Kûy a Spî

30 Mart 2012

BİR MÜLTECİNİN HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜ



Hani her hayatın hüzünlü bir hikayesi vardır derler ya, ama kimi insanların bir değil onlarca hüzünlü ve yürek burkutan hikayeleri vardır. Her acı olgunlaştırır, serpiştirir, pekiştirir ve nasırlaştırır yüreklerini. Her hayat kendine benzer hayatlarda, hikayeler de hayat, teselli ve avuntu bulur.

Belki de kişinin hayata karşı dirençli, dirayetli ve metanetli olmasının yollarından biride avuntu ve tesellilerdir. Bu avuntu ve tesellilerin bir hayat boyunca devam ettiğini görüyorum. Nasıl ki hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekye de buluyorsa, nasıl ki yoksul hayatlar birbirlerini köprü altlarında, duvar diplerinde ve uçsuz bucaksız ovalarda buluyorsa, mülteciler de mültecileri, gelişen teknoloji sayesinde artık facebook veya twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde buluyorlar.

Özlemini, hasretini ve elemini çektikleri memleketlerine, ülkelerine dönemedikleri ve yasaklı oldukları içinde o özlem ve hasretlerini ya fotoğraflarla ya da kendini kimsesiz limanlara salan mısralarla ifade etmeye çalışıyorlar.

İşte Bingöl’den başlayıp Almanya’ya uzanan bir mülteci hikayesiyle Orhan Kaya. Bundan uzun bir süre önce sürgünlerle ilgili yazdığım bir makalem de kendini bulan mülteci Orhan Kaya’nın hayatında da onlarca hüzünlü hikaye vardır.

1961 Bingöl doğumlu Orhan Kaya Bingöl Belediyesinde 1983-1998 yılları arasında çalışırken Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanır, ceza alır, cezası Yargıtay’dan onaylanır ve kendisine yurtdışı yasağı konur. Yaşadığı olaylardan ötürü yurtdışına kaçar ve mülteci olur.
Peki Orhan Kaya’nın suçu neydi?

Orhan’ın bir kardeşi dağa çıkar. Kardeşi dağa çıktıktan sonra devletin kolluk kuvvetleri Kaya ailesine aman vermez, baskı üstüne baskı yapar. Acımasız ve kuralsız davranır aileye. Bütün bu kuralsızlığın, acımasızlığın ve zulmün tek nedeni de; bir itirafçının alçakça iftiralarıdır.

Bir kişinin suçunun cezasını devlet bütün aileye ödetir. Devletin bu acımasız ve kanunsuz yüzünü ablama ve enişteme yapılan baskıdan çok iyi bilirim. Dağa çıkan ablamın iki çocuğundan dolayı karakol her gün ablamın evine baskın yapar, enişteme işkence eder ve çocuklarının nerede olduğunu sorar dururdu.

En son karakoldan bize 28 Şubat 1995 tarihinde pusula geldi ve çocuğunuz Mehmet Latif Solmaz Hazro’da girdiği çatışmada öldürülmüştür denildi. Cenazeyi istedik vermediler. Savcılık izin vermesine rağmen karakol vermedi. Halende nerde olduğunu bilmiyoruz.

İHD’ye başvurduk oralı olmadılar. HADEP il Başkanı Fırat Anlı’ya başvurduk aldığımız cevap aynen şöyle “ma bir tek sizin şehidiniz mi var? Yapabileceğimiz bir şey yok” dedi. Ben ve rahmetli eniştem ensemizi kaşıyarak çıktık HADEP’in Ofisteki binasından. Oysaki gariban, yoksul olmasaydık, tanınmış assortik-sosyetik olsaydık, o İHD ve o HADEP kıyameti kopartırlardı. Açıklama üstüne açıklama, eylem üstüne eylem yaparlardı.

Yani ister asker ister militan olsun, yoksul oldun mu, cenazen de, ağıtında yoksul olur bu ülkede. Dağda çocuklarımız birbirlerini boğazlarken silah tüccarları ceplerini dolarlarla dolduruyorlar. DTP ve PKK’nin samimiyetine de zerre kadar inanmam.

Ama Allah var demogoji, ajitasyon ve laf kalabalığı konusunda üstlerine adam tanımam. Muazzam bir biçimde kitleyi istedikleri yere sürüklerler.

Orhan Kaya’nın kardeşi 12 yıl dağda kaldıktan sonra dağdakilerle fikir ayrılığına düşer ve o da mülteciler kervanına katılır. Yine 20 yıllık öğretmen abisi de dağdaki kardeşinden dolayı baskı görür, baskıya dayanmaz ve o da çareyi yurtdışında bulur. 65 yaşlarındaki anne ve babaları da o dönemde çocuklarından ötürü hapsi boylarlar. Daha önce hac’a giden ve son derece inançlı olan anneleri Batman cezaevinde 4 ay ve Muş cezaevinde yatar. Aynı şekilde kız kardeşleri de dağdaki kardeşinden ötürü hapis yatar.

Bundan 6 ay evvel babaları hakkın rahmetine kavuşur ancak ne acı ki, yasaklı çocuklar mülteci oldukları için babalarının cenazelerine katılamamışlardır.

Bugüne kadar 50 civarında öykü ve biyografi yazan Orhan Kaya’nın bir kitap çalışması yaklasik 10 yıldır da devam ediyor. Özellikle kendi ailesinin de katıldığı Şeyh Sait isyanıyla ilgili yoğun çalışmalar yapan Kaya’nın bu eserini dört gözle bekliyoruz.

Orhan Kaya’nın bana anlattığı şu anısından kendimi çok buldum. Kaya “babam şehir merkezinde yaşadığı için o dönemde evimizde misafir hiç eksik olmazdı. Yaşlılarımız Şeyh Said hareketinde yaşanan o trajedileri, yapılan ihanetleri ve kahramanlık yapan direnişçileri anlatırlardı. Ben bu hikayelerle büyüdüm. Şeyh Said hareketinde hem anne hemde baba tarafından şehidlerimiz vardır. Onlarca şehit olan birçok kişi aile dostumuz ve akrabalarımızdı.

İşte onların öykülerini dinleyerek büyüdüm. Evimize Şeyh Said efendinin oğlu Şeyh Selahaddin’in misafirliğimize geldiğini hatırlıyorum. Yine kardeşi Şeyh Tahir, Şeyh Mehdi’de, babamın çok sevdiği insanlardı. Ailece görüştüğümüz şahsiyetlerdi. İsyanlarla ilgili yazılan tarih tamamen yanlı ve Kürtleri küçük düşürmek, hakaret etmek ve ötekileştirmek temelinde yazılmıştır. Sadece stranlarımız da (türkülerimizde) olan bu şahsiyetleri yazıya dökmesek kimse bilmez ve kalıcılaşmaz” dedi.

Orhan Kaya’nın çalışmalarından ve yaşamından başarı, sağlık ve esenlikler dilerim.
İşte kısa günün uzun öyküsü bana şunu dedirtti.
O bir mültecidir…!

Cüneyt Alphan



 AZADI AYDI ORHAN ZUAXPAYIC YAZISI



Uzun zamandır Orhan Kaya (Orhan Zuaxpayıc) hakında bir yazı yazmak istiyordum.


Bir türlü sıra gelmedi. Orhan Kaya'ya bu yazıyla borcumu
ödemek istiyorum. Orhan herkes hakında yazıyor. Bende biraz Orhan'ın
eleştirisini yapmaya çalışacağım.

Orhan ile şahsen Muş Cezaevinde tanıştım. Orhan Kaya ve rahmetli İsmail Hakkı Mütevalizade
tarafsız (bir nevi itirafçı kavuşunda) kavuşunda kalıyorlardı. Hangi psikoloji ile o
kavuşlarda kalmak istediklerini bilmiyorum...
Ben ve beraberimde ki grup, MUŞ cezaevine getirildiğimizde bizleri Cezaevi müdürü
karşılamış, tarafsız kavuşta kalmamız için bizleri ikna etmeye çalışmıştı.
Müdüre şöyle hitap etmiştim: Efendi, bizler tarafsızsak ne işimiz var burada?
Açın kapıları evimize gidelim...Müdür bir patlıcan rengine bürünüp susmuştu.
PKK'nin o dönem ki komutanlarından Nizamettin Taş'ın esir düşmüş gerilla olan kardeşi
Mehmet Taş bizleri karşılamış, siyasi tutukluların olduğu bölüme götürmüştü.
Cezaevinde PKK yönetimi ile yıldızım hiç barışmadı. Politik, ideolojik, kültürel bir çok
konuda sorunlar yaşadım. "AJAN olma, KONTRA olma" suçlamasıyla yargılandım. Üç ay izolasyonda,
tecritte kaldım. Özelikle o dönem yaşanan Kürtler arası savaşa açık cephe aldım. Bu az daha
hayatıma mal oluyordu.
Cezaevinde korkunç saldırılara maruz kaldık, direnenler içinde en ön saftaydım. Bir gün örgütle
yaşadığım sorunlar beni boğacak, nefes alamaz duruma getirmişti.(benden kaynaklanan boyutu da vardı)
Çantamı topladım, ben gidiyorum dedim. Zaten kalmam için kimse ısrarcıda olmadı. Orhan'gillerin
yanına gittim. Orhan mahkemeye çıkmadan kısa süre sonra bizim Rüştü abi ile beraber tahliye oldular.
Gel zaman git zaman...
Bir gün Almanya'nın Essen şehrinde rahmetli Ali Ağa'nın oğlu olan, teyzemin oğlu Yavuz Abi'yi ziyaret
için Essen şehrine gitmiştim. Yavuz abi derneğe gitmemi orada buluşacağımızı söylemişti.Bir taksiye atlayıp
Essen Kürt derneğine gittim. Karnım açıkmıştı, yemek yiyordum..Bir baktım bizim Orhan abi orda. Nerdeyse
bana saldıracaktı. O dönem çok aşırı PKK'li olmuştu. MED TV'de bir programda yapıyordu. Havasından geçilmiyordu.
Bana hitaben: Sen KDP'lisin, Barzanicisin, Ailen, Akrabaların Barzanici "ihanet içindeseniz" türünden suçlama
ve hakaretlerde bulundu.Az daha bir birimize girecektik. Bir insan hemşerisini, Cezaevi arkadaşını böylemi
karşılar? Hangi dinde, örgüt ve ideolojide bu var? Velev ki: "ailem, akrabalarım Barzanici" ben ne yapabilirim?
PKK'den aldığı güçle bana saldırıyor. PKK'yi belkide bu şekilde savunduğunu düşünüyor olmuş olabilir..PKK'ye bu
tür kişilikler onarılması güç zararlar vermişlerdir..
Orhan'ı hep sivri usluba sahip biri olarak tanıdım. Orhan'a bireysel bir kin olayım yok.
İnternet ortamlarında Orhan ile defalarca tartıştık. Orhan tartışmalarda hiç bir hukuk tanımaz.
Hakınızda bildiği özel bir bilgi varsa bunu dahi yazmaktan çekinmez.
Geçenlerde bir yazısını okudum. Hişar Ağaoğlu ile ilgili bir yazı yazmış.
Ne yazdığını merak edip okudum. Yazının konusu: Hişar Ağaoğlu ama Orhan kendisinden geçmiş bir şekilde,
konu ile alakası olmayan Dr Siraç Bilgin'i eleştiriyor. Vay efendim Dr Siraç Bilgin "vefasızmış" MED TV"ye
çıkıp o dönem Hişar Ağaoğlu ile ilgili programa katılmamış. Orhan hem yargıç, hem savcı, hem davacı, hem şahit,
hem jüri olup Dr Bilgin'i yargılıyor. (Dr Siraç Bilgin dayımdır, isteyen eleştirebilir buna karşıda değilim)
Orhan bunu hep yapıyor. Yerli yersiz insanları rencide edecek bir uslup kulanıyor.
Madem söz vefadan açıldı. Sevgili Orhan çok "vefalı" ya sormak istiyorum.
Molla İbrahim (Ramazan Bozgan) 90'lı yılların başında herkesin aday olmaya korktuğu, cesaret edemediği dönemde
HEP Bingöl Belediye Başkan adayı idi. Kürt demokrasi ve özgürlük mücadalesine büyük katkıları olmuştur. Almanya
Bad Honef'de yıllardır yatalaktır. Orhan efendi kaç kez kapısını çaldın, ziyaret ettin? Ailesinin hal ve hatırını
sordun? Adım gibi biliyorum.. Ölseydi hemen hakında yazı yazıp, şöyme/böyle arkadaşımdır diyecektin..
Orhan Kaya hayata empati ve özeleştiri yapmaz. Yazdığı bütün yazılarda, Kürdistan ve Bingöl tarihini kendinden
başlatıp, kendisini olayın merkezine koyar.Orhan'da müthiş bir "narsizm/kendine aşık olma, sevdalanma" durumu var.
Bazen yazdıklarını okuyunca hem gülüyor, hem ağlıyorum. Örnek:"Övünerek söyleyeyim Şeyh Selahaddin Fırat defin
edilirken ilk harcı mezarına bırakanların içindeydim". Bir insan nasıl bir mezara harç/toprak atmakla övünebilir?
Bu ne biçim bir ruh halidir? Mentalitedir? Ben anlamakta güçlük çekiyorum..

Orhan Kaya ve değerli ailesi'de yaşanan savaşta bedeller ödemiş, değerler yaratmış bir aile'dir.
Hakkını yememek lazım, her ne kadar eleştirsemde, yetmezlikleride olsa, Orhan bir çok güzel yazıya, çalışmaya
imza atmıştır. Bingöl çoğrafyasından ve tarihinden bir çok şahsiyeti tanıtıcı yazılar yazmıştır.
Orhan'da senelerdir sürgünde memleket hasretiyle yaşıyor.
Umarım sevgili Orhan eleştirilerimi duygusal karşılamaz. Bu eleştirilerden kendisine bir ders çıkarır.
Allah şahittir: Orhan'a kişisel bir kırgınlığım yoktur.
Orhan Fahri Alimoğlu ile ilgilide çok ağır bir yazı yazmıştı. Fahri Alimoğlu rencide olmuştu. Uslup konusunda
Orhan'ı eleştirmiştim.
Orhan hep SON söyliyeceğini İLK söyler.
Bu dünyada Orhan'dan 'diplomat' olmaz..

Azadi Aydın
Almanya/Bonn




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder