynamış, inkar etmiş, bugün zazaları yine Kürtlere karşı kullanmakta ve oyun oynamaktadır.
Ancak kim hangi oyunu oynarsa oynasın,
Kim kime ne kadar ali Cengiz oyunlarıyla yaklaşırsa yaklaşsın,
Bir ırk ne kadar kullanılırsa kullanılsın,
bir ırkın reddi, inkarı, asimilasyonu, ötekileştirilmesi asla kabul edilemez,
Zazalar dindar insanlardır…Dindar insan Allah’tan en çok korkan insandır.
Allah’tan korkan insan ne aldanır ne de aldatır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkililerinin bir zamanlar attığı oltaya asla gelmeyip,
Kürt kardeşleriyle karşı karşıya gelmeyecektir.

Allah (cc) , biz Müslümanların anayasası olan Kuran-ı Kerimde,
“Ey insanlar, biz sizi ırk ırk, kabile kabile, millet millet yarattık ki bir birinizi tanıyasınız diye” buyururken zaten benim ırkımı belirleyip Anayasa maddesi haline getirmiştir.
İslam Anayasası olan Kur’an-ı Kerimde bir ayeti inkar etmek, onun aleyhine suç işlemek,
O ayeti yok saymanın hükmü bellidir.
Dolayısıyla İnsanın yaratılışı gibi ırkı da Allah’tan olup,
Onun tarafından belirlenmiştir.
Şimdi tam da bu noktada benim Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine bir itirazım var..
Siz Zazları ve Kürtleri ayrı bir ırk ve ayrı dil olduğu gerçeğini ortalığı karıştırmak için kullanıyorsunuz ya,
Zazalar ve Kürtler et ve tırnak olmuş iki kardeş millettir.
Tıpkı Kürtlerle Türkler gibi..
Karşı karşıya getirip bölemeyeceksiniz..
İnkar ve red politikasına biz zazaları alet edemeyeceksiniz.
Zazalar, Kürtlerle bir ömür kardeştir.
Tıpkı siz Türklerle olduğu gibi….
Zazaki ve zazalar bence altın çağını yaşıyorlar,
Kürtlerle birlikte Kürt içinde temel hak ve hürriyet mücadelesi verirken,
Zazalara inanmış ve Zaza ırkından olan Devlet Bakanı Sayın Cevdet YILMAZ, ın,
Desteklemesini hakikaten önemsiyorum.
Kabine içindeki tek Zaza Bakan olması açısından böyle bir çıkışı bu gelişime,
Ve zazaların daha da gelişim sürecine katkı sunmuştur.
Zira sayın Bakan, demokratik açılımlar çerçevesinde zazaların adının olmayışına dikkat çekmiştir.Bu çıkışıyla sayın bakanın Kürtleri ve zazaları birbirine düşürme gayesini güdüyor iddialarını çok komik bulurum.
Sivil İnsiyatif ilimizde son dönemlerde çok gelişmiş ve cidden de duyarlı tavırlar sergilemektedir.Sayın Bakanın Zaza Irkıyla ilgili çıkışını protesto etmek amacıyla toplanan Bingöl Sivil Toplum Kuruluşlarından bazılarının ve Demokratik Kitle Örgütlerinden bazılarının açıklamaları da Zaza tartışmalarına yeni bir ivme kazandırmış,
Zaza ırkı biraz daha tartışır zeminler bulmuştur.
Sayın Bakanın Zaza açılımı kadar, sivil toplum kuruluşlarından bazılarının protestosunu da demokratik bulurum.
Zira Zazaki ve zaza tartışmaya açılmıştır.
Tarih bir şekliyle önümüze konulmalı ve zaza dosyası eksiğiyle gediğiyle tamamlanmalıdır.
Bu türden çıkışlar ve hatta protestolar ZAZA’ nın gelişimine katkılar sunacağı gibi,
Yok olmaya ramak kalmış diller arasından sıyrılıp,
Gelişen, büyüyen,
Bir dil olacaktır…
Zazakinin ayrı bir dil olduğu iddiamız Kürtlerden çok zazalarda acayip bir duygu fırtınası koparıyor nedense..
Ama unutulmasın ki,
Değerli Kürt Yazar Sayın Altan TAN ‘ın dediği gibi:
“Bugün Kürtçe için konuştuğumuz konular,
Kürt sorunu çözüldükten sonra Zazaca için konuşulacak.”

AZADİ AYDIN : Samimiyseniz, buradan çağrımı yapıyorum..
Bingöl"de günlük veya haftalık yayın yapacak Zazaca bir radyo/gazete/dergi
çıkaralım..

Bütün hafta gece sabaha kadar çalıştım, gündüzde uyuduğum için zamanım olmadı.
Daha yeni eve geldim, duş aldım kendime bir kahve yapıp yazımı yazmak  için bilgisayarın başına geçtim.
Doğrusu bu konuda zaten yazacaklarımızı yazmıştık, tekrar aynı konuda dosya açılması bana göre doğru olmamıştır.
Bu konu öyle dosyalarla internet ortamında yüzeysel tartışılacak bir konu değildir.
Tavzder Bingöl"de Zazaca dili ve kültürü paneli/konferansı/sempozyumu düzenleyebilir.
Vekil/Bakan/Belediye başkanı/ Sivil toplum örgütleri/ siyasi partiler/akademisyenler/akil adamlar/
toplumun benimsediği kişilerle konu tartışılır ve bir yol haritası hazırlanır..
İlk Zazaca seminer düzenlenme çağrısını ben tavznet aracılığıyla yapmıştım, çağrıma Bingöl
Üniversitesi cevap olup bu konuda seminer düzenliyecek olması sevindirici bir gelişmedir..
Doğru bir eylemi/söylemi kim yaparsa yapsın desteklerim.
İdeolojisi/ırkı/partisi/cinsiyeti/mezhebi belirleyici değildir.
Yanlış bir eylemin ve söylemin karşısındada hep cephe alırım.
Kimden gelirse gelsin fark etmez..
Tavukmu yumurtadan, yumurtamı tavuktan çıkar?
Tartışmasına konumuz dönmesin..
Samimi ve pozitif yaklaşıp proje ve somut şeylerle tartışalım..
Bakan ne dedi?
Alimoğlu ne dedi?
Sivil toplum örgütleri ne dedi?
Lokal siyasetçiler ne dedi?
Hiçbiri belirleyici değildir..
Pratikleriyle hepsine not verecek olursam hepsi sınıfta kalırlar..
Zazacaya, Zaza kültürüne hiç biri sahip çıkmamıştır..
Yalan mı?
Samimiyseniz, buradan çağrımı yapıyorum..
Bingöl"de günlük veya haftalık yayın yapacak Zazaca bir radyo/gazete/dergi çıkaralım..
Ben kendi adıma her ay 100 Euro katkımı yapacam..
100 kişi 50 Euro ayda verse, 500 kişi 10 Euro verse, 1000 kişi 5 Euro verse ne yapar? Devlete, bürokrat ve siyasetçilere ağız bükmeyede gerek yok..
Ve Bingöl"de Rençber Eziz Zaza Kültür Merkezini açalım..
Varmısınız?
Zazaca konuşma, öğrenme seferberliği başlatalım..
İster kendinize Kürt, ister Zaza ırkı değin, fark etmez..
Var mısınız?
İster AKP, ister BDP, ister MHP, ister CHP sempatizanı olun..
Var mısınız?...
Boş konuşup, şov yapmanın, duygu/ırk/dil/din/mezhep sömürüsünün anlamı varmı?
Türkiye"de zaten tartışma/konuşma hastalığı var ama icraat/pratik/üretim/fedakarlık yok..
Sorun ortada...
Çözümü de ortada...
İdeolojik mastürbasyonun, politik kamplaşmanın anlamı, faydası yok..
Hepimiz aynı gemideyiz..
Din/iman/ırk/dil/mezhep/cinsiyet/ideolojik tartışma, kamplaşmalar karın doyurmaz ve
tadınada doyum olmaz...
Irak,  Afganistan, Pakistan, Filistin örneklerini görüyoruz..
Kardeş, kardeşi kesiyor..
İktidar, ırk, mezhep, ideoloji argüman edilerek oluk oluk insan kanı akıtılıyor..
Bunumu istiyoruz?
Bize demokrasi lazım..
Tolerans, üretim, sanayi, alt yapı, özgürlükler lazım..
Kimseyi dilinden, dininden, mezhebinden, cinsiyetinden, ideolojisinden dolayı yargılayıp, mağdur etmiyelim..
Çalıştığım yerde kimsenin dini/dili/mezhebi/ırkı/cinsiyeti sorulup, polemik yapılmaz..
Sorulan şey, herkesin işini iyi yapmasıdır..
Gerisi fasa fisodur..
Bizde bu seviyeyi yakalamalıyız..
Ama 50 sene gerideyiz, daha çok yolumuz var..
Ama ümit var..
İnşallah iyi olacak ve olmak zorunda..
Başka yolu yok...
Irk/din/mezhep/ideoloji yenip içiliyormu?
Niye bu kadar fanatizm var?
Anlamıyorum..
Azadi Aydin..




FAHRİ ALİMOĞLU: Bu STK’ların yayınladığı “Zaza’ların Kürt olduğuna dair deklerasyona” karşı açıklama yaparak, “kimsenin hele ki bir sivil toplum örgütünün, bir başkasına ne olduğunu söylemeye ve ona bir kimlik dayatmaya hakkı yoktur ve bu yaptığınız açık bir insan hakları ihlalidir” demesi gereken “İnsan Hakları Derneğinin” bu bildirinin altına imza koyması, sivilleşmedeki mantalite eksikliği ile dahi izahı edilemez.



Aslında bu tartışmanın içinde olmaktan rahatsızım. Çünkü kimin ne olduğu ya da hangi dilin ne olması gerektiği konusunda irade beyan edebilmem için ya antropolog ya da iranoloji alanında dil bilimci olmam gerekirdi. İkisi de değilim. Bu yüzden sözlerim olaya dışarıdan bakan birinin gözlemlerinden öte değildir.
Hemen şu soru gelecektir akıllara. Madem antropolog ya da dilbilimci değilsin neden “Bütün Elmalar Armuttur” yazısı ile daldın bu tartışmanın içine?
Bunun da iki nedeni var;
İlki tartışmanın tarafları arasında zaten antropolog ya da dilbilimci olan yok. Bu bizleri eşit kılar. (Ama eşitte olsak ehliyetsiz olduğumuz gerçeğini değiştirmez.)
İkincisi, o yazının konusu Zazacılık filan değil, linç kültürü veya linç kudretiydi.  Sevan Nişanyan “Zazaca ayrı bir dildir ama bunu söylerseniz linç edilebilirsiniz” demişti. Ardından Bakanımız Cevdet YILMAZ,  “Zazacanın ayrı bir dil olduğunu söylediği için” Bingöl’deki Sivil Toplum Kuruluşları tarafından içerik ve üslup açısından hiç de şık olmayan bir biçim de eleştirilmişti.
STK temsilcilerinin kişisel görüş olarak istediklerini söyleme ve düşüncelerini beyan etme haklarına saygı duyarım elbette. Ancak kendileri adına değil, kurumları adına konuşarak STK’nın açılımını değiştirmiş ve “Sivil Tahakküm Kuruluşuna” dönüşmesini sağlamışlardı.  Tartışmaya dalma nedenimdi bu. Toplumu otoritenin baskılarından korumak, bireyi otorite karşısında güçlü kılmak amacı ile kurulan STK’ların otoriterleşmesinin ya da kendisini başka bir otoriteye tabi kılmasının tipik örneğiydi bu tavır.
Bu noktada, “Militarizmin bandosu eşliğinde yürüyenle, ideolojilerin marşları eşliğinde yürüyen” arasında benim açımdan bir fark olmadığını belirtmek zorundayım. Herhangi bir otoritenin talimatları doğrultusunda hareket edenlerin adlarındaki sivil kavramı, onları en fazla başında muhtemelen bir general olan Mehmetçik Vakfı kadar sivil yapar.
Bu STK’ların yayınladığı “Zaza’ların Kürt olduğuna dair deklerasyona” karşı açıklama yaparak, “kimsenin hele ki bir sivil toplum örgütünün, bir başkasına ne olduğunu söylemeye ve ona bir kimlik dayatmaya hakkı yoktur ve bu yaptığınız açık bir insan hakları ihlalidir” demesi gereken “İnsan Hakları Derneğinin” bu bildirinin altına imza koyması, sivilleşmedeki mantalite eksikliği ile dahi izahı edilemez.
Zaza’ların aslında Kürt olduğu tezinin altına kurumsal imzaları atan bu STK’ların temsil ettiklerinin içinde “kendilerini Zaza olarak gören ve dillerinin ayrı ve özgül olduğunu düşünen, buna inanan” insanlar da var. Mesela böyle olan inşaat mühendisleri memurlar, işçiler ve öğretmenler tanıyorum. Bir parça da olsa saygıyı hak etmiyorlar mı bu insanlar?
Sap ile samanı kimse karıştırmasın birbirine. Zazaların Kürt olup olmaması meselesi değil bu. Ya da Zazaca’nın ayrı bir dil veya lehçe olması hadisesi de değil. Sivil toplum örgütlerinin, topluma kimlik ya da aidiyet dayatma haklarının olup olmaması sorunudur. Topluma vatan sevgisi dayatan emekli askerlerle dolu sivil toplum örgütlerinden ne farkı kalır insana aidiyet dayatan sivil toplum örgütlerinin. Bir meslek odası ya da meslek sendikası ya da yardımlaşma derneğinin hele ki insan hakları derneğinin bireylere aidiyet dayatmaya asla ve kat’a hakkı yoktur.  “Doğru da olsa, yanlış da olsa dayatma dayatmadır.”
Öte yandan son zamanlarda Zazacılığın artma nedenlerinden biridir bu dayatmalar.
Herkes bilir ki; İnsanlar en fazla saldırıya uğrayan, hakir görülen aidiyetleri üzerinden ifade ederler kendilerini. Yok sayılan, ezilmek istenen bu aidiyet, diğer bütün unsurlardan daha baskın çıkarak kişinin benliğini adeta istila eder. Kişi o olur. Kürdü yok sayan tavır nasıl Kürdün varlık gerekçesi haline gelip bireyin kendisini tanımlarken kullandığı tek aidiyete dönüştüyse, aynı şey bu gün Zaza’lar için olagelmektedir.
Ancak Zazaları Zazacıya dönüştüren devlet değil, onu Kürt sayan zihniyettir. Çünkü ayrı bir devlet, ya da demokratik özerklik isteyen yeni bir gurubun veya ulusun varlığı devletin işine gelmez. Kürtlerin talepleri arasında eriyip gidecek bir Zaza varlığını, kendisinden yeni ve karşılanması güç isteklerde bulunan bir gurup haline neden dönüştürsün ki devlet?  Aklıselim düşünen ve demagojik sözde izahlara prim vermeyen herkes, Zazacılık hareketinin devlete fayda getirmeyeceğini rahatlıkla görebilir.
Zazaların Kürt olduğu tezinin Kürtlerden çok Zazalar tarafından dillendirildiği de realitedir ve bu durum akıllara “Neden” sorusunu getirir. Neden bir Zaza, Kürt olduğuna dair bir tezi sürekli dillendirir.
İlk cevap elbette buna samimi olarak inandığı içindir.
Ama olay bu kadar basit değildir aslında.  Bunan inanmak zorundadır da. Yoksa başka türlü Kürt hareketinin içinde yer almasını, ne kendisine ne de başkasına izah edemez.
Öte yandan böyle olmasını yani Zazanın Kürt olmasını ister de. Çünkü böyle olursa kendisi ile çelişmemiş olur. İçinde bir yerlerde “acaba”ların ülser gibi yerleşmesini engellemiş olur. Aynı gerekçeler Kürt hareketine emek vermiş Zazanın yakın çevresini de etkiler. Bu yüzden Zazaların Kürt olduğu tezi Kürtlerden çok Zazalar tarafından, ama çoğunlukla eylemsel bazda hareketin içinde ya kendisi ya da yakınları yer almış Zazalar tarafından dillendirilir.
Bakanımızın açıklamalarının nasıl okunması gerektiğine gelince;
Özel bir okumayı gerekli kılan bir durum yok ortada. Cevdet Bey, Bakan olduktan sonra Zaza olmamıştır. Zaza olması nasıl Bakan olmasına engel değilse, Bakan olması da Zaza kalmasına engel değildir. Kendisini nasıl hissettiğini açık yüreklilikle ifade etmiştir. Zazayı Kürt’ten ayrı görme ve Zazacayı da kendi başına bir dil olarak belirtme hakkına hiç şüphesiz sahiptir. Bu onun ve kendisini böyle hisseden herkesin hakkıdır ve bu düşünce açıklamasına saygı duyulması elzemdir.
Unutulmamalıdır ki Sayın Bakan Zazacayı ve Kürtçeyi birbirinden ayırırken, birini yok saymak ya da diğerinin içine dahil etmek sureti ile değersizleştirmemiş ya da birini diğerinden üstün tutmak gibi bir tavır sergilememiş, tam tersine iki dile de ayrı ayrı önem vermiş, her iki dilin de gelişmesi için açılımın devam etmesi gerektiğini söylemiştir.
Kurduğu cümlelerin satır aralarında başka anlamlar aramak art niyetli bir bakış ve arayış olduğu gibi bu şehrin menfaatine olan bir yaklaşım da değildir.
Sever veya sevmezsiniz Bakanımızı. Bu sizin bileceğiniz şey. Ama bu şehir için ifade ettiği önemin farkına varmak zorundasınız. Bakanlık filan bizi ilgilendirmez demekle, bu şehir bizi ilgilendirmez demek aynı kapıya çıkar. Bingöl’ü kısır tartışmalarınıza feda etme tavrınız şehri önemsemediğiniz anlamına gelir. Öyleyse Bingöl’de sizi önemsemez.
Geçen yazımın en çok eleştirilen ve AKP’li olmakla itham edilmeme neden olan bölümünü, altını çizerek tekrar ediyorum:
Bu şehir kendisini önemsemeyenlere değer vermeyeceğini ilk fırsatta bir kez daha gösterecektir. 


MAHMUT USLU: ZAZALARA SAHIP CIKMAK ISTIYORSAK VE DE SAMIMI ISEK, ISTE ÖNERI

Sayin bakan ve tenkit edenlerin ortak önerisi Zazalara sahip cikma temelli ise, size herkesin kabul edecegi,köklü bir öneri sunmak istiyorum.Ancak daha önce de, sayin bakanin aciklamalarini bir mizah ile biraz acmak istiyorum.
Mardin`li bir dostum enteresan bir olay anlatmisti.Ben de bu yazima, bana anlatilani paylasarak girmek istiyorum.Malum Mardin cok dilli, cok kültürlü ve cok dinli kpltürel zenginligi olan bir bölgedir.Mardin de Kürtler,Araplar,Asuriler,Ermeniler icice yasarlar.Kürtler genelde müslüman olmakla beraber, az sayida da olsa Yezidi dinine mensup bir kitleyi de barindirirlar.Araplar mülüman.Asuri ve Ermeniler ise Hiristiyan Ortodoksturlar.
Mardinin Midyat bölgesinde bu inanc grubu ve etnisiteyi barindiran bir köyde,biri müslüman Arap, digeri Yezidi Kürt ve bir digeri de Otodoks Ermeni, kurnaz  ve müslüman bir aganin bagina girerler. Bagdan birseyler calarlarken,aga tarafindan suc üstü yakalanirlar.Aga kurnaz oldugu icin önce Yezidiye dönerek;müslüman olan Arap icin „bu benim din kardesim“ der.Hiristiyan Ermeniye dönerek „bu ise bizim de peygamberimiz olan Isa(a.s)`a inanan, Ehli Kitab bir kardesimizdir.Bir sey aldilarsa kardeslerimdirler, aldilar.Ulan Yezidi (Yezidi kardeslerimin affina siginarak söylüyeyim,seytanperest)senin benim bagimda ne isin var“ der ve iyice döver.Bu esnada müsüman Arap ve Hiristiyan Ermeni kendilerine dokunulmadigi icin sevinc icindeler ve aganin Yezidiye yaptigi da, bir bakima onlarin onaylamasi ile olur.Aga Yezidinin isini bitirdikten sonra Ermeniye dönerek, müslüman Arap icin söyle der.“Bunun dini benim dinim,bunun Kitabi benim kitabim,bunun Peygamberi benim peygamberim, sen  kim oluyursun ulan Kafir“ der Ermeninin de isini bitirip, müslüman Araba döner, „sen müslümansan niye hirsizlik yapiyorsun, ulan hirsiz“ der ve onun da isini halleder.Böl,parcala ve hakla.
Bizim mevzumuz da yukaridaki hikayeye benziyor.Kürtlere verilmek isteneni, Zaza engeli ile iskalama,Zazalara verilecek bir talepte de, zaten bulunulmuyor.Oh ne güzel acilim.
Sayin bakanin „Zazaların ana dilde eğitim gibi farklı talepleri yok, ama Zazaca’nın da kültürel bir değer olarak kullanılması, korunması gerekir“ ifadesi, Zazalara birsey vermek icin degil, Zazaligi ve Zazalari yukaridaki aga mantigi ile Kürtlügün önüne engel kilmanin disinda bir anlam ifade etmemektedir. Sayet sayin bakan Zazalara da egitim icin hak talebinde bulunsaydi veya Zazalarin kültürel gelismeleri icin ekstra istemlerde bulunsaydi anlasilirdi. Mesela; Kurmanci cok gelismis, Zazacaya özel ayirimcilik gerekli talebinde bulunsaydi, söyledikleri bir anlam ifade ederdi.Dikkat ediniz bu istem hic bir sey vermiyor, faturayi yine Kurmanc ve Zazalara ödetiyor.Yani alavere dalavere,Kürt Memet nöbete mantigi.
Sayin bakan;“Açılım dar anlaşıldı. Bu bölgenin homojen bir yapısı olduğu düşünülüyor. Oysa farklı etnik ve inanç gruplarından insanlar yaşıyor. Zazalar mesela daha farklı bir etnik grup. Dilleri, yaşadıkları alan farklı. Daha çok Tunceli ve Bingöl’deler.” diyerek, Zazalari ayri bir etnik unsur olarak vurgulamaktadir.Ancak ayri etnik unsur olarak vurguladigi bu guruba da, hic bir hak talebinde de bulunmamaktadir.Bu ikircilik niye.Madem Zazalar ayri bir etnik unsurdur,o halde nicin mensubu ve mümessili olduğunuz Zaza toplumunun hukukunu savunarak, eğitim,öğretim ve özerklik gibi talepleri dillendirmiyorsunuz ?
Şayet samimi iseniz; Zazaları Kürtlükten ayırma yerine,ben ayrı bir öneri dillendireyim.
KURTULUS ÖNERIM :
Kürdistanin bütünlüğünü ve özerkliğini savunalım. Ancak Kürdistan otonom bölgesinde de, Kurmanc ve Zaza diyalektlerinin yerel düzeyde gelişmesi icin, bölgesel olarak kullanılması imkanına olanak sağlayalım. Zaten muhayyel Kürdistanin da Soran,Kurmanc ve Zaza eyaletlerinden oluşacak, federal bir yapıda gelişmesi de en uygun olanıdır.
Bu öneri ise;hem Kurmanc,hem de Zazalarin hukukunu savunma temelinde, bir birlik ve bütünlük projesi oluşturacaktır.Türk kardeşlerimizin de önünde engel değildir.Çünkü hukukta birlikteliği esas almaktadir.Bir birlik ve bütünlük projesidir.Bu temeldeki projeler de, hem Kürtlerin,hem de muhayyel ümmetin  birlesme sembolü olur insaallah.Cünkü her grup kendi dili,kimligi ve kültürü ile bir bütünün parcasi konumunda olacaktir.Bu kesrette (coklukta) vahdet(birliktelik)`i olustusacaktir.Hukuk cercevesinde, ayrilsak da beraber olacagiz.Yani hak ve hukukumuza ne kadar sahip olursak, o kadar da birlesmis oluruz.Gelin bu temeldeki acilim ile, Kürt-Türk düzleminde, ümmeti birlestirmeye vesile olalim.
Selam ve dua ile





MURAT SOYSAL: Bingöl Stk’larından bazılarının bakan Yılmaz’ın açıklamalarına verdikleri cevap talihsizlikten öte bir şey değildir.
Bakan Yılmaz’ın açıklaması tarihi bir ehemmiyet arz etmektedir. Bugüne kadar Zazalar ve Zazaca için yapılan konuşmaları temel alan bazı çevreler bunu önceki konuşmalara benzetmekte ve Zazalar için bir dönüm noktası teşkil eden bu açıklamayı karalamaktadırlar. Bu açıklamalar İlker Başbuğ’un sarf ettiği birkaç cümleyle kıyaslanmaktadır ki bu kanımca yanlış bir yaklaşımdır. “Zazaca farklı bir dildir.” Diyen Bakan’a öfke kusanlar dil bilimci Oskar Mann’ın yılar önce ortaya attığı tezlere baksın. Oskar Mann Zazaca’nın ayrı bir dil olduğunu ispatlamıştır.
Kürtlerin Türk olmadığını herkes biliyordu ancak yılarca kendilerine Türk denildi. Kürtler resmi makamların kişi ve kurumların kendilerine Kürt diyebilmeleri için yılarca kanını verdiler ve kanlar döktüler. Zazalar bu gün böyle bir fırsatı elde ede bilmişlerse bu büyük bir kazançtır ve göz ardı edilmeyecek bir durum olarak algılanmalıdır.Bingöl Stk’larından bazılarının bakan Yılmaz’ın açıklamalarına verdikleri cevap talihsizlikten öte bir şey değildir. Bu Stk’ların gösterdiği tepkilerin bir dönem, Kürt olan fakat ben Türküm diyen Stk’ların gösterdiği tepkiden bir farkı yoktur. Onlar Kürt’tü Türklüğü benimsedikleri için böyle bir tepkide bulunmuşlardı. Bizim Stk’lar Zazadır kendilerini Kürt olarak gördükleri için böyle bir tavır takınmışlardır.
Ben kürdüm diyene saygı duyulmalıdır; fakat fikirlerine saygı duyulan insanlar Biz Zazayız Kürtlerle bir bağımız yoktur diyenlere de saygıda kusur etmemeyi bilmeliler.
Zazaların farklı talepleri olamadığı hususunda Bakan Yılmaz’a katılmamak mümkün değildir.
Kürtler dilerinin bilim dili olarak kullanılmasını isterken zazalarda aynı hakkı talep etmektedirler. Sizler sansürlenen tarihimiz aydınlatılsın diye diretirken Zazalar da bunu istiyor. Açılım kavramı çerçevesinde talep etikleriniz veya talep etmişler diye gösterdikleri Zazaların da talep etikleridir ve onlara da aynı haklar tanınmalıdır.
Bırakalım artık klişeleşmiş devlet oyunu kavramlarını. Madem bakanın açıklamaları Kürtler ve Zazalar üzerinde büyük bir oyun diye algılanıyor. O zaman gelmeyin bu oyuna. Her şeyden önce sizler bu oyuna düşüyorsunuz. İlk işiniz Zazalara ve Zazaca ya saldırmak oluyor. Oyunu bozmak istiyorsanız içinde bulunduğunuz Halet-i Ruh iyenizin dışına çıkın. Bırakın Zazalar kim oldukları ve nereden geldikleri konusunda kendileri karar versin.
Son zamanlarda artan Zazaca tartışmaları; Sömürge ulusların insanlarının şiddet, asimilasyon ve baskılara maruz kalarak yaşadıkları sarsıntıların hıçkırıklara dönüşmesidir.
Açılım diye bir süreç başlatıldı bu süreçte Zazalar kendilerinin göz ardı edildiğini gördüler. Bu çerçevede Kürtlere tanınan hakların kendilerine de tanınmasını talep ediyorlar ki bu onların en doğal hakkıdır. Zazaca Kürtçeye nazaran biraz daha geri planda kaldı veya bırakıldı. Bu gün Artuklu, Tunceli ve Bingöl Üniversiteleri dışında Zazaca dili (veya bir kesimin deyimiyle lehçesi) üzerinde çalışıldığı görülmemektedir. Aslında bu saydığım Üniversitelerde de sadece İsmen var.
Zazalar yıllardır kullandıkları dillerinin bir kesimin Şemsiyesi altında yok olup gitmesinden yana değiller. Kendi dilerini şemsiyeler altında değil gök kubbe altında özgürce kullanmak istiyorlar ki bu onların en tabii haklarıdır.
yalnızca bir dilim var benim, o da benim değil.Benim’ kendi’ dilim özümseyebileceğim bir dil değil,Konuşmakta ustalaştığım dil ötekinin dilidir.”       (Derride)





VEYSEL ÇELİKER: Zaza konusu ile Bingöl’ün geleceği, kariyeri veyahut yapılan hizmetler birbiri ile ilişkilendirilmemelidir.

Son bir yıl içerisinde Zaza kimliğinin tartışılmaya açılması ve bu tartışmaların medeni bir seviyede gerçekleşmesi mutluluk vericidir. Tavz. Net’in bu hususta ısrarlı haberlerinin Zaza realitesinin gücünü artırdığını ve bunun diğer basın-yayın organlarına örnek teşkil ettiğini ve cesaret verdiğini belirtmek isterim.
Bu dosyanın da çok isabetli bir seçim olduğunu ve zamanlamasının da harika olduğunu belirtmeliyim.
Biz Zazayız ama her “Zaza” adının geçtiği açıklamaya da kör sağır bir şekilde takım tutar gibi “ben seni yanlışlarınla sevdim” mantığı ile yaklaşmanın da bir mantığı yoktur.
Sayın Bakan’ın yaptığı açıklamalardan sonra yapılan değerlendirmelerde bunu gördük. Sırf Bakan Bey söylemiş diye, Sırf “Zaza” realitesine vurgu yaptığı için içeriğine bakma ihtiyacının hissedilmemesi abesle iştigaldir. Bakan beyin bütün Zazalar adına konuşarak yaptığı açıklamanın eksiklikler içerdiğini söylemeliyim.Ama bu sözlerin bir Devlet bakanının ağzından çıkmış olmasını önemli buluyorum. Bakan Yılmaz'ın açıklamalarının içerik açısından da sıkıntılı olduğunu belirtmeliyim. Sayın Bakan keşke bu açıklamayı hiç yapmamış olsaydı…
Stk’ların tepkisini ise cesurca buluyorum. Bingöl gibi bir yerde yapılan bu açıklama doğrusu cesaret isteyen bir adımdır. Ama katılmadığımı da belirtmeliyim. Tamamen ideolojik kaygılar dolayısı ile kaleme alınan bu açıklamada imzası bulunan sivil toplum kuruluşlarının aynı dünya görüşüne sahip olduğunu da unutmamız gerekir. Bunun bir sakıncası yoktur ama inandırıcılık açısından sıkıntı verici bir durumdur.

Ayrıca İnsan Hakları Derneğinin o açıklamada imzasının olması bence tam bir skandaldır. Farklı cinsi tercihleri olan insanların dahi kendilerini istedikleri şekilde ifade edebilmelerinin arkasında olan bir sivil toplum kuruluşunun “Zazalar, Kürttür” dayatmasının altına imza atmasını yakışıksız buluyorum.İHD Bingöl şubesi başkanı  Nihat AKSOY ‘da konu ile ilgili fikirlerimi belirttim.

Stk’larla ilgili bir şey daha söylemek istiyorum. Stk’lar Bakan Yılmaz’ın açıklamalarını analiz sürecinden geçirmişlerdir yani açıklamanın içeriğindeki çelişkiler üzerine hareket etmişlerdir. Nitekim Bakan Bey açıklamasında birçok çelişkiye imza atmıştır. Stk’lar da bu çelişkileri yakalayarak ortak bir açıklamaya imza atma ihtiyacı hissetmişler.
Fahri Alimoğlu’nun “Bütün Elmalar, Armuttur” yazısına değinmeden de geçemeyeceğim. Entelektüel tarzı ile şahsen benim beğenimi kazanmış Alimoğlu'nun yazısının sonunda “Bakan Bey'in Zaza-Zazaca hususunda eleştirilmemesi-yıpratılmaması, Bakan beyin Bingöl için büyük bir fırsat olduğu” ifadelerini kalemine yakıştıramadığımı belirtirim. Bakan bey Bingöl için çok şey ifade ediyor olabilir. Ama Zaza hususu ile Bakan beyin konumu asla yan yana getirilmemelidir. Sağlıklı bir değerlendirme yapılması isteniyorsa Zaza konusu ile Bingöl’ün geleceği, kariyeri veyahut yapılan hizmetler birbiri ile ilişkilendirilmemelidir.



ORHAN KAYA : Kürd coğrafyasında son 30 yılda gelişen ulusal taleplerin ivme kazanmasıyla, Zazacılık olgusu kavram olarak ortaya atıldıgını görüyoruz.
Devlet bakanı Cevdet Yılmaz'ın zazaca hakkındaki açıklamaları,STK örgütlerinin bakana verdiği tepkisel cevaplara  fazla girmeyeceğim. Çünkü bu konuda Zazalar ve zazaca tartışmaları üzerine başlıklı yazımda yeteri  kadar cevap verdigime inanıyorum. Yanlız son süreçte hızla işleyen Zaza tartışmalarına nasıl bakılmalıdır,konusunda ilave bazı düşüncelerimi anekdotlarla sizinle paylaşmak istiyorum.
Egemen güçlerin (Kürd-Zaza) meselesini yıllarca çarpıtıp, Kürt-Zaza farkı adı altında Kurmanclar'la Zaza'lar arasında çelşkiler yaratma,  nifak tohumları serpme politikalarında başarılı olmak istiyorlar.
Zaza Zazadır,Kurmanc Kurmanc'tır. Ama ikiside Kürdler. Eğer gerçekten bu iki sosyolojik gurup  kurtulup özgürleşmek veya dil ve kültürlerini geliştirmek istiyorlarsa, bir birleriyle çelişmek yerine, boyundurukçu güçlere karşı el ele verip mücadelelerini birlikte sürdürmelidirler.
Son 90 yıllık cumhuriyet tarihinde de bunu yapmışlardır. Şeyh Said hareketinden sürgüne (bin xete) gidenler Suriye Kurdistanındaki Kurmanc kardeşlerine sığınmışlardır. Yani Kafkasya veya orta Asya’ya ,Araplara, Farslara sığınmadılar. Çoligde Kelaxsi Şeyhleri,Çanlı Şeyh Mustafa,Sadin Telha, Nureddin Zaza,Hesen Hişyar Serdi,Yado,Heseni Began gibi çok degerli Zaza kökenli  direnişçilerimiz yıllarca orada yaşadılar. Dersim hareketinde de Baytar Nuri başta olmak üzere birçok direnişci Suriye deki Kurmanc  kardeşlerine soydaşlarına sığındılar.
Hiç duydunuzmu bundan 30 yıl evvel tarihte zaza  ayaklanması veya direnişini, ben şahsen duymadım. Kürd hareketi olarak duydum. Süleyman Demirel ve bircok Türk siyasetcisi, Kürdler 28 defa ayaklandılar biz bastırdık ifadeleri herkesce biliniyor. Bu 28 hareket içinde Şeyh Said  ve Dersim hareketide vardır. Zazaların ağırlıklı katıldıkları Şeyh Said ve Dersim hareketeinde idam edilen ve aynı kaderı paylasanların içinde Kurmanclarda vardır. Diyarbakırda istiklal mahkemesinde idam edilen 47 kişilik Şeyh Said ve arkadaşlarının yarısına  yakını Kurmanc değilmiydi?
Dersim hareketinin lider kadrosu Seyit Rıza,Şahan Ağa Zaza, Baytar Nuri ve Alişer ise Kurmanc kökenlidirler.
Zazacılık yapan kesimlere şunu söylemek gerekir. Osmanlı ve öncesi dönemlerde Kürd coğrafyasındaki demoğrafik yapı ortaya konulurken ben şahsen Zaza ulusuna hiç rastlamadım. Sanki gökten zembile, son 30 yıl içinde bir ulus yaratma paronyası ile karşı karşıyayız.
Kürd coğrafyasında son 30 yılda gelişen ulusal taleplerin ivme kazanmasıyla, Zazacılık olgusu kavram olarak ortaya atıldıgını görüyoruz.
Zazacılık olgusu bilinçli olarak Kürdlükten uzaklaştırılma amacıyla çarpıtılmaktadır. Bu kesimlerin yapttığı propaganda ençok egemen sistemin hoşuna gittigi gibi,bu kesimin büyük coğunluğunu resmi-ideolojiden ekonomik,siyasi ve kültürel  temelde beslendiklerinede tanık oluyoruz.
Bir numune vermek istiyorum. Çoligde bulunduğum dönemde 1995-1996 yıllarında Diyarbakır  7 .Kolordu kışlasında Dicle’nin sesi radyosu adıyla öğleden sonra günde 4,5 saat yayın yapan bir bölge Radiosu vardi. Saat başı haber sunan bu radyo Zazaların müslüman kimligini savunurken ,kurmancları  ve PKK’yi Kürd  ve Ermeni piyonu olarak görüyordu.Zazaca diliyle adetta  küfür savuruyordu.
Dikkat edilirse Kurmancılık kavrami yoktur. Kurmanclar bir bütün olarak gurupsal temelde Kürd etnistesi olarak algılanmaktadır. Egemen güçler bu gurubu bir tehlike olarak görüyorlar.Zazacılık tez ve teorisini egemen güçler bilinçli olarak Kürd ulusunun haklı davasını  böl-yönet politikası ile dumura ugratmak istiyorlar.
Örneğin Farsça ve Afganca (Peştu) da Kürdi diller gibi 'İrani diller topluluğuna dahil olmakla birlikte, Kurmanc, Zaza ve Soranların bir birlerine karşı duydukları yakınlık ve aidiyet duygusunu Farslar ve Afganlar'la kurmaları sözkonusu bile olamaz.
Bu duygu bazen sözlerle, maddi verilerle anlatılamaz, sadece hissedilir. Biz ve onlar ikilemiyle karşı karşıya kalındığında, bir Zaza sizce Farsı, Afganı mı seçer, yoksa Kurmancı, Soranı, Hewremanı mı? Bence ikincilerini seçer.
Belki Zazaca, Kurmancaya kıyasla dil bakımından Farsça'ya daha yakındır. Ama buna rağmen Zazalar, Kurmanclar'la tarihsel olarak kader birliğini tercih etmişlerdir.
ÇOLÎG’DE ZAZALAR VE ZAZACA ÜZERÎNE YAZILAN ÎKÎ MAKALE HAKKINDA   DEĞERLENDÎRMEM ?
Zazalar,Kürt Propagandasını Neden Zazalar Temsil Ediyor başlıklı yazısı ile Tavz Net yazarı Veysel Çelikerin makalesi,
Avukat Fahri Alimoglu'nun  zazaca ayrı bir dildir, (Bütün Elamalar Armutur)  başlıklı makalesine ironik yaklaşımı üzerinede birkaç söz söyliyeceğim.
1) Veysel Çeliker hemşerim anladığım kadarıyla genç bir arkadaşımız olmakla beraber Zazalar neden Kürd'ür propagandasını kendileri yapıyor. (Kürtlerden daha çok Kürtçü olmak gibi pozisyonun içerisinde yer almıyor muyuz acaba ? sorusuna kısa cevabım ,Zazalar üzerinde oyunlar oynanıyor. Kurmanc ,Soran ve Hevremanlar üzerinde bu oyunlar yoktur .
Veysel arkadaş,Çolig’de yaşadığım bir anekdotu sizinle paylaşayım. 1996 yılı Agustos ayında iyi hatırlıyorum. Merhum Îsmail Hakkı Mütevellizade ve bir dönem Belediye reisliği yapan Feyzullah Karaaslan’la beraber Emniyet’e gözetim altına alınmıştık.  Terörle mücadele Şefi Ahmet isminde bir zattı. Üçümüzü ayrı ayrı odasına alarak zazaların Kürd olmadığını,zazaların müslüman ve dindar olduğunu Kurmanclar ve PKK'ye karşıda çok ağır iftıralarla kötülüyordu. Bu konuda bizim görüşlerimizi almaya çalışıyordu. Ben susmayı tercih edince,şiddetle tepkisini bana karşı dışa vuruyordu. Beni Çolig'i terk etmem yönünde tehdit ediyordu.



Veysel arkadas  bu anekdotla şuna vurgu yapmak istiyorum. Polis şefinin bana söyletmek istediği Kürd hareketi içinde çok yakınlarım (kardeşim,dayım,akrabalarım)vardı . Bunlara hakaret et küfür et,
Bir diger nokta da Kurmanclara bir bütün olarak hakaret ve küfür etmemi  bekliyordu. Bunun anlamı da şudur. Şeyh Said,Ehmede Xani,Feqiye Teyran,Melle’ye Ciziriye,Cigerxuna  gibi din alimlerine ve filozoflarına küfür etmek anlamına gelmiyormu?
Işte Colig’de biz bunları gerek Çolig halkı içinde gerek mahkeme,gerek emniyet sorgulamalarında açıkca savunduk. Kirli ve özel savaşın kol gezdiği o dönemlerin hem tanığı,hem sanığiyıdım. Çolig Emniyetine kaç defa götürüldüğümü sayamıyorum. Yargıtaydan iki cezam onaylanınca yurdışına çıkmak zorunda kaldım.
Veysel arkadaş, ben zazacılık yapsaydım,boyun egseydim,bilimdışı ve resmi  ideolojinin o sapık ve inkara dayalı tezlerini savunsaydım. Bugün sürgün olurmuydum ?
Simdi gelelim zazlarin durumuna,
Haklı olarak Zazalarin savunma psikolojisi icine girmeleri,kendilerini savunmları 30 yıl evvel olmayan bu zazacılık oyunlarını birden bire ortaya atanların amaçlarını teşir etmek gerekmiyormu?
Yine hemşerim Veysel Çeliker'in Kürdlerin Türklüğünü savunan ve Bingölde bir dönem MHP'nin üst üste Belediye başkanlarını çıkarmasını örnek veriyor. O dönemi yaşayan biri olarak Kürd siyasi örgütleri CHP'yi desteklemedikleri ve bağımsız bir adayın çıkmasından dolayı MHP bu avantaji kullanarak Belediye baskanligini kazanmistir.
Ikinci dönemde de Hilmi Elçi MHP ve dayısı merhum Rıza Bazencir MSP'den aday olmuşlardı. O dönemde Kürd  örgüt ve partiler Ahmet Kasımoğlu'nu bağımsız aday gösterdiler. Devlet seçime çok az bir süre kala Ahmet Kasımoğlu'na hukuki bazı gerekçeler göstererek adaylığını engelediler. Kürd örgüt ve gurupları dayı ve yegeni aynı kategoride gördükleri için oy kullanmadılar.Ahmet Kasımoğlu'nun her iki adayın toplamından daha fazla oy alacağını devlet çok iyi sezdiği için engelledi.
Veysel Çeliker'e konu anlaşılsın diye birkaç numune daha vermek gerekirse ,Cizre Kürd  tarihinin kadim beldesi Bedirxanilerin (Bırca Bellek)mekanında 1990 lı yıllarda korucu başı Kamil Atag ,katil subay olan Cemal Temizöz tarafından çok cüzi oylarla belediye başkanı sectirildi. Diyarbakırda Kürd örgütlerinin çıkardıkları barkaç adayın dengeli  oy alarak ,bölünen oylardan istifadeyle Refah partisi adayı Ahmet Bilgin kazandı. Bu konuda çok örnekler vardır.
Kürdlerin (Kard ,Kurd) Türk oldugu tezini savunan MHP'lilerin Çoligdeki şimdiki durumlarını görüyoruz %1 oyları bile yoktur. Zazaca diyebiliriz ki (sekratta)komadadırlar. Oy verenlerin ağırlıklı bölümü yabancı memurlardır. O dönemlerde Zıkte aşiretinin oylarını rahmetli Ibrahim Ataoğlu MHP'ye kanalize ederek Hikmet Tekin reis oldu.
Hilmi Elçi’yede ikinci dönemde oğlu Kazım Ataoğlu ev ev dolaşarak oy topladılar. Çok iyi hatırlıyorum Hilmi Elçi komşumuz olması nedeniyle gece saat 12’de kapımız çalındı,bir baktık ki Hilmi Elçi ve Kazım Ataoğlu beraber içeri  girdiler. Çok kısa bir sohbet edip,diğer evlere gittiler. Bugün Ataoğlu ailesi,cocukları olsun çevresinde Molla Rahim ve yakınları MHP ye mesafeli duruyorlar. Rahmetli Hamit Asutay Hoca’ın mütavazi ve ulusal duygularını bir sohbetimizde hiç unutamadığımdan dolayi kendisini rahmetle anıyorum.
Çoligde geçmişte MHP’ye oy verenler adeta günümüzde pişman olduklarını ,geçmişleriyle hesaplaştıklarını görüyoruz.



Veysel arkadaş Çoligin o dönemdeki siysal konjoktürünü iyi bilmek gerekir. Meslea Hilmi Elçi ile Hikmet Tekin arasındaki farkı iyi bilmek gerekir. Hilmi Elçi hiçbirzaman MHP’li olmadı. Reis olduğunda da MHP ondan çok rahatsızdı. Belediye’ye genelde MHP dışında Karer bölgesinden alevi kökenli ve sol gelenekten oldugu bilinen mağdur insanları işe aldı. Hilmi Elçi’nin yakın çevresi hep Kürd ulusalcısı,babasının amcazadesi T-KDP nin kurucusu merhum şehid Said Elçi’dir.
Hikmet Tekin ise Ankarada ülkücüler tarafından eğitilerek Çolige bilinçli gönderilen militan ruhlu ülkücüydü. Ankarada kendisine takılan lakap(karayılan) başta olmak üzere, arkadaşlarinin onun ölümüyle ilgili yazdıkları yazılardan anlamak mümkündür. Hikmet Tekin’in babası Aziz Tekin (Dılun) Çolig,Dareheni’de tahsildar olduğu dönemlerde halkla olan ilişkileri halen konuşulmaktadır.
Çocuklarını ana dilinden uzaklaştırarak zorla Türkçe öğretmeye yönlendirmiştir. Aziz Dılun tahsildarken köylerde halkla kesinlikle Zazaca konuşmaz,Türkçe konuşurdu. Zazaca bir söz vardır derler ya (Qure)yani kibirli biriydi. Aziz Dılun Sivan nahiyesinin Keşan köyünde yaşadığı bir anekdotu hem Türkçe hemde zazaca yayınlamıştım. Bu anekdotu merak edenler (Çoligin meşhur iki tahsildarı)başlıklı makalemi Kurdistan aktüel sitesinden okuyabilirler.



Çolig kökenlilerden fazla bir oy aldıklarını tahmin etmiyorum,yabancı memur ve polislerin oylarını ağırlıklı alıyordu. Zaten MHP gibi  ucube anlayışlar Çoligi felakete götürdüğünü hepimiz gördük. Kürdler bu ucube anlayışı artık makhum etmiştir.



Veysel arkadaş , tarihten birkaç örnek daha vererek konuyu zenginleştirmek istiyorum. Ziya Gökalp Çermikli Zaza Tevfikin oğludur. Türkçülüğün fikir babasidır. Yani Türkçülük fikri bir Zaza ya yazmak nasip olmuştur.
Yine Baas Arap Milliyetciliğinin fikir babası Michel Eflak Suriyeli Ortodoks bir hiristiyandır.
Adlof Hitler Nazizmin fikrinin uygulayıcısı da Avusturya kökenli bir almandır.
Şuna vurgu yapmak istiyorum. Devşirme yani dönmeler nerede yaşıyorlarsa o coğrafya’ya en çok onlar uyarlar. Çünkü onların ihtiyacı vardır. Kendilerini ispatlamaları gerekir de ondan. Dönme ve devşirmeler toplumun en tehlikeli kesimleridirler. Yarın ne yapacakları belli değildir,sürekli güçlüden yanadırlar.
Veysel Çeliker arkadaşın, MHP Çoligde iki dönem nasıl kazandığını , makalenizin sonundaki cümlede çok güzel izah etmişsin. (bir zamanlar Kürtlerin, Türk olma sevdası uğruna verdikleri mücadele bu coğrafyaya fayda getirmemiştir.) çok yerinde bir tesbitir.






 2) Evet geleyim Fahri Alimoğlunun Elma Armut meselesine olan eleştirilerim.
Avukat Fahri Alimoğlu’nun Cevdet Yılmazın açıklamalarını destekler ilk yazısı değildir. Elbette düşüncelerini söyler,buna kimsenin itirazıda yoktur. Ama uzmanlık alanı olmayan filoloji bilimi üzerine fikir yürüterek ahkam kesip, demagoji yapmasını şık bulmadığım gibi iyi niyetli olduğunada inanmıyorum.
Fahri Alimoğlu’nun Cevdet Yılmazı savunmasına anlam veremedim. Cevdet Yılmaz’ın zaten kardeşide avukattır. Ağabeyini daha iyi savunur. Kaldı ki Cevdet Yılmaz’ın böyle bir savunmaya ihtiyacıda yoktur. Kendisini  savunacak bilgi ve birikimede sahiptir.
Fahri Alimoglu uzun süreden beri AKP çevresine yamanmak,ve orada ikbal aradığını ta…. Awrupadan yazılarindan görebiliyorum. Geçmişte MHP il başkanlığı yaparken Saim Tekin ile Çoligde kurum amirlerine yapttığı baskılar,ihalelere müdaheleriyle tanınan biridir. Bu kişiliğinden dolayı geçmişte MHP hareketinin aktif bir üyesi tarafından tehdit edilerek ,derdest edildiğini Çolig kamuoyu çok iyi bilir.
Şimdi böyle basiretsiz,ürkek,kendisine yapılan zulümü Çoliglilerle paylaşamayan  demogojilerle yazdığı iyi niyetli olmayan yazılarını taktirinize bırakıyorum.
Yine Avukat Fahri Alimoğlu Çolig’de olduğum dönemlerde Zaza olmayan  laz kökenli Osman Özer başta olmak üzere ,yakın akrabası olan sakal bırakıp,bazen aylarca kaybolan ne olduğu bilinmeyen karanlık bir kişilik olan Ali Înak’la(akrabası) aynı cenahtandırlar.
Fahri Alimoğlu evde eşiyle ve yakın çevresiyle Zazaca konuştuğunuda tahmin etmiyorum. Çünkü Zazaca iyi bilmediğini düşünüyorum. Eğer anadilini çok seviyorsa,bugüne kadar ne çabası olmuştur?Simdi yenimi aklına geldi.
Fahri Alimoğlunun soyadını taşıyan Zeki Alimoğlu Çoligdeyken gıyaben tanıyordum. O dönemlerde liberal fikirleri vardı. Zazalar ve zazaca üzerine son yazdığı makaleleri ilgiyle okuyorum. Zeki Hoca olaylara nesnel yaklaşarak iyi bir araştırma ve inceleme süzgecinden geçirerek konuya zenginlik kazandırıyor. Zeki Hoca zazalar ve zazaca üzerindeki iki makalesi bir aydın sorumluluğuyla demogojiden uzak,bilimsel olgulardan hareketle yazılmıştır. Zeki Hocanın bu çabasının iyi niyetli ve olumlu olduğu için taktirle karşılıyorum.






ZAZALAR VE ZAZACA ÜZERÎNE  GENEL BÎR DEĞERLENDÎRME ?
Zazalar ve zazaca dili üzerinde bugüne kadar 3 veya 4 tane uzun makale yazdım. Bu konu çok kapsamlı olduğu için kısa bir makalenin konusu değildir. Kısacada olsa Zazaca ve Zazalar üzerine birkaç tesbite daha bulunayım
Kurmanci dili Zazaca'nın çok önünde. Çünkü Kurmanclar nüfus olarak Zazalar'dan çok fazladır. Diğer avantaj ise Kürtler'in yaşadığı diğer parçalarda Kurmanci konuşuluyor olması. Yine buralarda geçmiş yıllarda Kurmanci için radyolar vardı; Erivan Radyosu, Bağdat Radyosu, Tahran Radyosu gibi... Kurmanci gazete ve dergi çıkarıldı. Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran'ın yazdığı klasikler var. Sorani yazılan klasiklerin bazıları Kurmanci'ye çevrilmiş. Bütün bunlar Kurmanci için büyük avantaj.
Geçmişte Türkiye'de Kürtler'in yaşadığı bölgede, Kurmanci medreselerde eğitim dili olarak kullanılmış.Çoligdeki Zaza Seyda ve Melleler medrese eğtimini kurmanci dilinde yapmışlardır.  Zazaca'nın böyle bir avantajı yoktur. Zazaca'nın gelişmemesinin önündeki başka bir engel de, Zazalar'ın yaşadığı yerlerin dağlık olması. Diyarbakır'ın kuzeyi, Elazığ, Bingöl, Dersim gibi bölgelerde genellikle başkaldırılar olmuştur. Burada yaşayan insanlar, yasaklarla sürgünlerle cezalandırılmıştır. Yine Zazalar geçmişte Kurmanclar kadar ekonomik yaşamlarında rahat degildir.
Kürdler,  Cumhuriyetin  ilk  döneminden önce ve son 30 yıla kadar lehçe sorunu olmadan bir arada yaşamışlar. Dedelerimiz Kurmanci, Sorani, Zazaca ve Hewremani konuşuyorlardı. Kürdçe yayın yapan radyolardan stranları dinleyerek birbirlerini az da olsa anlayabiliyorlardı. O dönemlerde Kürtler arasındaki lehçe farklılığı tartışma konusu olmamıştır. Günümüzde son 30 yılda  ise, bazı çevreler, Sorani'yi, bazı çevreler de Kurmanci'yi resmi dil yapmaya çalışıyor. Bu siyasetler yanlıştır.
Güney Kurdistanda Sorani dili Kurmanci diline göre daha gelişkindir. Soranlar Kurmanciyi (behdini)bildikleri gibi,Kurmanclar Sorancayi iyi bilmezler. Aynı durum Kuzey Kürdlerinde de görebiliriz. Zazalar’in çoğu Kurmanciyi bilirler,ama Kurmanclar zazacayı bilmezler.
Ama Soranlar demiyorlar biz Soranız veya Arabız  kendilerini Kürd olarak görüyorlar.  Yine Feyli Kürdler Saddam ve Arapların en çok zulümünü gören kesimdir. Talabani’nin YNK sinin ilk kurucu kadrolarının çoğu Feylidirler. Kürd direnişçisi Leyla Kasım’da Feylidir. Inanç olarak Şiidirler. Son dönemlerde Feyliler seçim ittifaklarını çoğunlukla Arap-şii itifakıyla yapıyorlar. Yani inanç kimliğini ulusal kimliğinin önünde tutuyorlar. Kuzey Kürdlerinde de Dersim ve çevresinde inanç kimligini Kürd kimligi önünde görenleri görmek mümkündür. Kürdlerdeki bu kimlik ,mehzep,inançsal  zenginligi son dönemlerde iyi niyetli olmayan çevrelerce bilinçlice kullanılmaktadır.
Yine Ermenistandaki Yezidi Kürdler sistem tarafından baskı altında tutularak,biz Kürd değil Yezidiyiz diyiyorlar. Oysaki Kürd edebiyat,sanaat ve kültürünün gelişmesinde Erivan radyosu başta olmak üzere Kürd dili üzerinde Ermenistandaki yezidi Kürd bilim adamlarının çalışmaları çok önemlidir. Bu konuda çok örnek olduğu icin makale uzamasın diye yazmıyorum.
Yine Ermenistan ve Kafkasyanın diger ülkelerindeki Sunni müslüman Kürdler Orta-Asya daki cumhuriyetlere Stalin ve sonrası dönemlerde sürgün olmuşlardır.
 Ben çok iyi hatırlıyorum yaşlılarımız Erivan radyosunun saatini ve frekanslarını ezbere biliyorlardı. O klasik müzigin sözleri tam bilinmesede Zaza olan yaşlılarımızın üzerindeki ruh ve heycanı halen anlatılmaktadır.
 Sonuç olarak, Zazaca dili üzerinde sırf hobi olarak yorum ve demagoji yapmak ahlaki değildir.  Bir dil üzerinde fikir yürütebilmek için sadece konuşmak, yazmakta  yeterli değildir. O dilin tarihi,dilin yapısı,etimolojisi,fonetigi,morfolojisi,alfabesini,dünya dilleri içindeki yeri,hangi dillerle akraba olduğunu iyi bilmek gerekir. Benimkisi isin filoloji ve etimolojik boyutundan ziyade sosyolojik ve yakın dönemin tarihsel boyutundan bazı tesbitlerdir.
 Zazacılık yapan kesimlere bir önerim  var,neden zazacılık serbest ve devlet tarafından destekleniyor? Ses çıkarma yok,Kültür bakanlığı ve bazı üniversite çalışanları tarafından bilinçli olarak dilendiriliyor. Zazacılık yapanlara cezai müeyyideler hiç yoktur. Aynı imkanlar Kurmanclara Kürd kimliğini taşıdıkları için neden  inkarcı ve  yasakçıdırlar. Türk devlet sisteminin Zazalara bu tölerans acaba nedendir? Ey Zazalar unutmayın dününüzü Feqi Hesen,Şeyh Şerif,Çan Şeyhleri ve diğer Zaza direnişçilerinin akıbetleri size birşey hatırlatmiyor mu ?
Bu soruların cevabın sorgulamak umuduyla
selam ve saygılarımı sunar


Tavz.Net

ZAZACA ZAZALAR VE ZAZAZÎSTAN ÜZERÎNE

ZAZACA ZAZALAR VE ZAZAZÎSTAN ÜZERÎNE


Buyuk_balik_kucuk_baligi_yer__68fddOrhan Zuaxpayıj /"Büyük balıkların karnında birbirini yiyen küçük balıklara lanet olsun!"Kürt Babek Xurremidin. Yukarıdaki sözler böl-yönet politikasının en iyi ifade eden sözlerdir.Başkaları bizi devlet devlet böldü. Bu yetmezmiş gibi bizlerde kendimizi aşiret aşiret, bölge bölge, örgüt örgüt böldük. Buda yetmedi demek az geldi .
 Zaza, Kırmanç, Dımıli, Soran, Kurmanç ve Hevramani olarakta bölmeye çalışıyorlar.
Tavz net sitesinde Zazalar ve Zazaca üzerine açılan 7.dosyadaki yazım üzerine eleştiri ve tepkilere kısaca cevap verme gereği duydum. Veysel Çeliker arkadaşın bana eleştirilerini biraz haksız olduğunu belirtmek isterim. Çünkü ben yazımda anlatmaya çalıştığım ana tema Çolig’de Zazaca ve Zazacılık davasını yapan kesimlerin , eski ve yeni MHP’ler olduğuna vurgu yapmak istedim.

Numune olarakta Fahri Alimoğlu’nun döneme denk gelen bir yazısını alıntı yaparak konuya açıklık getirmek istedim.

Fahri Alimoğlu STK örgütlerini tahakküm kuruluşu olarak göstermesi çok düşündürücüdür. Fahri Alimoğlu bu kurumların görevlerini hatırlatması,ders vermesine gerek yoktur. Ders verceğine bu kurumların yıllarca Çolig de anti- demokratik uygulamalara karşı eylemlerini,protesto ve basın açıklamalarına ,bugüne kadar yaptıkları çalışmalara değer vermek gerekir. Bırak değer vermeyi, bu sivil toplum örgütlerini küçük düşürmek ,değersiz kılmak için adeta alay etmeye çalışıyor.


Fahri nin STK hakkındaki açıklamları ve hedefe koyduğu yazısında , ancak Polis ve Askerden bir aferim alabilir. Çolig de 70 e yakin avukat vardir, Fahri gibi pervasızca hreket eden ve saldiran bir baska  avukata rastlamak mümkün değildir.  Fahri’ye önerim Gandi’yi örnek alsın. Gandi halkıyla STK örgütleriyle Gandi oldu,Polis ve Askerlerle yani efendileriyle değil,inşallah bu mesajımdan bir ders çıkarır.Fahri STK örgütlerine acımasız şekilde yöneleceğine,Asker ve Polislerin yıllardır Çolig’de yaptıklarına neden tepki vermiyor?."Biwe"vardir, Zazacada çocukları korkutmak için büyüklerce sıkca kullanılir.


Dersimde’de Zazacılık yapan kesimlerde ağırlıklı olarak geçmişte ve halen Türk-sol hareketleri içinde yer alan bazı kesimleri görebiliyoruz. Bunun yanında alevi (Kızılbaş) inancını öne süren kesimlerde vardır.
Siverek,Çermik ve Diyarbakır çevresindeki Zazacı gurubun içinde de ağırlıklı olarak Kürd siyasi hareketleri içinde geçmişte yer almış,kesimleri görüyoruz. Dikkat edilirse bu üç gurubun arasında bir konsensüs yoktur. Hepsi ayrı dünyanın insanlarıdır.Bunların ortak noktaları Kürd sorununa ve Kürdlere karşı tavır ve fikirleridir.Çünkü taşıdıkları eski aidiyet kimlikleri onlara ait olmadığı için,Kürd aidiyetine karşı olduklarınıda hesaba katarsak,yeni bir aidiyet oluşturma ihtiyacı ile karşı karşıyadırlar."Eski köye yeni adet"Bin yıllardır Dil,toplum ve sosyal bilimciler tarafından Kürd ad edilen Zaza Kürdlerinin Kürd olmadığı şaiyasini dillendirerek taban bulmaya çalışmalarıdır.


Veysel Çeliker arkadaş Zülfi Selcanı örnek vererek Zazaca çalışmalarını taktir ederek,tanıma imkanı olursa mutlu olacağıını söylüyor. Veysel arkadaşın bu tercihini saygıyla karşılıyorum. Zülfi Selcan dışında Zazaca dili üzerinde daha organizeli,kapsamlı ve siyasetin dışında çalışması olan, Vate çalısma gurubundaki arkadaşlardan bahsetmemesi büyük bir eksikliktir.

Eğer, Vate gurubundan haberi varsa tercihini Zülfi Selcandan dolayı ortaya koymuşsa bence tarafını,safınıda belirlemiştir. Vate gurubu Isveç,Erbil,Diyarbakır,Dersim ve Bingöl’de gurupsal faaliyet yürüten bir ekiptir. Gurubun çalışması içinde Çolig,Piran,Palu,Dersim,Gumgum kısaca Zazacanın konuşulduğu tüm coğrafyalardan kişileri bulmak mümkündür. 2002 yılında Isveçteki 10 günlük bir toplantısına bende katıldım. Vate gurubu 10 gün boyunca adeta bir kampa girerek Zazaca’nın standartize edilmesi için yoğun çabasına tanık oldum. Sonraki dönemlerde de yapılan davetiyelere katılma imkanım olmadı.Bu gurup dilimize beş Zazaki Ferheng, onlarca kitap ve dergi kazandırmıştır.


Zülfi Selcan Zazaca nın ve Zazaların ayrı bir dil ve etniste olduğu tezini savunan biridir. Zazaca çalışmaları bireysel olmakla beraber siyasi düşüncelerine girmeyeceğim.
Kürd sorununa bakış açısi bellidir.Hayri Başbuğ ile ilişkileri ortadadır. Zülfi Selcan bir kitabınıda Hayri Başbuş’a ait olan yayınevinde basıma vermıştır.
Hayri Başbuğ ortada olmayan Vartağıj,Şelıc ve başka mahlaslarla Zazalar ve Kurmancların Türk olduğu tezini yıllarca savundu.Ortada olmayan kime hizmet ettiği belli olan bu zat ,şimdi vazgeçmiş Zazacılık yapıyor.Hayri Başbuğ ergenekon iddianamesinin 867,81,83,84.ncü sayfalarında ismi geçen derin devletin adamıdır.




Zülfi Selcan gibi insanların bu gibi kontaklarını Veysel Çeliker acaba normal mı karşılıyor ?
Örneğin Prof.Orhan Türkdoğan gibi zazacılık yapan Malatyalı zat, Erzurumda öğretim görevlisiyken Ismail Beşikçi’nin görevden atılması için muhbir olarak yer almış biridir. Yine M.Şerif Fırat dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından Varto tarihi kitabı sipariş verilerek Kültür bakanliğınca bastırılması,kitapta Zazacılık yapılmasıda tesaddüfı değildir.Bütün bunlar devletin bir polirtikasıdır.
İsmet İnönü ve Cemal Gürsel Kürddür; Kürdlere en büyük darbeyi bu ikilinin vurduğunu tarih söylüyor. Cemal Gürsel hem de Alevidir; iki tane suçlu kimliği olduğu halde.
Cemal Gürsel: Kürdlere hitaben , "Kim ki size, siz Kürdsünüz derse onun yüzüne tükürün deyin "diyordu.Iste bu iki Kürd kendini red ve inkar etmeseydiler Cumhurbaskani olabilirmiydiler?


Osman Özer yine Zazacayı götürüp, orta asyadaki Altay-cuvaşca benzetmesi ayrı bir faciadır.
Veysel arkadaş , „Güneş balçıkla sıvanmaz" ama sıvamak çabası içinde balçığa bulaşmış olanlar güneşi göremezler.


Size bir numune daha vereyim. Güneş Dil Teorisi, Türkçe‘nin dünya tarihindeki ilk dillerden biri olduğunu ortaya koyan dil bilim teorisidir. Teori, 1930'lu yıllarda Atatürk tarafından desteklendi ve bizzat geliştirildi, ancak dilbilimciler tarafından kabul görmedi ve kısa sürede önemini yitirdi.Atatürk'ün 1938 yılında vefatının ardından İbrahim Necmi Dilmen Ankara Üniversitesindeki Güneş-Dil Teorisi ile ilgili derslerine son verdi. Öğrencileri bunun sebebini sorduklarında ,Güneş (Atatürk) öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi diye cevap vermişti.


Veysel arkadas,Newruz Bayrami Orta-doğudaki halkların bayramıdır. Türk devleti yıllarca inkar etti. Bu uğurda binlerce Kürd şehid edildi. Şimdi ne oldu? Kültür bakanı Newruzu resmi bayram kabul ettikten sonra, yakılan ateşlerin üzerinden General ve Valiler bizden daha fazla atlıyorlar. Dünyada 1.Mayıs işçi bayramıyken Türkiyede bahar bayramı değilmiydi ? Ne oldu,tüm bu uyduruk ve bilim dışı teoriler hepsi teddavülden kalkmadımı ?


Veysel arkadaş Zeki Alimoğlu’nun yazdığı iki makaleden dolayı övdüğümü (Kürdçü olduğu için ) söylemişsiniz. Zeki Alimoğlunu belkide tanıyorsunuz,Fahri Alimoğlunun amcasıdır. Benim Zeki Hoca’yı övmem düşünceleriden ziyade yazısını iyi bir araştırma,inceleme yaparak kaynaklarıyla ortaya koymasındandır. Zeki hoca afaki bir yazı yazmamıştır.


Fahri Alimoğlu zaten filolog ve antrapolog olmadığını söylemektedir. Ilk yazıda ben hatta etmişim,ama STK kurumlarıda hatta etmiş,bu durum bizleri eşit kıldı demiştir.


Veysel arkadaş bir anekdotumu daha sana hatırlatayım ki zazacılık yapan güruhun Çolig’de MHP lilerin ağırlıkta olduğuna inanansın. Yıl hafızam beni yanıltmıyorsa 1994-95 olsa gerek. Çolig’de o dönem Belediye’de muhasebeciydim. Fen Müdürlüğünde 3 veya 4 arkadaş oturuyorduk. Kapı çalındı içeriye MHP il başkanı Ali Köse girdi. Beni görünce PKK kurmanc hareketi,Zaza düşmanı hatta biraz daha azıtarak Ermeniler olduğunu ,bana sende o fikirleri savunuyorsun iddiasinda bulundu. Bende mütevazi bir şekilde evet ben Kürdüm, Kürdlerin kimliğini ulusal ve demokratik haklarını savunuyorum, PKK’li değilim olsaydım bende dağa çıkardım,ana dilimde Zazacadır dedim.


Ali Köse ısrarla yok ben Zazayım,başladı Kurmanclara küfür etmeye. Bende mütevazi ol küfür etmek hakkını kimse sana vermez,ahlaki davranmasını telkin etmeye çalştım. Biz münakaşa ederken kapı çalındı , Ağrı (Agıri) kökenli Kurmanc bir siyasi polis içeri girdi. Kürd olduğunu bazen beni takip ettiğinide his ediyordum. Ayrıca oturduğum semtte oturuyordu.
Ben, Ali Köse’yi zayıf noktada yakaldım. Polise dedimki sen Kürd (Kurmanc) yoksa Türkmüsün ? Polis hiç tereddüt etmeden ben Kürd ve Kurmancım dedi. Bende kendisine senin arkadaşın olan ve şimdi birlikte dışarı çıkacağın Ali Köse, sen içeri girmeden evvel Kurmanclara çok ağır küfürler ve hakaretlerde bulundu. Ben ısrarla etme dedim bak bizde Kürdüz, ama Zazaca ana dilimizdir. Bu sözlerim üzerine Ali Köse kızardı,bozuldu adetta dilini yuttu.Ben tekrar Polise dönerek şunu söyledim. Seni taktir ediyorum ki aslını inkar etmedin,bende senin gibi Kürd olduğumu kimliğimi, gerek emniyet,gerek mahkemelerde hiçbir zaman inkar etmedim ısrarlada kimliğimi her platformda savundum.
Veysel Arkadaş hafızam beni yanıltmıyorsa bu olayda,o dönemin Fen Müdürü Halil Taşkesen ile Fen Müdürlüğünde teknisyen olan bir dönemde Ilıcalar’da Belediye reisliği yapan Maruf Güneriğök’te şahidimdir.


************************************************


Bu Patlicandır, Ama Sen Kabak Diyebilirsin.Kürd tarihinde yaşanan bir anekdotu daha Musa anterin hatıratlarından size aktarayım.
Hoybun cemiyetinin kurucu başkanı Elazığ/Madenli Dr.Şükrü Sekban ve Celadet Bedirxan eskiye dayalı çok samimi iki Kürdçü arkadaştırlar.
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Türkiye'yi terk ederek Irak'a gider, orada Sağlık Bakanı olur. Yani tarihteki 150’likler listesinin sürgünüdür.
Şükrü Sekban sürgünde üzüntüden verem hastalığına yakalanır. O dönemde Almanya’ya tedavi'ye gider. Alman basınını takip ederken Türkiye Kürdleri üzerinde vahşi baskı ve zulümler yapıldığını, takip ediyordu.


Şükrü Sekban'nın Musa Anter'e anlatımıyla uyduruk kitabı'nı "La Question Kurde" Kürd meselesi kitabını çıkarır. Kitapta savunduğu tez Kürdler Türk'tür, tezidir. Bu tezi savunmasının espirisi şudur ? Bir Kürd aydını olarak bunu söylersem belki Kürdlere uygulanan baskılar azalır. Şükrü Sekban bu kitabı 1933 yılında çıkardıktan sonra eski arkadaşlarının çok üzüldüğünü söyler.


Bir gün Şam'a gider ve Celaddet Bedirxan'a misafir olur. Celaddet'le beraber yemek yerlerken, sofraya tanımadığı bir Arap yemeği gelir. Şükrü Sekban sorar ve der ki; Celaddet bu ne yemeğidir? Celadet derki "Doktor bu patlıcandır ama sen kabak diyebilirsin !...
"Bu sözden anladım ki Celaddet bey benim kitabımı kast ediyor.


Evet ! bu kitaptaki tezler yıllarca Türk Tarih tezini savunan kurum ve kişilerce Kürdlere karşı kullanildi. Kürdler üzerinde 80 yıldır savunulan Türk-Tarih tezlerine bakın hepsi çöp sepetine atıldı. Bu tezler bilim dışı tamamen ırkçı, şoven tezlerdi. Türk-Tarih Kurumu artık bu tezleri savunmuyor.

***********************************************

Bir anekdot daha sana hatırlatayım, Çermikli Zaza Ziya Gökalp ile Mutki Zazalarından (Modanlı)Xalile Hayali Istanbulda 1900’lu yılların başında iki samimi arkadaştırlar. Bu iki aydın Kürdçe’nin gramerini çıkarmaya karar verirler.Uzun bir çalışma yürüterek birçok yazılarını arşivlerler.
Özgürlükçü düşünceleri nedeniyle okulla ilişiği kesilen Ziya Gökalp, Diyarbakır’a geri dönünce, beraberinde bu çalışmaları da götürür. Meşrutiyetin ilanında Xalil-e Hayali ve Ziya Gökalp ikilisi, Selanik’te toplanan ittihat ve terakki cemiyeti kongresinde buluşurlar. Ziya Gökalp’in, Diyarbakır delegesi olarak katıldığı kongre için Istanbul’da bulunduğu esnada, Xalil Hayali kendisinden beraber hazırladıkları Kürtçe gramer çalışmalarını ister. Ancak Gökalp bunları yaktığını söyleyerek geri vermek istemeyince ,Xalil Xayali bu eseri yeniden yazmaya başlar.Ziya Gökalp işte bu dönemde Türkçü olur.
Xalil Hayali Said-i Kurdiden etkilenen bir aydındır. Risale-i Nurda Bediüzaman kendisinden övgüyle bahseder.

****************************************

Sonuç olarak anlatmaya çalışttığım bu iki anekdot Kürd tarihi için çok önemlidir. Ziya Gökalp Zaza/Kürdüdür. Kürdler üzerine Sosyolojik analizleri çok bilimseldir. Zazalar üzerine çok rasyonel tezleri vardır. Tabi bu tezlerini Türkçü olmadan,yani dönek olmadan evel yazdı.Sonradan Türkçülerin fikir babası olup,kendi kimliğini ırkını red ve inkar ederek Türkleşti.Bunun mükafatıda Milletvekili ile taltif edildi. Türklere göre „Kötüden iyiye dönen bir dönektir.Kürdler görede aslını inkar eden bir cahş’tır. Dr Şükrü Sekban’da sırf sürgünden ülkeye dönmek için bazılarına göre Çerkez kökenli eşinin baskısıyla ısmarlama yazdigi Kürdleri red ve inkar eden kitabini yazmistir. Bu kitabi Türk ırkçıları yıllarca Kürdlere karşı kullandı. Şimdi bu kitaplar tedavülden kalktı.

Yazarın dediği gibi, (Su gider kum kalır.)
Bugün bir kum daha kaldı.
Sel geldi ya da gelmedi.
Kum esasen,hep oradaydı.
Elime aldım,yalnızca biraz ıslanmıştı.
Selam ve saygilarımla,

Orhan Zuexpayıj,


*********************************


 AZADI AYDIN FIKIR DEGISTIRIP ALIMOGLU ALEYHINE YAZDIGI MAKALE


Bingöl"lü Avukat hemserimiz ve MHP Eski Bingöl il baskani, yeni AKP ADAY ADAYI Fahri Alimoglu hakinda hemserimiz Sayin Orhan Kaya taznet ve kurdistan-aktuel sitesinde bir yazi yayinlamisti. Fahri Alimoglu"nun MHP il baskani iken dönemin emniyet müdürü ile beraber türbanli devlet memurlarina baski yaptigini ve bir cok yolsuzluk olayina bulastigini yazmisti. (yazi kurdistan-aktuel sitesinin arsivinde duruyor)

Bende cezaevi hukukum olmasina ragmen, Sayin Orhan Kaya"ya yöntem ve uslup konusunda elestirilerde bulunmus, FAHRI ALIMOGLUNU ANLAMAK adli bir yazi yazmistim. 

Özelikle Bingöl"lü yurtsever genclerden negatif tepkiler almistim.
Fahri Alimoglu ismi gercekten, Bingöl gencliginde cok antipati yapmis bir isim.
Buna ragmen, Avukat Fahri beye bir sans tanimak gerektigine vurgu yapmistim.

Her insanin gecmisinde hata yapabilecegine ve ikinci bir sansi hak etigine inananlardanim.

Gel zaman git zaman..

Bizim MHP"li Fahri Alimoglu, secimlerde AKP"den aday adayi oldu.
Kendisine aday yapilmayacagini direk söyledim.
Cok reklam yapip, para harcamasina, kulis yapmasina ragmen, MHP"li Fahri bey, aday yapilmadi. Gerci, AKP"nin MHP"den fazlasi var, eksigi yok. (akrabam Nurullah Bilgin de AKP den aday adayiydi, onuda elestirdim)

Fahri bey zaman zaman yazilar yaziyor.
Durumu idare etmeye calisiyor.
Hic bir yazisinda kendini asamadi, avukat olmanin verdigi sorumlulugu, hakaniyeti yazilarina yansitamadi.

Rant ve cikar neredeyse Fahri bey orada.
Dün MHP, bu gün AKP, yarin kim bilir hangi parti..

Elbette Fahri bey den militanca, yoldascha bir durus beklemiyoruz. 

Ama eger biraz vicdan sahibi olsaydi, 40 tane meslektasi KCK davasi gerekce gösterilerek göz altina alinip, hak-hukuk gözetilmeden iceri atilinca tepki göstermesi gerekmezmiydi? (Bingöl barosunda da söz sahibi biridir)

Avukat meslektaslari, Sayin Öcalan"in avukatligini yapiyorlardi.
Söz konusu avukat görüsmelerinin hepsi devletin bilgisi dahilinde, devletin ücüncülügünde gerceklesen görüsmelerdir. Her satir, harf, helime, söz, paragraf kayit altina alinmasina ragmen, avukatlara bu yönelim niye? Ve bir avukat olan Fahri Alimoglu niye bu hukuksuzluga karsi lal oldu ? 

Fahri Alimoglu, AKP kontejenanindan vekil, belediye baskani olma hayalleri kuruyor.

Iki dönemdir yolsuzluga, hirsizliga, tembelige bulasmis AKP Belediyesi, Bingöl insanin kanini emiyor. Fahri bey bunada sesiz. 

Avrupa birligi fonundan, su aritma tesisi icin 2006 yilinda bingöle gönderilen 1,5 milyon EURO BUHAR olup uctu.. sene 2012 ortada ne tesis, nede para var.

Yani, sözün özü: Fahri bey konusunda yanildim. Fahri bey kendi cikarlarini, bingöl halkinin ve bingöl insanin cikarlarinin önüne koymaya devam etti.

Lafta zazacilik da yapan Fahri bey, Bingöl BDP encümenleri cok dilli belediyecilik icin (zazaca belediyecilik) belediye meclisine teklif sunduklarinda ve bu teklif SERDAR ATALAY ve AKP il encümenlerinin oylariyla red edildiginde de maalesef üc maymunu oynadi.

Sevgili Fahri Alimoglu, beni yaniltin. Yanlis ata oynadim ve kaybettim.
Kendini asamadin, sen hep bir kendini asamayan, cikarlarina mahküm biri olarak kalacaksin. Korkaklarin tarih yazdigi görülmüsmüdür? Her zaman iktidarlara secdeye duran zihniyeti kiniyorum.

Ve Orhan Kaya hakliydi..
Fahri Alimoglu gercekten öyleymis...

sevgiyle kalin.

 *************************************


Veysel Çeliker

Orhan Kaya, Dr.Zülfü Selcan,Fahri Alimoğlu ve Azadi Aydın Veysel Çeliker
Orhan KAYA: Son görüş dosyası çerçevesinde tanımış olduğumuz ve daha sonrasında da geçmişini araştırma ihtiyacını hissettiğimiz bir abimiz... Entelektüel bir kalemi olduğunu söylemem gerekir. Sanal Dünya üzerinden diğer yazılarına ulaşma imkanımda oldum. Bir çok yazısını okdudum.

Özellikle yurt dışında olmasından kaynaklanan Özgürlüğü en iyi şekilde kullanıyor. Tabi konusu Türkiye olan konularda...Zannetmem ki Almanya''da, Almanlar ile ilgili bir şeyler kaleme alacak  kadar özgür olduğunu.

Yazısında ifade ettiği şeyleri dikkatle okuduğumu ve bunu 2-3 defa yaptığımı belirtmek isterim. Şahsımızın bir yazısı hakkında eleştiri kaleme alması açıkçası bizim için onurdur,kendisi bizi onurlandırmış.

Şahsımızın "Acaba Cevap versek mi,Vermesek Mi?" gibi bir takıntısı yoktur. Konu ile ilgili görüşlerimi mutlaka belirteceğim. Ama Sayın Kaya''nın, Fahri Alimoğlu hakkında yazdıklarının hoş olmadığını belirtmek isterim.Keşke olaya farklı yaklaşsaydı.Alimoğlu eski bir Mhp''li olabilir hatta bu düşüncesini devam da ettirebilir. Bu ayıp bir şey değildir.Bana göre bir insanın kürt olsun,türk olsun en doğal hakkıdır. Bunu büyük bir suçmuş gibi ifade etmenin bir anlamı yoktur. Bir insan bdp''li de olabilir akp''li de... Ben o yazıda Fahri bey''in açıklamaları üzerinden bir değerlendirme yapmanızın daha şık olacağını düşünüyorum.

*Zeki Alimoğlu hakkında övücü kelimeler kullanmışsınız, normaldir. Ama bu yaklaşım tarzı bir "Aydın" olarak görmek istediğimiz Orhan Kaya''ya yakışmamıştır. Zeki bey "Zazaca,Kürtçenin Lehçesidir" dediğinden dolayı iyi adam ; Fahri bey, "Zazaca Bağımsız bir dildir" dediğinden dolayı öcü olmuş.

Sizin iyi adam ve kötü adam nitelemenizde kullandığınız kriter "Sizin gibi düşünüp,düşünmemekte" saklı galiba... Orhan Kaya gibi düşünenler "İyi Adam", Fahri Alimoğlu gibi düşünenler "Kötü Adam" oluyor galiba .

*Şahsımın söz konusu yazısında Fahri bey''e ciddi eleştirileri vardı. Yorumlarımızı okuyanlar Fahri bey ile aynı düşünmediğimiz bilirler.Dolayısıyla burada yazdıklarımızın başka boyutlara çekilmemesinde fayda var. Orhan Kaya''yı tanımıyorum, sadece sorduklarımızdan aldığımız bilgilerden yetiniyoruz. Eğer kendisi uygun görürse kendisini daha ayrıntılı tanımak isteriz.

DR.ZÜLFÜ SELCAN : Sayın Selcan''a teşekkür etmem gerekir diye düşünüyorum. Kendi kaleminden dökülen "Zazaca Dil Kursu" çalışmasını okuyor ve  yararlanıyorum. Ne kadar teşekkür etsem azdır. Çok güzel bir eser vermişler. Ana dilimiz olan Zazacayı daha sağlıklı ve akademik düzeyde öğrenmemizi sağlıyor. Kendisini tanıma fırsatı yakalarsam çok mesut olacağım.Güzel işler yapan insanları hep önemsemişizdir. Dernek olarakta buna önem veriyoruz.Nitekim Bingöl Oscar Başarı Ödüllerinin mantığında da "İyi işler yapanları,gün ışığına çıkarmak" vardır. Teşekkürler Sayın Selcan...





Fahri ALİMOĞLU:Birebir görüştüğüm bir insan. Olaylara bakış açısı Bingöl''de ki bir çok kişiden farklı.Bingöl ortamında farklı olmayı başarabilen bir kişiliktir. Geçmişinde yaşadığı şeylerin doğru olup olmadığını tartışacak değilim.Yani ayıp birşeyde yapmamıştır.Kendi ideolojik tercihlerini en azından kendisi belirlemiştir. Bu bile yaşadığımız bu korkuç çağda bir farklılık göstergesidir.

Hangimiz geçmişte yaptığı şeyleri hatırladıkça "Keşke yapmasaydım" demiyoruz ki? Sayın Alimoğlu''nun da bu düşünceleri olabilir mutlaka. Benim Sayın Alimoğlu''na geçen hafta yönelttiğim eleştiri bugün de geçerlidir. Siyaset kurumlarını veyahut kişiliklerini bazı konularla ilişkilendirmekten vazgeçmelidir. Ayrıca kaleme aldığı bazı insanlar "Kendisini eleştiren insanlara tu kaka, öven insanlara da yoldaş-yandaş" gözü ile bakıyorlar. Bu konuyu buraya kadar yazabiliyorum.Umarım ne demek istediğim anlaşılır....




Azadi AYDIN:
  İdeolojik görüşlerimiz yüzde seksen oranında bir birinden farklı bir yapı arz ediyor. Tavz.Net ile tanışmasından bu yana  bütün yazılarını takip ettiğim değerli yazarımızın son zamanlarda "Aydınvari" düşüncelerini okumak bana zevk veriyor. Bir yorumda yazarın son zamanlardaki aydınvari görüşleri üzerine "gitme, sen bize lazımsın" ifadesi kullanılmış. Demek ki insanlar bazılarını hep yanında görmek istiyor. Ve bunun göstergesi olarak da "AYNI SLOGANLARI ATMAK,AYNI İFADELERİ KULLANMAK,AYNI DÜŞÜNCELERE SAHİP OLMAK" olarak görüyor.

Velhasıl bu memleketin insanları da bu memleket gibi ilginç...  Aydın olmak demek, bütün ideolojilere, fikirlere aynı mesafede yakın olmak ve aynı mesafe de uzak olmak demektir. Hepsini eleştirebilmek ve hepsini övebilmektir. Ben şuna inanıyorum, "belli bir ideolojiye sımsıkı inanan ve radikal olan" bir insan asla Aydın olamaz. Entelekktüel olabilir ama asla bir Aydın olmaz...



Tarih: 2010-12-20
Okunma sayısı: 366
 






6 Aralık 2011

ÇEWLÎGÎN CELLADI KONUŞTU


    ÎLHAMÎ SERTKAYA ÇEWLÎGIN CELÂDINI KÖŞEYE
    SIKIŞTIRIP; KONUŞTURDU


"Kitabe tay goniweran nusiyay dinya dı,
La kitabê Delu Fikrî nênusiya hıma,"

                           MALMISANIJ/Kürd yazar


- Malmısanıjın Pîran adlı bu şiirinde diyiyorki !
- Dünya'da bazı katliamcı,kan emici,sadist
  kişilerin kitabı yazılmış,
-Ama 1925 te Pîrandaki katliamcı,sadist ve kan emici subay olan Deli Fikri'nin
  kitabı halen yazılmamış,

-Îlhami Sertkaya hemşerim 1980 darbesinin çağdas Deli Fikrisi (Durmuş Kıvrak) peşine düşüp,teşir etmede verdiği mücadele amacına ulaştı.


- Bende bir Çewlikli olarak Durmuş Kıvrak ve şahsında size barbar bir kaç subayı daha tanıtarak beyin jimnastiği yaparak tarihi biraz daha gerilere götürmek istiyorum.

  *********************************************

-Çewlik halkına gidin sorun 1980 darbesinde Bingöl Jandarma Komutanlığında görevli Yüzbaşı Durmus Coşkun Kıvrak'ı herkes tanır.
-1980 darbesinde Amed cezaevinde Esat Oktay neyse,Durmuş Kıvrak'ta Çewlikte onun versiyonuydu.

- Kıvrak kelimesi Çewliklilerin kullağına hoş gelmediği için, Kıvrak  fonetiğine uyum sağlayan Kebrax kelimesini bu yüzbaşının lakabı olarak kabul gördü memleketimde,
- KEBRAX Zazaca/Kırdki bir kelimedir.
-Bu kelimenin anlamı soysuz,korkak,kaleş ve hertürlü kötülük gelebilecek kişiler için kullanılır.
- Qebrax kelimesini Çewlikliler boşuna bu yüzbaşıya takmamışlardı.
- Çewlik halkı bu KEBRAX'ı yaptığı zulüm,işkence ile Hüseyin Morsümbül , Hüseyin Sertkaya gibi hemşerilerimizin katili olarak tanınir.


*******************************


- Değerli hemşerim Îlhami Sertkaya Kürd ulusal davasında Çewligin yetiştirdigi değerli bir şahsiyetir.
- Kürd siyasetinden tutun,Zazaca/Kırdki gramer ve roman çalışmaları başta olmak üzere şiirleri,tiyatro çalışmaları,makaleleri ile kitap yazan, adından söz ettiren çok yönlü bir değerdir.
- Bu çalısmalarının dışında 30 yıla aşkındır kayıp olan hemşerimiz Hüseyin Morsümbül başta olmak üzere amcası Hüseyin Sertkaya'ya yapılan işkence,öldürülme ve kayıp olaylarını inatla izini takip eden bir aktivist olarakta kendini kabul ettirdi.
-Yılmadan,bıkmadan ve usanmadan birçok yazısında,makalesinde şiirlerine dahi bu iki ismi "HÜSEYINLERE" konu yaptı.
-Îlhami hemşerim, Durmuş Kebrax celladını DÜZCE/Akçakoca ilçesinden izini takip ederek,yazıları ve kamuoyu açıklamaları,IHD ye yaptığı başvuruyla adetta ininden (mağardan) çıkardı.


*****************************

-Zalimler neden hem korkak,hem direnmezler?

-Tarih, halkına ve insanlara zulmeden zalimlere defalarca tanıklık etmiştir.
-Ellerinde güç ve imkan olduğu müddetçe insanlara yapmadık hiçbir şey bırakmayan, mazlumları ezip sömüren, zavallı insanları ezen, korkutan, yıldıran insanlara defalarca tanık olmuştur.
- Bu zalimlerin en azılısi kuşkusuz Durmuş Kebraktır.


- Bu cellatlara yıllarca kimse ne yanaştı,nede yargılayabildi. Oysaki tüm cellatlar korkak olduğu gibi,Durmuş Kebrax hepsinin en korkağıdır.
- Verdiği röportajda ailesi ve çocuklarının içine düştügü korku ve ruh hali tedirginliği içindeydi.
- O da ağabeyleri Ergenekoncu Hurşit Tolun, Şener Eruygur gibi suçluluk psikolojisiyle savunmaya
  geçti..
- Yıllarca kendini saklayan ve ortaya çıkmayan bu katil, "Benim çocuklarım da bu olaydan dolayı tedirgin oldu. Ben yasaları çiğneyip suç işlemedim. Ben sağlam ve temizim." utanmadan diyebiliyor.


-Belki bu korkudan dolayi önümüzdeki günlerde yatağa düşüp, stres,psikolojik baskı, teşhisi  sonucunda felçte olursa şaşmayın,
-Veya yargılanacağını,tutuklanacağını anladığı anda GATA'ya düşüp,travma da yaşayabilir.
-Yakın dönemdeki bu tip tetikçi, celatlar büyük abileri Yakup Cemil,Topal Osman ve Resneli Niyazi gibi cesur olamadılar.
- Yeni nesil tetikçi subay ve paşalar ne direnir,ne karşı çıkıp kaderine razı olup , tevekkül içinde ölümünü beklerler.
- Durmuş Kıvrak gibi bir cellatıda böyle bir kader bekliyor.
- Bir söz var ya  (işkenceciler korkak olur, korkaklarda işkenceci olur.) misali gibi,


**********************************

-Îlhami hemşerim ,Ahmet Altan başta olmak üzere IHD'yi bu konuda bilgilendirdi ,yazılar gönderdi boş durmadı.
- IHD sonunda Durmuş Coşkun Kebraxa ulaşarak konuşturdu. Ama hiçte Coşkun ismi gibi coşkulu konuşamadı.
- 1980 darbesinin o kükreyen ve vahşileşen sahte aslan, yüzbaşı Durmuş Qebrax savunma psikolojisine geçmesi korkaklığı ve ruh halinin tedirginliği kendisini ele veriyordu.

- Jandarma ve Jitem subayıken kükreyen bu sahte aslan,emekli olunca yıllarca suskunca ortalıktan kayboldu.
- Durmus Kebrax Ugur Mumcu'nun öldürülmesinde de adı gecen karanlık bir subaydır.

-Ben, işte buna hayret ediyorum. Herkesi ölüme göndermekten kaçınmayan zalim yüzbaşı KEBRAX  “Süt dökmüş kediye dönmekte” ve direniş adına hiçbir şey yapmamaktadir.

- Geçmişte yaptığı barbarlığı ortaya çıkacağını anlayınca da mahkemeden,haktan ve hukuktan bahs etmeye başladı.
- Ağzından barut fişkıran Durmuş Kebrax cesaret edip, geçmişindeki cellat ve barbarlığına sahip çıkamadı. Tabiri caizse "Cellad ihaneti" yaptı.

- Durmuş Qebrax olayı kendi üzerinden atarak Çewlik halkını,Morsümbül ve Sertkaya ailesinin yüzüne baka baka yalan söyleyerek kendince bahanelere sığınarak izinli olduğunu, o dönemde olayın faili olarak Îlhami Sertkaya yı göstererek,kendini kurtarmaya çalışıyor.

- Enver Paşa,Atatürk ve Ismet Inönün tetikçi ve cellatları yüzsüz,katil ve kan emiciydiler. Ama,hakkını vermek gerekirse davalarında mert ve cesur oldukları gibi sonuna kadar savaşarak ölmesinide bilyorlardı.
-Yakın dönemdeki Evren,Demirel,Çiller,Mesut Yılmaz ve Ağar benzerlerinin tetikçi, katil ve cellatları yüzsüz,utanmaz ve akhlaksızdırlar. Ne direnmesini bilirler,ne de bu karanlık ve gizli işleri devletin bekası için yaptıklarına bile cesaret edip söylüyemiyorlar.

************************
-Çewlik coğrafyasında vahşice barbarlık yapan Kebrak gibi subayları halk hiçbir zaman unutmaz.
- Örneğin,  Şeyh Said hareketinde köy yakan,yıkan toplu katliam yapan Yüzbaşı Ali Haydarı hiç unutulurmu ?
- O kadar sadistiki demir şişleri ateşin közünde kızartarak meşhur direnişçi Qas Quesi'yi dağlayan
  bir cellatır.Ama Qas Quesi Kürd halkının bir kahramanı olarak çoktan  tarihin sayfalarında yerini aldı.
- Ali Şahin yüzbaşı rütbesinde Durmuş Qebrak sonrasında Çewlik Jandarmasında göreve
  getirildi.Oda hızını ağabeyi Durmuş Kebrax gibi alamadı 1985 yılının yazında  Kürd direnişçisi ve şehidi Mamoste Sıddık Bilgin'in katili olmadımı ?
- Ali Barut denilen başka bir barbar yüzbaşıda 1925 hareketı sonrası Lice,Hani ve Dareheni çevresinde isminden çok söz ettirdi. Ali Barut hareket sonrasında Mustafa Muğlalı'nın emrinde Pecar tenkil hareketinde Zıkte,Botyan,Murtezan,Mıstan mıntıkasında toplu katliamlar yaptıgını yöre halkı hiç unuturmu ?

Sonuç ,

 - Durmuş Kebrak gibi cellatlar aslında yüreksiz ve korkaktırlar.
- Kürdler artık eski Kürdler değil,kendi katilerini artık tanıyor ve yazarak arşiv oluşturuyorlar.
- Tıpkı Topal Osman,Muğlalı,Atatürk,Bayar,Fevzi Çakmak gibi oda tarihin kirli sayfalarında yerini aldı.
.Son Dersim  tartışmaları bunun bir kanıtıdır.
- Biz Zaza/Kırd ların Îsmet paşa için bir sözü vardır.
. Bu söz Amed,Çewlik ve Palu çevresinde ki insanların hafızasına nakş edilmiştir.
- " Pırde Pali pırdo text o,No îsmet Paşa yew kerro,bêbext o"
- Türkçesi Palu köprüsü tahtadan yani çürük yapılmış, Bu "Ismet Paşa'da Kürdlüğünü red,inkar eden, Kürd olsada bedbahtır.


      Selam  ve saygılarımla,


  Orhan Zuexpayıj