Kûy a Spî

30 Mart 2012

BİR MÜLTECİNİN HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜ



Hani her hayatın hüzünlü bir hikayesi vardır derler ya, ama kimi insanların bir değil onlarca hüzünlü ve yürek burkutan hikayeleri vardır. Her acı olgunlaştırır, serpiştirir, pekiştirir ve nasırlaştırır yüreklerini. Her hayat kendine benzer hayatlarda, hikayeler de hayat, teselli ve avuntu bulur.

Belki de kişinin hayata karşı dirençli, dirayetli ve metanetli olmasının yollarından biride avuntu ve tesellilerdir. Bu avuntu ve tesellilerin bir hayat boyunca devam ettiğini görüyorum. Nasıl ki hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekye de buluyorsa, nasıl ki yoksul hayatlar birbirlerini köprü altlarında, duvar diplerinde ve uçsuz bucaksız ovalarda buluyorsa, mülteciler de mültecileri, gelişen teknoloji sayesinde artık facebook veya twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde buluyorlar.

Özlemini, hasretini ve elemini çektikleri memleketlerine, ülkelerine dönemedikleri ve yasaklı oldukları içinde o özlem ve hasretlerini ya fotoğraflarla ya da kendini kimsesiz limanlara salan mısralarla ifade etmeye çalışıyorlar.

İşte Bingöl’den başlayıp Almanya’ya uzanan bir mülteci hikayesiyle Orhan Kaya. Bundan uzun bir süre önce sürgünlerle ilgili yazdığım bir makalem de kendini bulan mülteci Orhan Kaya’nın hayatında da onlarca hüzünlü hikaye vardır.

1961 Bingöl doğumlu Orhan Kaya Bingöl Belediyesinde 1983-1998 yılları arasında çalışırken Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanır, ceza alır, cezası Yargıtay’dan onaylanır ve kendisine yurtdışı yasağı konur. Yaşadığı olaylardan ötürü yurtdışına kaçar ve mülteci olur.
Peki Orhan Kaya’nın suçu neydi?

Orhan’ın bir kardeşi dağa çıkar. Kardeşi dağa çıktıktan sonra devletin kolluk kuvvetleri Kaya ailesine aman vermez, baskı üstüne baskı yapar. Acımasız ve kuralsız davranır aileye. Bütün bu kuralsızlığın, acımasızlığın ve zulmün tek nedeni de; bir itirafçının alçakça iftiralarıdır.

Bir kişinin suçunun cezasını devlet bütün aileye ödetir. Devletin bu acımasız ve kanunsuz yüzünü ablama ve enişteme yapılan baskıdan çok iyi bilirim. Dağa çıkan ablamın iki çocuğundan dolayı karakol her gün ablamın evine baskın yapar, enişteme işkence eder ve çocuklarının nerede olduğunu sorar dururdu.

En son karakoldan bize 28 Şubat 1995 tarihinde pusula geldi ve çocuğunuz Mehmet Latif Solmaz Hazro’da girdiği çatışmada öldürülmüştür denildi. Cenazeyi istedik vermediler. Savcılık izin vermesine rağmen karakol vermedi. Halende nerde olduğunu bilmiyoruz.

İHD’ye başvurduk oralı olmadılar. HADEP il Başkanı Fırat Anlı’ya başvurduk aldığımız cevap aynen şöyle “ma bir tek sizin şehidiniz mi var? Yapabileceğimiz bir şey yok” dedi. Ben ve rahmetli eniştem ensemizi kaşıyarak çıktık HADEP’in Ofisteki binasından. Oysaki gariban, yoksul olmasaydık, tanınmış assortik-sosyetik olsaydık, o İHD ve o HADEP kıyameti kopartırlardı. Açıklama üstüne açıklama, eylem üstüne eylem yaparlardı.

Yani ister asker ister militan olsun, yoksul oldun mu, cenazen de, ağıtında yoksul olur bu ülkede. Dağda çocuklarımız birbirlerini boğazlarken silah tüccarları ceplerini dolarlarla dolduruyorlar. DTP ve PKK’nin samimiyetine de zerre kadar inanmam.

Ama Allah var demogoji, ajitasyon ve laf kalabalığı konusunda üstlerine adam tanımam. Muazzam bir biçimde kitleyi istedikleri yere sürüklerler.

Orhan Kaya’nın kardeşi 12 yıl dağda kaldıktan sonra dağdakilerle fikir ayrılığına düşer ve o da mülteciler kervanına katılır. Yine 20 yıllık öğretmen abisi de dağdaki kardeşinden dolayı baskı görür, baskıya dayanmaz ve o da çareyi yurtdışında bulur. 65 yaşlarındaki anne ve babaları da o dönemde çocuklarından ötürü hapsi boylarlar. Daha önce hac’a giden ve son derece inançlı olan anneleri Batman cezaevinde 4 ay ve Muş cezaevinde yatar. Aynı şekilde kız kardeşleri de dağdaki kardeşinden ötürü hapis yatar.

Bundan 6 ay evvel babaları hakkın rahmetine kavuşur ancak ne acı ki, yasaklı çocuklar mülteci oldukları için babalarının cenazelerine katılamamışlardır.

Bugüne kadar 50 civarında öykü ve biyografi yazan Orhan Kaya’nın bir kitap çalışması yaklasik 10 yıldır da devam ediyor. Özellikle kendi ailesinin de katıldığı Şeyh Sait isyanıyla ilgili yoğun çalışmalar yapan Kaya’nın bu eserini dört gözle bekliyoruz.

Orhan Kaya’nın bana anlattığı şu anısından kendimi çok buldum. Kaya “babam şehir merkezinde yaşadığı için o dönemde evimizde misafir hiç eksik olmazdı. Yaşlılarımız Şeyh Said hareketinde yaşanan o trajedileri, yapılan ihanetleri ve kahramanlık yapan direnişçileri anlatırlardı. Ben bu hikayelerle büyüdüm. Şeyh Said hareketinde hem anne hemde baba tarafından şehidlerimiz vardır. Onlarca şehit olan birçok kişi aile dostumuz ve akrabalarımızdı.

İşte onların öykülerini dinleyerek büyüdüm. Evimize Şeyh Said efendinin oğlu Şeyh Selahaddin’in misafirliğimize geldiğini hatırlıyorum. Yine kardeşi Şeyh Tahir, Şeyh Mehdi’de, babamın çok sevdiği insanlardı. Ailece görüştüğümüz şahsiyetlerdi. İsyanlarla ilgili yazılan tarih tamamen yanlı ve Kürtleri küçük düşürmek, hakaret etmek ve ötekileştirmek temelinde yazılmıştır. Sadece stranlarımız da (türkülerimizde) olan bu şahsiyetleri yazıya dökmesek kimse bilmez ve kalıcılaşmaz” dedi.

Orhan Kaya’nın çalışmalarından ve yaşamından başarı, sağlık ve esenlikler dilerim.
İşte kısa günün uzun öyküsü bana şunu dedirtti.
O bir mültecidir…!

Cüneyt Alphan



 AZADI AYDI ORHAN ZUAXPAYIC YAZISI



Uzun zamandır Orhan Kaya (Orhan Zuaxpayıc) hakında bir yazı yazmak istiyordum.


Bir türlü sıra gelmedi. Orhan Kaya'ya bu yazıyla borcumu
ödemek istiyorum. Orhan herkes hakında yazıyor. Bende biraz Orhan'ın
eleştirisini yapmaya çalışacağım.

Orhan ile şahsen Muş Cezaevinde tanıştım. Orhan Kaya ve rahmetli İsmail Hakkı Mütevalizade
tarafsız (bir nevi itirafçı kavuşunda) kavuşunda kalıyorlardı. Hangi psikoloji ile o
kavuşlarda kalmak istediklerini bilmiyorum...
Ben ve beraberimde ki grup, MUŞ cezaevine getirildiğimizde bizleri Cezaevi müdürü
karşılamış, tarafsız kavuşta kalmamız için bizleri ikna etmeye çalışmıştı.
Müdüre şöyle hitap etmiştim: Efendi, bizler tarafsızsak ne işimiz var burada?
Açın kapıları evimize gidelim...Müdür bir patlıcan rengine bürünüp susmuştu.
PKK'nin o dönem ki komutanlarından Nizamettin Taş'ın esir düşmüş gerilla olan kardeşi
Mehmet Taş bizleri karşılamış, siyasi tutukluların olduğu bölüme götürmüştü.
Cezaevinde PKK yönetimi ile yıldızım hiç barışmadı. Politik, ideolojik, kültürel bir çok
konuda sorunlar yaşadım. "AJAN olma, KONTRA olma" suçlamasıyla yargılandım. Üç ay izolasyonda,
tecritte kaldım. Özelikle o dönem yaşanan Kürtler arası savaşa açık cephe aldım. Bu az daha
hayatıma mal oluyordu.
Cezaevinde korkunç saldırılara maruz kaldık, direnenler içinde en ön saftaydım. Bir gün örgütle
yaşadığım sorunlar beni boğacak, nefes alamaz duruma getirmişti.(benden kaynaklanan boyutu da vardı)
Çantamı topladım, ben gidiyorum dedim. Zaten kalmam için kimse ısrarcıda olmadı. Orhan'gillerin
yanına gittim. Orhan mahkemeye çıkmadan kısa süre sonra bizim Rüştü abi ile beraber tahliye oldular.
Gel zaman git zaman...
Bir gün Almanya'nın Essen şehrinde rahmetli Ali Ağa'nın oğlu olan, teyzemin oğlu Yavuz Abi'yi ziyaret
için Essen şehrine gitmiştim. Yavuz abi derneğe gitmemi orada buluşacağımızı söylemişti.Bir taksiye atlayıp
Essen Kürt derneğine gittim. Karnım açıkmıştı, yemek yiyordum..Bir baktım bizim Orhan abi orda. Nerdeyse
bana saldıracaktı. O dönem çok aşırı PKK'li olmuştu. MED TV'de bir programda yapıyordu. Havasından geçilmiyordu.
Bana hitaben: Sen KDP'lisin, Barzanicisin, Ailen, Akrabaların Barzanici "ihanet içindeseniz" türünden suçlama
ve hakaretlerde bulundu.Az daha bir birimize girecektik. Bir insan hemşerisini, Cezaevi arkadaşını böylemi
karşılar? Hangi dinde, örgüt ve ideolojide bu var? Velev ki: "ailem, akrabalarım Barzanici" ben ne yapabilirim?
PKK'den aldığı güçle bana saldırıyor. PKK'yi belkide bu şekilde savunduğunu düşünüyor olmuş olabilir..PKK'ye bu
tür kişilikler onarılması güç zararlar vermişlerdir..
Orhan'ı hep sivri usluba sahip biri olarak tanıdım. Orhan'a bireysel bir kin olayım yok.
İnternet ortamlarında Orhan ile defalarca tartıştık. Orhan tartışmalarda hiç bir hukuk tanımaz.
Hakınızda bildiği özel bir bilgi varsa bunu dahi yazmaktan çekinmez.
Geçenlerde bir yazısını okudum. Hişar Ağaoğlu ile ilgili bir yazı yazmış.
Ne yazdığını merak edip okudum. Yazının konusu: Hişar Ağaoğlu ama Orhan kendisinden geçmiş bir şekilde,
konu ile alakası olmayan Dr Siraç Bilgin'i eleştiriyor. Vay efendim Dr Siraç Bilgin "vefasızmış" MED TV"ye
çıkıp o dönem Hişar Ağaoğlu ile ilgili programa katılmamış. Orhan hem yargıç, hem savcı, hem davacı, hem şahit,
hem jüri olup Dr Bilgin'i yargılıyor. (Dr Siraç Bilgin dayımdır, isteyen eleştirebilir buna karşıda değilim)
Orhan bunu hep yapıyor. Yerli yersiz insanları rencide edecek bir uslup kulanıyor.
Madem söz vefadan açıldı. Sevgili Orhan çok "vefalı" ya sormak istiyorum.
Molla İbrahim (Ramazan Bozgan) 90'lı yılların başında herkesin aday olmaya korktuğu, cesaret edemediği dönemde
HEP Bingöl Belediye Başkan adayı idi. Kürt demokrasi ve özgürlük mücadalesine büyük katkıları olmuştur. Almanya
Bad Honef'de yıllardır yatalaktır. Orhan efendi kaç kez kapısını çaldın, ziyaret ettin? Ailesinin hal ve hatırını
sordun? Adım gibi biliyorum.. Ölseydi hemen hakında yazı yazıp, şöyme/böyle arkadaşımdır diyecektin..
Orhan Kaya hayata empati ve özeleştiri yapmaz. Yazdığı bütün yazılarda, Kürdistan ve Bingöl tarihini kendinden
başlatıp, kendisini olayın merkezine koyar.Orhan'da müthiş bir "narsizm/kendine aşık olma, sevdalanma" durumu var.
Bazen yazdıklarını okuyunca hem gülüyor, hem ağlıyorum. Örnek:"Övünerek söyleyeyim Şeyh Selahaddin Fırat defin
edilirken ilk harcı mezarına bırakanların içindeydim". Bir insan nasıl bir mezara harç/toprak atmakla övünebilir?
Bu ne biçim bir ruh halidir? Mentalitedir? Ben anlamakta güçlük çekiyorum..

Orhan Kaya ve değerli ailesi'de yaşanan savaşta bedeller ödemiş, değerler yaratmış bir aile'dir.
Hakkını yememek lazım, her ne kadar eleştirsemde, yetmezlikleride olsa, Orhan bir çok güzel yazıya, çalışmaya
imza atmıştır. Bingöl çoğrafyasından ve tarihinden bir çok şahsiyeti tanıtıcı yazılar yazmıştır.
Orhan'da senelerdir sürgünde memleket hasretiyle yaşıyor.
Umarım sevgili Orhan eleştirilerimi duygusal karşılamaz. Bu eleştirilerden kendisine bir ders çıkarır.
Allah şahittir: Orhan'a kişisel bir kırgınlığım yoktur.
Orhan Fahri Alimoğlu ile ilgilide çok ağır bir yazı yazmıştı. Fahri Alimoğlu rencide olmuştu. Uslup konusunda
Orhan'ı eleştirmiştim.
Orhan hep SON söyliyeceğini İLK söyler.
Bu dünyada Orhan'dan 'diplomat' olmaz..

Azadi Aydın
Almanya/Bonn




18 Mart 2012

ŞEYH SAÎD HAREKETİNİN YILMAZ DİRENİŞÇİSİ "MIRRÎ'Lİ YIB MEHUN"






 

   ŞEYH SAÎD HAREKETİNİN YILMAZ DİRENİŞÇİSİ 

                     "MIRRÎ'Lİ YIB (ÎBRAHÎM) MEHUN"

              ailenin şuandaki soyadı KARAASLAN

                  

"Kartalı vuran kendi tüyünden yapılmış oktur."

                                                                 (Kızılderili atasözü)



- 1925 Başkaldırısı'nın ayak izlerini uzun süreden beri takip ediyorum.
- Bugüne kadar harekete katılan direnişçiler ve hareketin öncü kadrolarının çoğunun yaşam öykülerini yazdım.
- Hala yazamadığım ve kürd kamuoyunca bilinen önemli şahsiyetlerin ayak izlerini de takip edip, yazmaya çalışıyorum.
- Tabiki bu çalışmalarımın amacı hareketin omurgasını ortaya çıkarmaktır, böylelikle hareketin daha iyi anlaşılmasına imkan sunulmuş olunacaktır.
- Maalesef hareketin önemli kadroları hakkında kürd araştırmacıları yeterince yazmadıkları ve yazanların da çoğu türk kaynaklarını referans aldıkları için yalan-yanlışla, bilgi kirliliği ile kıyasıya mücadele etme zorululuğu doğuyor. Devletin kaynakları genellikle dezenformatif amaçlıdır. Benim çabalarım bir yandan da devlet dezenformasyonuna cevap olmaktadır.

*****

- Şeyh Said adıyla anılan 1925 Hareketi'nin birçok isimsiz kahramanı vardır. Bu isimsiz kahramanlar hakkında bu güne kadar ne yazıldı, ne çizildi. Yöremizde efsaneleşmiş bu kahramanlar yeterince bilinmediği gibi adeta unutulmaya terk edilmiş vaziyettedir.
- Anılmayı fazlasıyla haketmiş bu kahramanların birçoğunun yaşamını takip edip, yazmak tarihi bir görev olarak önümüzde duruyor. Bu yazımda türk ve kürd kaynaklarında ismi anılmayan ama Çolig ve çevresinde direniş sembolü olarak bilinen İbrahim Karaaslan'ı anlatmaya çalışacağım.
- Yazıma konu olan bu yiğit ve efsane direnişçi 1925 Başkaldırısı'nın debdebeli komutanı Mırri'li İbrahim Karaaslan Çolig yöresinde Yib Mehun olarak tanınır.
- Yib Mehun, Şeyh Said hareketinin savaşçılarından Yado, Hüs Wasmunu, Sivanlı Kas Quesi, Hacı Kolos gibi bölgemizde tanınan ve isminden çokca söz ettiren bir direnişçidir.
- Şeyh Said hareketi ve sonrasında türk askerlerinin ve halk arasında 'milis huqmat' denen yerel çetelerin korkulu rüyasıydı.
- Tıpkı Yado, Hüs Wasmunu gibi onun da başına "ödül" konmuştu. Hükümetin vadettiği ödül işbirlikçi çetelerin ve türk askerlerinin iştahını kabartmıştı.

******

- Çocukluğumda, televizyon ve sair iletişim araçlarının henüz evimize girmedigi dönemlerdi. Harekete katılan önemli şahsiyetler ve çocukları evimize misafirliğe geldiklerinde, Şeyh Said hareketinin seyri, yaşanan olaylar, yaratılan kahramanlıklar, uzun kış gecelerinin sohbet konusu olurdu.
- Yib Mehun'un öyküsü beni ta o dönemlere bundan 35-40 yıl öncesine götürdü.
- Dönemin kahramanlarına dair anlatılanlar haleti ruhiyemi etkilemekle kalmayıp ulusal bilincimin şekillenmesine büyük etki yapmıştır.
- Yib Mehun'un korucuların pususuna düşmesini, yaralanmasını, sonra esir alınmasını dinlerken maruz kaldıklarını içime sindiremediğim gibi hayıflanıp üzülürdüm.
- Nasıl olur da böyle bir direnişçi yaralanırdı, nasıl olur da yaralı ele geçirilirdi, doğrusu çocuk dünyam ve ruh halimle sessizce isyan ederdim. Yüreğim suskun, yüreğim çaresiz kalırdı ama bir türlü tevekkül gösterip kabullenemezdim.
- Bazı arkadaşlarım yazılarıma da sinen bu yenilgiyi sindirmeme tavrımı sürgün psikolojisine bağlarlar. Oysa ben araştırma yazılarıma hissiyatımı katmaktan özenle kaçınırım.
- Onlar teke-tek döğüşte yenilmediler, eşitsiz koşullara rağmen teslim olmadılar, işbirlikçiliği kabul etmediler. Onlar başeğmedi, aman dilemediler. Ya savaşarak öldüler, ya yaralı ele geçtiler yada hainlerin ihbarıyla kurtulması imkansız pusulara düşürüldüler.
- Kürd tarihinde kara yara olan ihaneti kavradıkça, çete huqumat ve modern deyimiyle yerli işbirlikçilerin içine düştükleri o zavallı duruma anlam verdikçe, Yib Mehun'un yaralanmasını, yakalanmasını ve şehadetini artık içime sindiremesem bile anlıyor ve kabul ediyordum.

*****

- Yib Mehun, hareketin bastırılmasından sonra bölgede işbirlikçi çeteleri cezalandırmaya yönelmiş usta bir savaşçıydı. Hareketin destekçilerine ve direnişçilerin ailelerine musallat olan, adeta kan kusturan bu zavallı piyonlardan birkaçını da cezalandırdı.
- Bu işbirlikçilerden en önemlisini ve azılısını kısaca anlatmaya çalışacağım. Çolig/Alzan köyünden Heseni Bes'in, Guewdere ve Cebaxçor mıntıkasında halka yaptığı zulüm ve ahlaksızlıklar hala konuşulur.
- Yıb Mehun, bu korucu çeteye haber gönderir. Kötülüklerinden vazgeçmesini, aksi taktirde cezalandırılacağını söyler. Heseni Bes, Yib Mehun'a aldırış etmeden yine o çirkin 'mesleğini' devam ettirir.
- Bunun üzerine Yib Mehun Heseni Bes'i takibe koyulur. Aldığı bir haber üzerine Kıran, Vinyerin ve Miyalan üçgeninde pusu kurar.
- Heseni Bes mıntıkada hükümet hesabına sürekli hareket halindedir. Pusu kurulan yerden geçecektir.
- Felek isimli eğitimli atı üzerinde gelen Heseni Bes'i gören Yib Mehun önce seslenir. Sonra, Heseni Bes'e silahını çekme fırsatını vermeden tek kurşunla alnından vurarak atının üzerinde öldürür.
- Felek isimli at sahibini vurulduğu yerde bırakıp, Alzan köyüne ulaşır. At köye varınca kişnemeye başlar.
- Sahipsiz atın dönerek kişnemesi sahibine bir şeyler olduğuna işarettir.
- Alzanlılar kuşanıp Felek isimli atı takibe koyulurlar.
- Felek, Heseni' Bes'in akrabalarını doğruca olayın gerçekleştiği yere götürür, bakarlar ki Heseni Bes'in cansız bedeni yerdedir.

- Bu olaydan sonra çevrede haksızlığa ve zulme uğrayan insanlar ibadet ederlerken Yib Mehunu dualarından mahrum bırakmazlar.
- Aradan yıllar geçmesine bu hadisenin izleri zihinlerden silinmedi.
- Bu iki ailenin çocukları Çolig merkezde hiçbir zaman karşı karşıya gelmemeye özen gösterdiler.
- Birbirilerini gördüklerinde mutlaka uzak durmayı yeğlediler.
- Türk devletinin kürdlere verdiği zararlardan biri de sonraki kuşaklar arasına sokmayı başardığı bu kin ve düşmanlıktır.
- Yaşanan tarihi olaylardan dersler çıkarmak, ibret almak gerekir.
- Bu olaya konu olan kişilerin çocuklarının bir suçu yok, ancak ölümle sonuçlanan olaylar böyledir, yıllarca geçmesine rağmen unutulmaz ve izleri de silinmez.


YÎB MEHUN VE AİLESİ HAKKINDA BİLGİLER


- Yib Mehun aslen Guewdere/Mırri köyünden key Mehun ailesinden olup, ailenin tek çocuğudur.
- Yıb Mehun, Mırri'li Key Xelun ailesinden Gorexan ile evlenir.
- Bundan önceki yazımda bir kürd dilberi olan, kürd fizyonomisine sahip, simasında yiğitlerin cesareti olan Gorexan'ı anlatmıştım,
- Yib Mehun'un bu evliliğinden iki kız üç erkek çocuğu dünya'ya gelir.
- Yib Mehun'un Hacı Mehemed "Qurçi-Demirci", Tevfik, Hıdır olmak üzere üç erkek çocuğu vardı,
- Îkram ve Elmast isminde de iki kız çocuğu olur. Îkram'ın Züver'de Key Malley Saf ailesinde evli olduğunu, küçük Elmast'ın ise daha altı aylık iken zatürreye yakalandığını ve bir yaşını doldurmadan öldüğünü Gorexan'ın öyküsünde detaylı yazmıştım.
- Yib Mehun'un çocuklarını ve torunlarının hepsini yakinen tanıyorum. Kürd ulusal değerlerine bağlı ve duyarlı olduklarını belirtmek isterim.
- Yıb Mehun'un çocuklarından en büyüğü olan Hacı Mehemed amca benim en çok etkilendiğim kişilerden biriydi. Daha 1976-80 yılları arasında onun işyerini ziyarete gittiğimizde sohbetlerinde Kürd direnişi ve ihanetlerine dair bize adeta tarih dersi verirdi.
- Hacı Mehemed olayları anlatırken hayıflanır ve kendini tutamaz, bazen galiz küfürler ederdi. Ayrıca çok nüktedan biriydi.
- Biz gençler için bir semboldü, ne yapıp-edip onun yanında oturmak, ondan feyz almak isterdik.

*****

- Hacı Mehemed'le kısa bir anekdotumu yazmak istiyorum. Hacı'nın işyeri Çolig'de Maden sokakta tam da Çınar otelinin karşısındaydı. Otelin altında halk arasında qehve Siwun denen kahvehane vardı. Kahvehane Hacı'nın işyeri ile karşı karşıyaydı ve o dönemde Siwan nahiyesi korucularının da uğrak yeriydi.
- Bu korucuları hepimiz tanırdık.
- Siwan kahvesinin 50-60 metre ilerisinde ve aynı güzergah üzerinde Miyalanlılara ait bir kahvehane daha vardı. Bu kahvehanede de genelde ulusal meseleye duyarlı olan gençler otururduk.
- Bazen Hacı Mehemed'in Sivanlıların kahvesinde tek başına oturduğunu gördüğümüzde, bir yolunu bulup yanında oturmaya giderdik. Böylesi durumlarda bir sözü vardı; "Oğlum, derdi. Buranın havası iyi değil, gidin Miyalanlıların kahvesine, siz belamısınız!"
- Hacı Mehemed bu sözüyle; "Bu kahveye gelen insanların bir kısmı makbul değil, yani içlerinde korucu da vardır. Ama Miyalan kahvesindeki atmosfer çok daha iyi, hepsi kürd ulusalcısıdırlar. Bakmayın ben burada oturuyorum ama benim kalbim Miyalanlıların kahvesindedir" demek isterdi.



ŞEYH SAÎD HAREKETİNDE YÎB MEHUN


- Şeyh Said hareketinin Piran'da ilk kurşun ile başlamasından sonra Şeyh Şerif Kelaxsi Çolig ve çevresinde sorumluluğu üstlenir. Kardeşi Şeyh Hüsen Guewdere ve Vararard bölgesinde halktan milis gücü toplar.
- Yıb Mehun işte bu milis gücünün içinde en aktif şekilde yer alan bir direnişçidir.
- Yıb Mehun Xarpet cephesinde Şeyh Şerif Efendi ile beraber yer alır. Hareket bastırıldıktan sonra Kürd direnişçileri Çolig ve çevresindeki dağlara çekilirler.
- Bu geri çekilmede türk askerleriyle tarihi Mendo ve Kıran çatışmalarını yaşarlar. Bu çatışmaların içinde Yıb Mehun da vardır.
- Kürd direnişçilerinin bir kısımı türk askerlerinin köy yakma, direnişçi ailelerini taciz etme, öldürme gibi zulümlerini dikkate alarak dağlarda gerilla savaşı verme kararı alırlar. Bir kısım direnişçi de "Bin xete" denen Suriye Kurdistanı'na, sınır ötesine gitme kararı alırlar.

*****

- Yıb Mehun bin xete giden gurubun içinde yer alır. Bu gurup çoluk, çocuk, kadın olmak üzere yaklaşık 500 kişilik bir kalabalıktan oluşmaktadır.
- Bu uzun tarihi yürüyüşün 400-500 km.lik bir mesafeye denk düştüğünü, ayrıca yürüyüş güzergahının büyük bölümünün düz ovada olmasının büyük bir dezavantaj olduğunu belirtmek isterim.
- Bu uzun yürüyüşte kim yoktur ki Şeyh Hüsen ve çocukları, Şeyh Abdurrahim, Çanlı Şeyh Mustafa, Sadiye Telha, Heseni Began ve eşi, Hüsni Began, Yado, Şeyh Abdulhamid, Miyalandan, Züver ve çevre köylerden ismini bildiğim onlarca insan vardır. Yazı uzamasın diye hepsini yazmıyorum.

- Karacadağ civarındaki Çelbiran köyünde bu gurup ile türk ordusu arasında çatışma çıkar. Ayrıca Karacadağ'daki tarihi çatışmada bir uçakta düşürülür.
- Yib Mehun'un içinde bulunduğu gurup, Fransızların kontrolündeki Suriye Kurdistanı'na varırlar.
- Yib Mehun yaklaşık iki yıl Qamışlo'da kalır. Geçimini sağlamak için de bir kahvehane işletir.
- 1928 yılında çıkarılan af kanunuyla ülkeye dönüş yaparlar. Ülkeye dönüş yapanlar içinde Yado, Şeyh Hüsen, Sadin Telha gibi önemli şahsiyetler de vardır.
- Yib Mehun Guewdere mıntıkasına geri döner. Bu affın sembolik ve aldatmaca olduğunu bildiğinden hiçbir zaman tedbiri elden bırakmaz.

*****

- Türk devleti af ilan etmesine rağmen direnişe katılan kişileri tutuklama avı başlatır. Çünkü işbirlikçi çeteler, muhbirler sürekli olarak onları devlete ihbar etmektedirler. Yıb Mehun yaşanan bu olaylardan dolayı dağlarda gerillacılık yapmayı tercih eder.
- Yıb Mehun'un torununun ifadesiyle Yib Mehun, Hüs Wasmunu, Yado gibi direnişçiler Guewdere mıntıkasında Mırri, Pakuni çevresinde bulunan "Kerre heşt mıl" türkçesi dokuz boyunlu taşlık alanda bir toplantı yaparlar.
- Bu stratejik alanda da türk ordusuyla girişilen bir çatışmada onlarca asker vurulur, bir o kadar da silah ele gecirirler.
- Bu silahların içinde bir de Mitralyöz vardır. Bu silahı kullanmasını kimse bilmez, Yado Ruslara karşı verdiği savaşta da böyle bir silah ele geçirdiği için kullanmasını yalnızca o bilir.


YÎB MEHUN'UN YARALANMA VE YAKALANMA ÖYKÜSÜ


- Yıb Mehun 1932 yılının sonbaharında bir gece yakın bir arkadaşıyla Sivan/Xodan türkçeleştirilmiş ismiyle Çamlıyurt köyünde kirvesinin evine gider.
- O gece kirvesine Lice ve Heni çevresinden gelen seyyar satıcılar "çerçiler" de misafirdirler.
- Ev sahibi ile Yib Mehun'un hem iyi dost hem de kirve olduklarını bilen devlet güçleri aldıkları istahbarat doğrultusunda yerli işbirlikçilerle birlikte pusu kurarlar.
- Yib Mehun kirvesinin evindeyken çeteler evin çevresini sarmalar, ev halkını adeta esir alırlar.
- Yıb Mehun ne olacağını kestirmek amacıyla bir müddet gelişmeleri izler ve akabinde silahına sarılır, hazırlıklı olan çeteler daha erken davranarak Yib Mehun'a yakın mesafeden iki el ateş ederler.
- Yib Mehun iki kurşunun da ayağına isbabet etmesi üzerine ateş etmeye başlar. Çeteler ve Yıbo arasında başlayan çatışma durmaz, dışarıda da devam eder. Çatışma esnasında ev sahibinin oğlu ve o gün için köyde bulunan her iki çerçi de şehid olur.
- Yıb Mehun ayağından aldığı yaraları kendi bildiği geleneksel yöntemlerle sarmaya, böylelikle kan kaybını önlemeye çalışır.
- Mevsimin sonbahar olması nedeniyle Çeme Murad'ın suyu azalmıştır, Xodan köyünün karşısında suyun öte yakasında yer alan kendi köyü Mırri mıntıkasına yaralı ulaşır.
- Yib Mehun almış olduğu ölümcül yara nedeniyle mecburen yönünü kendi köyüne doğru çevirir.
- Çeme Murad'ın karşı yakasına Qeşe denilen alana geçer. Nehrin çevresinde zazaca "Xecit" denilen , çalı çırpıdan yapılmış bir barınakta saklanır. Nehrin hemen yanında yakın akrabası olan GETHE'nin arazisi vardır. Ölümcül yaranın etkisiyle dayanamaz ve çaresizce GETHE diye bağırır. GETHE'de bu sesi duyar. Sesin çıktığı noktaya doğru gittiğinde Yib Mehun'u ağır yaralı görünce içi daralır, ağlar ve yaralarına ilk müdahaleyi yapar.
- GETHE köye gider Yib Mehun'un eşi Gorexan'a değil baldızı Zeyne'ye haber verir.
- Zeyne acilen Yib Mehun'un tedavisi için lüzumlu olan malzemeleri alıp, gider. Yib Mehun gibi bir yiğidi o yaralı haliyle görünce kirdki bir ağıt yakar. O ağıttan bir beyiti şöyledir.


Yıbo, yıbo papax reşo,

Mı tura niva Xuedun meşu.


(İbrahim, İbrahim kara kalpaklı,

Ben sana demedimmi Xodan köyüne gitme)


- Zeyne mecburen ağır yaralı ve can çekişen eniştesi Yib Mehun'un ailesini de haberdar ederek kendisini gizliden köye getirir.
- Yibo'nun tedavisi mecburen kendi evinde yapılmaya başlanır. Çevrede uygulanan geleneksel tıbbi yöntemlerle ve bitkilerle tedavi edilmeye çalışılır.
- Çevrede hekimlik üzerine bilgisi olan kişilerden Pakuni köyünden Malley Hekim Yıbo'nun yarasını ve durumunu görünce, ailesine artık yapılabilecek hiçbir şeyin olmadığını söyler.
- Yıbo'nun ailesi tevekkül içinde artık ölümü beklerken, işbirlikçiler ve milis huqmat denilen zavallı kişiler boş durmaz, ihbarda bulunurlar.
- Yıbo'yu ölüm döşeğinde, evinde ölümü beklerken bile rahat bırakmazlar. Yibo silahını yastığının baş ucundan ayırmaz, gerekirse bu perişan haliyle çatışarak ölmeyi seçmiştir.
- Yibo'nun evi askerler tarafından kuşatılır. Subay kapı aralığından Yibo'yu yaralı halde ve elinde silahla görünce içeri girmez.
- Köylüleri tehdit ederek; "Yıbo'yu ikna edip silahıyla beraber bize teslim olmasını sağlayın. Yoksa tüm Mırri köyünü ateşe verip yakarız" der. Köylüler de durumu Gorexan'a iletirler. Bizi bu eziyetten kurtar. Artık Yıbo'nun yapabileceği bir şey yoktur, derler.
- Gorexan içeri girer ve Yibo'ya hitaben; "Şunu iyi bilki ben subayın telkiniyle senin teslim olmanı istemek için gelmedim. Köylülerimiz, akrabalarımız şu anda içinde bulundukları zor durumu sana anlatmamı istediler. Türk subayı hem seni, hem evimizi, hem de köyümüzü yakma tehdidinde bulunuyor.
- Senin ölüm döşeğinde olman hem bizim hem de köyümüzün elini kolunu bağlamış, çete ve muhbirleri cesaretlendirmiştir.
- Eğer şu anda içinde bulunduğun o çaresiz durumun olmasaydı, biliyorumki kimse senin gölgenden bile geçemezdi.
- Yıbo bir aralığına duraksar. O anda hangi duyguları yaşadığı, hayalinden neleri geçirdiği bilinmez. Gorexan'ın daha sözü bitmeden çok sevdiği, fedakar ve vefalı eşine silahını uzatır.
- Gorexan bunun anlamını bilmektedir, eşini vurmaya kıyamaz. Yıbo'nun kendi silahıyla öldürülmesi isteği gerçekleşmez.

******

- Askerler Yıb Mehun'u yaralı vaziyette sedyeye koyarak Çeme Murad havzasından Palu/Xarpet istikametine yönelirler. Yıbo'yla beraber eşi Gorexan, baldızı Zeyne, akrabası GETHE, Ap Çavuş ve diğerleri de grup olarak refakat ederler.
- Yib Mehun, yol boyunca Çira Xırab, Suveran'ın karşısı sayılan Pueşit ve arkasında yer alan Qara Ömer Dağı, Geme Siwun ve Ko Spi'yi süzmektedir..
- Mevsim sonbahar olduğu için Çeme Murad'ın o azgın suları dinmiş, sessiz ve usulce akmaktadır. Ko Spi o her zamaki muhteşem görüntüsüyle karşılarında yükselmektedir. Son kez süzdüğü coğrafyanın her kuytusunda Yıbo'nun anıları vardır, çocukluğundan direniş yıllarına kadar yaşam anıları saklıdır.
- Çevre halkı tarafından kutsallık izafe edilen Ko Spi, Şarik u Şıvan efsanesine, Şeyh Mustafa Kelaxsi'nin türbesine ev sahipliği yapmaktadır. Bir dönemler Şeyh Said ailesinin de korunmak amacıyla sığındığı bir mekandır.
- Rivayete göre Ko Spi, Makedonyalı İskender'in seferine tanıklık etmiş, İskender burada konaklamış ve bilahare kendi ismiyle anılacak olan dağ doruğundan ordusunu sevk ve idare etmiştir.
- Tepenin tam üzerinde yer alan bir kayaya oyulmuş koltuğun İskender'e ait olduğu söylentisi yaygındır. Bu nedenle türk devletinin haritalarında bu tepe "İskender Tepesi" olarak gösterilmektedir.
- Ko Spi deyip geçmeyin, tılsımı bilinmez ama bir yamacı Dareheni-Bongılan, bir yamacı Palu - Xarpet, bir yamacı Çolig, bir yamacı da Piran-Amed mıntıklarını adeta ayaklarınızın altına serer.
- Ko Spi yi kontrol etmek tüm bu coğrafyayı kontrol etmek demektir.
- Ko Spi Kürd direnişçilerinin günümüzde de mekanıydı. Türk ordusu Ko Spi de az kayıp vermedi. Hani derler ya dağlar kendi gibi insan yetiştirir, insan da aklı ve yiğitliğiyle dağları dağ yapar. Bu söz boşuna değildir.
- Ko Spi asi, kibirli ve ihtişamli duruşuyla yıllarca Kürd direnişçilerini korumasını çok iyi bildi.

*****

- Yıb Mehun sedye üzerinde Pueşit mıntıkasından geçirilirken karşı yamaçlarda Geme Siwun ve Ko Spi'ye sırtını dayayan gerilla arkadaşları ve gurubun sorumlusu Şeyh Hüsen dürbünle Guewdere mıntıkasını kolaçan etmektedirler.
- Askeri birlikle çevrilmiş kalabalık bir gurubun sedyeyle birini götürmekte olduklarını görürler.
- Sedyeyle götürdükleri kişinin arkadaşları Yıb Mehun olduğunu anlarlar. Hemen toplanıp müdahele etmenin gereği üzerine tartışırlar. Arkadaşlarının ölümcül yara aldığı haberi kendilerine daha önceden ulaşmıştır.
- Yib Mehun'un akrabalarının zarar görmemesi için müdahale etmekten vazgeçerler. Yıb Mehun iki kilometre daha yol aldıktan sonra Züver köyünün girişinde şehid olur.
- Derler ya, kalb kalbe karşıdır. Yibo'nun sedyede ölümü beklerken düşündükleri ile arkadaşlarının o an için yaşadığı duygular birbirini tamamlar.

*****

-Yib Mehun Züver köyüne daha yetişmeden şehid olur.
- Türk subayı kararlıdır. Yibo'nun başını cansız bedeninden ayırıp Xarpete götürecektir. Züver'in ileri gelenlerinden Malley Saf diye anılan alim zat subaya yapmayı düşündüğü işin hem dinen hem ahlaken yanlış olduğunu anlatır. Türk subayında ahlak ve vicdan ne gezer?
- Subay, benliğinde yer etmiş vahşetle "kelle" götürmekte kararlı. Neticede köy halkı aralarında bir kese altın toplayarak bu kanemiciye rüşvet olarak verir ve kürt yiğidinin başını kesmesini engeller.
- Barbarlık türk asker ve subaylarında genetik olsa gerektir. Baş kesme, göz çıkarma ve kesilmiş kulaklardan koleksiyon yapma konusunda sayısız örnekler vardır.
- Türk subayının olmayan insanlığı ve ahlakı bir kese altınla satın alınarak, Yıb Mehun Züver köyünde defin edilir.
- Yib Mehun'un ruhu artık azad olur. Çünkü ebediyete kadar Mezopotamya'nın kalbi sayılan Ko Spi'de yatacaktır. Arkadaşları, yakınları onun yatırını rahatça ziyaret edebileceklerdir. O artık uğruna yaşamını feda ettiği toprağıyla, halkıyla, umbazlarıyla başbaşadır.
- Malley Saf'ın bu duyarlılığı aynı zamanda bir akrabalığa vesile olur. Yıb Mehun'un kızı İkram yıllar sonra Malley Saf'ın oğlu ile evlenir, böylece bu anlamlı dostluk pekiştirilir.
- İkram da vefat ettiğinde vasiyeti üzerine Züver'de babasının yanı başına defin edilir.

*****

- Yıb Mehun'un şehadetini halk arasında çok iyi bilenlerden biri de "Çolig"de halk arasında Eli Hemal olarak tanınan, Sivan/Gaz köyünden komşum olan Eli Hından'dır.
- Eli Hemal, Yıb Mehun'u vuran milis huqmatın içinde kimler olduğunu tek tek sayardı. Bu çetelerden biri de onun köylüsü olduğu için bazen dayanamaz hiddetle galiz küfürler ederdi.
- Eli Hemal Sivan/Sosinli Kas Quesiyi vuran yerli işbirlikçilerin isimlerini çetele tutar gibi tesbih taneleriyle sayardı. Bu olayda da bir köylüsü vardı. Aynı küfürleri ona da ederdi. Hemal Eli aynı zamanda Yib Mehun'un oğlu Hacı Mehemed'in çok yakın dostuydu.

*****

- Fedakar kürt savaşçısı Yib Mehun, bir yanı Kara Ömer Dağı, bir yanı asi kibirli Ko Spi ve doruğundaki İskender tepesi ve ortada masmavi, hırçın, dolu dolu akan Çeme Murad'la, yani Çolig (Bingöl)’e yaşam veren, bu dağ ve köy insanlarını muradına erdiren suyla çevrili coğrafyada, Züver'de yer alan ebedi istirahatgâhında yatıyor.



SONUÇ


- Yıb Mehun, ülkemde yiğitligin ve mertliğin sembolü olarak anlatılır.
- İhanet ve direniş; Kürt tarihinde içiçe geçmiş ve tarihimizin her döneminde görülen iki olgudur....
- İhanet.. Kürdün lanetli gerçekliği ve kürdün Enkiduları, Bekoları, Harpagosları...
- Karşısında her biri destan direnişçiler olan Yib Mehun,Yado, Ali Şer, Mazlum ve Hayriler.....
- Yado Kürdistan Kartalı, İhsan Nuri Paşa Ararat Kartalı olarak tarihimize nakş edilmiştir.
- Yıb Mehun ise yöremizde Ko Spi'nin kartalı olarak bilinir ve anılır.
- Yib Mehun'u anlatabilmek için, Çeme Murad'ı, Ko Spi'yi, doruğundaki İskender Tepesi'ni ve yanı başında Guele Marun'u, Kara Ömer Dağı'nı, Berxonek, Ware Heyderun, Guele Gerınduali iyi bilmek ve oraların havasını solumak gerekir. 

- Ruhun şad olsun Kurdistan'ın Yiğit Evladı Yıb Mehun.

- Ruhun şad olsun Ko Spi Kartalı..


Selam ve saygılarımla.


                                                                           Orhan Zuexpayıc




26/03/2012 09:52
kürt tarihi boyunca yasaklara ve baskılara rağmen yiğitlik ve mertlik her zaman hak ettiği saygıyı ve değeri görmüştür halk nezdinde.Bu yiğit ve mert insanlar için bestelen halk türküleri de Hain ve uşakların adına yapılmış gibi söylenip yaygınlaştırlmısı bilinçli bir devlet politikasıydı. Devlet ve çetesinin korkaklıklarını cesaretiyle, namertliklerini mertlikleriyle bertaraf edip halkının önderlik sıfatlarını fazlasıyla hak etmişlerdir. Dedemi Gore ninemden dinleyerek başlamıştık hayata.Her zaman Yöre insanın Dedeme duyduğu derin saygının gururunu yaşadık.Gore ninem dedemin şahadetini şöyle anlatırdı. Dedem kirvesi olan xodanlının El exmedin evine Meh kılç ile birlikte gider. Meh kılçı başka eve misafirliği götürürler. Dedem her zaman yastığının altına derin uyumamak için sert odun parçası koyarmış. sabaha doğru biraz dalınca ev sahibi daha önce anlaştığı çeteye dedemin uyuduğu yeri tarif eder ve çete dedeme bir el ateş eder, dedem göbek bağının altından alır yarayı.Aynı evde misafir kalan iki tanede kiriyejmanlı tücar varmış. Dedem uyanınca kaçışanları tarar üç kişi ölür.Bunlardan biri ev sahibinin oğlu diğer ikisi ise evde misafir kalan suçu olmayan kiriyejmanlılardı.Yörede her kes derdiki Yib Mehu zere kiyid qesas xu quriyet.Dedem murat suyunun bizim köye olan mıntıkasına geçince Xel humu dedemin yaralı olduğunu duyar ve müfrezeyi alıp dedemi takibe çıkar.Bizim köyün alt mıntıkasında dedem yanındaki meh Kılça derki benim papağmı başına tak ve yüksek bir yerden papağ görünecek şekilde dur,çünkü meh kılçın boyu kısaymış.Karşıdan xel humu dedemin papağını görünce yanındaki çete mensuplarına yibo yaşıyor yaralı falanda değil diyor.korkusundan Askeri ters tarafa yönlendiriyor.Daha sonra dedem eve getirlir,asker ve çete hukmat evi sarar ama içeri girme cesareti gösteremez.Köyü ateşe vermesinler diye kek orhanın belirtiği gibi silahnı teslim eder.Xel Humu dedemin salahındaki sürgüyü çıkarıp kendi silahına takar ve seviç gösterileri yapar dedemin şahadinden sonra.Zıl wasmunu miyalanda kaldığı evde Çete hukmat ve asker tarafından kuşatılırken muazzam bir direniş sergiler.Zılfoyla baş edemeyeceğini anlayınca asker ve çete evi ateşe verirler. Xello bu arda bacadan içeri girer, Zılfo xeloyuda vurur ve ateşe atıp yakar.Zılf wamunu köylüye seslenir,Mı Xel Humu kişt zere Ap yib bıyu rahat, mı Şak bezriz bıkışten zere Ap mın Hüs bin rahat.Zılf wasmunu ihaneti karşılıksız bırakmaz ama Şaqo içinde ukte olur, Şaqoya yetişmeye ömrü yetmez miyalanda şahadete ulaşır.
Ruhunuz şad, mekanınız cennet olsun
saygı ve hürmetle anıyoruz sizleri...





27/03/2012 08:22
Destansı bir hayata sahip olan yib mehu yu gönül isterdiki
ulusal mücadelenin her safhasındaki insanların sahip çıkıp
hayatını okumasıdır.bizden çok onların yorumlaması ömenlidir.ancak görüyorumki genelde kürdistanın özelde çabakçur ve gövderenin onuru ve şerefi olan yib mehu ve arkadaşları unutulmuş,kendilerine kıblegah olarak tayin
ettikleri zavalıları öne çıkarmış onlar üzerinden kürtleri
tanıtmaya çalışıyorlar.oysa yib mehu ve arkadaşları tüm heybetleri ve onurlu direnişleriyle yaşamımızı şekilendiriyorlar.bize sirayet eden bir olayı anlatacam.
dedem yaralı bir şekilde evdeyken bir kurmay albay tarafından sorgulanıyor.bölgede gerçekleştirdikleri olayları soruyor dedem yapılan bütün eylemlerin yagene
sorumlusu olduğunu söylüyor.şu eylem.bu olay diye ne sorduysa,hangi arkadaşının ismini verdiyse dedem tüm samimiyetiyle ben yaptım dedi.bizede sirayet etmiş diyorum çünkü 70-80 sene sonra siraç abim zindanda sorgulanırken aynı rütbe aynı soruları soruyor.ve enteresandır dedesi ko sıpınin kartalı nın verdiği cevapları veririyor.arkadaşlarımın hiç bir suçu yok ne yapılmışsa ben yaptım diyor.yeter biraz ihanetten hiçbir
şey çıkmaz dercesine çewlik kartalına sitem ediyor rütbeli.hani tarih tekerürden ibarettir. derler ya bu olsa gerek evet 80 yıl önce dedesinin o şanlı direnişine yakışır bir tavırla hiç kimsenin olmadığı yerde ben vardım.
diyor.nihat abenin değişiyle genlerimizde var.allah rahmet eylesin.bizleri onların o sarsılmaz duruşlarına varis kılsın. xal orhana henne ko sipi kadar selam ve saygılar.






Ahmet Kasımoğlu  


- Yîb Mihûn û pîrîk mi Amêr Qasimûn bîbî biracê. 
-Badê kiştişê Hesênî Bes, şino pîrîk mi het vûn bira mi qesas şima girot.
- Mi Hesênî Bes qelda. Şowa peyin Hesênî Mîrrî de kowt o. 
- Sersibay ap Yîb şino vernî, veng keno ci, Hesênî vûn ti hê min a yarî kenî. 
- Qey la ma embazcê nîyî ? Yow heta zî dest erzon tifîng xwi, guleyê ap Yîb teqena, Hesenî qeldiyeno erd. - 
- Mayîna felek, heta hetê ey ra geyrena, çend rey cerebnena, la nîşkena tirm xwi ser a vinarno. 
- Ap Yîb kuweno dima nîşkeno tepîş, Felek zî qeldeno.
- Cunaya Felek şina xwi resnena Alzûn. 
- Ê kuwenî cuna dima yenî vakurê Mîrî de tirmê xwi genî û benî.
- Cayo ke Hesenî tede kişîyayo, tira vûnî "Quçê Hesenî !"


Ahmet kasimoglu


HESÊNÎ BES

Badê serewedartîşê Kurdan ê 1925 o. Rojek di cinî ma, şînî verê Yenî Sayerûn ê dewê mi Pul. Hende vînenî ke di çekdarî pê kincûn mehkumûn a yin ra vejîyayê, ûmê serî yenî. Cinîyan ra persenî, “Wayê mi ma ûmbazûn ser kowtî, ûmbazî ma gûn bûmên tiya, hayê şima pê esta yan nî ?” Xala Xemş vûna, “Ê birêm imşow tiya bî, la şefeq ra pîyorê yin da ra şî.” Ema Xûn yersbena vûna, “Xemşê qey tu va.” Xemşê ma ageyrena vûna, “Xûnê qet mevac, mi dî desta rê mi fek ra vicîya û şi ! “
Ema Xûn uwnîyêna hetê lewê Say Pîl ra yow mifrezeyê eskerûn ho yeno. Lewê mezelûn ra xwi tada wo hetê Yenî Sayerûn a. Vûna, “Birêm, biremên bo esker ho yeno.” La yî qet xwi tîyonîdûn. Ema Xûn fehm kena û na rey berzîyena Xala Xemş ser o, vûna, “Tu dî, tu çi bela ard ma ser ?” Xemş zî vûna, “De hêf mi fek ra vicîya û şi, ez se kirî ?”
Di çekdarî hêna persenî vûnî: İmşow keyê kûmî de mendbî ? Xemş vûna, “key Amêr Qasimûn de bî.” Wîrd heme cinîyûn şûnên xwi ver û şînî vêr kêy bawkalî mi. Xeber lez bîya vila, hetan yi şî vêr bêr ma, dewicî ma her yew yew heta bîyî vila û remayî. Keyeyûn de kes nîmendo. Babî dadîyê mi Mehmud Amerûn ho nizdê yenî de, yegayê şiq awdûno. Çew nîşkawo xwi yi resno. Mîlîs şî mîyûn yegayî ra o zî şawo xwi ver û ardo. Cinîyê ap Kêk ma Sarê Hew zî hemil bîya, nîşka xwi binimno, ya zî keye ra şawa xwi ver arda, binê tuyerê vêr bûnî bawkalî mi.
Uca çar hemin zî gilê tuyera sarî ser kenî war û lingûn ra gilûn dara bestenî. Esker dûn bîn lingûn yin rê, hetûn ke bixereqîyî çûn ûncên pira.
Mevacê, eya hel dostê bawkal mi Îb Mihûn zî, ho Lewê Kolûn ra pê durbîn a, temaşeyê yin kenû. Badê kuyayîş, qicî naca Sar yey verd şino. Hîn huney hemil nîmend a û ap Kêk ma ûcax kuwar mend şi.
Îb Mihûn rîyeçê Hesenî Bes çarneno. Rocek xeber geno ke, Hesenî Bes şîyo şewê xwi, dewê yi Mîrî de ho vîyarneno. Vateyê verînana vûnî, “Ecêl morcela ûme, per nîyên pa!” Hesenî şefeq ra şino rojhelatê vakurî Mirî ser o, rayîrê Hesenî paweno. Şino yew wek de xwi nimneno, hetan Hesenî bîyor şîyor hetê dewê xwi Alzûn a. Senî Hesenî yeno ke vernîyê wek ra pê mayinê xwi Felek a bivîyor, veng keno ci û vûno, “Hesenî dest xwi ke, ez tu kişeno!” Hesenî wuyeno vûno, Îbo ti hê pê min a yarî kenî, la ti qey ûmbazî xwi kişenî ?” Heto bîn a, hêdî hêdî tedarîk xwi keno û dest erzeno tifîng xwi. Eya hel ap Îb tifing keno ra û giştê xwi ûnceno. Hesenî mayîna Felek ser o sarî ser yeno war û gineno erd ro.
Ap Îb na rey kuweno mayîn dima ke bitepişo, mayîn xwi nîdûna dest, çend rey gaz bena pure û cerebnena ke tirm berzo xwi ser, la nîşkena. O hîn deyax nîkeno, tifing reyna teqneno, mayîn zî ginena erd ro. Cûna heta hetê dayê xwi de gêrena û hîrrena. Ap Îb zî qêmîş nîbeno ke cûna bikişo, caverdeno û şino. Cuwa pey yeno bawkal mi vîneno û vûno, Amer bira çim şima roşn bî, mi qesasê şima giroto. Bawkal mi zî vûno, dêst tu tern bî, Homa çirey kemaney tu nêdo ma, bira !
Cûna xwi tadûna hetê Alzûn a, şina resena dewe. Vêr bûn Hesenî de hîrrena. Dewîc senî ke vînenî cûna tenya ûmeya, fehm kenî ke Hesenî kişîyawo. Qefleyek nîyeno pêra, kuwenî cûna dima û şînî hetan tirmê Hesenî ser o. Hîna wet zî tirmê mayîna Felek vînenî. Tirmê Hesenî uca ra gên bar kên astorek ser û agêyrên Alzûn de defin kên.
Eya roc ra pey, şarî ma nûmêy ucayî, “Quçê Hesenî Bes” nawo pa.








9 Mart 2012

AVUKAT ŞAKİR ELÇİ'NİN ANISINA




Şakir Laj Cemal Fariso
Şı wend bı awukat Kırduno
Waşte yı xelasiye Welato
Bekfitne na qesas xue vera wo.
Şakir warze azıj'uno
Xâlun yî peye Şex Şerifo.
Werre tûı tı fıre şi baxce Şehiduno
Şı Şakir, Şı Şakır tı zerkot welat xuwo..!


Şakir Cemal Faris'in oğludur
Gidip okuyup avukat oldu
İsteği "arzusu" ülkesinin kurtuluşuydu
Fitne ve fesatlar "Şakiri" intikamının hedefine koydular.

Şakir Az aşiretinin yeğenidir.
Şakir'in dayıları Şeyh Şerif'in yoldaşlarıdır.
Ne mutlu sana Kürd şehidlerin bahçesine uçtun
Git Şakir, git Şakir sen ülkene aşık oldun..!


*****

Tarih 3 Mart 1980 Bingöl için kara bir gündü. Çolig'in yiğit, fedakar ve halkının savunucusu avukat Şakir Elçi kaleşce vurulmuştu. Bir söz var ! ateş düşttüğü yeri yakar. Şakir'in şehadeti hiç kuşkusuz ki en çok annesinin yüreğini dağlamıştı. Şakir'in annesi Hacı Mırcan zaten acıların annesiydi. Şeyh Said hareketinde daha evlenmemiş genç bir kızken çok yakın akrabaları Diyarbakır'da İstiklal Mahkemesi'nde idam edilmişti. Devletin hedefinde olan Az Aşireti içinde saygınlığı olan soylu bir ailenin kızıydı. Tarihten almış olduğu tecrübelerle donanımlı olan Hacı Mırcan, oğlu Şakir'in şehadetinde de çaresiz ve tevekkül içindeydi. "Derler ya ! ağlarsan sen ağlarsın gerisi yalan ağlar, anne." İşte Hacı Mırcan'ın yüreği de sınırsız tahammüle sahip bir yürektti. O herşeyden önce yakınlarının ve oğlunun şehadetini kendinden bile önce düşünebilen biriydi. O acıları taa.. çocuken tatmıştır. Evladı için tüm tehlikelere siper olabilecek yüreğiyle canlı bir kalkandı. Ana yüreği için ne söylenirse azdır. Şakir'in şehadeti üzerine zaten Rencber Eziz'in ağıdı "Adır kot zerrê daykuno, (ateş düştü annelerin yüreğine)" ülkemde hala söylenir.

Vakit öğlen olduğu için, Şakir babasıyla o gün lokantada yemek için sözleşirler. Babası oğlundan önce büroyu terk ederek lokantaya doğru ilerler. Şakir büroyu kapatıp, babasına yetişmeye çalışır. Bürosu şehirin en işlek caddesi ve hükümet konağı'nın tam karşısındadır. Şakir Elçi öldürülen eski MHP'li belediye reisinin öz yeğeni Darehenili Mithat Dopdoğru tarafından arkadan sıkılan kalleşçe beş kurşunla şehid edilir.

Şakir Elçi'nin şehadeti hala hafızamda tazeliğini koruyor. Şehadet yeri, ay ve gününü hiç unutmadım. 3 Mart günü bizim ailemizde de küçük kardeşimin doğum günü olduğu için benim için özel bir gündür. Bu gün, kardeşim dünyaya geldiği için ailemde sevince neden olurken, diğer taraftan savunmasız halkımın avukatı Şakir Elçi'nin şehadeti de aynı ölçüde hüzne neden olur. Şakir Elçi'nin şehadetiyle ilgili çok yakın okul arkadaşı ve dostu Avukat Ruşen Arslan ölümlerinden etkilendiği üç kişiden biri olan Şakir Elçi hakkında bakın ne söylüyor.

"Ölümünü öğrendiğim anı hiç unutamam. Sanki içimdeki bir damar kopmuştu. Yaşamım boyunca üç defa bu duyguyu tatmıştım. İlkini Edip Abi’den "Karahan"bir yıl önce ölen dayımın ölümünü öğrendiğimde yaşamıştım. Edip Abi ikincisiydi. Üçüncüsü ise Av.Şakir Elçi’nin ölümündeydi."

Şakir Elçi öğlene doğru vurulduğu saatlerde babam şehadet haberini eve ulaştırdı. Hemen olayın olduğu merkeze gittiğimde, o günkü insan kalabalığını "mahşeri" hiç unuturmuyum. Çünkü Çolig'in o yiğit ve kartal bakışlı, filinta gibi uzun boy ve endamlı evladı, Şakir Elçi'nin siması ve ruhunun temizliği bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu. Çolig'in topraklarındaki son dönemlerde tanıdığım Kürdlük vadisinde mücadele eden önemli şahsiyetlerden biriydi, Şakir Elçi. Çolig, Kürd meselesinde şehitler diyarıdır. Şeyh Said hareketinde Yado, Yıb Mehun, Hüs Wasmunu önde gelen şahsiyetlerdir. Yakın dönemde Kürd tarihine direnişleriyle damgasını vuran Said Elçi, Zeki Adsız, Şakir Elçi, Hayri Durmuş, Hasan Çürükkaya gibi birçok kahramanı sayabilirim.

İsviçreli araştirmacı yazar Dr. Heinz Gstrein'in Kürdler için "avukatsız halk" tesbiti Şakir Elçi'yi bana anımsattı. Çünkü halkının avukatı olmaya layık biri olan Şakir'e tahammül etmediler. Kürd ulusal mücadelesinde mayasını İstiklal mahkemesinde idam edilen dedesinden alan Şakir Elçi'yi size anlatmak istiyorum. Molla Mustafa Barzani için Güney Kurdistan'da, Seyda Cigerxun icin Qamışlo'da, Vedat Aydın için Amed'de nasıl görkemli bir cenaze töreni düzenlendiyse, Çolig halkı da aynı görkemde Şakir Elçi'ye layık olan bir cenaze töreni düzenledi. Cenaze kortejinin başlangıcı Şakir'in kültür mahallesindeki evinin önü, sonu ise mezarların bulunduğu şehitlik alanıydı. Bu mesafe rahat 5-6 km bir mesafedir. Elazığ-Bingöl yolu trafiğe kapanmış, Çolig halkı kepenklerini kapatıp, şehidini yolculamaya çıkmıştı. O gün kim yoktu ki cenaze töreninde, hangi bölgeden, hangi aşiretten, hangi köyden, hangi sınıftan ağa, beg, şeyh, işçi, hamal ne derseniz deyin, herkes oradaydı, adeta bir izdiham yaşanıyordu. Şakir'in şehadeti adeta sınıfları, inançları, aşiretleri ortak bir cephede birleştirmişti. Tüm bu kesimler Şakir için yas ilan etmişti. Tabi aslını inkar eden bozma ve kırma "melez" düşünceliler haricinde?

Şakir'in mezarını (o dönemlerde kazıcı makinalar yoktu) işçiler kazıyordu. Mezarın kazı çalışmalarının başında babası H. Cemal Elçi bulunuyordu. Çoligliler bilir ! Cemal Elçi yaz kış elinden düşürmediği uzun saplı bastonu andıran şemsiyesiyle işçileri adeta tecrübesiyle, mühendislik bilgisiyle yönlendirmeye çalışıyordu. Cemal Elçi'nin mezarın başındaki o ruh hali, metanetli duruşu hala hafizamda tazeliğini koruyor. Yine Şakir'in eşi Sema Elçi aynı zamanda öğretmenim, o çığlığı mezarının hemen karşısında Hêsar ve Kasman'da yankılanıyordu. Hafızam beni yanıltmıyorsa Şakir Elçi'nin dini telkini'ni Çan'lı bir Şeyh veriyordu. Cenaze telkinlerinde ölüler anneleriyle anıldığı için, Şakir'in annesinin ismi geçince derin düşünceye daldım. Hacı Mırcan dindar bir kadın olmakla beraber soylu ve cok yakını "amcası" İstiklal mahkemesinde Şeyh Said'le beraber idam edilen bir aileden gelmekteydi. Namaz ve niyazında olan bu dindar kadın belki günün yarısından fazlasını Kuran-ı Kerim, namaz ve ibadetle geçiren itikatlı ve dindar bir insandı. Bazı ırkçı-şoven, aslını inkar eden bekofitneler Şakir'in görkemli cenazesinden korktukları için Şakir için şu yalanı uydurmuşlardı. Şakir, annesi birgün Kuran-ı Kerim'i okurken zorla kitabı elinden alarak yırttığı propagandasını yapıyorlardı. Şakir'i o dönemde hedef gösteren o günkü derin devlet güçleri ve çeteler tetikçi MHP'li reisin yeğenini zavallı Mithat Dopdoğru'yu kullandılar.

Şakir Elçi Çolig'in yerli ailelerindendi. Babası, Cemal Elçi halk ararsında "Cemal Faris" olarak tanınır. Belediyeci olduğum için rahmetli Cemal Elçi'nin Çolig'in ilk reisi olduğunu, biyografisile ilgili kısa bilgilerini ta o dönemlerde bana anlatmıştı. Çolig vilayet olmadan evvel Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Çapakcur ismiyle tanınırdı. Capakcur 1936'da vilayet olmuş, 1940'lı yılların başlarında da ismi türkçeleştirilerek Bingöl'e çevrilmişti. Cemal Elçi ile çok yakın bir dostluğumuz olduğu gibi aynı zamanda komşuyduk. H. Cemal Efendi 1898 doğumlu olup, Osmanlılar döneminde Çolig ilçesi, Bidlis vilayetine bağlı olduğu için Rüştiye'yi Bidlis'te bitirir. Osmanlıcayı arap alfabesiyle yazmada usta biriydi. Kendi döneminde Çolig'de okuma yazması olan sayılı kişilerden biridir. Bingöl'ün uzun dönem dava vekili ve tercümanıdır desek daha doğrudur. Cemal Efendi, Şeyh Said hareketini yakinen bilenlerdendi. Şeyh Said hareketi hakkında fazla konuşmamaya özen gösterirdi. Çünkü hareketin girdisini, çıkttısını bilen kara kutusuydu. Bana söylediği bir söz varki hala hafızamda tazeliğini koruyor ?

Şeyh Said hareketinde Bingöl ve çevresinde yaşanan direniş ve ihanetleri anlatsam birçok aile birbirine düşman olur. İşte Kürd ihanet ve direnişinin tümü bu sözde saklıdır.

Şakir Elçi 1946 yılında Bingöl'de domuştur. 1965 yılında Ankara Hukuk fakültesine kaydını yaptırır. Istanbul'da okurken o dönemlerde Kürd sorununa yakın duran TIP "Türk soluna" yakın bir çizgisi vardır. TIP Kürd sorunundan uzaklaşmasıyla 1969'lu yıllarda DDKO kurulurken Şakir Elçi Istanbuldaki kurucuların içinde yer alır. Ilk kongrede Necmeddin Büyükkaya'nın Başkanlığında yazman olarak yönetimde yerini alır. Şakir Elçi'le beraber DDKO Istanbul kurucuları arasında iki Bingöllü hemşerimiz daha vardı. Sait Buzgan ile Ömer Bakkal hatırımda olan kişilerdir. Said Buzgan Çolig'de avukatlık yapan aynı ismi taşıyan Said Buzgan'nin yeğenidir. Ömer Bakkal'da uzun süre Bingöl'de Orman mühendisi olarak çalışan ailesi Dareheni merkezde ikamet eden aslen Lice kökenliydi.

Şakir Elçi'le ilgili hatırımda kalan bir anekdotu hatırlatmak istiyorum. 1977-78 yıllı okul dönemi olsa gerek Bingöl lisesinde anti-sömürgeci Kürd örgütleri arasında ideolojik-politik bir kargaşa çıkmıştı. PKK ile diğer Kürd örgütleri arasında yumruklaşma, küfür ve hakaretlere varan bu kavgayı bertaraf etmek için Şakir'in eşi Sema Elçi öğrencileri ayırmaya çalışıyordu. Sema Elçi, o dönemde Çolig lisesinde müdür yardımcısı ve edebiyat öğretmeniydi. Tabii Sema kavgaya fiziki olarak güç getiremiyordu. Kavga esnasında iyi hatırlıyorum sonradan PKK'ye katılıp, şehid olan Züver'li Rıza Demirel elindeki sopayla yanlışlıkla Sema Elçi'nin kafasına vurunca düşüp, bayıldı. Sema'yı hastahaneye acilen kaldırdılar. Sema'ya vuran Rıza Demirel'in "Keleşkof Rıza"olduğunu herkes biliyordu. Polisler hemen hastahaneye gidip, Sema Elçi'nin ifadesini almaya çalışmışlardı, amaç birkaç kürd gencini cezalandırmakttı. Şakir Elçi yapıcı, uzlaştırıcı, bence partiler üstü bir kimliğe sahiptti. O savunmasız halkının avukatıydı. Hemen anında hastahaneye giderek müdahele edip, eşine sakın kimse üzerinde ifade vermeyesin diye ricada bulunmuştu. Okuldaki kavgayı öylece bertaraf etti. Bu olay vesilesiyle yürekli, cesur kürd savaşcısı şehid Rıza Demireli de rahmetle anıyorum.

*****

"Bir avukatın asıl görevinin taraflar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek olduğunu kabul ediyorum. Avukat olarak çalıştığım yıllar boyunca, zamanımın büyük bir bölümü, sayısız davada özel uzlaşmalar sağlamakla geçtti. Bu yüzden hiçbir şey, hatta para bile yitirmediğim gibi, ruhumu da yitirmedim."

Avukat /Mahatama GANDHI



Yukarıdaki kısa sözü Şakir'in cenaze törenindeki o muhteşem kitleden esinlenerek hatırlatıyorum
Değerli dostlar Mahatama Gandhi benzetmesi Şakir Elçi'nin babası Cemal Elçi için 1953 yılı Şubat ayı Vatan gazetesinde çıkan bir haberde yazılmıştı. İşte o haberin kupürü "Çewlik kitabından" alıntı olarak aktarıyorum.

"Hacı Cemal Elçi Bingöl'ün çok sevilen bir tipidir. Esaslı bir tahsili olmamakla beraber derin malûmat ve bilgisi vardır. Herkese iyilik yapmaktan hoşlanır. Kimsenin birbirbiriyle dargın durmasına tahammül edemez. Daima arabulucu bir rol oynar. Rençberdir. Hiç bir partiye kayıtlı değildir. Bingöl'de onu tanımayan yoktur."

**********

Şakir'in analığı Telli Hanım da öz annesi Mırcan Hanım gibi 1925 yılında yakınlarını kaybetmiştir. Cemal Elçi'nin ikinci eşi'nin babası Şeyh Said hareketinde Karlıova'da dönemin çeteleri, günümüzdeki korucuları tarafından şehid edilmiştir. Telli Hanım Arif Faris'in kızı olup, Arif Faris Şeyh Said hareketinin efsanevi komutanı Yado'nun dayı tarafıdır.

Arif Faris'in ailesi zazaca "Kêy Sıddık Hele Faris veya Sıddık Faris" günümüzdeki soyadları Ayçiçek olarak tanınırlar.Yakın dönem Kürd ulusal mücadelesinde'de Arif Faris'in ailesinden önemli kahramanlar çıkmıştır. Arif Faris'in torunu Mustafa Ayçicek "Mıçe" Çolig'de gerillaya çıkan ilk guruptandır. Çolig halkı bu efsaneyi hala anlatırlar. Ben Mustafa Ayçiçeği yakın dönem'in çağdaş "YADO" su olarak görüyorum. Mustafa Ayçiçek bölgede gerillacılık yaparken birçok insanı etkilemiştir. Bu değerli kahramanın da yaşam öyküsünü yakında yazacağım. Değerli okuyucularımdan özür dileyerek bu konuya açıklık getirdim. Şakir Elçi'nin yaşam öyküsünden diğer kesitleri yazmaya çalışacağım.

Şakir Elçi ve Sıvas Madımak otelinde yakılan 37 aydından Şair ve felsefeci Metin Altıok çok samimi iki dostturlar. Metin Altıok Şakir'in şehadeti öncesinde Bingöl Lisesi'ne felsefe öğretmeni olarak atanır. Bu iki dost aynı zamanda komşudurlar. Şakir'in eşi Sema Hanım ile Metin Altıok aynı okulda görevlidirler. Metin Altıok Şakir'in şehit olduğu gün Ankara'dan otobüsle Bingöl'e gelir. Metin Altıok, Şakir'in şehit edildiğini duyduğu andan itibaren eşi Nebahat Altıok'a bir mektup yollar. Bakın, mektuptan Şakir Elçi'le ilgili bölümden duygularını nasıl ifade ediyor.

"Nebahat sevgilim, Bingöl'e gelir gelmez aldığım kötü haberi; Şakir Elçi'yi kent alanında beş kurşunla vurmuşlar,ölmüş. Şiir düşkünü güzelim Kürd,iki çocuk babası herkesin meccani avukattı Şakir kardeş öldürülmüş. Sana anlatmışttım beni yemeğe davet etmiştti evine. Rakılar içip şiirden,Cigerxun'dan Nazım'dan söz etmiştik.Müthiş sarsıldım. Ne kadar üzüldüm bilemezsin."

Evet ! Metin Hoca'nın mektubunda Şakir Elçi'nin şehadetiyle ilgili yaşanan olaylarla ilgili çok ayrıntı veriyor. Ben sadece Metin Hoca'nın Şakir hakkındaki kısa düşücesiyle yetineceğim. Metin Hoca Çolige 1979 yılında atandı ama yaklaşık 10 yıl adetta Bingöle özdeşleşti. Metin Hoca'nın eşi Nebahat Altıok Özgür Politika Gazetesi 'nin Avrupa basımı eski genel yönetmeni Ferda Çetin'in ablası olup, köken olarak Elazığlıdır.

*****

Şakir Elçi hakkında benden önce Seyidxan Kurıj'ın zazaca yazdığı makale başta olmak üzere Metin Altıok ve DDKO savunmalarında yazılı kaynaklar bulunmaktadır. Şakir Elçi DDKO davası başta olmak üzere T-KDP (Dr. Şivan'ın partisi) davalarından dolayı 8 yıl ceza verilir, ama yaklaşık 2,5 yıl Diyarbakır zindanlarında kalır. 1974 yılındaki Ecevit genel affından faydalanıp çıkar. Şakir Elçi 1974 yılında Bingöl'e gelip, yerleşir. Avukatlık bürosunu açarken aynı yıl Mehmet Bektaş'ın kızı Sema ile evlenir. Şakir'in bu evliliğinden bir kız, bir erkek iki çocuğu olur. Eşi Sema Elçi, Şakir'in şehadetinden sonra öğretmenliği bırakıp, Almanya'ya yerleştmiştir.

Sema ve çocukları hala Avrupa'da yaşıyorlar. Şakir'in şehadetinden sonra çocukları Almanya'ya gelince, dedeleri Hacı Cemal Efendi iyi hatırlıyorum 80 yaşın üstündeydi, pasaport alıp torunlarını görmek istiyordu. Cemal Elçi'nin bir sözü vardı; "torunlarımı görüp, ondan sonra ölmek istiyorum." Söylediği hala belleğimde tazeliğini koruyor. Çolig tarihinin girdisini, çıktısını bilen halkın her konuda fikir danışıp, çözüm aradığı, davaların mahkemeler değil, Cemal Elçi'nin evinde karara bağlandığı adeta bir halk mahkemesi işlevini bilmeyen yoktur memleketimde. Çolig halkı onun bu güveninden dolayı yakıştırdığı zazaca bir söz vardır. "Wekil mın tu Hec Cemal" (ikimizin de vekili H.Cemal) deyimi onun halk arasında ne kadar güvenilir olduğunun bir nişanesidir. Cemal Elçi için heyy.... gidi dünya demeden kendimi alamıyorum. O yaşlı çınar ağacı tevekkül içinde torunlarını görmeden bu dünyadan göçüp,gitti

Şakir Elçi'nin şehadettinde 82 yaşında olan babası çok bakımlı ve sağlığı yerindeydi. Şakir'in ölümü onu çok sarsmıştı. Çolig'in bir dönem tercümanı, avukatı, memuru kısaca akil adamı olan H.Cemal'in yüreği Şakir'in şehadetini kaldıramıyordu. Şakir o yüreğe çok ağır geldi. Şakir'in şehadetinden 2,5 yıl sonra 10 Ekim 1982'de vefat etti. Cemal Elçi'nin vefatı çok trajik olduğu gibi kafalarda bazı soru işaretleri bırakıp, sırlarıyla beraber rahmete gitti. Bu konu hakkında kısaca olsa da fikirlerimi yazmak istiyorum.

Cemal Elçi Palu/Gülüşkür mevkinde Ferro Krom tesislerinde çalışan eniştesi eski Belediye reisi Faik Ertuğrul'un evine ziyarete gider. Sabah abdest alıyorum diye, evden çıkan Cemal Elçi fabrikaya yakın olan Murad nehrine doğru gider. Eve dönmeyince ailesi aramaya çıkarlar, nehire doğru gidip bakınca, abdest almak için gömleğinin kollarını yukarı doğru çekmiş ve suyun içinde ölü vaziyete bulurlar.

******

Cemal Elçi'nin 1982'de ölü bulunduğu noktada 57 yıl önce "1925 hareketinde" kendisinin de bildiği ve yakinen tanıdığı başka bir trajedi daha aynı noktada yaşanır. 1925 Şeyh Said hareketinde Türk askerleri Palu/Xeylan köyüne gidip, direnişçi Kürd kadını sayılan "Sare Erebun" 'u yakalayıp, Elazığ'a götürmek isterler. Sare'yi tutuklamalarının gerekçesi eşi ve kardeşinin Şeyh Said hareketinde dağda direniş göstermeleridir. Asker'in mantığı Sare'yi tutuklarsak eşi ve kardeşi gelip, teslim olurlar. Sare'yi esir alıp askerler kelepçeliyerek Murad nehrinin o azgın ilkbahar sularının yankılandığı güzergahtan Elazığ'a götürmek isterler. Sare, Züwer ve Tanzut köylerinin arasında bulunduğu noktada halk arasında "Arye Wus" Yusuf'un değirmeninin bulunduğu nokta'ya gelirler. Sare askerlerin dalgınlığından faydalanarak Murad Nehri'nin ilkbahardaki o azgın ve heybetli sularına kendini bırakır.

Sare'nin cesedi 30-40 km sürüklenerek suların çekilmesiyle beraber Gülüşkür mevkiinde aylar sonra bulunur. Sare'nin cesedi'nin bulunduğu yer Cemal Elçi'nin suda ölü vaziyete bulunduğu yerdir.. Evet ! Cemal Efendi sohbetlerinde Sare'nin fedakarlığından bahsederken, şehadet yerini de bilenlerdendi. Ayrıca, Sare'nin Mendo köyündeki ailesiyle de çok samimi dostlukları vardı. Acaba, insanın hatırına çok şey gelebilir. Cemal Elçi'yi Gülüşkür mevkine götüren duygular neydi, yine Cemal Elçi öldüğü yeri kendisimi tercih etti? Yada öldüğü yer tarihe bir mesajmıydı? Vicadani bir hesaplaşmamıydı, kimbilir ? Acaba aynı mevkide Sare Erebun'un soylu çıkışına şifreli bir hatırlatmamıydı, bilinmez.

Bu soruların muhatabı H.Cemal Elçi'nin Şeyh Said hareketinde Çolig'de yaşanan bazı olaylardan dolayı söylediği , "doğruları söylersem herkes birbirine düşman olur." sözünde saklıdır. H. Cemal Elçi bilinmiyen sırlarıyla gitti. Kim ne derse desin, olayların olduğu mevkide bu iki olay da Kürdler için trajedi olarak anılacaktır.

Sonuç olarak, Şakir Elçi'nin anısına, yaşamı, mücadelesi ve yaşadığı ortamı detaylarıyla anlatmaya çalıştım. Tabi bu anlatımlarımda Şakir'in ailesine de çok değindim ki daha iyi tanınsın.

Kürd mücadelesinde aktif yeralan Şakir Elçi'nin ruhu şad olsun, selamlarımla,
5 Ağustos 2009

zuexpayic.blogspot.com

5 Mart 2012

ŞEYH SAÎD HAREKETİNDE FEDAKAR BİR KADIN PORTRESİ " MIRRÎ'Lİ GOREXAN "





ŞEYH SAÎD HAREKETİNDE FEDAKAR BİR KADIN PORTRESİ ,

 

       " MIRRÎ'Lİ GOREXAN "



              GUEWDERE "MIRRÎ" BAHÇELÎ KÖYÜ



- Bu makalemde Çemê Murad'ın gelini olan Gorexan'ın yaşam öyküsünü anlatmaya çalışacağım. 


- Gorexan, Şeyh Said hareketinin debdebeli komutanlarından Yib Mehun'un eşidir. Aslen

  Çolig/Mırri köyünden olup, Key Xelun ailesindendir.

  ismi saygıyla anılan bir Kürd kadınıdır.

 

- Kürd toplumunda kadın, diyebiliriz ki tarih boyunca yaşamın birçok alanında aktif şekilde yer almıştır.

- Sanat, siyaset ve kültürle uğraşan, savaşa, sürgüne, idama giden, teslim olmaktansa kendini uçurumlardan

  atan, yaralıyken düşmanın değil, kendi veya arkadaşının silahından şehadete ulaşmayı tercih

  eden birçok örnekler vermek mümkündür.

- Kadınlar toplumun duygu ve düşüncelerini, anlayışını, kültür ve ahlak bilincini yansıtan 

  öznelerdir.

- Bir toplumu analiz etmedeki en önemli ölçütlerden biri de o toplumun kadınına bakmak ve o toplumun kadını ele almaktır.

- Ben de bu makalemde bir Kürd kadını olan Gorexan'ı anlatmaya çalışacağım.

- Gorexan' ın yaşam öyküsünde, bağrı yanık çilekeş, ve fedakar Kürd kadınının fotoğrafını

  göreceksiniz.

- Gorexan annenin şahsında Kürd kadınlarının eşini, çocuklarını, ailesini, kardeşlerini nasıl

  korduğunu, en zor

  dönemde vefasını  nasıl gösterdiğini gelecek kuşaklara aktarılması umuduyla sizlerle

  paylaşıyorum.


*****


- 1925 Şeyh Said hareketinde Xarpet cephesi dağılınca, kürd kuvvetleri Çolig'e doğru geri 

  çekilirler.

- Mendo ve çevresinde türk ordusuyla yaşanan o tarihi çatışmadan sonra Yib Mehun, Şeyh

  Hüsen, Hüs Wasmunu ve bağlı savaşçılar Çolig çevresine geri dönerek gerilla savaşı verirler.

- Türk devleti direniş gösteren kürd savaşçılarına karşı gerilla savaşında yetersiz kalınca, 

  günümüzde de uygulanan insani ve ahlaki olmayan kirli yöntemlerini devreye sokar.

- Bu yöntem, direnişçilerin savunmasız aile fertlerini, eş ve çocuklarını yakalayıp, taciz etmek, 

  toplum içinde küçük düşürmek, eziyet ve ızdırap çektirmektir.

- Yib Mehun'un eşi Gorexan da genç bir kürd annesi olarak eşinin direnişine layık olabilmek , 

  türk askerleri ve "çetê huqumat"ın (korucuların) baskılarından korunmak için beş çocuğunu da

  yanına alarak, Miri köyünü terkeder, dağlara sığınır.


*****


- Kürdler, tarih boyunca tek dostlarının dağlar olduğunu, çok iyi biliyorlar.

- Geçmişte bazen sınırlı destek almışlarsa da hep yarı yolda bırakılmışlardır ve arkadan

   hançerlendikleri için kimseye fazla güvenmezler.

- Tarihimize baktığımızda, güvenmemek ve inanmamak için bolca nedenimiz olduğunu görürüz.


- Gorexan aç, susuz ve yardımsız kaldı ama utanç duyacağı hiç bir şey yapmadı.

- İnsanı insan yapan erdemlerden biri de budur. Bugün çocukları ve torunlarına örnek kalan

  mirasta budur.

- Gorexan'ı ve çocuklarını evine alıp yardım etmenin bedeli türk devletince o dönemde köy 

  yakmadır, ölümdür, zulümdür, sürgündür, zindandır.

- Gorexan beş çocuğunu korumak amacıyla kışın ortasında Guewdere mıntıkasında Pakuni, 

  Soran, Miyalan,Tanzut ve çevredeki diğer yerleşim birimlerini gizliden dolaşır ve buralarda halka

  sığınmak ister.

- Kardeşin kardeşe, babanın evlada sahip çıkamadığı, her yanı ateş ve barutun sardığı o ortamda

  Gorexan  beş çocuğuyla hiçbir köy tarafından maalesef kabul edilmez.

- Çünkü !  başta Gorexan'ın köyü olmak üzere her yörede türeyen işbirlikçi çeteler (milisê 

  huqumat)  türk askerleriyle beraber halka kin ve nefret saçıyor, adeta kan kusturuyorlardı.

- Guewdere ahalisi Gorexan'a kışın o soğuğunda isteyipte sahip çıkamadağıiçin vicdan azabı 

  çekiyordu. Türk ordusu ve milisê huqumatın zulmü, vicdan azabı ve insanlıktan daha ağır

   basıyordu. İşte kürdlerin o dönem içinde bulunduğu ortam buydu.


*****


- Gorexan çaresizce hala 10 yaşını doldurmayan büyük oğlu ve daha kundakta altı aylık olan 

 bizlerin zazaca "gerguş" dediğimiz Elmas bebeği ve diğer üç çocuğuyla hiç kimsenin haberi

 olmadan akşam üstü Pakuni köyünden yönlerini 4,5 km uzaklıktaki Zuexpa'ya (Zoxpa), yani 

 benim köyüme doğru çevirirler.

- Pakuni köyüyle Zoxpa köyü arasında yer alan Gema Qic (Serbun), Dueş , Lewê Querciyer,

  Gema Pil, Mazmerg ve en son Begler şeklinde Kırdki/zazaki orjinal isimlerle anılan 

  güzergahlardan geçerler.

- Değerli okuyucular bu isimlerin türkçesi yok. Bu mıntıkaların isimleri zazaca olduğundan halk

  arasında da halen yazdığım gibi anılırlar.

- Begler mıntıkasında Gorexan ve çocukları o gece kar ve tipinin gazabına yakalanırlar.

- Köye tahminen bir kilometrelik bir mesafe kalınca Gorexan ve beş çocuğu çaresiz 

  kalırlar. Çocukların hepsi küçük oldukları için yardıma muhtaçtırlar ve bu nedenle donma

  tehlikesi yaşarlar.

- Gorexan kucağındaki 6 aylık ve kundakta olan Elmas bebeği donmaması için özenle korumaya

  almış, 10 yaşındaki oğlu dışında 4, 6 ve 8 yaşındaki diğer üç çocuğu artık adım atamaz hale

  gelirler.

- Zoxpa köyüne tahminen bir km.lik bir mesafe kalmıştır.

- Gorexan çaresizce önünde iki seçenek olduğunu görür.  Ya Elmas bebekle beraber hepsi

  donarak öleceklerdir ya da Elmas bebekten vazgeçerek diğer çocuklarını kurtaracaktır. 

- Amansız şartlar karşısında bu denli zorlu bir tercih yapmaya zorlanır.

- Bir anne için verilebilecek kararların en zoru  karar olsa gerek,

- Gorexan, analık içgüdüleri ve şefkatiyle savaş halindedir. 

 Kendi hesabıyla işin içinden en az zararla nasıl sıyrılacağını düşünmektedir. 

- Düşündüğü mal ziyanı değildir, evlatlarının yaşamıdır, telafisi imkansız acılara yol açacak evlat

   zaiyatıdır.

- Gorexan ikinci tercihi seçer, Zoxpa'ya bir an evvel yetişip felaketten az acıyla da olsa kurtulmak

   ister.


******


- Gorexan çaresizlik içinde yüreği dağlanırcasına kendisine eşinin yadigârı olan Elmas bebeği

  kundakta, çok sıkı ve özenle sarılmış bir şekilde o vahşi coğrafyanın karlarla kaplı ikliminin

  insafına bırakır.

- Gorexan yönünü tam da Çeme Murad'ın  karşı tarafında bulunan kutsal Ko-Spi'ye ve eteğindeki

  Şeyh Şerif'in babası Şeyh Mustafa'nın türbesine çevirir.

- Gorexan dua ederek; "Ey Şeyh Mustafa Efendi Kelaxsi ve Ko Spi! Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali 

 Septi Palu'ya geldiğinde Osmanlı'nın beyleri onları kabul etmedi, sizler onları o kutsal coğrafyada

 misafir edip, korumadınızmı? Aynı himmeti bize de gösterin, duanız ve kutsal himayeniz benim ve

 çocuklarımın üzerine de olsun" diyerek acıyla yakarır.

 

- Gorexan aynı şekilde Şeyh Said Efendi'nin dedesinin türbesine yönünü çevirerek "Ya Şeyh Ali

  Pali" diye feryad ederek aynı dilekte bulunur. 

- Ve en son.. başını göğe çevrir, her iki elini kaldırarak; "Ya Rabbim, beni ve çocuklarımı, türk

  ordusundan ve onların yerel işbirlikçi çetelerinin zulümünden kurtar.

- Adeta sitem edercesine; "Allahım görmüyormusun? Kendi toprağımızda dahi bize rahatlık yok"

  der.


******


- Gorexan, yükü az da olsa hafiflemiş bir şekilde, ayakta hala durabilen on yaşındaki çocuğunun

  diğer çocuklarına yardımıyla hep birlikte zar-zor Zoxpa köyüne ulaşmayı başarırlar.

-  Köyün hemen girişinde Ali Dayı (Eli Eyş)in evine dayanırlar.

- Ali Dayı, Gorexan'ı çocuklarıyla görünce içi daralır ve gözleri yaşarır. 

- Bedeli ölüm de olsa Yib Mehun gibi yiğit bir insanın çocuklarına sahip çıkmak benim için 

  bir namus borcudur, der ?

- Gorexan içerir girer girmez Ali Dayı'ya; Elmas bebeği yolda çaresizce karın üzerine bırakıp,

  ancak kendilerini kurtarabildiklerini anlatır.

- Ali Dayı hemen harekete geçer, yarım saat sonra yol güzergahının hemen üzerine, 

  vahşi koşulların insafına bırakılan Elmas bebeğe ulaşır.

- Elmas bebeğin suratı kızarmış ve donma tehlikesi geçirmiş olmasına rağmen hala nefes alıp

  verdiğini Ali Dayı hisseder.

- Elmas bebek köye ulaştırılır ama ilerki günlerde nazik bedeninin verdiği tepkilerden zatürreye

  yakalandığı anlaşılır.

- Gorexan'ın çocuklarıyla yaşadığı çile zaten onulmazdır, yatacağı bir yatağı, saklanacağı bir evi

   yoktur.

-  Elmas bebeğe o günkü şartlarda ilaç tedavisi yada ve tıbbi müdahele mümkün degildir. 

- Elmas bebek o gece soğuğuna maruz kaldığı vahşi iklimin gazabından kurtulmaz ve altı ay sonra

  ölür.


- Elmas, doğan her bebek gibi günahsızdır, bir melek kadar da masumdur.


*****


- Gorexan, Zoxpa köyünde uzun süre kalır. Eli Dayı gibi fedakar ve yürekli insanlar Yib 

 Mehun'dan yadigâr kalan çocuklarına sahip çıkarlar.

- Bu olay memleketimde hala anlatılır, durulur. Eli Eyş'de saygıyla anılır.

- Yib Mehun'un en küçük oğlu Hıdır amca hala hayattadır.

- Çolig'de bir araya geldiğimizde bana ilk sözü hep şuydu; "Sen benim küçük xalomsun, dayım

  sayılırsın.."

 

- Hıdır Amca devamla; "Ben Zoxpalıları her gördüğümde hem duygulanır hem de gururlanırım. 

- Eg este mı eye Yib Mehunse, gueşt miz eye Zoxpayıcuno.

 

" (türkçesi; eğer benim kemiğim babam Yib Mehuna aitse, etim de Zoxpalılarındır)

 

- Ben de ona olan sevgi ve saygımdan dolayı espriyle derdim ki; "Ape Hıdır, biz 

 emanetimize sonuna kadar bağlı olduğumuzu bilenlerdeniz. 

- Sen bize, Yib Mehun'dan kalan bir yadigarsın."

- Hıdır Amca bu yaşananları anlatırken içerlenir, biraz da tarihin derinliklerine dalarak yaşadığı

  duyguları kendinden geçercesine usulca anlatırdı.


Son söz olarak :


-  Mırri'li Gorexan  bir kürd dilberi olmanın yanında, tam bir kürd fizyonomisine sahip, 

  simasından yiğitlerin cesareti okunan bir Kürd kadını olduğunu yaşamıyla ispat etmiştir.

- Kürd toplumunda fedakar, direngen ve çilekeş kadın tipinin temsilcisi sayılan Gorexan gibi 

  tarihe mal olmuş kadınlarımızın ruhları şad olsun,


Selam ve saygılarımla.


Orhan Zuexpayıj
 

4 Mart 2012

ZIKTÊ AŞİRETİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMAM


"QAM XWÊ ÎNKAR BIKÊRO VELED-Î ZINAWO"
     (Aslını inkar eden haramzadedir)

      Kırdki/Atasözü


- 03 .03.2012 akşamı gece geç saatlerde Zıkêli bir hemşehrim Valerli Hacı Sadık Bey üzerine yazdığım yazıya bir yorum astı.
- Ziktêli hemşerim BBP Çolig'de merkez ilçe, il başkanlığı ve en son partinin MKYK üyeliğine seçilmiş, halen bu görevini yürüten Tahsin Bayram'dır.
- Tahsin Bayram'la yaklaşık iki saat yazıştık. Soru ve cevap şeklindeki bu yazışmalarımız tüylerimi diken diken etti.
- Doğrusu bu düşüncelerinden bir Çoligli olarak hicap duydum.
- Bu yazışmalardan önemli olan paragrafları olduğu gibi size aktaracağım. Yazışmaları okurken Çoligliler ve başta da Zikteliler olmak üzere ibret alınması gereken ifadelerle kaşılaşacaksınız.
- Çolig'den 14 yıl önce ayrıldığım ve halen Almanya'da sürgünde yaşadığım için Tahsin Bayram'ı önce tanıyamadım.
- İnternet arama programlarından Tahsin Bayram'ın kişi bilgilerinin izini takip edince çok genç bir arkadaş olduğunu gördüm.
- Tahsin Bayram adlı hemşerimin halen facebookta asılı olan ve bana atfen kullandığı o saldırgan ve çirkef  ilk ifadeleri şöyledir, yazdıklarına hiç dokunmadan olduğu gibi aktarıyorum;

- Tahsin Bayram ?
(sen kimsin lan muhsin yazıcıoğlu ve bbp ye dil uzatiyorsun....

- Tahsin Bayram ?
ARKADAŞLAR BU YAZAR BOZUNTUSUNA YORUMLARİNİZİ BEKLİYORUM)

*****

- Gelelim Tahsin Bayram'ı bu ifadelere zorlayan nedenlere.
- Malumunuz Çolig ve çevresinde tarihe mal olmuş Kürd şehitlerinin yaşam öyküleriyle ilgili uzun süredir çalışmalarım vardır.
- Bu çalışmalarımın içinde Zıkte aşiretine mensup, çok değerli tarihi şahsiyetlerin yaşam öykülerini de yazdım.
- Bu şahsiyetler arasında;
   *Valerli Hacı Sadık Bey,
   * Modanlı Feqi Hesen,
   * Gırnoslu Selim Ağa "Hacı Kolos"
   * Vazenanlı Emer Ağa "Em Heyd" ilk akla gelenlerdir.

Zıkteli bu yiğit ve şehadet şerbetini içen insanların hayat hikayelerini anlatırken sürekli vurgu yaptığım ve eleştirdiğim bir husus vardır;
- Zıkte/Modan kökenli halen Dareheni Belediye reisi olan Abdurrahim Arınç, ilçede yapılan bir parka "Muhsin Yazıcıoğlu Parkı" ismini vermiştir.
- Ben de köken olarak Modan'lı olan ve merhum kürd şehidi Feqi Hesen'in köylüsü ve akrabası olan bu zata, haklı olaraktan neden Feqi Hesen'in değil, neden Hacı Sadık Bey'in değil, neden rahmetli Hamit Asutay Hoca'nın değil de Muhsin Yazıcıoğlu ismini taktın diyerek yazılarıma konu etmiş ve sormuşumdur.
- Haklı olarak sorularıma cevap beklerdim. Meğerse bazı kişiler Dareheni'nin kürt geçmişinin öne çıkarılmasından rahatsız olmaktaymış. Bu kişilerden biri de Tahsin Bayram'dır.
- Anlaşılan Tahsin Bayram'ın bam telinede basmışım, terbiye dışı reaksiyonu bundandır.

*****

Şimdi gelelim, Tahsin Bayram'ın  Feqi Hesen'den tutun, Valerli Sadık Bey'e ve Şeyh Said'e kadar uzanan kürd şehidleri hakkındaki düşüncelerine ve bana yazdığı terbiyesizlik örneği düşüncelerine;
- Tahsin Bayrama sordum. Benimle yazıştığın bu düşüncele-
   rinde samimisin? Evet dedi.
- Ben de kendisine cevaben bu yazdıklarımızla ilgili bir yazı yazacağım, Çolig kamuoyu başta olmak üzere tüm Zıktê'liler bu bilgilerden haberdar olsun, dedim.
- Bana verdiği cevapta: Ben yazdıklarımın ve söylediklerimin her zaman arkasındayım, dedi.
- Değerli okuyuycular sanırım beni anlayışla karşılarsınız, kendisinden onay alarak bu yazıyı kaleme alıyorum. Eğer, yazıyı Tahsin Bayram'a sormadan kaleme alsaydım ahlaki bir davranış olmazdı.

*****

TAHSİN BAYRAMLA ARAMIZDAKİ YAZIŞMALARDAN KESİTLER

Yazılanları imla hatalarına dokunmadan aktarıyorum:

T.B.
- siz hangi haklan böyle bir yazı yazarsınız
- bak orhan kim hakkında ne yazdığna dikkat et muhsin yazıcığlu vee zikte genlerine dil uzatmayin

O.K.
- Tahsin çok ukala birisin, ne biçim konuşuyorsun. Benim yazdıklarım yaşanan olaylardır.
- Sen Valerli Sadık Beyin neyi oluyorsun, torunu değilsin oğlu değilsin, senin hakkında da anlaşılan bir yazı yazacağım. Senin kim olduğunu öğrenirim ondan sonra yorum yazacağım.

T.B.
- ben kendimi tanıtayim önce saygili ol
- adım tahsin bayram
- bbp mkyk üyesiyim
- ziktiliyim
- bak sen orda muhsin yazıcığlu ve ziktenin genlerine saldırmışsin
- diğerleri beni ilgilendirmiyor
- muhsin yazıcığlu benim ebedi siyasi liderimdir
- kim olursan ol.

O.K. ;
- Tahsin sen Kürd değilmisin?

T.B.
- Ben Kürd degil, zazayım.

O.K.
- Sen zazalar üzerine bir makale yazmşsan, ben seni zaza olarak kabul edeyim.
- Benim zazaca şiirlerim ve onlarca makalem vardır
- Sen zaza da olamazsın.

T.B. -
- olabilir ben ırk özerine ayrım ve siyasetde yapmiyorum

O.K. -
- MHP lilik ülkücülük tutmadi, simdi de zazacılık yapıyorsun hadi gec oradan

T.B. -
- ziktenin kahramanlari
- kazım ataoğludur tahsin bayramdır
- ringodur cemildir ,hadindir.
- daha ismini sayamadiğim yüzlerce şehit korucularımızdır.

O.K.
- Ziktenin kahramanları ve şehitleri
    *Valerli Hacı Sadık Bey,
   * Modanlı Feqi Hesen,
   * Gırnoslu Selim Ağa "Haci Kolos"
   * Vazenanli Emer Aga "Em Heyd" gibi şahsiyetlerdir.

T.B.
- em heydo bir kahramandi.
- diğerleri ne kahraman nede haindi onlar iyi niyetli olabilir
- şeyh saidin ilmine saygım var
- ama yaptığını tavsip etmiyorum keşke yapmasaydi
- belki islamiyet için bir şey yapmak istedi yanındakiler hain olunca
- şunu söyliyeyim babam olsa bile devlete kaldırılan başı koparacaksin
- yanında bir kaç tane zikteli vardi.

O.K.
- Tahsin sen general Mustafa Muğlalı gibi düşünüyorsun.
- Oda diyor ? devletin bekası için babam da olsa asarım ve öldürürüm..
- Van'da 33 Kürd köylüsünü öldüren generalden senin farkın yok,
- Tahsin senin bu düşüncelerini yazacağım.

T.B.
- hele bir yazını yaz seni tanıyayım delikanlimisin değilmisin
- ona göre konuşuruz, gerekirse bir roportaj da yaparız.

O.K.
- 1925'te Türk askeri ziktede toplu katliam yapmış haberin varmı ? sen hala Türk ordusunu savunuyorsun.

T.B.
- ziktenin hiç bir köyünde toplu mezar yok
- benim ordum peygamber ocağı

O.K.
- Sen bilmezsin, ziktelilere git sor.

T.B.
sen muhsin yazıcıoğlunu ne kadar tanıyorsun

O.K.
- Muhsin mamakta yattığı dönemi biliyorum, ayrıca 7 tane üniversite ögrencisini öldüren Abdullah Çatlı gibi katillerin Haluk Kırcı gibi gangesterlerin arkadaşı olduğunu da biliyorum.
- İstersen bu yazımı Muhsin için yazayım
- Abdullah Çatlı sapığın biri, o yanındaki Gonca'yı tanıyorsun. Haluk Kırcı Mehmet Ağar'ın tetikçisidir.

T.B.
- kaç kere diyorum saygılı ol

O.K.
Senin bu kahramanların Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı ne yapmış ?

T.B.
- ne yapmış çatlı terör örgütü aselayı bitirmiş

***

Sonuç;

Tahsin Bayram'la yaklaşık iki saat kadar yazıştık. Yazışmalarımız zaman zaman sert bir seyir izledi. Ben ondan daha yumuşak davranarak, onun düşüncelerini tam anlamıyla öğrenmek istedim.
- Tahsin ısrarla sen nerede oturuyorsun, kimlerdensin şeklinde sorular sorarak kendini bir nevi istihbaratçı gibi göstermeye çalıştı.
- Ben de Çoliglilerin hepsi beni tanır, istersen sana telefonumu da adresimi de vereyim. Hatta istersen MSN'imi vereyim seninle kamerayla görüşelim dedim.
- Benim bu açık tavırlarım anlaşılan onu çok sıktı.
- En sonunda bana dedi ki; Şimdi biri bana senin kim olduğunu yazdı.

Yazan kişinin yazdıklarını size Tahsin'in facebook sayfasından  aktarayım;

"Hasan Karahan; Orhan Kaya
Keko Kaya'nın oğlu, Almanya'da yaşıyor. Çok iyi tanıyorum. Pkk'nın bölge sorumlusu Yıldırım Kaya'nın ağabeyi; Şimdi de Pkk'dan ayrılıp Sait Çürükkaya gurubunda Zaza'cılık Hezeyanı içinde..."

- Doğrudur, kim olduğumu doğru yazmış, yanlız ben kimsenin gurubuna bağlı olmadığım gibi zazacılık yapanlara da karşıyım.
- Zazacılık ve zazalar üzerinde Tavz sitesindeki tartışma proğramında yayınladığım düşüncelerimi öğrenebilirsin. Ayrıca bunun dışında Kurdistan Aktuel sitesinde zazaca ve zazacılık üzerine röportaj ve yazılarımı da takip edebilirsin.
-Zazacılığı şu anda Tahsin Bayram başta olmak üzere Çolig'in eski ülkücüleri ağırlıklı olarak yapmaktadırlar,

Selam ve saygılarımla,

Orhan Zuexpayıj






 Ilhami Sertkaya
Orhan bira, bana deseler bir garip durum için bir sosyoloji tezi hazırlayacagız bu dünyada bildiğin öyle bir garip konu var mı? Şüphesiz var derim ve Ziktê aşiretinin (elbette değerli insanları hariç) belirtirim. Konuyu da biraz analtırım. Kendi ejdadlarını kırıma ugratanlara sevdalı oldukalrını, buna ragmen ahlak, onur haysiyetten bahsettiklerini belirtirim. Artık kendi ejdadlarını kırıma ugratan orduya 'peygamber ordusu' demelerini, ve bir eejdadının duşmanının ismini parka vermelerini de eklerim. Belki o zaman Sosyolog tezini hazırlayanlar 'Bu gariplik değil, sosyal bir faciadır' diye vaz geçerler. Bu aşiretin bir kısım insanı toprağın suyun ahlakın, insanlığın, erdemliğin tersine uğratılmış sosyal bir haramzade faciadır. Çewliğin yüz karası, çewliğin soy düşmani keklikleridir. Zaten bu halkın kahraman onurlu çocuklarını para için katleden 'korucuları' açıkça destekeldiğini övünerek belirtiyor. Ringo'ya benim kadar kimse acimamıştı Bir kez onunla konuştum. Anlattım mhp yi devleti, onuru haysyieti. Siayeseten haberi olmayan zavallı biriydi. En son şunu dedi 'Ne yapayım dönemem, bu da benim ekmek param' Şaşıp kalmıştım. Evet 'ekmek'! O ekmek ki halkını kanında çıkıyordu. Eh, Ringo giti, sanki ona ekmek verenlerin umurundaydı.Bu zerzebut da o ekemekten zukumluyor. Hadise bu. Ama Onurdan ahlaktan namsutan bahsetmeleri, bu kanlı ekemgin üsütünü örten bir perdedir.Bu halk çok bedel ödedi, sığındıkları bu kirli perde, yaslandıkalrı bu haramzade alçaklık ve bu soytarı saçmalıkları, artık insnalık kaldırmaz.Enin ol bunu Ataoğlu Kazim'larda artık biliyorlar. Biliyorlar da, artık son çare AKP dir onalr için. MHP giti, Türkçülük. mürkcülük hikayeleri giti, 'kominiz' masalalrı giti Bunlar da dikak et döner dolap devletin yağlı yanına sırtlarını verip dolanırlar. Bir Af edin Rus, Yunan, Alman, Türk fahişesi, kendi aandilleri, kimlikleri inkar edilip yasaklasar, yasaklayana, ,nkar edene kariı kıyamet koparırılar. İşte bunlar, bu fahiieler akdar bile değiller. Ahlak mi, Onur mu; şeref mi, namus mu diyorlar, Has tir' Namus ahlak şeref onur dildir, kimliktir, edebiyattir.Bunlara tecavüz edeni savun sonra da ahlaktan, namsutan bahset! İşte kafadan fahişeleştirilmişlik budur. Zerzebut zavallı, kendi gerçeklerine tecavüz eden bir mantık sahibinin ismini asıyor, taşıyorsa, bunun anlamını belirtmek isterdim. Tarih belirtecek! Katiamlarından, yaptıkları vicdansılıklarından yorgun düşmüş mantiğın sahibi TC devleti kendinden bıkmışken, çare arar duruma düşmüşken, bu zavalı zerzebutlar dünya'da bihaber olarak maaşlarıyla ilgilidirler. Dün, Ringo'ya acımıştım, bugün Ringo artıklarına acımam.Bu halka da yazık! Bu halk her kese acıyor da kimse bu ahlka acımıyor!


  • Orhan Kaya
    10 saat önce
    Orhan Kaya
    • ZIKTÊ AŞİRETİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMAM

      "QAM XWÊ ÎNKAR BIKÊRO VELED-Î ZINAWO"
      (Aslını inkar eden haramzadedir)

      Kırdki/Atasözü


      - 03 .03.2012 akşamı gece geç saatlerde Zıkêli bir hemşehrim Valerli Hacı Sadık Bey üzerine yazdığım yazıya bir yorum astı.
      - Ziktêli hemşerim BBP Çolig'de merkez ilçe, il başkanlığı ve en son partinin MKYK üyeliğine seçilmiş, halen bu görevini yürüten Tahsin Bayram'dır.
      - Tahsin Bayram'la yaklaşık iki saat yazıştık. Soru ve cevap şeklindeki bu yazışmalarımız tüylerimi diken diken etti.
      - Doğrusu bu düşüncelerinden bir Çoligli olarak hicap duydum.
      - Bu yazışmalardan önemli olan paragrafları olduğu gibi size aktaracağım. Yazışmaları okurken Çoligliler ve başta da Zikteliler olmak üzere ibret alınması gereken ifadelerle kaşılaşacaksınız.
      - Çolig'den 14 yıl önce ayrıldığım ve halen Almanya'da sürgünde yaşadığım için Tahsin Bayram'ı önce tanıyamadım.
      - İnternet arama programlarından Tahsin Bayram'ın kişi bilgilerinin izini takip edince çok genç bir arkadaş olduğunu gördüm.
      - Tahsin Bayram adlı hemşerimin halen facebookta asılı olan ve bana atfen kullandığı o saldırgan ve çirkef ilk ifadeleri şöyledir, yazdıklarına hiç dokunmadan olduğu gibi aktarıyorum;

      - Tahsin Bayram ?
      (sen kimsin lan muhsin yazıcıoğlu ve bbp ye dil uzatiyorsun....

      - Tahsin Bayram ?
      ARKADAŞLAR BU YAZAR BOZUNTUSUNA YORUMLARİNİZİ BEKLİYORUM)

      *****

      - Gelelim Tahsin Bayram'ı bu ifadelere zorlayan nedenlere.
      - Malumunuz Çolig ve çevresinde tarihe mal olmuş Kürd şehitlerinin yaşam öyküleriyle ilgili uzun süredir çalışmalarım vardır.
      - Bu çalışmalarımın içinde Zıkte aşiretine mensup, çok değerli tarihi şahsiyetlerin yaşam öykülerini de yazdım.
      - Bu şahsiyetler arasında;
      *Valerli Hacı Sadık Bey,
      * Modanlı Feqi Hesen,
      * Gırnoslu Selim Ağa "Hacı Kolos"
      * Vazenanlı Emer Ağa "Em Heyd" ilk akla gelenlerdir.

      Zıkteli bu yiğit ve şehadet şerbetini içen insanların hayat hikayelerini anlatırken sürekli vurgu yaptığım ve eleştirdiğim bir husus vardır;
      - Zıkte/Modan kökenli halen Dareheni Belediye reisi olan Abdurrahim Arınç, ilçede yapılan bir parka "Muhsin Yazıcıoğlu Parkı" ismini vermiştir.
      - Ben de köken olarak Modan'lı olan ve merhum kürd şehidi Feqi Hesen'in köylüsü ve akrabası olan bu zata, haklı olaraktan neden Feqi Hesen'in değil, neden Hacı Sadık Bey'in değil, neden rahmetli Hamit Asutay Hoca'nın değil de Muhsin Yazıcıoğlu ismini taktın diyerek yazılarıma konu etmiş ve sormuşumdur.
      - Haklı olarak sorularıma cevap beklerdim. Meğerse bazı kişiler Dareheni'nin kürt geçmişinin öne çıkarılmasından rahatsız olmaktaymış. Bu kişilerden biri de Tahsin Bayram'dır.
      - Anlaşılan Tahsin Bayram'ın bam telinede basmışım, terbiye dışı reaksiyonu bundandır.

      *****

      Şimdi gelelim, Tahsin Bayram'ın Feqi Hesen'den tutun, Valerli Sadık Bey'e ve Şeyh Said'e kadar uzanan kürd şehidleri hakkındaki düşüncelerine ve bana yazdığı terbiyesizlik örneği düşüncelerine;
      - Tahsin Bayrama sordum. Benimle yazıştığın bu düşüncele-
      rinde samimisin? Evet dedi.
      - Ben de kendisine cevaben bu yazdıklarımızla ilgili bir yazı yazacağım, Çolig kamuoyu başta olmak üzere tüm Zıktê'liler bu bilgilerden haberdar olsun, dedim.
      - Bana verdiği cevapta: Ben yazdıklarımın ve söylediklerimin her zaman arkasındayım, dedi.
      - Değerli okuyuycular sanırım beni anlayışla karşılarsınız, kendisinden onay alarak bu yazıyı kaleme alıyorum. Eğer, yazıyı Tahsin Bayram'a sormadan kaleme alsaydım ahlaki bir davranış olmazdı.

      *****

      TAHSİN BAYRAMLA ARAMIZDAKİ YAZIŞMALARDAN KESİTLER

      Yazılanları imla hatalarına dokunmadan aktarıyorum:

      T.B.
      - siz hangi haklan böyle bir yazı yazarsınız
      - bak orhan kim hakkında ne yazdığna dikkat et muhsin yazıcığlu vee zikte genlerine dil uzatmayin

      O.K.
      - Tahsin çok ukala birisin, ne biçim konuşuyorsun. Benim yazdıklarım yaşanan olaylardır.
      - Sen Valerli Sadık Beyin neyi oluyorsun, torunu değilsin oğlu değilsin, senin hakkında da anlaşılan bir yazı yazacağım. Senin kim olduğunu öğrenirim ondan sonra yorum yazacağım.

      T.B.
      - ben kendimi tanıtayim önce saygili ol
      - adım tahsin bayram
      - bbp mkyk üyesiyim
      - ziktiliyim
      - bak sen orda muhsin yazıcığlu ve ziktenin genlerine saldırmışsin
      - diğerleri beni ilgilendirmiyor
      - muhsin yazıcığlu benim ebedi siyasi liderimdir
      - kim olursan ol.

      O.K. ;
      - Tahsin sen Kürd değilmisin?

      T.B.
      - Ben Kürd degil, zazayım.

      O.K.
      - Sen zazalar üzerine bir makale yazmşsan, ben seni zaza olarak kabul edeyim.
      - Benim zazaca şiirlerim ve onlarca makalem vardır
      - Sen zaza da olamazsın.

      T.B. -
      - olabilir ben ırk özerine ayrım ve siyasetde yapmiyorum

      O.K. -
      - MHP lilik ülkücülük tutmadi, simdi de zazacılık yapıyorsun hadi gec oradan

      T.B. -
      - ziktenin kahramanlari
      - kazım ataoğludur tahsin bayramdır
      - ringodur cemildir ,hadindir.
      - daha ismini sayamadiğim yüzlerce şehit korucularımızdır.

      O.K.
      - Ziktenin kahramanları ve şehitleri
      *Valerli Hacı Sadık Bey,
      * Modanlı Feqi Hesen,
      * Gırnoslu Selim Ağa "Haci Kolos"
      * Vazenanli Emer Aga "Em Heyd" gibi şahsiyetlerdir.

      T.B.
      - em heydo bir kahramandi.
      - diğerleri ne kahraman nede haindi onlar iyi niyetli olabilir
      - şeyh saidin ilmine saygım var
      - ama yaptığını tavsip etmiyorum keşke yapmasaydi
      - belki islamiyet için bir şey yapmak istedi yanındakiler hain olunca
      - şunu söyliyeyim babam olsa bile devlete kaldırılan başı koparacaksin
      - yanında bir kaç tane zikteli vardi.

      O.K.
      - Tahsin sen general Mustafa Muğlalı gibi düşünüyorsun.
      - Oda diyor ? devletin bekası için babam da olsa asarım ve öldürürüm..
      - Van'da 33 Kürd köylüsünü öldüren generalden senin farkın yok,
      - Tahsin senin bu düşüncelerini yazacağım.

      T.B.
      - hele bir yazını yaz seni tanıyayım delikanlimisin değilmisin
      - ona göre konuşuruz, gerekirse bir roportaj da yaparız.

      O.K.
      - 1925'te Türk askeri ziktede toplu katliam yapmış haberin varmı ? sen hala Türk ordusunu savunuyorsun.

      T.B.
      - ziktenin hiç bir köyünde toplu mezar yok
      - benim ordum peygamber ocağı

      O.K.
      - Sen bilmezsin, ziktelilere git sor.

      T.B.
      sen muhsin yazıcıoğlunu ne kadar tanıyorsun

      O.K.
      - Muhsin mamakta yattığı dönemi biliyorum, ayrıca 7 tane üniversite ögrencisini öldüren Abdullah Çatlı gibi katillerin Haluk Kırcı gibi gangesterlerin arkadaşı olduğunu da biliyorum.
      - İstersen bu yazımı Muhsin için yazayım
      - Abdullah Çatlı sapığın biri, o yanındaki Gonca'yı tanıyorsun. Haluk Kırcı Mehmet Ağar'ın tetikçisidir.

      T.B.
      - kaç kere diyorum saygılı ol

      O.K.
      Senin bu kahramanların Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı ne yapmış ?

      T.B.
      - ne yapmış çatlı terör örgütü aselayı bitirmiş

      ***

      Sonuç;

      Tahsin Bayram'la yaklaşık iki saat kadar yazıştık. Yazışmalarımız zaman zaman sert bir seyir izledi. Ben ondan daha yumuşak davranarak, onun düşüncelerini tam anlamıyla öğrenmek istedim.
      - Tahsin ısrarla sen nerede oturuyorsun, kimlerdensin şeklinde sorular sorarak kendini bir nevi istihbaratçı gibi göstermeye çalıştı.
      - Ben de Çoliglilerin hepsi beni tanır, istersen sana telefonumu da adresimi de vereyim. Hatta istersen MSN'imi vereyim seninle kamerayla görüşelim dedim.
      - Benim bu açık tavırlarım anlaşılan onu çok sıktı.
      - En sonunda bana dedi ki; Şimdi biri bana senin kim olduğunu yazdı.

      Yazan kişinin yazdıklarını size Tahsin'in facebook sayfasından aktarayım;

      "Hasan Karahan; Orhan Kaya
      Keko Kaya'nın oğlu, Almanya'da yaşıyor. Çok iyi tanıyorum. Pkk'nın bölge sorumlusu Yıldırım Kaya'nın ağabeyi; Şimdi de Pkk'dan ayrılıp Sait Çürükkaya gurubunda Zaza'cılık Hezeyanı içinde..."

      - Doğrudur, kim olduğumu doğru yazmış, yanlız ben kimsenin gurubuna bağlı olmadığım gibi zazacılık yapanlara da karşıyım.
      - Zazacılık ve zazalar üzerinde Tavz sitesindeki tartışma proğramında yayınladığım düşüncelerimi öğrenebilirsin. Ayrıca bunun dışında Kurdistan Aktuel sitesinde zazaca ve zazacılık üzerine röportaj ve yazılarımı da takip edebilirsin.
      -Zazacılığı şu anda Tahsin Bayram başta olmak üzere Çolig'in eski ülkücüleri ağırlıklı olarak yapmaktadırlar,

      Selam ve saygılarımla,

      Orhan Zuexpayıj

  • Orhan Kaya
    10 saat önce
    Orhan Kaya
    • Siwerekli Hasan hoca merhaba,
      asagidaki ifadeler seni gösteriyor.

      "Hasan Karahan; Orhan Kaya
      Keko Kaya'nın oğlu, Almanya'da yaşıyor. Çok iyi tanıyorum. Pkk'nın bölge sorumlusu Yıldırım Kaya'nın ağabeyi; Şimdi de Pkk'dan ayrılıp Sait Çürükkaya gurubunda Zaza'cılık Hezeyanı içinde..."
  • Hasan Karahan
    8 saat önce
    Hasan Karahan
    • Merhaba Orhan bey. Evet ben yazdım. Kişiler arasındaki yazışmaları büyük bir marifet ve erkeklikle(!) yayınladın. Ağzından düşürmediğin o dürüstlük ve etik ahlaka nasıl sığdırdın bilmiyorum ama yayınlamayı istediğin bir şey varsa söyle yazayım...!!!
  • Hasan Karahan
    7 saat önce
    Hasan Karahan
    • Siz benim tellerime hangi makamdan vuruyorsanız; Ben o makamdan çalıp söylerim. SIKINTI YOK...!!! Ama mertçe.. Mutlaka bilip duymuşsun, Ben; Dürüstlüğün timsalıyım. Yamukluk hayat felsefemde yoktur, Eğer böyle bir niyetin varsa lütfen beni rahatsız etme. Polemiğe de girmek istemiyorum. Yanlış anlmayasın diye cevap yazdım. Yoksa ben bunları çoktan aşmış biriyim...
      Selam ve sevgiler, Ailece Allah'a emanet olunuz.
  • Orhan Kaya
    7 saat önce
    Orhan Kaya
    • Merhaba Hasan hoca , Colig'de oturup, Awrupada benim hakkimda fetva vermene dogrusu cok üzüldüm. Ben düsüncelerimi cok acik ve net ifade eden biriyim.Kimsenin ne gurubundayim,nede zazacilik yapan biriyim. Benim zazacilik ve zazalar üzerine birkac makalem ve röportajimda vardir. Bu konuda fikrimde nettir. Dürüstlük ve ahlakida baskasindan ögrenecekte degilim. Tahsin Bayram denilen ukala ve edep yoksunu birinin bana karsi kullandigi kelimeleri,kendisinede söyledim yazacagimi, Bu tip insanlari Colig halkinin bilmesinde de fayda vardir. Kaldiki seninle Coligde de bir diyalogum olmadigini cok iyi biliyorsun.Seninle polemige girme geregi bile duymuyorum. Senin dürüstlügün timsali veya mert olup,olmadigini senin söylemlerinle olmaz.Onu Colig kamuoyu karar verir. Cok iyi biliyorsun seninle ne siyasi nede düsünsel temelde ortak yanimiz yoktur. Benim sana yazmamdaki nedenide sen cok iyi biliyorsun. Benim hakkimdaki yorumundan dolayidir.Yoksa senin savundugun düsünceler basta olmak üzere Coligdeki dava arkadaslarin Tahsin Bayram,Abdurrahim Aric gibi kisiler hakkinda benim fikirlerim nettir. Onlar hakkinda yazdigim yazilari kürd internet sitelerinde de yayinladim. Ayrica Abdurrahim Aric'in köyü olan Modan internet sayfasinda da bu yazim hala asilidir. Sikintiin olmasin ben eger dersem senin hakkinda yazacagim,mertce söylerim. Abdurrahim Aric ile Tahsin Bayram'la aramizda yazismalarimiz ve konusmalarimiz oldu. Onlarin o seviyesizligi ve sokak dilini kullandiklari icin yazdim. Abdurrahim hemde 4,5 defa özür dileyerek yazmamam yönünde israr etti. Babam hakkinda kullandigi kelimeler yutulan cinsten olmadigi icin yazdim. Yazismalarin tümü bende kayitlidir.Sanirim beni anlamisindir.selam ve sevgilerimle, Orhan Zuexpayic
  • Hasan Karahan
    5 saat önce
    Hasan Karahan
    • Orhan bey, Ben o cümleyi boş bulunduğum bir anda yazdım. Facede öylesine yazdığımız rutin yazılardan biriydi. Seni ispiyonlamak, bir yerlere hedef göstermek gibi bir niyetim yoktu.Ve unuttum gitti. Ta ki sen yayınlayana kadar,zaten yayınlamasaydın o gece kaybolup giderdi. Yayınlayınca hata ettiğimi anladım. Korkup çekindiğimden falan değil, tüm samimiyetimle,( yapığım hatadan dolayı)senden özür diliyorum. Yazılarını uzun bir süreden beri takip edip istifade ediyorum. Söz konusu şahıslardan A.Ariç'i tanımam. Tahsin Bayram ile de M.Yazıcıoğlu ile ilgili yazdığı yazılara yaptığım eleştiri nedeniyle facede arkadaş olduk. Evet ülkücü dünya görüşünü benimsiyorum ama sayfama bakarsan fikriyatınızın aleyhinde tek bir şey bulamazsınız.Ben kavgamın yönünü okyanus ötesi ve temsilcisi iktidara çevirmişim.Ortak ailemiz bile seni tanıdığımı bilmez. Sana küstüğüm için yazılarını artık takip etmiyorum. Yalakalık filan yaptığımı sanma ama seni seviyor ve beğeniyorum. Hakınnı helal et. İstersen face arkadaşı olabiliriz. Selam ve dua ile...