Kûy a Spî

27 Aralık 2012

ÇOLİG'İN ÇAĞDAŞ YADO'SU MUSTAFA AYÇİÇEK'İN (MIÇE) YAŞAM ÖYKÜSÜ


ÇOLİG'İN ÇAĞDAŞ YADO'SU MUSTAFA AYÇİÇEK'İN (MIÇE) YAŞAM ÖYKÜSÜ
ARAŞTIRMA VE İNCELEME
 
 

Ne Boti me, ne Gerzi me, xulame axa Kurdistan;
Ne mirim ez ne axa me, peyaye Dewleta Kurdan.


Türkçesi;

Ne Botanlıyım, ne Garzanlıyım, Kürdistan toprağının hizmetçisiyim;
Ne mirim ben, ne de ağayım, Kürt Devletinin neferiyim.


                                                                      Mir Kamuran Ali Bedirhan












- Çolig'in çağdaş Yado'su Mustafa Ayçiçek'in (MIÇE) yaşam öyküsünü uzun süreden beri yazmayı düşünüyordum. Çünkü ortaokul ve liseden çok samimi ve sınıf arkadaşımdı. Mustafa Ayçiçek çok yetenekli sabırlı ve en önemlisi de cesur ve atletik bir yapıya sahipti. Çolig ve çevresinde gerillacılık yaptığı dönemlerde gittiği her köyde cesaret ve mütevaziliği ile insanlar üzerinde etki bırakmıştı. Çoligin ilk gerilla gurubundandı ve bölgede en uzun süre eylem yapma pratiğiyle ön plana çıkan ilklerdendi.

- Çolig ve çevresindeki işbirlikçi çetelerin korkulu rüyasıydı. Çevrede ses getiren tüm eylemlerde kendisi olmasa bile hep onun isminden bahsedilirdi. Tıpkı Yado gibi onun nefesi, ruhu ve felsefesi Kurdistan'ın her yerindeydi.

- MIÇE'nin yaşam öyküsüyle ilgili başta ağabeyi M. Arif Ayçiçek'ten olmak üzere, mücadele arkadaşları ve yazılı kürd kaynaklarından derlediğim tüm bilgileri harmanlaştırıp, detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

- MIÇE'nin hem anne hem baba tarafından ailesi Şeyh Said hareketinde yer almış ve direniş göstererek büyük bedeller ödemişler. Bu iki aile, yakın dönem Kürdlük davasında da aynı geleneği hiç ödün vermeden devam ettirmişlerdir. Yakın dönem direnişilerinden Mustafa Ayçiçek, Abdullah Ekinci ve İdris Ekinci ilk akla gelen önemli şahsiyetlerdir.

- Kürdlük vadisinde iz bırakan bu iki ailenin çocukları üzerindeki etkisi nereden kaynaklanıyor demekten de insan kendini alamıyor.

- Bakın bu aileden çıkan direnişçilerin ruh ve düşünce bağlamında hangi kaynaktan beslendikleri ağabey M. Arif Ayçiçek'in şu sözlerinde saklıdır.

- Bizim çocukluğumuz Queşka Bellekt'e geçti. Bazen dedem Arif Faris ve yeğeni Yado'nun eski silah arkadaşları ve sevenleri köşke misafirliğe geliyorlardı. Kürdistan davası, Yado ile dedemin kahramanlıkları gece sohbetlerinin ana temasıydı. Rahmetli annem ve babam evimizin o kocaman salonuna biz çocukları adeta bir öğrenci gibi sohbetleri dinlememiz için yollardı. İşte bu cemaatlerdeki sohbetlerde konuşulan kahramanlık hikayelerini usulce dinleyerek tanıklık yaptık. Kısaca kendimizi meselenin içinde bulduk. Kürdistan müceadelesine dair anlatımlarda yer alan bu zengin tarihi bilgileri daha çocuk yaştayken beynimize nakş ettik. Babamın vefatıyla ayaklı bir kütüphane olan annem bu hikayeleri devam ettirdi. Sonradan öğrendik ki babamın vasiyetiymiş; "Çocukları bu anılarla büyütünki dedeleri Arif Faris ve yeğeni Yado'ya layık olup, onların davasına halel getirmesinler.."


***

- Mustafa Ayçiçek, Şeyh Said ve Şeyh Şerif Kelaxsi gibi kürd önderlerini ağırlamış, tarihi toplantı ve kararların alındığı Çolig/ Çarşuyê Ciyêr'de, Queşka Bellek gibi tarihi bir mekanda yaşama gözlerini açmıştır

- Bu köşkün sahibi Arif Faris, Çolig'de Şeyh Said hareketine en yakın duran kişidir ve Mustafa Ayçiçeğin dedesidir. Arif Faris, 1925 direnişinde Çolig'de köşk görünümünde olan bu evini Şeyh Said'in hizmetine sunmuştur. Bu evde toplantılar düzenlenmiş, harekete ilişkin kararlar alınmıştır. Direniş dönemi itibarıyla Arif Faris'in evi Kürd direnişçilerine bir nevi hükümet konağı işlevini görmüştür.

- Mustafa Ayçiçek, Çoligin MIÇE'si, PKK hareketindeki ismi (KAZIM), en önemlisi de benim yıllar önce koyduğum tesbitle yakın dönemin çağdaş Yado'suydu.

- Kürdlerin efsanevi komutanı YADO Mustafa Ayçiçek'in dedesi Arif Faris'in yeğenidir. Yado da Queşka Bellek'in daimi müdavimlerinden olup, bu köşkteki toplantılara katılmış, alınan kararlara tanıklık yaparak feyiz almıştır.

- Yado, 1925 hareketi süresince ve daha sonraki dönemde de tüm yaşamı boyunca partizan savaşçılığını sürdürmüştür, kürd tarihinde bir efsane olarak anılmaktadır.

- Queşka Bellekin atmosferi öyle bir atmosfer ki; yıllar geçsede oranın havasını soluyan, oradaki uzun kış gecelerinde anlatılan kürd direnişçlerinin öykülerini usulce dinleyen kişilerin yiğitlik sırrı bilinmez. Orada bileniyor, sonra bir türkü olup sonsuzluk ülkesine gidiyorlar.

- İşte Yado, işte Mustafa Ayçiçek, işte Abdullah Ekinci, işte İdris Ekinci ve ardılları..

- Queşka Bellek'in tarih anlatıcıları da zamanın imbiğinden süzülerek gelen açlığa, sefalete, ölüme, sürgüne ve yalnızlığa göğüs germeyi yaşamlarıyla ispatlamış eşlerinin anılarına, davalarına bağlı kalmış fedakar kadınlardır.

- Bu ayaklı kütüphane ve sözlü anlatıcılar olmasaydı ne deyirlerimiz, ne stranlarımız ne de kahramanlık üzerine anlatılan hikayelerimiz olurdu. Belki hepsi kaybolup giderdi. Biz de bugün bu yazılanlardan habersiz, bu kahramanların öykülerinden mahrum olurduk.


MUSTAFA AYÇİÇEK'İN ÇOCUKLUĞU VE AİLESİ HAKKINDA KISA BİLGİLER


- Çolig'de halk arasında (MIÇE) olarak anılan yiğit, fedakar ve kahraman direnişçi Mustafa Ayçiçek 1961 yılında Çolig/Çarşuyê Ciyêr/ Queşka Bellek'te dünyaya gelir.

- Babasının adı M. Sıddık Ayçiçek, halk arasında Sıddık Halimey Faris olarak anılır. Halime ismini merak edenler iki yıl evvel neşrettiğim eşi Arif Faris'in yaşam öyküsünü okuduklarında daha iyi anlarlar. Kürdlerde bir çok değerli insan eşinin anısına bağlı kalan yiğit ve fedakar annelerinin isimleriyle anılırlar.

- Mustafa'nın annesi Emine Hanım da Çolig'in yerli ailelerinden Molla İbrahim Ekinci'nin kızıdir. Molla İbrahim de köken olarak Ayçiçek ailesi gibi 1850'li yıllarda Zikte/Şin köyünden gelip Çolig'e yerleşirler.

- Molla Îbrahim başta olmak üzere kardeşi Molla Mehmed (Malla şeş gışt) ailece sürgüne edilirler. Molla İbrahim'in ailesi Kayseri'ye, Molla Mehmed ve ailesi ise Manisa'ya sürgüne yollanırlar.

- Molla İbrahim'in ailesi sürgüne giderken, kendisi Yado ve arkadaşlarıyla beraber Bin -Xete (Suriye Kurdistanına) sığınırlar. Türk devleti, Arif Faris ailesinin birçok bireyini katleder, geriye kalanları sürgüne yollar. Molla İbrahim'in ailesi de aynı akıbete uğratılarak baskı, zulüm ve sürgün yaşamına terk edilir.

- Yado o dönemde Molla İbrahimi ikna ederek; "Senin çocuklarını ve ailenin diğer birimlerini dağıtmışlar. Sen en iyisi git çoluk çocuğuna sahip çık" der. Molla İbrahim gelip teslim olur. Mahkemede yargılanırarak ağır cezaya çarptırılır. Hapis cezasını tamamladıktan tamamladıktan sonra sürgüne ailesinin yanına gönderilir.

- Mustafa Ayçiçek (MIÇE) Mehmed,Ahmed,Fatma ve Mahmud Arif olmak üzere toplam 5 kardeştirler. Mustafa evin en küçüğüdür.

- MIÇE, ilkokulu Sarayiçi İlkokulu'nda, ortaokul ve liseyi Çolig'de okur. Mustafa, ayrıca başarılı bir sporcudur. 1975 veya 76 yıllarda gençler Türkiye kayak şampiyonu da olur.

- Kısacası Arif Faris ve kardeşleri şehid olurken, aileleri sürgüne yollanır. Aileden kaybolan çocuklar ve trajediler anlatmakla bıtmez. Öyküsünü yazdığım Şeyh Said hareketinin kayıp kızı Sinexan da bu ailedendir.


MUSTAFA AYÇİÇEK'İN HAREKETE KATILMASI VE MÜCADELESİ



- Ağabeyi Mahmut Ayçiçek'e atfen aktarıyorum;

Yıl 1979 ülkedeki siyasal ortamdan uzaklaşarak Almanya'da okumak için karar aldım. Kardeşim MIÇE beni yolcularken, kendisine dedimki; "Ben Almanya'ya okumak için gidiyorum. Orada zemini hazırlayıp, en kısa sürede seni de getiririm.

- MIÇE'nin bana verdiği cevap beni hem üzdü, hem de oldukça duygulandırdı; "Kurdistan çok güzel ama sahipsiz, ben dedemizin yarıda bıraktığı işi yapacağım."

- MIÇE'nin bu sözü hala hafızamdadır.

***

- Mıçe, 1970'li yılların ortalarından itibaren Kurdistan'da gelişen anti-sömürgeci kürd hareketlerinin ideolojik-inşaa sürecinde o dönem kendini UKO'cular olarak adlandıran PKK hareketi içinde yer aldı. MIÇE'nin bu harekete yakınlaşmasındaki temel etken ailenin direnişçi geleneğinde yatar. MIÇE'nin harekete aktif ve organik katılmasını sağlayan kişi de dayısının oğlu kürd şehidi Abdullah Ekinci'dir.

-Abdullah Ekinci (Gözlüklü Ali), PKK hareketinin kurucu kadrolarından olmakla beraber 15 Ağustos 1984 yılında sömürgeci Türk devletine karşı sıkılan ilk kurşun'da Şemdinli baskınının başarılı bir komutanıydı.

- Abdullah Ekinci gibi birikimli, eğitimli ve başarılı bir komutan şehadetinden sonra PKK hareketi içinde fazla anılmadı. Adeta unuturulmaya çalışıldı. Şehadeti hakkında da farklı saptırmaca ve spekülatif görüşler vardır. Tabiki bu bilgiler mutlaka yazılmalıdır görüşünü savunanlardanım. Bu tarihi bilgileri kürd halkından saklamak haksızlık olur.

- MIÇE'yle aynı dönemde beraberce harekete katılan Hüseyin Durmuş, Ali Rıza Demirel (Keleşkof Rıza) Çolig Lisesi'nden kendisinin en yakın, samimi arkadaşlarıydı. Bu üçlü diyebilirim ki Çolig Lisesi'nde ön planda yer alıyor ve tüm aktivitelerde kendi ağırlıklarını hisettiriyorlardı.

- Çoligin yürekli bu üç genci de şehadet mertebesine ulaştılar. Kararlı duruşlarını, inançlarını ve cesaretlerini hiç unutamadığım bu değerlerimizi hatırlatıp, ruhları şad olsun diyorum.

- MIÇE 12 Eylül 1980 darbesinden yaklaşık bir ay sonra o dönem Çolig'den çıkan ilk gerilla gurubu içinde yer alır. O dönemde ilk silahlı gruplara katılanlar arasında Çolig ve çevresinden hem sayıca epey fazla fazla, hem de çok nitelikli kadrolar vardı.

- Hidayet Bozyiğit, Zeki Palabıyık, Mustafa Ayçiçek, Ali Rıza Demirel, Hüseyin Aydoğmuş (Hoca), Zeki Yıldız, daha onlarcasını sayabilirim.

***

- Mıçe, partizan savaşına katıldıktan ve Çolig çevresinde kısa bir gerilla mücadelesi verdikten sonra ertesi yıl bir g rupla, Lübnan'a o dönemde Bekaa vadisindeki Halve kampına gider.

- Bu kampın daha sonra ismi değiştirilerek Mahsun Korkmaz Akademisi olur.

- MIÇE bu kampta hem siyasi hemde askeri egitim alır.

- MIÇE'nin o döneme kampa gidişini yakın arkadaşı Çolig'li (Yeniköy-Çılkanili) hemşehrimiz Zeki Dağ'a atfen aktarmak istiyorum.

- 1981 yılının 27 Kasım'ını, yani PKK'nin kuruluş yıldönümünü Mahsun Korkmaz Akademisi'nde halaylar, govendlerle kutluyorduk. O dönemde kampta Çolig'den bir tek ben vardım. Arkadaşlar Çolig'in folkloründen govende beni başa aldılar. Benden govendi öğrenmeye çalısıyorlardı. Ben de hiç hissetirmeden oynuyordum, çünkü yarım yamalak bu oyunu biliyordum. Arkadaşlarımsa sanki govendi çok iyi biliyormuşum gibi beni artık folklorcü olarak kabul ettiler.

- Oyunu oynarken o gün kampa yeni gelen misafirlerden iki kişi yanıma yaklaştı. 

Bunlardan biri (kırdki-zazaca) bana dedi ki; "Umbaz, umbaz o qıdeg tı key keni, sey tu niya!"

(türkçesi; arkadaş arkadaş govend oyunu senin oynadığın gibi değildir) dedi.

- Ben anladım ki bu arkadaşlar Çoligli hemşerilerimdir. Bu arkadaşlardan biri Hidayet Bozyiğit, diğeri Mustafa Ayçiçekti.

- Beni ikaz eden kişi Mustafa Ayçiçek'ti. Mustafa, govendin başına geçip, Çolig'in bu oyununu ustaca oynadı. MIÇE bu oyunu oynarken amcası sayılan merhum ALİ FARIS ve akrabası ve hemşerisi sayılan İSMAİL MUS'ı hiç aratmadı. Kamptaki arkadaşlar MIÇE'nin oynadığı oyunu imrenerek seyrettiler.

- MIÇE'nin bu oyununu gören arkadaşlar bana dönerek, "Bak sen de oyununu yeni düzelttin. Demek ki bugüne kadar bize gösterdiğin yutturmacaydı!" dediler.

Zeki Dağ devamla;

- MIÇE ile 1982 yılındaki İsrail-Filistin arasında yaşanan savaşa beraber katıldım. Ben o dönemde Lübnan/Nebatiye'de yani tam İsrail sınırındaki cephedeydim. Mıçe de o dönemlerde Beyrut çevresindeki grup içinde savaşa katılmıştı.

- MIÇE, İsrai ile Filistin arasındakı çatışmalarda yararlanarak gazi ünvanı alır.

- MIÇE, 1982 yılının sonlarında ülkeye dönüş yaparak Amed eyaletine gelir. O dönemde eyaletin sorumlu komutanı Hidayet Bozyiğitir.

- Zeki Dağ devamla bizim gurupta ülkeye dönüş yaparken SASON cıvarında bizi teslim alıp, Darêhêni KO SPI (Akdağ) alanına geçişimizi MIÇE ve gurubu yapmıştır.

- Zeki Dağ, MIÇE ile Darêhêni/Siwan-KO SPI alanında beraberde kalırlar.

Zeki Dağ'ın bana söylediği son sözü Kırdki (Zazaca) şuydu;

"MIÇE merdim erciyayo, ço gera zaf hol bınus, yo kemasiye gera ço niverd."

(Türkçesi, "MIÇE yazılmaya ve anlatmaya değer bir direnişçidir, onu güzel yazmak ve eksiklik bırakmamak gerekir.")



MUSTAFA AYÇİÇEK'İN ŞEHADETİ


- MIÇE, 1983 yılında Ahmet İBIN ve Baki Kan yoldaşlarıyla birlikte Sason bölgesinde parti çalışmalarını ilk başlatan gurubu oluşturur. Yıl sonunda Sason bölgesindeki faaliyetlerini tamlayarak, Çolig'li hemşerisi İmam Hüseyin Bilgin'le beraber geçmişte kendi doğup büyüdükleri bölge olan Çolig bölgesine gelirler.

- MIÇE, Şeyh Said hareketinin isyan bölgesinin merkezi ve şeytan üçgeni olarak da anılan Palu, Darehêni, Hêni bölgesini 60 yıl sonra da olsa yeniden direniş bölgesi haline getirmeye çalışır.

- Bu bölgedeki faaliyetlerden ve birlikte çatışmalara katıldığı tüm guruplardan sorumlu komutandı. MIÇE, mütevaziliği, cesareti ve direnişçi kişiliğiyle, savaş ortamındaki yaşamıyla arkadaşlarına bir örnekti.

- MIÇE'nin yıllarca beraber mücadele yürüttüğü dava arkadaşı ve eyalet komutanı olan Hidayet Bozyiğit 1985 yılında örgüt içi sorunlarından dolayı gelip, teslim olur.

- Türk devleti Hidayet Bozyiğit'i bölgede uzun süre gerillaya karşı kullanır. MIÇE, Hidayet'in bölgeyi iyi bilmesi nedeniyle etkili olabilecek tüm ihbar, sabotaj, sair engelleyici çabalarını boşa çıkarır.

- MIÇE, 5 Nisan 1987'de Eğil/Rutan köyü direnişinde sorumlusu olduğu gruptaki arkadaşlarından Zülfü Yıldız (Hesinger) ve Suat Uğur (Diyar) yoldaşlarıyla birlikte işbirlikçi ve hain çetelerin ihbarları sonucunda pusuya düşürülür, saatlerce süren çatışmalarda hava ve karadan bombalanmaya karşı kahramanca direnerek şehadete ulaşırlar.


MUSTAFA AYÇİÇEK'İN AİLESİ YAPILAN BASKILAR, CENAZESİNİN TESLİM ALINMASI VE YAŞANAN ANEKDOTLAR


- MIÇE'nin annesi Emine Hanım, devletin zoruyla Çolig merkezden İstanbul'a sürgüne gönderilir. Çok iyi hatırlıyorum, Afatlar mahallesinde gerek Hayri DURMUŞ ve gerekse MIÇE'nin evleri önünde devlet adeta karargah kurmuştu. Her iki ev de aynı mahallede birbirine tahminen 400-500 metre mesafedeydiler. Bu iki aile mücadelenin başladığı dönemlerde devletin ÇOLİG'de en çok baskı uyguladığı ve kontrol altında tutmaya çalıştığı ailelerdi.

- MIÇE'nin annesinin Şeyh Said hareketinin sürgün ve çilekeş bir annesi olarak yaşadıkları bir ilk değildi. Seyda Cigerxwin'in dediği gibi;

“Em ji rê dernakevin çendan bibênin zilm û zor
Lewleb û çerxa cîhanê, geh li jêrîn geh li jor”


Türkçesi, “Ne kadar zulüm görsek de bu yoldan çıkmayız. Dünyanın çarkı ve çıkrığıdır bu; bazen yukarıda olunur, bazen aşağıda..” şeklindedir.


MIÇE'si ile onun direnişçi ruhuyla, cesaretiyle ve mütevaziliğiyle her ortamada onur, bir o kadar da gurur duyardı.

***

MIÇE ile annesi arasında gerilladayken yaşanan bir anekdotu önemli gördüğüm için Mahmud Ayçiçek'e atfen aktarmak istiyorum.

MIÇE, annesi Emine Hanım'la Qarvêliyon köyünde bir defasında görüştürülür. Bu görüşmede yaşananlara dair Mahmud'a şu bilgileri veriyor;

- Hareketimiz belki yakında Çolig ve çevresinde önemli eylemler için karar verebilir. Bu durumda çok iyi biliyorum devlet ailemize yönelir.

- Biliyorsun annemiz gelip, beni gördü. Devlet onun yaşına ve başına bakmaz.

-Hemen annemizi de alıp, evinizi bu memleketten taşıyın. Annamız sana emanet kıymetini bil, çünkü benimle görüştüğünde asla gel teslim ol demedi ve beni üzmedi.

- Ama, ana yüreği gözleri konuşuyordu. Sanki bana ne yaparsan yap , yığıtçe yap insanlara zarar verme, kıymet ver ki kıymetin bilinsin,dedi.

- Beni öptü ve ağlamadı. Sonradan duydum ki köyde yanlızken ağlamış.

- MIÇE'nin şehadet haberini annesi İstanbul'da televizyon haberinde gösterilen fotoğraflardan öğrenir.

- Televizyon, Eğil'de şehid edilen MIÇE ve arkadaşlarının cestlerini gösterir. Annesi televizoynu seyrederken yerde yatan cesetlerden birinin saç rengi, kafa yapısı, boy ve fiziğinden hemen oğlunun olduğunu anlar ve onu tanıdığını şu sözlerle ifade eder;


"Aha ! wulla inunra yo munen Mıç, wêkilalla şiyêr ça o qum derg Mıç mawa!" der.


Türkçesi; "Aha, vallahi bunlardan biri Mıçe'ye benziyor. Vekil Allah nereye gitse o uzun boylu MIÇE'nin ta kendisidir."

- Bu söz üzerine ailece harekete geçerek İstanbul'dan Çolige yola çıktık. Annem, dayım Feyzullah Ekinci, Şeref Aydar, Ali Karaaslan ve Talip Yıldırım'la Diyarbekir'e hareket ederler. Morgdaki cesetleri önce dayıma, daha sonra da anneme gösterirler. Annem MIÇE'sıni hemen tanır.

Mahmut Ayçiçek'e atfen, ceset teşhisi esnasında annesi ile görevli subayla arasında şu konuşmanın geçtiğini aktarmak istiyorum.

- Morga girdiğimde üç ceset vardı. Cesetlerden ikisi bitişikti, birini yarım metre ayrı tutmuşlardı. Komutana o ayrı olan ceset benim oğlumdur, dedim. Komutan bana dönerek öyle bir şey dediki;

"Teyze, senin oğlun bizim düşmanımız, o bizi biz de onu vurduk. Teyze sen oğlunla gurur duyabilirsin çok yiğit bir düşmandı. Ona saygı duyduğum için onun cesedini ayırdım ki ailesi cesedi teslim almaya geldiğinde unutmayıp hatırlatayım istedim!"

- Cenaze Çolig'e getirilerek polis ve askerlerin ablukasıyla Kürd şehitliğine defnedilir. Mezarı, kürdlük vadisinde şehadet şerbeti içen yoldaşları M.Hayri Durmuş ve kardeşleri, Zeki Adsız, Ahmet Aytimur ve ismini saymadığım onlarca arkadaşının yanı başında sonsuzluğa uğurlandı.

***


MIÇE'nin şehadetiyle ilgili bir anekdot

Bu anekdotu ismini vermeyeceğim çok yakın bir arkadaşım yıllar önce bana anlatmıştı.

MIÇE gerillacılık yaparken o dönemde Çolig'in ALINCIK/Düğernan köyüne sürekli uğrayıp, babasının yakın dostu, bir dönem de Çolig mebusu olan Abdullah Bazencir'i defalarca köyde ziyaret eder. Ve kurd sorununu da tartışırlar

MIÇE' nin şehadeti merhum Abdullah Bazencir'i çok etkiler. MIÇE defin edildiği ilk günlerde Abdullah Bazencir, MIÇE'nin mezarına defalarca gidip, Kuran-ı Kerim okur.

MIÇE'nin saygılı, cesaretli, yürekli ve mütevaziliğinden çok etkillenmiş olacak ki; Onu oturduğu her ortamda öve öve anlatıp, bitiremezdi.



MUSTAFA AYÇİÇEK ÜZERİNE YAZILAN ŞİİRDEN KISA BİR DÖRTLÜK; VE ANNESİNİN OĞLU ÜZERİNE SÖYLEDİĞİ AĞITTAN KISA BİR SÖZ


- MIÇE ile ilgili ağabeyi Mahmut Arif'in "Yo müfreze Çend esker" (Bir müfreze birkaç asker.) başlığını taşıyan Kırdki (zazaca) şiirinden kısa bir dörtlüğü size aktarmak istiyorum.

Mıst Faris numme mıno,
Pe numme miz Ayçiçek,
Tum gena cumyerdira,
Wa, ina bızun felek,


Mustafa Faris(büyük dedesinin adı) benim adımdır.
Soyadım da Ayçiçektir.
Yiğitlikten tad alırım,
Felek öyle bilsin beni,


- Mahmut Ayçiçek, annesine atfen MIÇE şehid edildikten sonra annem her ibadet sonrası yönünü sürekli olarak Çolig'in o asi dağlarına çevirerek sitem ederdi.

- Annem, oğlu için kırdki (zazaki) bazen saatlerce ağıt yakardı. Tabiiki bu ağıtında oğluna olan şefkatini ve korumacı hissiyatını yansıtırdı.

Çolig'in dağlarına yönünü çeviren annemin hafızamda kalan kısa bir cümlesinin benim üzerimde hala etkisi olduğu için aktarmak istiyorum.


Tı vergun, heşun nımnena,
Tı pılıng mıra tersena,
Be wahari teresiya,
Hero kuyo ın bebextiya

Türkçesi;

Sen Kurt ve Ayı'ları "saklamak" koruyorsun,
Sen benim kaplanımdan "Yiğit" korkuyorsun,
Sahip çıkmamak korkaklıktır,
Hey, dağlar yaptığın bahtsızlıktır

SONUÇ,


- MIÇE'nin kaderiyle Yado'nun kaderi birçok alanda kesişiyor. İkisi de yaşama bakış ve taşıdıkları mücadeleci ruhla Kurdistan dağlarının doruklarında seyreden kartalların sembolü olmayı hak etmiş iki kahramandı.

- Efsanevi iki kürd komutanı da şairin dediği gibi "kavgayla var olmuş, kavgayla toprağa düşmüş" yürekli iki çıkışın tezahürüydü.

- Kurdistan dağlarının doruklarında kanat çırpan bu iki kartalın dağdan dağa, vadiden vadiye, büyük uçurumlarından geçtikleri her yer onların şahididir.

- Kürdistan kartalı Yado ve çağdaş Yado olan MIÇE'nin isimleri yürekten yüreğe, dilden dile dolaşır durur.

- Mıçe, Yado'nun bırakmış olduğu mirasın yakın dönem temsilcisidir. Bu iki kahramanın Çolig'de başlayan yaşam serüvenleri, Kurdistan dağlarında doruklanan direniş ve kavgaları, işbirlikçi çete ve hainlerin korkulu rüyası olur.

Bin -xete "Suriye Kurdistan-Lübnan" siyasi ve örgütsel gidişleri, bu iki efsane komutanın yaşam trajedilerinin kısa bir özetidir.

- İsyan topraklarının çiceği MIÇE'nin ruhu şad olsun!

Selam ve saygılarımla.





6 Aralık 2012

ŞEYH SAÎD HAREKETÎNDEN BÎR PORTRE ( Mehmet Aydoğdu 'Mütevellizade" ) Yasin Bayanay'dan alınti bir yazıdır.

           
       Yasin BAYANAY HEMSERIMIN YAZISINI  ALINTI OLARAK AKTARIYORUM

 ŞEYH SAÎD HAREKETÎNDEN BÎR PORTRE

         (  Mehmet Aydoğdu 'Mütevellizade" )

 

Çabakçur'dan Unutulan Simalardan Mehmet Efendi Mitoli

 



 


 
                                                                                       


 

Yukarıdaki fotoğraflar Kürd giysileri ile 1927 yılındaki Xoybun cemiyeti toplantısı dönemlerinde bın -xet bugünkü Lübnan sahasındaki bir kasabada   çekilmştir.





Yasin BAYANAY
 

Adi.................: Mehmet

Baba Adi........: Aziz

Ana Adı.........: Fatma

Doğum Yeri...: Çewlîg

Doğum Tarihi: (….......)



Lakab Adı......: Mehmet Efendi Mıtolî (Meh- Ezîz)
Aile Lakabı: Kîyê Mıtolyun '' Mala Mıtewlî'' (Mutevelizade)


Aile soy Secaresi: Mehmet bin Azız efendı, bin İsmail Hakkı, bin Muhammed bey, bin Hamit bey, bin Mıtoli(Mıtalib) bin Ali bey, (….) bin İsfahan bey, ibni Ebdal bey Çabakçur emiri.


Soy isim yasasiyla, ailenin tamamı ''Aydoğdu'' soy ismi alır. Daha sonra aileden Züfer efendinin oğlu Abdulvahab ve Maruf efendinin oğlu Zeki, 1967 yılında mahkemeye baş vurarak, Dedeleri olan Mıtoli (Mıtewli), ismine uygun ''Mutevellizade' olarak soy isimlerini değiştirirler. Ailenin diğer fertleri ise Aydoğdu soy ismi ile kalırlar.


Çabakçur'un yerli ailelerınden Mıtolyun (Mütevellizade) ailesindendir. Dedelerinin ilk yerleşim yeri Çabakçur  ovasında ki Avtor köyüdür.  Avtor Çabakçur'un en eski yerleşim alanlarındandir. Mıtolyun ailesinin Avtor yöresine yerleşim tarihleri 1450 li yilara dayanır.


Babası Aziz efendi Osmanlı döneminde Miralay (Alay komutanı) olarak görev yapar. 1900 lü yıllarda Çewlig'e yerleşirler. Mehmet efendinin doğum tarihi hakında bilgiye ulaşılmaz iken, kardeşi İbrahim 01.07.1902 yılında Çewlig'de dünyaya gelir.


Mehmet efendinin öz amcası olan, Derviş efendinin, İsmail hakkkı, Züfer ve Maruf isminde üç oğlu var. Amcasi oğularından Züfer efendi 1879 doğumludur. Züfer efendinin yaşıtı olduğunu düşünerek, Mehmet efendi Mıtoli 1890 li yılları içinde doğduğunu tahmin edilmektedir.


Mehmet efendi, Kürt ulusal bilincini, Azadi Çabakçur temsilcisi ve öz amcasının tornu olan Tayyib Ali efendinin yanında alır.

Tayyib Ali efendi o çağın kürt aydınları arasında  önemli bir isimdir. Öğrenim gördüğü 1913 yılınds Erzurumda Hêvi Cemiyetinin bir şubesini açar, Kürt ulusal davasının takipçisi olur. Daha sonra gizli kurulan Azadi teşkilatının yönetici kadrolarının arasında yer alır. Daha önce Osmanlı ordusunda subay olarak görev yaptığı için askeri bilgilere sahiptir.


 Tayyib Ali: 1887 de doğdu. 1925 yılında Diyarbakırda Şeyh Sait ile bereber idam edildi.

Tayyib Ali: 1887 de doğdu. 1925 yılında Diyarbakırda Şeyh Sait ile bereber idam edildi.


Üç gün süren kongre, 1 Şubat 1925'te Çan Dağında 300'e yakın Kürt delegenin katılımıyla toplanır. Bir umutsuzluk ortamında toplanan katılımcılara hitaben,  Tayyib Ali uzun bir konuşma yapar.  konuşma  Kürt hareketinin henuz olgunlaşmadiğini, başlatılırsa ağır bir yenilgiye uğriyacaklarının öngörüsünde bulunmuştur.

Tayyib Ali'in en az bir sene hareketi erteleme çabası, Şêx Hasan ile arasında polemik konusu olmuştur. Şêx Hasan- ''Elo, elo tı kumî? vernîyê efend'i vindênî'' gibi sözlerle azarlayici cümleler sarf etmiştir. Dolaysiyla Tayyib Ali ayağa kalkarak, Sêx Hasan'a ''Etrafına iyi bak, Ezrail senin yanı-başında oturiyo'' diyerek. Amcazadesi Ağa Balık ile toplantiyi terk etmişlerdir.

Hareket belirlenen tarihten önce başlamamiş olsaydı,, Tayyib Ali ve Ağa, Kıği cephesini harekete geçirip Erzıncan'a doğru ilerliyeceklerdi. Azadî Komitesi, genel hareketi 1925 yılının Haziran ayında başlatacaktı, fakat bazı olaylar 'Büyük Kürt İsyanı'nı kararlaştırılan tarihten önce başlamaya mecbur etti. Belirlenen tarihten önce harekete geçmenin nedenleri şunlardır: Azadî Bitlis Şubesi Başkanı Yusuf Ziya  Bey'in (milletvekili) zamanından önce harekete geçmesi, Beytüşşebap-Hakkari İsyanı, birtakım belgelerin 'Türklerin' eline geçmesi,  Miralay Halid Bey'in de bu gelişmeler  neticesinde tutuklandığını. Kürtler açısından nazik bir döneme girildiğini belirtmek gerekir:

" Azadi Merkez Komitesi kararı, derhal genel bir harekete başlamanın kaçınılmaz olduğuna karar verdi. Bütün şubelere emirler yollanarak, Halit Bey'in ve Bitlis'te hapsedilmiş olan Yusuf Ziya Bey'in ve arkadaşlarının derhal kurtarılmasıydi.

Tutuklanan Halit Bey'in yerine oy birliği ile Palulu Şeyh Sait Efendi Başkan ve Genel Kumandan tayin edildi. Tayyip Ali şeyh said'in dini söylemlerle halk üzerinde etki yapabileceğini fakat savaş stratejisini yürüteceği inancından değildi. Cıbıranli Halit bey ve Yüsüf Ziyanın tutuklaması dolayımıyla kendini Azadi örgütünden sorumlu his ediyordu ki; hazırlıksız yakalanan kürt hareketini bir müdet daha ertelemek istiyordu. Şeyh Said efendinin etrafındaki bazı ajan  kişilerden olmasaydı, Tayyip Ali Efendi Şeyh Said'i ikna edip bir müdet gözden uzak bir yere gönderebilirdi ve belkide hareketin akibetide böyle olmazdı.

Tayyib Ali'nin çekilmesi ile, Kıği cephesine Hesenan aşiretinden Mala Suwêr ailesinden Masala'li Avni ağa görevlendirilir. Hareketin başlamasıyla, Avni ağa görevinin başına gitmeyip, Oxî'li Necip ağanın bölgesine kaçar ordan da Urfaya geçer, hareketin sonuna kadar orda saklanır. Avni ağanın akrabası Feqi (Bahri Çolban'ın Dedesi) yalnız kalınca çabakçura gidip Şêx Said'in gurubuna katır. Daha sonra yakalanıp idam edilir.

Kiği'yi harekete geçırmek üzere, Lek'li Ağa Kığî'ye hareket eder. Bütün geçitleri tutan askerler tarafından Selenk köprüsünde yakalanıp Kıği de haps edilir.

 
 * Lek'li Ağa: 1887 yılında doğdu. 1974 de öldü

  * Lek'li Ağa: 1887 yılında doğdu. 1974 de öldü.  

 

Amcazadesi Abdurrahman'la birlıkte Seleng köprüsünde yakalandı bir yıl tutuklu kaldıktan sonra yüklü bir para karşılığında berat etirmeyi başardılar.

Akrabaları hemen devreye girip, Kıği kaymakamını devreye sokarak büyük bir rüşvet karşılığında Ağa'yi Diyarbakır Şark istıklal mahkemesine sevk etmekten kurtarırlar. Böylece Ağa idam'dan kurtulmuş olur.

Çabakçur'da Yado gibi yürekli insanları bilinçlendirip kürt hareketine kazandıran ve kahramlaştıran, Tayyib Ali Efendidir.

Mehmet efendi mıtoli, 1925 Şêx Said hareketinin içinde yer alır, şêx Şerif mahyetinde Yado ile birlikte Harput çephesinde savaşır. Hareketin yenilgiyle son bulmasından sonra, Mehmet efendi Yado ve Sadiyê Telha ile beraber süriye hatına geçerler. Süriyede Bedirxan ailesi ile tanışırlar. Hoybun hareketine katılırlar ve daha sonra Hoybun adına faliyetlerde bulunurlar.

Mehmet efendi Süriyeden kürdistana geçerken yakalanır, tutuklanarak Sinop ceza evine konulur. 1928-29 yılında çıkan afla cezasi indirime gidilir, dört yil hapis yatıktan sonra serbest bırakılır.

Mehmer efendi ceza evinden çıktıktan sonra, Çewlig'e gelir. 1925 olayında  evleri yıkılan ve malları yağmalanan iki kardeş, Çabakçur halkı yardımlaşarak kendilerine bir ev yaparlar. Ancak devlet güçleri sürekli rahatsiz ettiklerinden dolayi Mehmet efendi Çewlig'den göç etmek zorunda kalır.

Kardeşi ibrahim kayin babasının köyü olan merkez yukari akpınar (Sipeni) köyüne yerleşir ve ölünceye kadar o köyde yaşar.

Mehmet efendi ise Gonig'e bağlı Xelifan (Halifan) köyüne yerleşir.

Babalarından kalan arazilerde tarım yaparak yaşamlarını sürdürürler. Tarıma dayalı ürünlerin ekimi ile uğraşan iki kardeş, madi anlamda durumlari iyi olan bir kaç aileden biridirler.

Mehmet efendinin kardeşi, İbrahim en verimli çağında genç yaşta kırkiki yaşında 12. 12. 1944 yılında vefat eder.  İbrahim'in ölümüyle, Mehmet efendi Xelifan (Halifan) köyündeki evini Çabakçura getirerek tamamen yerleşir. İbrahim'in oğlu İsmet Aydoğdu'da köyden çabakçura gelerek amcası Mehmet efendinin  yanına yerleşir ve okula başlar.

Mehmet efendi Mıtoli Çabakçur'da yetişen önemli şahsiyetlerden biridir. Babası Aziz efendi çabakçurda sevilip sayıldığı gibi, çabakçur halki ayni saygıyı Mehmet efendiyede göstermişlerdir. Mehmet efendi erkek çocuğu olmadığından iki kiz evladından sonra soyu kesilmiştir. Kardeşi İbrahim'in üç kız ve bir erkek evladından İsmet Aydoğdu halen bingölde yaşamaktadir, ailenin en yaşlısi ve Süweydi hanedanlarının soyunun devamı olarak saygin isimler arasında yer almaktadir.

Çan toplantısında Tayyib Ali Mütevelizade, Şeyh Hasana dönerek ''Ezrail'in senin yanıbaşındadir'' demesi önemli bir tesbitdir. Çünkü şark istilal mahkemesi kararlarına baktiğimizda Çan toplantisina katılanların bir çoğu ajan çikiyor. Aşağda vereceğim Şark İstiklak Mahkemesi'nin kısa karar özetinde o isimleri rahatlıkla bulabilirsiniz.


DİYARBAKIR ŞARK İSTİKLAL MAHKEMESİ, KARAR ÖZETİ


''Diyarbakır Şark İstiklal Mahkemesinde 14 Mayistan 23 Mayis 1925'e kadar devam eden yargılamaları sonunda:

Seyit Abdulkadir, Seyit Mehmet, Kemal, Fevzi, Kör Sadi, Hoca Askerî ve Avukat Haci Ahdi'nin idamına;

Cemil Paşa Zade Ahmet, İlyas ve Nafiz'le dört adamının Beratına;

Nakip Bekir Sıtkı'nın Şeyh Sait'le birlikte mahkeme edilmesine... karar verildi.

26 mayis 1925 te başlayip, aralıksız 27 Haziran 1925'e kadar edvam eden yargılamaları sonunda verilen karar 28 Haziranda tebliğ edildi. Bu tebliğde;

*Şark İstiklal Mahkemesi, yargı bölgesi içindeki bütün tekkelerle zaviyelerin kapatılmasına;

*Şeyh Said, Şeyh Abdullah, Kâmil Bey, Baba Bey, Şeyh Şerif, Fakıh Hasan, Haci Sadık Bey, Şeyh İbrahim, Şeyh Ali, Şeyh Celal, Şeyh Hasan, Mehmet Bey, Mani'li Salih Bey, Madenli Kadri Bey, Şeyh Şemsettin, Genç Tahrirat Katibi Tahir, Bucak Müdürü Tayyıp (Tayyib Ali) ve aveneden 29 kişinin idamına;

*İdama mahkûm olan Salih Bey Zade Hüseyin'in cezasının, küçük olmasından dolayi Adana'da 15 sene kürek'e ve gene idam mahkûnlarından Çabakçur Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin de Kuvayi Millîyede geçmiş eski hizmetleri göz önünde bulundurarak cezasının Konya'da kürek'e çevrilmesine;

*Genç Valisi İsmail Hakkı'nin Hopa'da bir sene hapsine ve devlet hizmetinde çalıştırılmamasına, Jandarma Yüzbaşısı Avni ve Teğmen Mihri'nin askerlikten tartları ile onar sene hapislerine, Cemil Paşa Zade Ekrem'in 10 sene kürek'e, Çabakçur yargıcı Bağdatlı Rıza'nin milli hudutların dışına kovulmasına;

*Cemil Paşa zade Mühittin, Kadri, Memduh ve Ömer Beylerle Nakip Bekir Sıdkı'nın sorumsuzluklarına, Bezganlı Rüştü Hüseyin, sıhhıye kâtibi Niyazi, Fakıh İlyas, Emekli Binbaşı Kasım ve arkadaşlarının beratına;''..

Kaynak: Faik Bulut. Devlet Gözüyle, Türkiyede Kürt İsyanları, sayfa 60, 61. Araştırma-inceleme, 1. Baskı 1991 Yön yayıncilik.

Şark İstiklal Mahkemesi'in vermiş olduğu karardan da anlaşiliyorki, Şeyh Said' ajanların kıskacına alınmiştir. Tayyib Ali, Şeyh Hasan'a ''Etrafına iyi bak, Ezrail senin yanı-başında oturiyo''  demesi, o toplantıda ajanların varlığını fark ettiği anlamına geliyor. 

Son paragrafta, berat edilenlerden Binbaşı Kasım ajan olduğu ayan beyan ortada. Aslında kürt hareketini adım, adım takip edip Ankara'ya rapor eden Fakih İlyas'dir. Binbaşi Kasım'ın ajanlığı hareketin içinde dile getirilip tartışılmiştir, fakat Fakih İlyas Din alimi olduğundan kimse şuphe dahi etmemiştir.

Fakih İlyas'in ismi, hem Cıbranli halıt beyin, hemde Şeyh Said'in üzerine söylenen stranda geçiyor.

Halit beyi üzerin söylenen sıtranda şöyle deniliyor:- ''Feqî îlyas'ê deşta muş'ê, belkî Xadê mala te xırbke ne tu alımî''. Şeyh Said stranında ise:- ''Feqî îyas'ê deşta muş'ê, Ajanê Enqerê'' deniliyor.

1925 olayinda Mehmet efendi yani ''Mıtoli''  ailesinin yaşadığı drama kısaca değinmek istiyorum.

1- İsmail Hakı Mıtoli, 1925 olayında  yargılanmiş bir yıl Sınop ceza evinde yatıktan sonra, Bodruma sürgün gönderilmiş , bir daha Çabakçura dönmemiştir.

2- Tayyib Ali Mıtoli; İsmail Hakının tek oğlu, Fahran Bucak Müdürü iken 1925 olayında yakalanarak Şeyh Said ile beraber  Diyarbakırda idam edilir.

3- Bazı muhbirlerin  şikayeti üzerine Mıtoli ailesinin amcazadeleri olan Lek köyündeki ziyaret ocağının bulunduğu ev, 5 nisan 1925 günü devlet güçleri tarafından ateşe verilerek yakılır. Uzunsavat ve Karavelyan köyleri Kıği çeteleri tarafından talan edilip yakılır.

Köyün erkekleri  Kıği mileslerin baskısından dolayi ay'larca işini gücünü bırakıp çeşitli bölgelerde saklanmak zorunda kalırlar. Daha sonra köyün çocuk yaştakiler milisler tarafından rehin alınırlar, Yado'nun haber alıp bölgeye gelmesi ile serbest bırakılırlar. Yado gurubu devlet güçlerine darbe üstüne darbe vurması, çete guruplarının üstündede korku yaratır. Yado, bir daha baskın olursa, Kejkan'dan başlayip Kıği de tek canlı bırakmam mesajı kiği çetelerine ulaşıldıktan sonra. Bölge baskılardan kurtulup, halk  rahat bir nefes aliyor.

4- 1926 yılında Hesê began, Lek Şirnan arasında bulunan Çemê Eli mıntıkasındaki sazlıklar arasında günlerce saklanır, amacı Lek köyünde büyük bir katliam gerçekleştırmektır. Leklilerin dikatlı hareketinin sonucu katliama fırsat vermezler. Lekte katliam gerçekleştirmeyen Hes'e began, Kemah köyünde Yüzbaşi ailesinden Mustafa'yi öldürür. Çewlig merkezde   Mıtoli ailesinden  Maruf'un evini basarak , aileyi tamamen katl eder. Katliamdan M. Zeki Mütevelizade henuz üç aylık bebek iken beşikte ağır yaralı olarak  kurtulur.


   M. Zeki Mutevelizade. 1926 yılında katliamdan ağır  yaralı kurtuldu                            


 M. Zeki Mutevelizade. 1926 yılında katliamdan ağır  yaralı kurtuldu


5-  Aile sürgüne gönderilirken, evleri malları, mülkleri, bağ bahçeleri tamamen talan edilir. Avtor ovası ihbarci, çapulcular için, bir ganimet olur.

6- 1928-29 af'ından sonra, Sürgün cezaları tamamnalıp Çabakçura dönen Züfer efendi. Dönemin kaymakamının ''bu aile isyancı kariştırıcı'dir, Çewlig'e gelirlerse huzur kalmaz kışkırtması sonucu, devlet güçleri ve bir gurup çapulcu tarafından yoları kesilir, Züfer efendi ve beraberindekiler Çabakçura sokulmazlar.

Züfer efendi ve berabarindekiler, Sancak Lek köyünde bulunan akrabalarına sığınırlar ve bir sene Lek köyünde kalırlar.

Çabakçur dengbêjlerinden, Ehmedê bêrtî stranlarının çoğunda diyork ki; ''Çerxa mêrata felekê mala mera çep fetilî''. 

Gerçekten'de aile için feleğin çarkı ters döndüğü günler idi 1925- 1930lü yıllar.

Mehmet efendi Mıtoli'nin aile tarihçesine baktığımızda çok önemli noktalar bula biliriz. Ataları 1200 lü yılarda küçük Aşiretler  konfederasiyonu biçiminde teşkilat kurup, daha sonra, Çabakçur Süweydi beyliğini kurup, Cumhuriyetin başına kadar yönetmişlerdir. Özelikle Osmanlı döneminde kısa süre yönetim el değiştirmiş isede, neticede yönetim bu ailenin eline geçmiştir.

En önemli tarihlerden biri, 1500 lü yıllardir. Bilindiği gibi, bu tarıhlerde Safaviler Kürdistan'ın yari bağımsız beylıklerini işgal ettiği yılardir.

1500 lü yılarda Mehmet efendi  Mıtoli'nin atası Abdal bey çabakçur beyliğinin başındadir. Safaviler Çabakçur'u işgal edip, yönetimi Türkmen aşireti olan Aykut oğularına devr etmişlerdir. Abdal bey kendi aşireti ve zazalardan seçkin savaşçılardan oluşan küçük bir savaşçi güç teşkil edip, Palo Maden arasında bulunan Goroz köyü mıntıkasına sığınmiştır.

Aykut oğulları, Safavilerden aldığı destekle, büyük bir güç ile  Abdal beyin üstüne yürümüşlerdir. Abdal bey zazalardan oluşturduğu küçük bir askeri güçle, Aykutoğullarını büyük bir yenilgiye uğratmiştir. Safevileri Bitlis sınırına kadar kovalayip, Çabakçuru geri almiştir. Bu zaferden sonra iç temizlik hareketi başlatmiştir, Çabakçur sınırları dahilinde hiç bir türkmen bırakmayip bölgeden sürmüştür. O tarihlerde aşiret bağı ile Süweydilere akraba olan Pazuki kürt aşireti, Safavilere destek verdikleri için tamamen tarih sahnesinden kaldırmiştir. Dolaysiyla Çabakçur Kürt-Zaza'ların yaşadığı, Türkmenlerin olmadığı örnek kürt bölgelerinden biridir. Ancak Kıği Erzincan sınırında barınan az sayıda Çerkez yaşamaktadirlar.

İşte ''Çerxa felekê çep fetilî'' buna deniliyor. Aristokrak kürt hanedanlarının torunları, Kür hareketine katıldıklarından dolayi, Kaymakamın kışkırtmasiyla, kendi ata yurduna girişleri engelleniyor.

Sonuçta  Züfer efendi ve beraberindekiler, bir yıl lek'te kaldıktan sonra, Çabakçurun duyarlı aşiretlerinin de yardımiyla, aile gizlice Çewlig'e sokuluyor. Kaymakam ve bir avuç çapulcu durumu fark ettiklerinde iş işten geçmiş oluyor. Ailenin bingöle yerleşmeleri için yardımcı olan aşiretlerın başında Az aşireti geliyor.

Hesê began'ın gerçekleştirtiği katliamın gerekçesini açıklamak, Tarihe not düşmek bakımından aydınlatıcı olur diye düşünüyorum. Çünkü açıklanmayan her bilgi karanlıkta kalıp yok olacaktir.

Mıtoli ailesinin Ataları, Abbasiler döneminde, özelikle Harun-Er-Reşid zamanında Bermekiler adıyla dünya tarihinde isimlerinden söz ettirmeyi başarmişlardir. Daha sonra  Kürdistanda kurduklari beyliklerle  bölge tarihinde önemli rol oynamişlardir.

Mıtoli ailesi İsfahan beyden sonra üç kola ayrılır. 1. Kol bingöl merkezde Mutevellizade ve Aydoğdu ailesi. 2. Kol Sancak Lek köyünde, Lek-ağası. 3. Kol Merkez Karavelyan köyünde Çakabay ailesi. Sonra Lek kolundan ayrılan 4.Kol Karakoçan Golan köyünde Çori-bori ailesidir.

Önemli nöt: Çakabay ailesi evlilikler sonucu kendilerini Bekran aşiretine tabi kıliyorlarsada tamamen yok olan bilgidendir, yanlıştir. Çakabay ailesi Süweydi beylerinin soyundandirler.

Süweydi  ailesinin  adına kurumlaşmiş üç kutsal Ocak (Ziyaret) mevcutur.

Süweydi  ailesinin  adına kurumlaşmiş üç kutsal Ocak (Ziyaret) mevcutur.

1. Ocak Mıtoli ailesinden Maruf efendinin evinde, ocakta bulunan kutsal emanet, bir Mes ve arapça yazılı bazı belgeler.

-Not: bu belge ve devamı, 1978 yılında Abdulvahap Mutevelizade tarafından, Erzurum Tekman ilçesindeki akrabalarından Refik Demirkaya'ya korunmak üzere teslim edildi. Günümüzde bu belgeler Erzurum merkezde, aynı ailede bulunmaktadir. Ne yazık ki belgelerin durumu içler acısı, tamamen yıpranmiş büyük bölümü okunmiyacak durumdadir. Mutlaka kalan kısımları titizlikle korumaya almaları gerekiyor!!.

2. Ocak Lek köyünede buluna, Mes'in öbür tek'idir. Mes Kaya bey'in ismi ile anılır.

3. Ocak karakoçan Golan köyünde çoribori ismiyle nam yapmiş, kutsal emanet Kulık'dir. Kulık Ereb ağa ismi ile anılır

-Not: Ereb ağa lakabıyla tanınan zat'ın gerçek ismi Heyya beydir. Süweydi beylerinden Mir-Mehmet'in beşinci kuşak tornudur. 1620  ila 1700 yıların başlarına kadar yaşamiştir babasının ismi Hasan-Lala beydir.

Bu üç Ocak Dersimden Diyerbakıra , Bitlis Erzuruma kadar nam salmişti. Halk arasında büyük itibar görüyordu. Dolaysiyla 1900 lü yıların başında bu üç Ocak vasıtasiyla ailenin namı her tarafa yayılmişti. Halk arasında kutsal sayılan, hastalar için şifa umudu olan bu Ocakların ziyaretçileri hesapsiz idi. Hal böyle olunca bir nevi gelir kaynağına dönüşmüştü.

Hesê began, bulunduğu  her cemaat, gitiği her köy bu ailenin isminin yüceliğini ve saygınlığının methine tanık oluyordu. Bu durum Hesê baganda kıskançlık sebebi oluyor.

Hesê began, Lek ve bingöle haber yoluyor, Ocaklarda bulunan kutsal emanetlerın kendi ailesine layik olduğunu dolaysiyla emanetlerin kendisine verilmesini istiyor. Aileler emanetlerin kendi atalarına ait olduğunu ve Asırlardir koruduklarını savunarak, vermiyeceklerini sert bir cevapla tepki gösteriyorlar.

Hesê began ünlü bir mahkümdur, insan öldürmekle nam yapmiştir, hiç af edermi. Önce Lek civarına sıziyor. Lek açık bir arazı olduğundan katliam fırsatı bulmuyor. Kemah köyünde bulunan Lek'lilerin akrabası olan Yüzbaşi ailesinden Mustafanın evine gidip Evde bulunan eski bir kitap, bir miktar altın ve Amerika'dan getirdiği silah'ı isteyince, Mustafa Hesê begana sert bir uslup ile şu cevabi veriyor: ''Heso; Tu birçî buyî tışt nawe ez hendik zêr dıdım te. Lê Kitêb ya kalıkê mine, Tıfıng'a mın jî  teşî!ya dayka te nîne ez bıdım te''. diyor. Bu Hesê began'ın beklemediği bir cevap idi.

Hesê beganın tabiatında hidetlenmek, sinirlenmek yok, güldüğü zaman öldürmeye kara vermiş demektir, hafifçe gülümsüyor. Hesê began hiç birşey duymamiş gibi soğuk kanlılığını koruyor. sılahı kucağında sofraya davet ediliyor, Mustafa da Hesê beganın yan tarafına oturiyor yemek yemeye başliyorlar, Mustafanın oturduğu yer tam heso'nun kucağındaki silahın namlusuna denk gelmiştir, Heso fırsat bulup tetiğe basıyor, ve mustafayi oldürüyor.

Akabinde ansızın Bingöl merkezde Maruf' efendi'nin evine daliyor ve ailenin  tamamını kurşundan geçiriyor. Olaydan sonra eve akın eden akraba ve komşular, kundakta bir bebek henuz canlı olduğunu fark ediyorlar, hemen doktora kaldıriyorlar, aileden sadece o bebek kurtuluyor. Yaralı kurtulan o bebek Zeki Mütevellizade idi. Zeki saygın kişiliği ile bütün hayatı Çewlig'de geçti, 1980 yılında eceli ile vefat etti.



 Kaynakça:

-Şerefname

- Hesen Hişyar Serdî, Görüş ve Anılarım

- İsmail Hakkı, Troşak gazetesi, Şeyh Sait Ayaklanması Raporu, akt. Garo Sasuni

-Devletin Gözüyle Türkiyede Kürt İsyanlar- Faik Bulut

-Çevlik'te Yaşadılar- Ahmet Bulmuş

-Süweydi ailesi, Aile büyüklerin'den aktarılan bilgiler

Saygılarım Yasin Bayanay




****************************************

 EK BÎLGÎLERÎ EKLEYEN ORHAN ZUEXPAYIC

 

Mütevvelizade ailesinin Osmanli dönemindeki Çapakcur kazasındakı görevleri

 

1) Aziz Efendi Mahkeme-i şerriye katibi  ( Ismet Aydogdu'nun dedesi )

2) Züfer Efendi   "                  "       (Abdulvahap Mütevellizade'nin babasi)

3) Maruf Efendi Tahsildar (Zeki Mütevvelizade'nin babasi)

4) Ismail Hakki efendi Dareheni vilayetinde Vergi katibi ( Tayyip Ali'nin babasi)

5) Tayyip Ali Mitoli Fahran Nahiye Müdürü.








































27 Eylül 2012

Bir ağıtın hikayesi: Bingol Şewitî (H. SALİH DURMUŞ) alinti bir yazi


Bir ağıtın hikayesi: Bingol Şewitî (H. SALİH DURMUŞ)


Bingol Şewitî, 7'den 70'e Kürtlerin bildiği, sevdiği ve eşliğinde halay çektiği bir ezgi, gerçekte ise bir ağıttır. Ağıtın kahramanı Zeki Yıldız'ı ismen zikredersek çok az sayıda insana bir şeyler çağrıştıracaktır.
Bir ağıt yakılırken insanlar neden halay çekip, 'tepinir'i burada tartışmayacağım. Bunun da ayrı bir yazı/araştırma konusu olduğunu düşünerek işi uzmanlarına havale ediyorum. Bugünün propaganda araçları olmadan bu ağıdın bütün Kürt coğrafyasına bu denli yayılması hiç kuşkusuz ki Zeki Yıldız'ın devrimci duruşunun, kişiliğinin toplum üzerinde bıraktığı etki ile de alakalıdır. 
Devrimcilik 'mutluluğun resmi' gibidir; çizilip resmedilemez, ancak yaşanılır. Onun devrimciliği de öyle bir şeydi. O ve onlar gibi de bir daha olmadı!
Bunu ben değil onlara yoldaşlık/arkadaşlık edenler söylüyorlar. 
Klasik bir, 'fakir aile çocuğuydu' tanımı yerine şöyle tarif edeyim Zeki Yıldız'ı: Bir Kürdün ömür yaşayabileceği bütün sevinçleri, acıları, coşkuları o genç ömrüne (28) sığdırmış, hakkı verilmiş tam bir devrimciydi.

Aslen Dep/Karakoçan'ın Qumik köyündendir. Babasının erken vefatından sonra yetim kalan altı kardeşli bir ailenin en büyüğü olarak ailenin sorumluluğu ona kalır. Buna rağmen okula devam eder. Bingöl Sanat Lisesi'nden sonra 1971'de Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu'nda okurken devrimci gençlik hareketlerinden etkilenerek kendisi için çok zorlu olacak yeni bir hayata başlar. Bu süre zarfında devrimci faaliyetlerinden dolayı tutuklanır ve bir yıl cezaevinde esir tutulur. 1974-1975 yıllarında Kürdistan devrimcileriyle ilişkiye geçtikten sonra, Kürdistan devrimi ve onun önderi PKK'nin kararlı bir önderi ve yılmaz bir militanı olur.
Köylüsü ve akrabası olan Emoş'la evlenir, bu evlilikten Antep'te vurulan Haki Karer'in ismini vereceği bir oğlu olur. Evi artık parti okulu gibidir. Yakın tarihimizin en önemli yayın organlarından biri olan Serxwebûn gazetesinin ilk sayısı Zeki Yıldız'ın evinde basılır. O'nun evi, Bingöl'e yolu düşmüş her PKK'linin evi olur.
Ve bir gün, 12 Eylül faşist cuntasının bir karabasan/kabus gibi bütün masumiyetlerin üzerine çökmeye hazırlandığı soğuk ve gri bir sonbaharda O da dağın yolunu tutar. Ardında tüm ümitlerini ona bağlamış bir aile, bütün hücreleri ile ona bağlı olan bir eş ve omuzlarına yüklenmiş mirasın altında ezilmemeye çalışan bir evlat bırakarak.
Kapılarındaki köpeklerinden ayrılıp iki sokak öteye gidemeyenlerin dünyasında, o Kürdistan davasının bugünlere taşınması için hiç tereddüt etmeden, arkasına bakmadan, ölümün yakasını meydan okurcasına tutan, sevdalarından ayrılan bir devrimci gibi yaşadı.
Zeki Yıldız'ın siyasi faaliyetlerinin yanı sıra edebiyatı seven, şiirler yazan, romantik bir devrimci yanı da vardı. Ardında bir defter dolusu yazı ve şiir bırakmıştır. Arşivleme ve tarihi paylaşma geleneğimiz/ alışkanlığımız olmadığı için o defter de bir yerlerde gün yüzüne çıkmayı bekliyor. En çarpıcı olanı oğlu Haki için yazdığı bu şiirdir:

Bugün 19 Haziran 1980 
20. asrın son çeyreği.
Bugün bir oğlum olmuş ben yoktum,
Haber öyle geldi.
Diyeceğim şu: kusuru bende arama evlat
Gözünü ilk açarken, yanı başında olmadım diye 
Güzel bir hastane kapısında, doğumunu müjdeleyen ebeye:
Senin mini mini ellerini,
Senin şirin şirin bakan gözlerini,
Doyasıya görmeyi, attığın çığlıkları çok duymak isterdim,
Hem de pek çok.
Şimdi iyi dinle evlat; ne sen özgür bir ülkede,
Pırıl pırıl bir doğum evinde üç doktor on ebe arasında doğdun
ne de ben doğumunda hastane kapılarında bekleyebildim 
müjdeleyen ebeyi.
Baban var iken babasız olmanı 
Vatan var iken vatansız olmanı
İstememek için; gelemedim yanına.
Sözün kısası şu evlat;
Vatan parça parça 
Her parçasını bir kurt kapmış 
Kurdu kovmak için 
Vatanı vatan yapmak için 
Vatan Kürdistan için 
Serxwebûn için gelemedim yanına.
Dağda olduğu süre zarfında tarihi duyarlılığı ve bilinci olan çevreler ile de ilişki geliştirip kendisi için bir eğitim sahasına dönüştürür dağı. Özellikle, Bingöl'ün Koyê Spî (Akdağ) eteğinde bulunan Kelaxsi köyünden Bingöl Sanat Lisesi'nde beraber okuduğu Şehit M. Sıddık Bilgin'in babası Abdülaziz Efendi ile Kürt ve Kürdistan üzerine sohbetleri/tartışmaları dönemin tanıkları tarafından halen anlatılır. 
Zeki Yıldız iki yıl Bingöl/Karakoçan dağlarında üstlenir. Dağın zor şartlarına bir de durmadan taş üreten böbrek sancıları eklenir. Artan sancılar ve ağırlaşan hastalığından dolayı köyü Qumik'e yakın dağlarda kalır. 23 Ağustos 1981'de Qumik'e baba evine geldiği bir gece köy askerler tarafından basılır ve ev kuşatılır. Kendisine yapılan teslim ol çağrılarına devrimci bir sorumlulukla cevap verir. Askerleri ikna etmeye çalışır. Son devrimci görevini de ikirciksiz yerine getirir. PKK'nin bir direniş ve onur hareketi olduğunu, teslimiyetin yerinin olmadığını kanıtlarcasına çarpışır ve şehit düşer. 
30 yıllık yakın tarihimizin önemli aktörlerinden sadece biridir Zeki Yıldız, anılması ve hatırlanması gereken yüzlerce ve binlerce devrimci gibi. Umarım, Bingol Şewitî ağıtı-şarkısını dinleyenler ve kendini halaya katmaktan alıkoyamayanlar bu ezginin ardındaki kahramanı, Zeki Yıldız'ı ve onun onurlu direnişini, resmedebileceklerdir. 
Ve anımsayacaklardır ki; Kürdistan coğrafyasında her ezginin ve ağıdın gerçek bir kahramanlık hikayesi ve onun için yanan yürekler olduğunu.

* * *

Bîngol şewitî mij dûman e 
Megrî, megrî dayê megrî
Zekî kuştin ber malan e 
Zeman xirab em têda ne
Bingol şewitî mij dûman e
Megrî, megrî, dayê megrî 
Esker ketin nav gundan e 
Zeman xirab em tê da ne
Va qomandan, bê îman e 
Megrî, megrî, dayê megrî 
Millet topkir, bi copan e 
Zeman xirab, em têda ne









    

23 Eylül 2012

SERDAR ATALAY, ÇOLÎG'DE ÖKKEŞ ŞENDİLLERİ OYNAMAK İSTİYOR



Balta her defasında ağaca vurdukça, yani ağacı kestikçe, ağaç "aaahhh, aaahh" diye feryad edermiş.
Baltayı vuran "sen ne feryad edip duruyorsun, böyle istediğin kadar bağır, ben seni keseceğim" dermiş.
Ağaç ise ona "ben sana feryad etmiyorum ki, benim feryadım beni kesen elindeki baltayadır. Onun sapı bendendir. Benim feryadıma ve canımın yanmasına sebep budur," dermiş.

"Ağacın kurdu içinden olmazsa, ağaç çürümez."

LİCELİ FEHMİ BİLAL / Şeyh Said Efendi'nin katibi


Çoligde Gılbe korucubaşı Mehmet Çintay'in çatışmada öldürülmesinin ertesi günü, AKP’li Belediye Başkanı Serdar Atalay “Cuma namazı sonrası şehitlerimizi bir yürüyüşle anacağız” şeklinde yaptığı anonslarla Çolig'de BDP binasına saldırı zeminini hazırlar.
- Bu olayla Serdar Atalay artık bir korucubaşı, bir tetikçi, bir provokatör ve bir yavru kurtçuk kisvesine bürünür.
- Serdar Efendi, Yado Paşa'yı öldüren tetikçiyi ve korucuyu kimse fazla anmaz ve tanımaz.
- Meşhur Sadiye Telha'yı ihbar eden çete ve işbirlikçi muhbiri kimse tanımaz ve fazla bilmez.
- Kolos Ağa olsun, Ömere Faro olsun hepsi senin gibi çetelerin, muhbirlerin ve provokatörlerin gazabına uğradılar, ama kimse bu çeteleri ne tanır, ne değer verir, ne de anar.
- Sana anlatığım bu tarihi şahsiyetlerin olaylarını öğrenmeni tavsiye ederim. Senin yaşamın da bunlarınkinden farksız olmaz.


- Çolig belediye reisi Serdar Atalay tabiri caizse memleketimde iflah olmaz kurt rolüne oynayan bir zebanidir.
- Bu kurd Asena'dır. Bir söz vardır, huylu huyundan vazgeçmez derler ya Serdar Atalay'ın durumu da biraz öyle?
- Hala ağabeyleri gibi kalbi ve yüreğiyle ırkçı-şoven ve kafatasçı MHP'nin bir militanı gibi Çolig'i karıştırmak istiyor.
- Serdar Atalay, Çolig sana çok geliyor. Vali, Emniyet Müdürü ile beraber çeteleri yanına alarak ortalığı karıştıramazsın.
- Serdar, seni uzun süreden beri takip ediyorum. Geçen yıl yine Şehit Aileleri Derneği denilen çoğunluğu korucu, eski MHP'li ırkçı-şoven güruh tarafından Genç Caddesi'nde bayraklı yürüyüş yaptığını hatırlıyorum.
- Serdar Atalay, Fetullah Gülen tarikatına yamanarak, devletin ve iktidarın gücünü de kullanarak Çolig'de AKP'den belediye reisi oldun.
- Bağımsız aday olursan Çolig'de 10 oy alamazsın.
- Serdar senin gibi kurtçuklar her zaman olacaktır. Ama Çolig'de kurtçuklar kelaynak kuşları gibi çoğalamazlar.
- Serdar Efendi, şunu bilesinki Rencber Aziz'in deyirlerini, kurmanci stranları söylemekle ne zaza, ne de kurmanç olursun.

- Serdar Efendi, sana açgözlü, tamahkar bir kurt hikayesini hatırlatayım.
- Yavru kurt ,koyun sürüsünü görünce annesine sorar, “Anne bunlar neden bu kadar çoklar?” Annesi de “Evet yavrum çoklar” der. “Peki bunlar yılda ne kadar yavru yapar?” diye sorar bu kez de yavru kurt. Annesi, “Bazen bir bazen de iki” der. “Peki sen yılda ne kadar yavru yaparsın?”. “Beş, altı bazen yedi” der annesi. Yavru kurtun kafası karışır “Peki onlar neden çoklar ben neden yalnızım?” Annesi iç çekerek cevap verir, “Yavrum” der “Bende bu açgözlülük ve kindarlık var oldukça sen bile bana çok gelirsin.”


SERDAR ATALAY KİMDİR? BİRAZ AÇMAK İSTİYORUM

- Serdar, aslen Zıktê aşiretine bağlı Şin köyünden Çolig şehir merkezine gelip yerleşen Hacı Ahmed Alan'ın oğludur.
- Babası Çolig'deki anlatımlara göre Kürd aydını ve T-KDP sekreteri merhum Said Elçi'yle samimi olan ve KDP'ye sempati duyan biriydi. Aynı zamanda komşumuz sayılırlardı.
- Said Elçi'nin şehadetinden sonra Hacı Ahmed Alan gibi Çolig'de duyarlı başka insanlar da "U" dönüşü yaparak kürdlük davasından uzaklaşmışlar. Serdar, babasının işte bu dönüşten sonra ağabeylerinin ve yakın çevresinden dayıları ve yeğenlerinin etkisinde kalarak MHP'li ülkücü fikirleri benimser.
- Şin köyü kürd tarihinde Zıkte bölgesinde merkezi bir köy olup, ilim ve tedrisat yapılan bir beldedir. Bu köyde önemli alimler yetişmiştir. 1925 hareketinde kemalist rejim yani şu anda Serdar'ın peşisıra yürüdüğü kesimler Zıkte çevresinde toplu katliamlar yapar, tüm köyleri yakıp ve boşaltırlar.
- Zıkte katliamıyla ilgili Zıkteli kahramanlar olan Valerli Hacı Sadik Beg, Feqi Hesen ,Kolos Ağa'nın yaşam öykülerinde önemli bilgiler aktarmışım.
- Serdar Efendi, işte kendi soyuna, köyüne felaket getiren, aşiretinin ırzına geçen, coğrafyasını yıkan yakan anlayışa aşık olan korkak bir bedbahttır.


ÖLDÜRÜLEN KORUCU MEHMET ÇINTAY KİMDİR. GILBE AŞİRETİ ÜZERINE TARİHİ BİR ANEKDOT

- Öldürülen korucubaşı Mehmet Çintay aldığım bilgilerde köken olarak komşu Alibir köyünden gelip Gilbe'ye yerleşmiştir. Köken olarak Gılbe köyünden değildirler. Çintay korucubaşı olarak devletin silahlı gücünü arkasına alarak civar köylerde yıllarca devlet terörü estirmiştir.
- Bu korucubaşının kendi halkına estirdiği terör, yaptığı baskı ve zulümü Gılbe köyüne bağlamakta doğru bir yaklaşım değildir. Ama, aslen Gılbeli olan korucular da yok değildir.
- Gılbe köyünün hepsine korucu ve kürd düşmanı, eline silah alıp, halkına zulüm ediyor demek de yanlış bir tutum olur.
- Gılbeli olan bir başka azılı korucubaşı olan Mehmet Çetkin'i tanıtmadan da geçmiyeceğim.
- Mehmet Çetkin, Gılbe köyünün en azılı korucusudur. Çolig'de okuduğum dönemlerde lisede okuyan, fiziki olarak uzun boylu, cüsseli bir yapıya sahipti.
- Lise dönemlerinde ülkücü fikirleri benimseyen MHP'nin bir militanıydı. O dönemlerde MHP bunu kürd devrímcilerine karşı tetikçi ve çete olarak kullandı.
- Hatta, çok iyi hatırlıyorum 1970'li yılların sonunda şimdi öğretmen (ismini vermeyeceğim) olan bir kürd yurtseverini de bıçaklamıştı.
- Mehmet Çetkin, lise sonrası 1985'li yıllarda koruculuk sisteminin gelmesiyle yaşamını kendi köyünde korucu olarak devam ettirmeye başlar.
- Bu şahsın MHP'li ve devletin asker ve polisiyle iyi olan ilişkilerinden dolayı yıllarca korucubaşı olarak yaşadığı Çolig'de kontracı hünerlerini bilmeyen yoktur.

- Gılbe köyü, Çolig merkezde yıllarca koruculuğu kabul eden tek köydür.
- Köyün bir çukurun içinde olması başta olmak üzere, köy çevresinde oluşturulan mevzilerden dolayı Gılbe kendi çevresine ve bölgeye adeta kapalı bir kutu gibiydi. Gılbe'nin bu özgün durumundan dolayı da halk arasında (Gılbistan) olarakta anıldı. Gılbeliler çevrede kendi aşiretinden olan yakın ve komşu köylere karşı da devletçe desteklenerek çok kötü kullanmışlardır.

GILBE İLE İLGİLİ BİR ANEKDOT

- Gılbe, Çolig merkeze bağlı NEQŞAN aşiretine bağlı bir köydür. Koruculuk sisteminden dolayı bu köyün sicili hep kötü anılmaktadır. Ama köyden bir çok aileyi Çolig merkezden tanıyorum. Bu ailelerin bir çoğunun koruculuktan rahatsız olduklarını, ayrıca kürd meselesine de duyarlı olduklarını biliyorum. Gılbe'nin bu ailerini tenzih ediyorum.

- Gılbe'nin tarihte çok önemli bir olaya mekan sahipliği yaptığını sizlere hatırlatayım. Şeyh Said Efendi'nin amcası Palu müftüsü ve Çan'lı Şeyh Ahmed'in damadı Şeyh Hasan Septioğlu'nun yaşadığı olayı torunlarından Şeyh Feyzullah'ın Mızgin dergisindeki röportajından aktarıyorum:

"Şêx Said’in amcası Şêx Hasan Efendi, İslam âleminde Reis-ul Ulema, yani Ulemanın Büyüğü olarak seçilmişti. Şêx Hasan Efendi, bilfiil meşrutiyete karşı çıkıyordu. Şêx Hasan, o zaman Palo’dan Erzurum’a gitmek üzere hareket eder. Şêx Hasan Efendi, Göynet’e gelirken ilk istişaresini gizli olarak Mela Selim’le yapar. Ona: “Ben Erzurum’a gidiyorum, benden habersiz hareket etmeyin, kendinizi ele vermeyin. İkinci bir cevabım geldiğinde, hareketi başlatırsınız.” Şêx Hasen Efendi Erzurum’a gidince Meşrutiyet’i kabul etmeyen ulemanın idam sehpasında olduğunu görür. Bunun üzerine ulema perişan bir halde dehşete düşmüştür, Şêx Hasan Efendi dönmek zorunda kalır. Benim dedem Şêx Mehmet Efendi ile orda karşılaşır. Dedem Şêx Hasan Efendi’ye diyor ki: “Baba, kaymakam gizli olarak kardeşime demiştir ki efendi nerdeyse, kendisini saklasın. Efendinin idam kararı gelmiştir. Gizliden takip ediliyor.” Dedem, babasını Sancak’ın Girbe aşiretinin içerisine saklar. Şêx Hasan Efendi bir sene Girb’te kalır. Dört sene de Palo’nun Caro köyünde kalır."

***

- Şeyh Hasan olayını bana yıllar önce Gılbe köyünden olan daire arkadaşım Hacı Paşa Çetkin övüne övüne anlatmıştı.
- Hacı Paşa bu olayı anlatırken Gılbe köyünün kürd davasına ve kürd önderlerine geçmişte saygısını ve bağlılığını ifade ediyordu.
-İşte Gılbe kürd tarihinde çevrede sözü ve özü bir olan bir köy olarak bilinip, Şeyh Hasan Septioğlu'nu kendi köyünde dönemin rejimine karşı sahiplenmiş ve korumuştur.
- Gılbe köyü, bu tarihi bu olaydan habersiz, günümüzde devletin böl-yönet politikasıyla kendi halkına ve çevresindeki kendi aşiretine bağlı köylere pervasızca saldırmaktadır. Tabiiki devletin silahlı gücünü arkasına alarak bunu yapıyorlar.


ÇOLÎG PROVOKASYONU VE TÜRK MEDYASININ ZAZACILIĞI İŞLEMESİ ?

- Çolig kürdlük davasında tarihte iz bırakan kahramanlar diyarıdır. Türk basını ve medyasının sürekli işlemeye çalıştığı "Çolig'de zazalar PKK'ye ve kürdlere karşıdırlar" imajı tamamen özel savaşın kürdlere karşı kullandığı asılsız ve bayatlamış argümanlarıdır. Zazaların kürt olmadığı riyakar tezi ise devletin tek partili dönemden bugüne kadar sıklıkla başvurduğu ama kanıksatmak için çokça uğraşmasına rağmen kürtlüğü bölemediği bir dezenformasyondan ibarettir.
- Serdar Atalay'a hatırlatıyorum ; Yadin Paşa Baysal, Şeyh Şerif Bilgin, Çan Şeyhleri Korkutata, Melekan Şeyhleri Sönmez, Tayyip Ali Bey Mıtovliyon, Zıkte Beyleri Ataoğlu, Faris Ayçiçek, Abdi Erebun Aytimur, Ali Badan Buzgan, Musyanlı Molla Cemil Hasar, Garipli İzzet ve Mehmet Ertuğrul Beyler, Modanlı Feqi Hesenler, cansorlu Fakih Abdullah Akdemir ve kardeşleri, Botyanlı Ömere Faro, Vazenanlı Omer Ağa Becerikli, Sivanlı Kasım Ağa (Kas Kuesi) daha çokca sayacağım yiğitler var. Bu yiğitlerin bir kısmı çatışarak, bir kısımı da İstiklal Mahkemesi'nin düzmece kararlarıyla idam edilerek şehadet şerbetini içen kürd kahramanlarıdır. Bunları senin tabirinle kurmanclar veya Kürdler idam etmediler. Senin ele ele verip, Vali, Emniyet Müdürü ve Özel Harekat timleriyle provakasyonda bir piyon olarak kullanıldığın kesimler tarafından idam edildiler. Devlet güçlerinin baltasına sap olmak budur işte.
- Serdar Efendi bu ara zazacılığa da oynuyor. Kendisine bir hatırlatma yapayım, babası Haci Ahmed'in etkisinde kaldığı Kürd şehidi Said Elçi'nin kurucuları arasında olduğu ve başkanlığını yaptığı partinin adı T-KDP dir. Yani Kurdistan Demokrat Partisi'dir. "Zaza Demokrat Partisi" değildir. Yine (Dr. Şivan) Sait Kırmızıtoprak, Faik Bucak da kürtler adına kurulmuş bu partilerin kurucu üyeliklerini ve başkanlıklarını yapmışlardır. Bunlar da zazadırlar ama partilerinin ismi Kurdistan Demokrat partisidir. Serdar çok özeniyorsa zazacılık yapıyorsa kendini gerçek zaza görüyorsa AKP den ayrılır bir Zaza Demokrat Partisi kurar, biz de aferin deriz. Çünkü bu işe özenen az da olsa birkaç arkadaş bulur. MHP'den dönenlerin dili kürdüm demeye varmadığından ara sapak olarak bu tür riyakarlıklara hazır olanların bolluğunda adam sıkıntısı çekmez.
- Serdar Efendi, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi tarafından idam edilen 47 kişinin hepsi zaza değildir. Yaklaşık 20 kişilik kurmanç/kürdde vardır. Bunları bilmiyorsan sana yazmayı ve anlatmayı da bilirim.
- Serdar Efendi'ye bir hatırlatma daha yapayım. Selahaddin Aydarada senin gibi arkasına aldığı korucu ve çetelere güveniyordu. Yanında sürekli koruması olan bir özel harekatçı vardı. Ne oldu akibeti? Çolig'i bir terk etti, tam terk etti.
- Serdar Efendi, hatırlarsın, Selahaddin Aydar hem de din kisvesi altında beni tıpkı senin bugün yapttiğın gibi Çolig Emniyeti'ne Valisine ihbar etti. Kendi korumasını bana saldırttı.
- Dönemin Çolig valisi Abdulkadir Sarı, Müdür Kemal İskender ve Selahaddin Aydar çetesi tarafından cezaevine konuldum.
- Serdar o dönemde Selahaddin Aydar seni muhakkik olarak benim ifademin alınması için görevlendirdi.
- İfademi sen çok iyi hatırlarsın. Demiştimki, Selahaddin Aydar sen eski şarapçı, berdoş MHP'li, kısaca ve tabiri caizse Colig'in ..... lerindensin, demiştim. Sen de bu yazdıklarımı harfiyen yazıp onun masasına bırakmıştın.
- Hatta bana dedinki "beni fırçaladı." Şimdi düşünüyorum, Selahaddin'en şükür ediyorum. Sen ondan çok daha tehlikeli oynuyorsun.
- Selahaddin'i şimdi basından takip ediyorum, "Tevbe-i İstiğfar Duası" yapmış, geçen Nübuhar çevresinin bir etkinliğine davet edilmişti. Bu davete Sıddık Dursun (Şeyhanoğlu) ile beraber katılmıştı. Doğrusu çokta sevindim . Belki kendini af ettirmek istiyor. Ben de eğer bu dönüşünde samimiyse ona hakkımı af edeceğim.
- Serdar Atalay Efendi, bak senden dolayı Çolig'de telafisi mümkün olmayan hadiseler olursa bunu iyi bilki ölünceye kadar bir cehennem zebanisi olarak anılacak ve kürd tarihine zebani olarak geçeceksin.

SONUÇ

Gılbeli Mehmet Çintay'ı tanıdığım için belirtmek istiyorum. Mehmet Çintay da tıpkı Zıkteli Ringo ve benzerleri gibi fakir aile çocuğu olup, suçsuz ve günahsızdır. Açıkçası karın tokluğuna bir piyon olarak kullanılıp, bu dünyadan bir hiç uğruna gitiler. Tıpkı ne şehid ne gazi bok yoluna gitti Niyazi meselesi gibi. Asıl suçlu olanlar onları kullanan ve sırtından beslenenlerdir, onlar üzerinde siyaset yapan, belediye reisi ve milletvekili olan kişiler suçlu ve günahkardırlar.

- Ringo'nun sırtından beslenen Hikmet Tekin, Gılbeli Mehmet Çintay'ın sırtından rant elde etmek isteyen ve bundan beslenip, tekrar belediye reisi olmak isteyen Serdar Atalay gibi kendi soyuna ihanet eden ve aslını inkar eden bu zavallılara lanet olsun.

- Serdar ve Hikmet Tekin'in yolu birdir. Serdar sana bir hemşerin ve ağabeyin olarak sesleniyorum. Senin görevin belediye yasalarında belirlenmiştir. Sen o görevlerini yapmaya çalış. Sen Emniyet Müdürü, özel harekatçı, zebani ve cellat görevlerine oynuyorsun.
- Bu saydıklarım zaten görevlerini biliyorlar, sen acaba yanlış bir görev mi seçtin, biraz düşünsene.
- Serdar Atala tipleri, kişilikleri, unsurları adına ne derseniz deyin. Bunlar Türk olmadıkları halde, bu kanaldan beslendikleri için iflah olmaz Kürt karşıtlarıdır. Serdar Atala ve benzerleri kendi öz benliklerini inkar ederek belirli mevkilere gelmişlerdir.

Huma (Allah) Hacı Ehmed Alan'ın oğlunun şerrinden korusun ve onu da islah etsin, kendi öz benliğine kürdlügüne döndürsün. Bu duama amin deyin.

Selam ve saygılarımla.


Orhan Zuexpayic



 
 

PALULU SEYH HASAN ÜZERINE ANEKDOT (ALINTI YAZI)

ŞÊX SAİD BAŞKALDIRISI - Mizgîn Dergisi

7 Ekim 2009 Çarşamba, 17:21 · tarihinde Şehîd Şêx Saîd (r.a.) tarafından eklendi
Mizgîn/Sayı 46 - Şêx Said’in amcası Şêx Hasan’ın torunlarından Şêx Feyzullah’ın anlatımlarıyla

Mizgîn Dergisi: Şêx Said kıyamına geçmeden önce bu süreci hazırlayan etkenler üzerinde duracak olursak, yani Osmanlı’da Meşrutiyet’in ilanı ve sonrası olayları kısaca izah edebilir misiniz?

Şêx Feyzullah: Bismillahirrahmanirrahim. Allah sizden de razı olsun. Bu imkânı oluşturduğunuz için sizlere çok teşekkür ediyorum.


Genel itibariyle Kürt milleti, çok mazlum bir millettir. Kürtlerin kendi büyüklerini, kendi örf ve adetlerini, tarihlerini bilmeleri elzem bir ihtiyaçtır. Şêx Said Efendi’nin kıyamı, geniş bir harekettir. Yani sadece 1924-1925’lerde hazırlanmış bir hareket değildir.

Fransız İhtilali ve Tanzimat’ın ilanından sonra Osmanlı Devleti’nde önemli gelişmeler oldu. İngiltere öncülüğündeki Hıristiyan âleminin, İttihatçıların, Jön-Türklerin ve yeniçerilerin tek gayesi İslam ümmetinin dağılması ve Osmanlı devletinin yıkılmasıydı. Bunların içerisinde bazı din âlimleri de vardı. Bunların baskısıyla II. Meşrutiyet ilan edildi. 31 Mart Olayı sonrasında İttihat ve Terakki yönetiminin kontrolündeki 3. Ordu Selanik’ten yola çıkıp İstanbul’a girdi ve II. Abdülhamit’i tahttan indirip Sultan Abdürreşad’ı tahta geçirdiler.(1908)

Meşrutiyet’in dört hedefi vardı. Adalet, uhuvvet, müsavat, hürriyet. Osmanlı Devleti’nin nüfusu 320 milyonu geçiyordu. Bunun içerisinde takriben 9 milyon ağırlıklı Hristiyan olmakla beraber gayrı Müslimler vardı. Tabi Müslümanlar uhuvvet, müsavat anlamında bunlarla kardeş oldular. 1909’da tamamen Şer’i esaslar yürürlükten kaldırıldı. Yine bu yıllarda 20 vilayette İstiklal Mahkemeleri kuruldu ve buralarda çeşitli sebepler ile ulemanın idamına başlandı.

Şêx Said’in amcası Şêx Hasan Efendi, İslam âleminde Reis-ul Ulema, yani Ulemanın Büyüğü olarak seçilmişti. Şêx Hasan Efendi, bilfiil meşrutiyete karşı çıkıyordu. Şêx Hasan, o zaman Palo’dan Erzurum’a gitmek üzere hareket eder. Şêx Hasan Efendi, Göynet’e gelirken ilk istişaresini gizli olarak Mela Selim’le yapar. Ona: “Ben Erzurum’a gidiyorum, benden habersiz hareket etmeyin, kendinizi ele vermeyin. İkinci bir cevabım geldiğinde, hareketi başlatırsınız.” Şêx Hasen Efendi Erzurum’a gidince Meşrutiyet’i kabul etmeyen ulemanın idam sehpasında olduğunu görür. Bunun üzerine ulema perişan bir halde dehşete düşmüştür, Şêx Hasan Efendi dönmek zorunda kalır. Benim dedem Şêx Mehmet Efendi ile orda karşılaşır. Dedem Şêx Hasan Efendi’ye diyor ki: “Baba, kaymakam gizli olarak kardeşime demiştir ki efendi nerdeyse, kendisini saklasın. Efendinin idam kararı gelmiştir. Gizliden takip ediliyor.” Dedem, babasını Sancak’ın Girbe aşiretinin içerisine saklar. Şêx Hasan Efendi bir sene Girb’te kalır. Dört sene de Palo’nun Caro köyünde kalır. 1915’de genel affın çıkmasıyla Şêx Hasan Efendi dışarı çıkar.

Daha sonra Seydayê Mele Selim Gews ailesiyle ittifak yapar. Şêx Şahabettin onlarla görüşürken istihbarat Osmanlı’ya haber ulaştırır. Dolayısıyla kıyam erken patlak verir.

Mizgîn Dergisi: Şêx Hasan Efendi, Mela Selim’i Bitlis’e gönderirken kendisi de ayrıca bir hazırlık yapıyor. Sonrasında daha büyük bir şey oluşturmak için mi?

Şêx Feyzullah: Kendisi Mela Selim’i Bitlis’e gönderirken o da Erzurum’a gidiyor. Orada bazı hazırlıklar yapmak için. Gaye büyük bir kıyamdır meşrutiyet’in önlenmesi için. Mela Selim’in arkadaşları yakalanınca o kurtuluyor, Rus elçiliğine sığınıyor. 1914’e kadar Mela Selim Bitlis’te Rus elçiliğinde kalıyor. Birinci Cihan Harbi’nin başlangıcı ile Ruslar, Rus elçiliğini kapatıp giderken, Seyda’ya diyorlar ki: “Osmanlılar sizi idam ederler bizimle beraber gelin Rusya’ya gidelim.” Onun öncesinde Bedirxan ailesinden Abdurrezak Bedirxanoğlu, Rus elçiliğinde Seyda ile görüşüyor. Seyda’yı görmeden evvel Tiflis Konferansı’nda bulunmuş. Bu konferansta Kürt Mela Eli İhsan Paşa, Abdurrezak Bedirxan ve Şêx Mahmut Berzenci, Rus Genelkurmay Başkanı General Nigaro ile görüşüyorlar. Yani I. Cihan Harbi öncesinde Kürtlerin mukadderatının ne olacağı üzerine konuşuyorlar. Abdurrezak Bedirxan, orada konuşulanları Seyda’ya anlatıyor. Bu nedenle Seyda elçilikle Rusya’ya gitmiyor. Gitmeyince bazı kimseler seydayı şikâyet ederler. Şikâyet üzerine Mela Selim’i de idam ederler.

Mizgîn Dergisi: Şêx Said kıyamının bir provokasyonla başladığı biliniyor. Demek ki ondan önceki dönemde de böylesi provokasyonlar olmuştu.

Şêx Feyzullah: Evet, Piran’da o provokasyonun patlaması gibi Meşrutiyet’in ilanında Şêx Hasan Efendi’nin şahsında Şark Ulemalarının tasfiye edilmesi için bazı siyasi senaryolar, bazı provokasyonlar yapılıyordu. İşte o provokasyonlar ile Bitlis Kıyamı da doğmadan bastırılıyor. Mela Selim de bu sürecin sonunda yapılan şikâyetlerden dolayı yakalanıp idam ediliyor.

I. Cihan Harbi’nde Şêx Said Efendi, bir toplantıda General İhsan ve bazı münevverlerle gizli bir istişarede bulunuyor. Osmanlılar, savaş arefesinde Şêx Sait Efendi’yi Kürdistan bölgesinden Piran’a Mecburi İskan’a tabi tuttular. I. Cihan Harbi’nin bitmesiyle 1920’de Osmanlı devletini bölüştüler. Kürdistan’ı da beş devlet arasında böldüler. 1922’de M. Kemal başa geçti. 1924’te Halifelik kaldırıldı. Tabii Şêx Said Efendi bunları bilfiil olarak takib ediyordu. Ayrıca Kürt müneverlerinden Cibranlı Xalid Beg, Yusuf Ziya, Teymen Ali, Mele Abdurrehman gibi büyük zevatlar da Kürt ulusunu örgütlemek için Azadi Cemiyeti’ni kuruyorlar. Sonraları, Azadi Cemiyeti’ni feshettiler ve yerine “Berivana Mafê Merivan” diye bir cemiyeti kurdular. Bu teşkilatın başında yine Cibranlı Xalid Bey bulunuyordu.

1923’te İsmet İnönü tarafından Lozan Anlaşması imzalandı. 1924 Anayasası’nın gelmesiyle medreseler üzerinde, ilim üzerinde bütün İslami örf adetler üzerinde bir baskı oluşur.

Mizgîn Dergisi: Şêx Said kıyamının zeminleri nasıl oluşuyor?

Şêx Feyzullah: 1924’ün 10 Ekim’inde Xalid Bey’i tutuklarlar. Aynı ay içinde Yusuf Ziya, Mele Abdurrehman ile Teymen Ali yakalanır. Aralık 1924’te Hasenanlı Xalid Beg, Keremê Kolağası ve Şêx Said Efendi’nin tutuklanmasını isterler. Bir müfreze Hınıs’a gider. Maksud Bey (Hınıs kaymakamı) der ki Şêx Efendi evde değildir. Gelince haber veririm. Keremê Kolağası farkına varıp çıkar ve bir yerde jandarma ile karşılaşır. Orda çatışma yaşanır. Bir başçavuş ile dört jandarmayı vurup öldürürler. Hasenanlı Xalid Bey de aşiretini kendi etrafında toplar.

Şêx Efendi 27 Aralık 1924’te Hınıs’ı mecburen terk eder. Şûşar (Kırıkhan)’a doğru gelir. Şêx Said Efendi bundan önce oğlu Şêx Ali Rıza’yı Beyrut’a hayvanları satmaya gönderiyor. Oğluna diyor ki: “Sen hayvanlarını sattıktan sonra İstanbul’a git, Seyyid Abdülkadir ile görüş.” 12 sürü hayvan satılana kadar aradan 3 ay geçiyor.

Tabi Şêx Said’in Xalid Bey ile de istişaresi vardır. Ansızın Xalid Bey yakalanır. Şêx Said Efendinin de tutuklanma emri gelir. Hınıs kaymakamı, hükümete Efendi’nin Melekan’daki bir düğün merasimi için Çapakçur’a doğru hareket ettiğine dair bir rapor verir. Şêx Ali Rıza Efendi de malını sattıktan sonra KTC başkanı Seyyid Abdülkadir’le görüşmek için Beyrut’tan İstanbul’a gider.

Mizgîn Dergisi: Seyyid Abdülkadir, Şêx Ubeydullah Nehri Başkaldırısı’ndan sonra İstanbul’da mecburi ikamet durumunda kalıyor. Orayı terk edemiyor, değil mi?

Şêx Feyzullah: İstanbul’da o zaman KTC’nin 500 bin delegesi vardı. İstanbul, KTC’nin merkeziydi. Seyyid Abdülkadir orada kalıyordu. Ali Rıza Bey Beyrut’tan İstanbul’a gidince Xalid Beyin yakalandığını öğrenir. İki gün Seyyid Abdülkadir’in evinde kalır. Ona der ki: “Babamın selamı vardır, ancak böyle bir hareketin oluşması için sizin, hareketin başında bulunmanızı istiyor.” Takdiren orda bağımsız bir devlet kurulsaydı, devletin başına Şêx Said Efendi değil Seyyid Abdülkadir geçecekti. Askeri alanda bir Genelkurmay Başkanlığı olsaydı Xalid Bey olacaktı. Şeyh Said Efendi sadece, İslam şurasında dini lider olarak ulemayı sevk ve idare eden bir makamda kalacaktı.

Şêx Said Efendi 27 Aralık’ta Hınıs’tan hareket eder. Kırıkhan’a gelir. Kırıkhan’da, birçok Kürt münevveri ile bir istişare yapar. Ertesi gün Şêx Ali Rıza İstanbul’dan dönerken, Kırıkhan’da Şeyh Said ile karşılaşır.

Kürt milleti genel itibariyle dindar bir millettir. Şêx Said Efendiye diyorlar ki bu hareketin başına sizin geçmenizi tavsiye ediyoruz. Çünkü burada İslami hükümler var, İslami hakemler var, İslami sualler var. Bu hareketin başında büyük bir İslam âliminin, büyük bir zatın bulunması gerekiyor. Şêx Said Efendi “tamam farkındayım” diyor. “Bu hareketin başına Seyid Abdülkadir geçecek, Ali Rıza Efendi İstanbul’dan gelene kadar sabredin. Ali Rıza Efendi İstanbul’dan bize cevap getiriyor.”

O zaman Bitlis’te 2. Fırka Kumandanı Kazım Dirik bulunuyordu. Onun komutasında bir müfreze Xalid Beyi Erciş üzerinden götürüyordu. Erciş’te Hayderan aşiretinden birkaç kişi Xalid Beyi görüyorlar. Xalid Bey bir fırsatını bulup onlara diyor ki: “Salih Bey’e söyleyin, bana 500 tane ham kağıt göndersin.” O adamlar Kör Hüseyin Paşa’ya gidip mesajı iletiyorlar. Kör Hüseyin Paşa diyor ki: “Kocaman bir miralay Kürdistan reisidir. 500 tane ham kâğıdı bulamıyor.” Akşama doğru Salih Bey geliyor. Kör Hüseyin Paşa durumu oğluna anlatıyor. O zaman Salih Bey ağlayıp: “Baba ham kağıt, 500 gerilla asker gönder beni kurtar anlamındadır.”

Xalid Bey’i Bitlis’e götürüyorlar. Şeyh Said Efendi, Kırıkhan’da oğlu ile görüştükten sonra oradan ayrılıyor. Şêx Said Efendi, 6 Ocak’ta Kanîreş’te Kamil Bey’in evine misafir olur. Oradan Melekan’a gider. Melekan(Solhan)’da eniştesi Şêx Abdullah’ın evinde üç-dört gün kalır. Zırqan aşiret reisi Kereme Kolan 8 Ocak’ta Şêx Said ile görüşür. Melekan’dan Çan’a gider. Çan’da diğer bir eniştesi Şêx İbrahim Efendi ile görüşür. Orda 1-2 gece kalır.

Şêx Said Efendi daha sonra Pêçar’a gider. Giderken yol üzerinde bulunan Botıyan aşiretinde birkaç gün kalır. Emerê Faro ile görüşüp onunla birlikte Lice’ye gider. Ardından Hani’ye gidip, Salih Bey’e misafir olur. Salih Bey ile beraber Piran’a gider.

Orada bir düğün vardır. Şêx Said Efendi kendi kardeşi Şêx Abdurrehim’in evinde kalır. Bu arada Şêx Said Efendi Bingöl’e gelince Bingöl’den Ankara’ya bir bilgi gider: “Şêx Said Efendi Kürt münevverleri, beyleri ve şeyhleri ile bir istişare halindedir. Bildiğimiz kadarıyla devlete karşı bir başkaldırı hazırlığı vardır.” Bunun üzerine General Mürsel’e görev verilir. Şêx Said Efendinin yakalanması için Erzurum valiliği ve Hınıs kaymakamı Maksut Beye haber verilir.

General Mürsel, Şêx Said Efendi’nin yakalanması için 10-12 tane asker gönderir. Piran’da 9 firari vardır. Bunlar da dağdan inip Şêx Said’i ziyaret etmek için Piran’a gelirler. Köyün içerisinde General Mürsel’in teymenleri ve askerleriyle karşılaşırlar. Küçük bir çatışma sonucu bunlar içeri girerler. Mahkûmlar içeri girince askerler evi sarar.

Şeyh Efendi, Şêx Abdurrahim’i gönderir ve der ki “Burada bir provokasyon var. Bu, General Mürsel’in senaryosudur. Beni alıp, götürmek istiyorlar. Mümkün oldukça çatışma çıkarmayın. Bana Teymen Mustafa’yı çağırın gelsin.” Efendi durumu soruyor. Teymen: “Dokuz tane eşkıya evdedir, askerler etrafını sarmışlar. Sen de Şêx’in memleketlisisin. Bu dokuz eşkiyayı bize teslim et.” Şêx Said Efendi; “Tamam 9 eşkiyayı teslim ederiz makul bir şey söylüyorsunuz askersiniz görevinizdir. Yalnız memleketin bir örfü-adeti vardır. Ben dün buraya misafir olarak geldim bu düğünde bulundum. Bugün etrafımda 3 bin tane insan vardır. En azından 2 bini silahlıdır. 2 bin silahlı içinde bunların sana teslim edilmesi mümkün değildir. Ne benim gücüm yeter, ne de başka kimsenin. Siz bekleyin. Düğün dağıldıktan sonra size teslim ederim.” Teymen buna, karşı çıkıyor.

Teymen çıkınca Şêx Abdurrahim ne olup bittiğini Şêx Said Efendiye soruyor. Şêx Said “birkaç kişiyle konuşalım, bunları biraz teskin etsinler” diyor. Daha Şêx Abdurrahim gitmeden ateş başlıyor. Şêx Abdurrahim gidene kadar çatışma duruyor, millet hücum ediyor askerleri esir alıyor. Şêx Said Efendi’ye, bir askerin öldürüldüğünü, diğerlerinin esir alındığını haber veriyorlar.

Şêx Said Efendi gidip Teymen’e “Peki siz neden bunu yaptınız, mazlum bir insanın katledilmesine sebep oldunuz.” diye sorunca Teymen; “Biz görevimizi yaptık. Gaye burada bir patlağın olmasıydı, siz devlete baş kaldırdınız bizi vurdunuz.”

Şêx Said Efendi cenazeyi kaldırdıktan sonra acilen Darahini’ye dönüyor. Vilayet merkezini ele geçirip, bankadaki paraları alır.

Mizgîn Dergisi: Darahini’nin Şêx Said kıyamındaki ağırlığı nasıldı?

Şêx Feyzullah: Darahini, Şêx Said hareketinde geçici başkent ilan edilir. Çünkü çok stratejik bir bölgedir. Ta ki Amed düşene kadar. Feqî Hesen Mudani başa getirildi. Genç’in hemen hemen her kesiminden insanlar harekete katıldılar. Murtezan, Botiyan’dan Kulp’a kadar Hazro’ya kadar Diyarbakır… O bölge haliyle kıyamın içerisindeydi. Zaten kıyamın dışında çok az, bilinmeyen bazı fertler kalmış. Şêx Said Efendinin savaşçıları 80 bin’e ulaştı. O kısa zaman içerisinde, o plansız-tedbirsiz zaman içerisinde 80 bin kişiye ulaştı. Bu 80 bin kişi birçok aşiretlerden müteşekkildi.

Artık kıyam, fiilen başlamıştır. Dört-beş koldan; Kelxasi’li Şêx Şerif Efendi Xarput cephe kumandanlığına, Çan Şêxleri Şêx Elî, Şêx Celaleddîn, Yado Paşa ve diğer birçok büyük insanla beraber Şêx Şerif’e refakat ederek Xarput cephesine gidiyorlar. Kîğî, Erzincan cephesine Senceq’teki Evni Ağa, Karlıova beyi Balad Bey, Çanlı Şêx Mustafa Efendi ve Şêx Hasan Efendi giderler. Bunları Efendi görevlendirir. Muş cephesine Melekanlı Şêx Abdullah Efendi, Heci Selim Ağayê Girnosê. Bunlara da şu söyleniyor: “Şêx Ali Rıza Efendi ve Xalid Beyle birleşin, tek gayeniz Bitlis’te Xalid Bey’in kurtarılmasıdır.”

Mizgîn Dergisi: Erzincan’a kadar da mı gidiliyor?

Şêx Feyzullah: İlçeler alınıyor. Erzincan merkezi alınamıyor. Şerif Efendi kısa bir zamanda Xarput’u alınca, burdaki güçler de Xarput’a döndüler.

Mizgîn Dergisi: Sonra neler oluyor?

Şêx Feyzullah: Bu arada Şêx Said Efendi Diyarbakır üzerine yürür. 27 gün Diyarbakır’ı muhasaraya alırlar. General Mürsel’in teslim olmasını talep ederler.

Kürdistan’ı böldükleri için tren hattının aşağı tarafı Fransızların, yukarı tarafı Türklerin elindeydi. 9. kolordudan 90 bin asker, bin tane de Fransız komandolarıyla beraber o hattan Diyarbakır’a girer. Kürt beylerinden Ömeran aşireti lideri Süleymanê Ehmed, Pencenarê aşireti askerlerle birleşerek arkadan Siverekli Şêx Eyyüb Efendiye saldırırlar. Şêx Eyyüb Efendi aradan çekilir. Arka cephede Şêx Abdurrahim Efendi yalnız kalır. Bin asker de Fransız kumandanlarıyla beraber Diyarbakır’a girer. Şêx Said Efendi de ön cephenin tamamen açıldığını, Şêx Eyyüb Efendi ve Şêx Abdurrahim Efendi’nin çekilmek zorunda kaldıklarını görünce, Diyarbakır kuşatmasına son verir. Şêx Said Efendinin yanındaki askerler de Tılalo dediğimiz yere döner.

Şêx Said Efendi Muş hattı üzerinde bir gece Girbas’ta kalır. Tabi Efendi ile beraber, O’nu adım adım takip eden bacanağı binbaşı Kasım da vardır. Şerafettin Dağı’ndan, Mergimir’den, Kovax’tan Murat suyundan Kovax’tan geçip de oradan öbür tarafa ulaşınca selamete ulaşırlardı. Oradaki Oxin Şêxlerinden Şêx Maruf kendi aşiretiyle Şêx Said Efendi’ye saldırır, Şêx Said Efendi oradan da geri dönmek zorunda kalır. Kasım devreye girerek “Biz, Abdurrahmanpaşa Köprüsü’nden gidelim en sakin yer orasıdır.” Binbaşı Kasım öncesinden de neredeyse 40 adamını köprüye gönderir. Şerafettin Efendi de yanlarındaki 300 kişiden 200-250 insanı dağıttığı için Şêx Said Efendi’nin yanında sadece 50 insan kalmıştır. Bunlar köprüye varınca Kasım’ın adamları silahı patlatırlar. Orada Şêx Said Efendi’yi yakalarlar. Asker yoktur. Yani Şêx Said Efendi’yi, arkadaşları yakalıyor.

Şêx Ali Rıza Efendi ve yakalanmayan diğer kişiler artık İran’a yöneldiler. İran’da 60 şehid verdiler. O şehadetten sonra Ali Rıza Efendi, Gıyaseddin Efendi, Şêx Selahaddin Efendi yakalandılar. 6 ay Tahran’da kaldılar. Oradan da serbest bırakıldılar. Ali Rıza Efendi Bağdat’a gitti. Şêx Ali Rıza, Bağdat’a gidip bir süre kalıp, Şêx Abdürrehim’in yanına Suriye’ye döndü.

Şêx Said Efendi de 48 arkadaşıyla beraber Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nce yargılanıp şehid edildi.
Kıyamın başlangıcından sonuna kadar 700 bin insan öldürüldü. Dedem Şêx Şerif Efendi’yi, Palo’dan iki sefer süngülediler. Kardeşini 86 kişiyle beraber bağladılar Murat suyuna attılar. Yani genel bir katliam vardı. 80–85 yaşındaki hatta 90 yaşındaki insanları da idam ettiler, kestiler. Yani bir katliam idi. Daha sonra ikinci İstiklal Mahkemesi’ni Elazığ’a taşıdılar. 15 bin insan Elazığ’da idam edildi.