Kûy a Spî

2 Nisan 2012

ŞEYH SAÎD HAREKETİNDE ZIKTELİ BİR DİRENİŞÇİ "ABDULLAH HECÎ EHMED"


"Kürtlerin en son ilgilendikleri konu kendi dilleri ve tarihleridir."
Mehrdad R. Izady/Kürd tarihçi

- Bu yazımda 1925 Şeyh Said hareketinde efsane bir direnişçi, isimsiz kahraman zıktekli Abdullah Heci Ehmed'in yaşam  öyküsünü anlatmaya çalışacağım.

"Tarihimizde cereyan eden önemli toplumsal olayların isimsiz kahramanları roman ve stranlara konu olsalar da genelde hele hele coğrafya genelde Ortadoğu ve özelde de Kurdistan ise çoğu kez gerçek kahramanlar es geçilir. Neferlerin genellikle hiçbir değeri olmaz, acısı sadece kendi yakın çevreleri ile sınırlı kalır ve zaman içinde unutulur gider.

- Bu yazımda kaybolmakla yüz yüze olan Cansorlu Abdullah Heci Ehmed ile iki kardeşi Mehmed  ve Mecit'in trajik yaşamlarını ve şehit edilişlerinin öyküsünü anlatmaya çalışacağım.

- Çolig ve çevresinde yaşayan insanlarımız Kürd ulusal davasına emeği geçen binlerce isimsiz kahramandan biri olan Cansorlu Abdullah Heci Ehmed ve iki kardeşinin fedakarlıklarını okuduğunda, biz bu üç direnişçi kardeşi nasıl oldu da bugüne kadar duymadık demesinler.

- Ben de araştırmalarımla  bu üç kardeşin bilinmiyen yönlerinin tılsımını ve haklarında söylenen stranı ayyuka çıkarmanın mutluluğunu yaşıyorum.

- Yaşamın tüm zorluklarına rağmen Kürt halkının mücadelesinden ödün vermeyen, kendisi ve ailesinin yaşamını riske sokmaktan korkmayan,  kendileriyle ilgili hiçbir hesap yapmayan bu fedakar insanlar isimsiz kahraman olmasın da, kimler olsun?

- Tarihteki toplumsal değişim ve dönüşümlerin yükünü kimler çekiyor, diye sorulduğunda akla öncelikle önder kadrolar gelir. Bu dönüşümleri  yönlendiren önderleri ortaya çıkaran, canını, kanını, herşeyini feda eden sıradan neferlere her nedense siyasetçiler, araştırmacılar ve tarihçiler fazlaca değinmezler.

Doğru olmasa da, kabul etmesekte halk gerçekliğimiz budur.

- Ebdullah Heci Ehmed,  Zıkte aşiretini kendi saflarına çekmek isteyen türk devletinin bu amaçla düzenlemiş olduğu  hile ve entrikalarını bozmak isteyen yiğit bir kürd direnişçisidir.

- Kürdlerde bir söz vardır, derler ya "Osmanlı'da oyun bitmez." Osmanlıların bu oyununu en iyi dillendiren Dersim hareketinin lideri Seyyid Rıza'dır;
"Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun."

- Seyyid Rıza hile ve entrikayla yakalandığı zaman söylediği bu sözü hala Kürdlerin belleğindedir.

*****

- Evet, Abdullah Heci Ehmed hem türk devletine, hem de kendi aşiretinin devletçe teslim alınmış, teslim alındığı için devlet tarafından aşiret liderliğine uygun görülmüş Riza Beg'e (Ataoğlu)  ve Rıza Beg'in aşiret bireylerinden devşirerek hükümetin hizmetine koştuğu "milis huqmat" denen çetelere karşı yüreklice direniş göstermiştir.
- Zikte aşireti son 30 yıllık savaşta da koruculuk sistemiyle türk devletine teslim olmuştur.
- Çolig, Dareheni ve Bongılan çevresinde  Ebdullah Heci Ehmed ile Rıza Beg arasında yaşanan tarihi, siyasi olayı çok az insan bilir.
- Ama bugüne kadar kimse bunu yazıya dökmedi.
- Valerli Sadık Beg'in Dik köyündeki eşinden torunu olan Muhiddin Aydar bu tarihi yarayı açmaya çalıştıysa da yazılması engellendi.
- Son araştırma, inceleme ve öykü şeklinde yazdığım yazılarda (beş biyografi çalışmamda)ağırlıklı olarak Zikte aşiretinin direnişçilerini ve yaşanan olayları yazmaya çalıştım.
- Zikte aşiretinin nasıl milis huqmat olduğuna, aşiretin beylerinden ve  ileri  gelenlerinden bazılarının (güçlü olan, gücünü devlet otoritesinden alan kesimi kast ediyorum)  MHP-BBP gibi kafatasçı türk partileri  etrafında nasıl yıllarca kümelendiklerine yazdığım araştırma yazılarında yer vermeye ve nedenlerini izaha çalıştım.
- Dönemsel olarak REFAH, ANAP, DYP ve AKP'de görünseler de gençlerinin çoğu aşiret ileri gelenlerinin çıkarları gereği  o iki ucube  ve ırkçı -şoven "MHP-BBP" partilerinee kanalize edildiler.
- Zikte halkı MHP/BBP'yi inanarak desteklemediler. 1925 hareketinde devlete karşı kahramanca şehid düşen dedelerinin ve yakın akrabalarının akibetinden dolayı çoğu korkularından bir kısmı da çıkar sağladıkları için bu yolu seçtiler. Aşiret ileri gelenlerinin devletle tam bir birliktelik göstermesi karşısında halkın korkmak için yeterli nedeni vardı.
- Aşiretin beyleri ve sair ileri gelenleri devletin gözüne girebilmek için dedelerinden kendilerine kalan kürd itibarını adeta "reddi-miras" edercesine tepelediler. Bu yüzden bir türkten daha fazla türk ve türkçü görünmeye çalışırlar.
- Hatta, geçen yıl seçim öncesi Kazım Ataoğlu; "bu devlet benim dedemi asmıştır ama ben bayrağıma ve devletime kırgın değilim" diyerek şehid Hacı Sadık Bey'in ruhunu sızlatmıştır. Türkçüler tarafından acımasızca katledilen bu kürd kahramanının torunu türk devletini kendi devleti ve türk bayrağını kendi bayrağı olarak kabullenmekte mahzur görmemektedir. Hz. Ali "Aslını inkar eden haramzadedir" derken böylelerini işaret etmiştir. Kazım Ataoğlu'nun türkçülere yaltaklanması inkardan daha ağır bir basiretsizlik türü olan soyunu tümden reddediştir ve aile büyüğünün katillerine eteklenmedirki hiçbir ahlakta yer bulmaz.
- MHP ve BBP'nin Çolig'de kazanma şansı olmadığı için Kazım Atatoğlu çıkarları gereği muhafazakar sağ partilerde siyasete soyunmuş reddi miras etmesinin karşılığı olarak üç dönem mebus seçtirilmekle devlet tarafından taltif edilmiştir.

- Sanırım, 1925 hareketinde Zikte aşiretini liderlerine bulaştırılmış ihanet geninin hikmetini ve günümüze kadar aşiretin kaderini belirlemeye devam eden devlet bağlaşıklığının bu lanetli sırrını Abdullah Heci Ehmed'i konu alan bu yazımda  bulabilirsiniz.

* İhanet ve inkar olgusunun birden çok ve farklı nedenleri vardır;

- Dünyevi hesapların " iktidar, makam, ikbal, rant, para vs... " yol açtığı devlete ters düşmeme kaygıları.

- Riskten kaçış: Devlet ve yargının hışmından korkma, kürdçülük damgası yeme tehlikesi, Zikte beglerini kendi soylarına ve dedelerinin mirasına yabancılaştırmıştır. 

- Bilimsel terminolojide zıtların birliği unity of opposites) diye bir deyim vardır. Bu deyime  Kurdistan'da en uygun düşen örnek Dersim jenosidi ve Zikte'de yapılan toplu katliamlardır. Dersimlilerin bir kısmı kendilerine katliam yapan kemalist sistemin savunucusu kesilmekle beraber, soyunu-kökünü inkar edip türk boylarından geldiklerini söylerler.

- Zıkteliler de bir kısım devşirme Dersimli gibi kendilerini katleden, dedelerini asan ve soylarına düşmanlık yapan anlayışın hegemonyasına girip, kölelik yapmaktadırlar.
 
- Zıkte beglerinin hiçbiri dilsel bakımdan asimle olmamış çoğu evlerinde kırdki konuşurlar.
-  En tehlikeli olan tipler de bunlardır. Çünkü gerçeği ve hakkı bildiği halde münafıkça bir duruş sergilerler. Gerçekte "yabancılaşmış" olduğu halde halkına karşı "yabancılaşmamış görünmeye çalışan" bu kişiler tipiktir.
- Hatta Kürt sorununda derinlemesine bilgi sahibidirler. Özel ve risksiz ortamlarda Kürt sorunu üzerine ifrat düzeyde hamasi nutuklar atarlar.
- Dedelerinin rantını yemek için onların kahramanlıklarını, risksiz ortamda "muhbir ve itirafçıların olmadığı " yerlerde savunurlar.
 - Onları dinlerken "Kürdçü" olduklarını bile düşünebilirsiniz. Ama gerçek bugüne kadar öyle olmamıştır.
 - Onları bir de resmi ortamlarda, işyerinde, parlementoda ve toplum içinde görün.
-  Dünyevi hesapları, milletvekili olma hevesleri, makam ve koltuk hırsı, parasal rant için yada içinde bulundukları aşağılık kompleksinin gereği olarak sistemin adamı oluverirler.
-  Son dönemlerde aile içinde yaşanan bu olumsuzluklardan torunların bir kısımı, yani yeni nesil çok rahatsızdırlar.

* Aklıma yabancı bir yazarın sözü hep geliyor. “Çocuklar unuturlar, torunlar hatırlatırlar” diye…

- Örneğin Muhiddin Aydar'ın, Sadık Beg'in torunu olarak dedesi hakkında yazmaya çalıştığı yazılarından, yine aileden kürd şehidleri Yusuf Ağa, Garipli Îzzet Beg gibi değerlere sıkı sıkıya bağlılıklarını hissedebiliyorum.
- Bu torunlar, dedelerini anlatırken, Şeyh Said'in torunu Melik Fırat başta olmak üzere Heni'li Salih Beg ve ailesi ile olan ilişkilerini ve bu ailelerin saygınlıklarını çok iyi ifade ederler.
  - Kendi geçmişiyle hesaplaştıkları gibi, tarihte yaşanan ve günümüze kadar gelen bu kirli ilşkileri sorguluyorlar.
-  Yeni neslin hala aile içinde bir etkinliği yok, ama geçmişleriyle ilgili hesaplaşmaları başlamıştır. Tarihte maruz kalınan zulümün, baskının ve yanlış uygulamaların doğru anlamını geçte olsa kavramaya başladıklarına tanık oluyorum.
-  Bu değişimi yakın dönemde ailenin torunlarıyla birebir girdiğim ilişkiler sonucunda farkettim. Tabi bu gelişmeler çok önemlidir.

*****

- Zikte beyleri yıllarca öyle bir zor duruma düştüler ki halk arasında bile şehid düşen dede-babalarına  bırakınız sahip çıkmayı, onların mirasini yiyerek haklı davalarına ihanet etiklerine tanık olduk.

- Bazı insanların gözleri sadece zenginlik ve güçtedir. Oysa gerçek zenginlik, onurlu, haysiyetli ve iyi insan olabilmektir.

-  İranlı şair, Ömer Hayyam bu durumu bir şiirinde;
"Niceleri geldi, neler istediler,

  Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
 Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi ?

 O gidenler de hep senin gibiydiler !" şeklinde dile getirmiştir.

- Zikte'li Rıza Beg'e bağlı aşiret bireyleri 1928 yılındaki sahte af kanunuyla devlete teslim olurlar.
- Anlatılanlara göre Dareheni ağalarından olan Rıza Beg'in annesi (İnci Hanım) oğluna gidip teslim olması yönünde telkinde bulunur. "Bak oğlum babanın akıbetini gördün, eğer gidip devlete teslim olursan ailemiz üzerinde yaşanan faleketlerden kurtuluruz" der.
- Rıza Beg'in bu telkin üzerine gidip teslim olduğunu söylüyorlar.  Türk devleti onların çete olması için söz alır ve haklarında verilmiş sürgün kararını kaldırır ama Rıza Beg'in Dik köyündeki analığı ve küçük kardeşleri Kayseri'ye sürgün olmaktan kurtulamazlar.
 - Rıza Beg'in ihanet ekolüne bağlılıklarını sürdüren kardeşi, oğlu ve torunları günümüze kadar koruculuk ve işbirlikçilik temelinde siyaset yapmışlardır. Korucu olan çevre bu işbirlikçi mütegallibenin sözünü dinler, seçimlerde tüm oylarını bu ihanet ocağına kanalize ederler.
  
- Zikte'nin tanıdığım bazı değerli ailelerini ve bireylerini tenzih ederek bu tesbiti yapıyorum.
  
- Tarih yaşanan an değildir. Bu işin yarını da var. Söylenecek her sözün, atılacak her adımın kayıt altına alındığını herkesin bilmesi gerekir. 

- Kürdlerde bu biraz geç oldu. Benim araştırma ve incelemelerim aracılığıyla yapmaya çalıştığım kısaca budur.
- Bu yazdıklarımı üzerine alacak olan kişi ve ailelerin yaşanan bu tarihi olaylara ilişkin cevap haklarını kullanmaları şahsen benim kalbi isteğim ve beklentimdir. Çünkü bu sayede tarihi bilgilerimiz detaylanacak ve o ölçüde zenginleşecektir. 
- Varsa benim yanlışlarımı düzeltmeleri hem kürt tarihine katkı olur hem de bu çevreler kendi geçmişleriyle yüzleşmiş olurlar. Doğaldırki bu davranışlardan dolayı sevinirim. Çünkü bu sayede bir yandan aileleri töhmet altından kurtulur, diğer yandan da doğru bilgilerle tarihimize katkı sunmuş olurlar.
 -Tabiki böyle davranabilmek büyük bir erdemlilik ister.

ABDULLAH HECÎ EHMED OLAYINI  İYİ ANLATABİLMEK İÇİN ZİKTE AŞİRETİ ÜZERİNE, TARİHE KISA BİR YOLCULUK

* 1928 yılında Rıza Beg (Ataoğlu) kandırmaca af kanunu ile türk devletine teslim olur. Babası Hacı Sadık Beg idam edilmiş, Garipli Îzzet Beg, Mehmet Beg, Darehenili Yusuf Beg, hepsi yakın akrabaları dayı, yeğen ve enişte düzeyinde akrabaları çatışmalarda şehadete ulaşmış, Bicar tenkil (1927) hareketiyle Valer, Seyfan, Sayer köyleri başta olmak üzere toplu insan katliamları olmuştur. Köyler yakılmış yıkılmış, Zikte insanları dağlara sığınmış,  Rıza Beg de bu dönemde gurubuyla canını zor kurtarmıştır.

* Rıza Beg ve İbrahim Ataoğlu tüm bu yaşananların canlı tanığı ve aynı zamanda sanığıdırlar. İbrahim Ataoğlu tüm bu zulüm ve katliamlara çocuk haliyle tanık olmuştur. Zikte'de o gün yaşananlar ile yakın dönemde Halepçede yaşananlar aynıydı. O dönemde bir Şivan Perwer olsaydı ve Zıkte üzerine o hawarıyla bir ağıt yaksaydı bugünkü ziktelilerin duygusu acaba nasıl olurdu? İnaniyorumki ! Şivana sonsuz saygıları olurdu. Güney'de Halepçe katliamından sonra Saddam'la çatışan ve yaralı olan peşmergeler tıbbi malzeme yokluğundan acıyla kıvrandığı zaman arkadaşlarına "bana narkoz yerine, Halepçe ağıtını dinletin, Şivan'ın sesi benim acımı unutturur" diyen peşmerge hikayeleri ülkemde hala anlatılır.

* Şivan için 'sakallı çoban' tabirini kullanan Saddam hayretle sitem ederek; "Kürtleri öldürüyorum, işkence ediyorum, zindanlarda çürütüyorum ama o sakallı çoban bir türkü söylüyor ve yeniden ayağa kalkıyorlar" der.
-Şivan'ın sesinden Halepçe'yi bir kez dinleyenler bu sözlerin ne anlama geldiğini bilir. Şivan'ın söylemiyle  Halepçe büyük bir ağıttır. Sadece Halepçe'de yaşananları değil, Kürtlerin bütün tarihleri boyunca yaşadığı acıları uyandırır. Bu bir varoluş çığlığıdır. 'Benim müziğim bir çığlıktır' diyor.

*****

- Rıza Bey, "U" dönüşü yaparak daha 1-2 yıl evveline kadar babasının ve kendisinin dava arkadaşları olan, dağda beraberce direndikleri Kürd kahramanlarına karşı yaparak milis huqmat'lığı kabul ederek tıpkı, binbaşı Kasım, Emine Perixane ve Cemile Çeto gibi devletin kontra uşağı olmayı içine sindiririr. Babasını vahşice katlettiren türk ordusunun zulmüne ve toplu katliamlarına tanık olduğu halde bu düşkünlüğe tevessül etmekte sakınca görmez.
- Bazen düşünüyorum ! Rıza Beg eğer akrabası Haci Kolos'tan sonra öldürülseydi. Belki Hacı Kolos'un kafasını o koparıp, götürüp türk subaylarına pazarlayacaktı. Olmazdı veya Rıza Bey yapmazdı demeyin. Kürd hainlerinin düşkünlükte sınır tanımadığını yüzlerce örnekle biliyoruz. Herşey olabiliyor. Emine Perixane 1925 hareketinde üvey kardeşi Avdile İbrahim'i öldürtmedimi ? 
 - Kürd tarihinde yaşanan bu ibret sahnelerini patolojik vaka olarak niteliyor ve neşter vurmaya çalışıyorum.
  
- Rıza Beg daha babasının kanı kurumadan zulmün gölgesine sığınır. Cemîlê Çeto'laşarak  babasının soylu mirasını red eder. Babasının katilleri hesabına bir çete oluşturarak devletin eline tutuşturduğu silahları kendi aşiret fertlerine ve babasının dava arkadaşlarına karşı kullanır.

- "Cemile Çeto  jı kerê keto."  (Cemîlê Çeto eşekten düştü)
Bu söz kürd halk deyimleri arasında işbirlikçiliği ifade etmek ve sonuçlarını yermek için revaçta olan, sıkça kullanılan bir deyimdir.

Cemile Çeto'ya atfen söylenmiş bu veciz söz;  işbirlikçilik ve ihanetin içine düşenlerin eşekten düşmüş gibi olduklarını, hayatlarının sonuna kadar gerek birey olarak, gerekse aile olarak bu ayıpla birlikte yaşayacaklarını anlatmak ister.

- Cemile Çeto ağabeyi Bişare Çeto'ya ihanet ederken, Rıza Beg de babası Hacı Sadık Beg'in kemiklerini sızlatır.


ABDULLAH HECÎ EHMED KİMDİR?

- Abdullah Heci Ehmed, aslen Zikte aşiretine mensup, kırdki Cansor türkçeleştirilmış ismiyle Dareheni'ye bağlı Çanakçı köyündendir.
-  Babasının ismi Hecî Ehmed olup, Şeyh Said hareketinden evvel vefat etmiştir.
- Cansor köyünde ailesine "Key DIL" denir, yani Dılun'un ailesi olarak tanınırlar.
- Dılun'un yörede sevilen, sözü dinlenen ve otorite sahibi bir kürd kadını olduğunu herkes bilir.
- Aslen Vazenan köyünden olup, Emer Ağa Vazenan'ın yakın akrabasıdır.
- Abdullah Hecî Ahmed'in Mehmed ve Mecid adlarında iki kardeşi daha vardır.
- Çolig ve Dareheni halkı iyi tanısın diye hatırlatmak istiyorum. Çolig merkezde uzunca bir dönem gazete bayiiliği yapan Abdurrezak Akdemir;  Abdullah Hecî Ahmed'in tek oğludur.
- Mecid ve Mehmed isimli kardeşleri ise hiç evlenmemiştir. Daha doğrusu sürekli mücadele halinde olmalarından dolayı evlenmeye fırsatları olmamıştır.
- Abdullah Hecî Ahmed ve ailesi Şeyh Said hareketine topluca katılırlar.
- Kendisi ve diğer iki kardeşi yıllarca gerillacılık yaparak, çarpışarak kahramanca şehid olurlar.
- Yazımın ilerki safhalarında yaşanan tüm bu olayları detaylarıyla anlatacağım. Aile hakkında kısaca verdiğim bu bilgiler sanırım yeterlidir.

ŞEYH SAÎD HAREKETİNDE ABDULLAH HECÎ EHMED VE KARDEŞLERİ

- Şeyh Said hareketi ilk kurşunu Piran'da Şeyh Abdurrahim Efendi'nin patlatmasıyla başlar. Zikte aşireti o dönemde belkide Kurdistan'ın harekete en hazırlıklı bölgesidir.
- Çünkü Şeyh Said Efendi Piran'a gitmeden evvel Dareheni ve Zikte bölgesinde istişare toplantıları düzenlemişti.
- Dareheni yöresinin ve Zikte aşiretinin heycanının dorukta olduğunu görüyordu.
- Zikte bölgesinde Valerli Sadık Beg, Garipli Îzzet Beg, Modanlı Feqi Hesen ve Girnoslu Selim Ağa (Hacı Kolos) hereketin en etkili ve yetkin kişileriydi.
- Abdullah Heci Ehmed hareket başladığında Valerli Hacı Sadık Beg komutasındaki direniş gurubunda yer alır.
- Hacı Sadık Beg, Ömere Faro, Garipli İzzet Beg, Henili Salih Beg gibi hareketin beyin kadrosunun hedefi Diyarbekir şehrini ele geçirmektir.
- Hareket Diyarbekir surlarını aşamayınca geri çekilmek zorunda kalınır.
- Abdullah Hecî Ehmed ve Hacı Sadık Beg kurtuluşu, ve mücadelenin başarısını Kurdistan dağlarında görürler.
- Hacı Sadık Beg dağa çıkışının ilk aylarında yaralı olarak ele geçirilir.
- Diyarbakır istiklal mahkemesinde idam edilerek şehadete ulaşır.
- Abdullah Heci ve arkadaşları ağırlıklı olarak Dareheni ve Bongılan yörelerinde gerillacılık yaparlar.
- Bu kardeşlerin bu coğrafyadaki mekanlarından en önemlileri olan Çotela, Şerefeddin, Ko Spi dağları başta olmak üzere, irili ufaklı diğer dağlar olan Kârot, Arşik, Kâsan, Serkevır, Kâfık, Pohık, Lis ve bunlara ilaveten Masala, Vahkin dereleri ile Çeme Murad, Sarım Çayı boyları ve daha sayamadığım onlarca yer bu üç kardeşin ayak izlerine tanıktır.

- Abdullah Hecî ve kardeşlerinin yiğitlikleri Çolig'de hala anlatılır. Onlar milis huqmat denen işbirlikçi çetelerin ve türk askerlerinin korkulu rüyasıydı.
- Bu üç kardeşin birbirinden ayrılmalarına ve şehadetlerine Valerli milis huqmat ve çetebaşı olan Rıza Beg'in öldürülmesi yol açmıştır.
  

ŞEYH SAÎD HAREKETİNDEN SONRA "MİLİS HUQMAT" VE ÇETEBAŞI  OLAN VALERLİ RIZA BEY'İN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI

- Abdullah Heci, Rıza Beg'le hem aynı aşirete mensuptu hem de babasının silah arkadaşıydı. Diyarbekir cephesinde Sadık Beg'in en güvendiği kişilerin başında yine Abdullah Heci geliyordu. İkisi arasındaki ilişkiler haklı Kürd davasının da etkisiyle bir nevi baba oğul ilişkisi gibiydi. 
- Bu ilişki, Sadık Beg'in şehadetini müteakiben devletin kontrası olan oğlu Rıza Beg tarafından bozulur.

* Bozulan bu ilişkinin kısa bir öyküsünü size anlatmak istiyorum.

- Rıza Beg (Ataoğlu), 1925 hareketine babası Sadık Beg'le beraber katılır.
- Rıza Beg babasıyla beraber Diyarbekir istikametine gitmez, bunun yerine Dareheni ve çevresinde faaliyet yürütür.
- Babası Hacı Sadık Beg'in idamından sonra Rıza Beg yaklaşık üç yıl gerillacılık yapar. Albay
Mustafa Muğlalı, "Murat Boyu tenkil hareketi" süresince Zikte bölgesinde  toplu katliamlar yapar.
- Bu katliamlardan birinde aralarında otuzun üzerinde kadın ve çocuğun bulunduğu savunmasız kürt Valer köyünde katledilir. Sayer, Gırnos, Seyfan, Guev ve çevresinde yaşananları yazım uzamasın diye yazmıyorum.
- Valer köyünde insanların topluca yakıldığı  binaların harabeleri zıkteliler tarafından hala korunmaktadır. Zazaki bu harabelere yakılmış yer, ören anlamında "xırb" veya "ce veşaye" denmektedir.
- Rıza Beg türk devletinin bu zulmüne bizzat maruz kalan, katliamları ve köy yakmaları yaşayan biri olarak canını zor kurtarır.
- 1928 yılında devlet tıpkı bugünkü gibi itirafçılık veya pişmanlık yasası benzeri bir yasayı "af kanunu" adı altında çıkarır ve yürürlüğe koyar. Rıza Beg gidip teslim olur.
- Türk devleti, aşiretin reisliğine oynayan Rıza Bey'e sadık Bey'in oğlu olmasını da dikkate alarak vaatlerde bulunur.
-  Rıza Bey de herşeyi kabul ederek artık türk devletinin pençesinde güvenilir bir çete başı kontraya dönüşür ve devlet desteğinde Zikte aşiretinin reisi olur.
- Devlet Rıza Bey'e sağladığı çıkara ve ayrıcalıklara karşılık şartlarını sıralamış ve kabul ettirmiştir. Rıza Bey, babanın yurtsever mirasını, aşir vakarını red edecektir, babasının arkadaşlarını hileyle, pusuyla, puştlukla katledecek ve kellelerini devlete teslim edecektir, en başta da Abdullah Heci Ehmed ve kardeşlerini ya katledecek yada devletin ele geçirmesini sağlayacaktır. Bu şartları yerine getirmesi halinde sürgünden kurtarılmasına ilaveten devletin tüm imkanları Rıza Bey'in yararlanması için seferber edilecektir.
- Rıza Bey, karakter olarak zayıf ve ihanete yatkın olduğu için tüm teklifleri kabul eder.
- Yanlız Rıza Bey'in önünde engeller vardır. Abdullah Heci Ehmed, Cansorlu Emer Malley, Kolos Ağa (Girnoslu Selim Ağa) gibi yiğitleri bölgeden temizlemeden otoritesini kurması imkansızdır.
- Rıza Bey, aşiretinin kendisi gibi ihanete yatkın, kullanmaya elverişli ve de satılık şahıslarından kalabalık bir çete oluşturur. İlk hedefi Abdullah Heci'nin kellesini devlete teslim etmektir.

* "Ne trajiktir ey... kürdler babasının ve kendisinin dava arkadaşının hem de Abdullah Heci gibi bir yiğidin peşine düşmek,"

- Rıza Bey ailesinin ifadelerine göre Girnoslu Kolos Ağa ile akraba olduklarını söylüyorlar. Rıza Beg'in Zikte'de oluşturduğu çete aynı  zamanda akrabasının da izini takip etmeye koyulur.
- Kolos Ağa'nın öyküsünde yazmıştım kellesi koparılır. Bu yiğit insan üzerine dengbejlerin stranı vardır.
- Rıza Bey'in çeteleri Cansor'da Emer Malley üzerinde baskı kurarlar. Emer Malley, dönemin hem varlıklı hem de akil addedilen, medrese eğitimli münevver şahsiyetlerinden biridir . Rıza Beg en çokta Emer Malley'e yüklenir, çeteleri ise malını gasp etmeye çalışırlar.
- Rıza Bey'in hem zulmü hem de ihbarıyla devlet Emer Malleyi Xarpet'te idam eder. Emer Malley aynı zamanda Ebdullah Hecî'nin hem köylüsü hem de akrabasıdır.

*****

-Abdullah Heci, bu çetelerle yaklaşık 4-5 yıl savaşır. Birçok defa bu çetelerin  tuzağından kurtulur.
- Rıza Bey, en son Cansor köyünden almış olduğu ihbarla Abdullah Heci'yi  bir kış günü tuzağa düşürmeye çalışır. Rıza Bey, Cansor köyünün dışında bekler. Çeteleri Cansor köyünün etrafını kuşatırlar. Abdullah Heci, tecrübeli bir direnişçi olarak köyün dışında saklanır. Rıza Bey, köyün dışında yanlız başına çetelerin Abdullah Heci'yi öldürmesini beklerken birden Abdullah Heci'yi karşısında görür. Abdullah Heci, Rıza Bey'i orada cezalandırıp, hızla mıntıkadan uzaklaşır.
- Türk devletinin bölgedeki kolu kanadı olan Rıza Bey'in öldürülmesi devletin gücünü sarstığı  gibi zıkteli çeteleri de tedirgin eder.
-  Türk devleti zıktelileri başı boş bırakmaz. Tek amaçları Abdullah Heci ve kardeşlerini cezalandırmaktır. Devlet bunu başardığı zaman ziktelileri kendi açısından güvenceye alacağı ve bölgenin kontrolünü eline geçireceği kanısındadır.


ABDULLAH HECÎ VE KARDEŞLERİNİN ŞEHADETLERİ

- Türk devlet yetkilileri ve çeteler Rıza Bey'in öldürülmesinden sonra Abdullah Heci'yi silahlı çatısmalarla öldürmenin mümkün olmadığını anlarlar. Abdullah Heci'nin ancak bir komployla yada sızma hareketiyle imha edilebileceğini düşünürler.
- Türk devletinin bölgedeki Rıza Bey'den sonra en yetkili işbirlikçisi ve çete huqmat olan Malley Kek, Abdullah Heci'nin peşini bırakmaz.
- Malley Kek, Ebdulleh Heci'nin gurubuna bir ajan sızdırır. Bu ajan Abdullah Heci'nin aynı zamanda köylüsü olan Cansorlu Feqi Hes Mirza'dır.
- Feqi Hes Mirza, Ebdullah Heci'yi Bongilan/Wesmerg köyünde zehirledikten sonra öldürür.
- Malley Kek'in bu komplosuna kısa süre sonra Ebdullah Heci'nin yiğit ve direnişçi kardeşi Mecit,  Malley Kek'i Arçên (Arduşen) civarında cezalandırır.
- Ebdullah Heci'nin diğer kardeşi Mehemed ise Gırvas civarında Gedik mevkiinde askerlerle karşı karşıya gelir ve çıkan catışmada şehid düşer. Bu çatışma da bir asker de vurulur.
- Ebdullah Heci ve kardeşi Mehemed şehid olduktan sonra , küçük kardeşleri Mecit Dareheni ve Bongılan mıntıkalarındaki bu çetelerden uzaklaşarak Lice, Hazro ve Farqin üçgeninde direniş gösteren Şeyh Fahri Bokaki (Kubar) gurubuna katılır.
- Şeyh Fahri'nin yaşam öyküsünü de derlemiş ve toparlamışım. Ailesinden edindiğim bilgileri kürd yazılı kaynaklarındaki bilgilerle harmanlayıp, yakında yazacağım.
- Yanlız size kısa da olsa Şeyh Fahri'nin gurubunda olan onunla beraber şehid düşen ve "Mecide Zaza Solaxi" olarak anılan şahsın Cansorlu Abdullah Heci'nin kardeşi Mecit olduğunu hatırlatmak isterim.
- Şeyh Fahri'nin gurubunda isminden en çok bahs ettiği, güvendiği ve yakınında tutuğu kişilerin başında Mecide Zaza gelmektedir.
- Kanireşli Sıddiqe Boze, Şeyh Fahri üzerinde bestelemiş olduğu Bave Behçet stranında bakın Cansorlu Mecid için neler söylüyor.

* Min dı bavé Becet iro dıke gazi Sofiyé Xerzi, Mecité Zaza we digot em şevgéré şevéne bikevin péşıya mehkuman beré me bidin qesra Dêrîbiryan.
De la min dı vé sibé derba Bavé Becet şéxé kubar dane, welle ıro şahi etiye nava begleré Hezro, mireké ciyan, gira giré Badikî u Xıyan.
Hıngé min zani bu keleka mala şéx Usif iro qelibı wergerıya. Iro herçıyén téné mendıla wan li desté wandane, iro halé me digırıyan.
  
   Türkçesi;

* Baktım behçetin babası haykırdı Xerzanli Sofu ve Zaza Mecide, siz diyordunuz ki biz gece gezginleriyiz , düşün mahkumların önüne yönümüzü verin Deribırya sarayına.
Gördüm Behçetin babasına (Şeyh Fahri) bir darp vurduklarında, Hazro beyleri, civar mirleri Badiki ve Xiyan aşireti ileri gelenlerinin arasına Vallah sevinç düştüğüne tanık oldum.
O zaman anladım ki Şéx Usif (Seyh Fahrinin dedesi) ailesinin gemisi alabora olup ters dönmüş. Bu gün her gelen elinde mendili halimize ağlıyorlar.

*****

- Mecide Heci Ehmed, yani Cansorlu kürd direnişçisi Mecid ve Şeyh Fahri beraberce Lice ile Hazro arasındaki  Godernê’de / Geliye Hesikada şehid düşerler.

- Abdullah Heci ve iki kardeşi de kürdlük vadisinin isimsiz kahramanları olarak şehadete ulaşmışlar yıllarca isimleri fazlaca anılmadan hafızalarda saklanmıştır.
- Tabii ben bu yazımla isimsiz kahraman bu üç kardeşi hatırlatarak kürdlerin anıları arasına nakş etmeyi başardığıma inanıyorum.


ABDULLAH HECÎ'NİN EŞİ VE ÇOCUKLARININ AKİBETİ

- Abdullah Heci, geriye üç kız ve bir erkek çocuğu bırakmıştır. Eşi Rınde Hanım, çocuklarını  çetelerden korunmak için Zikte mıntıkasından uzaklaşır.
- Çetelerin ve devletin amacı bu çocukları da öldürmektir.
- Rınde Hanım ve dört çocuğu tahminen 20 yıl kadar bir süre Lice ilçe merkezinde  kalırlar. Çok zor şartlarda yaşarlar, çocuklarına bölge halkının yardımıyla sahip çıkar.
- Rınde Hanım da aslen Cansorlu olup, Hes Beg'in kızıdır. Eşi ve kardeşlerinin şehadetini yaşayan, yakın akrabaları öldürülen ve idam edilen bu kürd anasının çocuklarıyla beraber katlandığı zorluklar ülkemde hala anlatılır.
- Rınde Hanım 1950'li yıllardan sonra Lice'den gelip, Çolig şehir merkezine yerleşir.
- Rınde Hanım'ın sayesinde ailenin kökleri yok olmaktan kurtulur. Bugün ailenin hem kızları hem de oğlu tarafından onlarca torunu vardır.  Bu torunlarından biri bir dönem Çolig'de yanımda iki yıl staj yapmıştı.

SONUÇ

- Abdullah Heci ve kardeşlerinin yaşamı bir trajedidir.
- Tarihin ve islam ümmetinin yetimleri olan kürdlerin tarihi "anne ve babaların kayıp evlatlarını, kardeşlerin birbirini aradığı bir tarihtir." Tabi bu trajedilerin çoğu ihanetler sonucu yaşanmıştır.
- İhanet, kişinin inandığı, vicdanen yolunda gidip, uğrunda fedakarlıklara katlandığı duygu, düşünce ve tutumdan vazgeçmesi, karşı cephede yer almasıdır, kısacası.

 - Son söz yerine, Şeyh Said hareketindeki ihanet örneklerinden biri olan bu kısa anekdotu sizinle paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.

- Hazro'lu Hatip Bey sürgündeyken Mustafa Kemal'in huzuruna çıkar.

- Aralarında bu konuşma geçer;

- Paşa Hazretleri, biliyorsunuz, biz sizin yakın dostunuz olarak yanınızda yer aldık ve Şeyh Said taraftarlarına karşı çarpıştık.
- Biz onlardan öldürdük, onlar da bizden öldürdü. Şimdi bizi aynı kefeye koyarak sürgüne göndermeniz … Bizi öldürseydiniz bu kadar ağırımıza gitmezdi. Ama bizi bu asilerle bir kefeye koymanız bize ölümden daha ağır geliyor, dedim.

- Paşa Hazretleri biraz duraksadıktan sonra başını kaldırarak bana dedi
  ki,

- Hatip Bey, bir insan kendi ırkına ihanette bulunursa, başkasına daha iyisini yapar mı? Hadi git, oturduğun yerde otur.

O günden sonra kendi aile efradımın gençlerine hep şunu söyledim:

-Sakın ha bizim gibi onursuz olmayın, bizden ibret alın.

- İşte ihanetin bedeli dediğim budur; ihanete bulaşanlar onursuz, anlamsız, paramparça ve bedbaht bir hayat yaşayıp tarihin çöplüğüne gömülerek hainliklerinin bedelini ödediler

- Ama milletimizin onuruyla direnenleri, şehid olanları, darağacına fütursuzca gidenleri de  şimdi minnetle yâd ediliyorlar.

Orhan Zuexpayij olarakta Abdullah Heci'yi,  kardeşleri Mehemed ve Mecid gibi isimsiz kahramanları kürd insanının hafizasına nakş ederek rahmetle, minnetle yad ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

Orhan Zuexpayıj


1 yorum: