Kûy a Spî

29 Nisan 2012

"FARQÎN'Lİ ŞÊX FAXRİ BUKARKÎ'NİN YAŞAM ÖYKÜSÜ"




FARQÎN'Lİ ŞÊX FAXRİ BUKARKÎ'NİN YAŞAM ÖYKÜSÜ



Şêx Faxrî Bukarkî

(1899 Qamîşlo/Diyarbekir- 1933 Geliyê Godernê/Diyarbekir)



                          (ARAŞTIRMA VE İNCELEME)

                   ŞÊX SAÎD HAREKETİNDEN BİR PORTRE


         "FARQÎN'Lİ ŞÊX FAXRİ BUKARKÎ'NİN YAŞAM ÖYKÜSÜ" 







- Kürd halkı tarihi boyunca kültürünü sözle icra etmiş, söze ve sese yaslamış sırtını. Uzaklara seslerini sarıp tarihin kararmış sayfalarına, öylece göndermiş...
-Tarihlerini yazılı aktarma olanağı bulamamışlar. Bundan dolayı kültürünü sonraki kuşaklara aktarmak işini de sözler ve anlatıcılar "dengbejler" üstlenmiş.
Araştırmamız boyunca fark ettik ki, yazılı kültürler arasında bir korku var. İki yüz yıl önce Bağdat Valisi’nin, yazı ve edebiyatla haşır neşir olan Kürtleri yakalama emri çıkardığı ve ele geçirilenlerin derisini yüzdürüp özel çerçevelere gerdirdiği biliniyor. (Mehmet Uzun / Kürd romancı)









- Şex Faxri'nin öyküsünü okuduğunuzda anavatanı Kurdistan'ın özgürlüğü için vermiş olduğu mücadelenin ayrıntılarında
* 1925 hareketi başladığında aktif yer alma,
* Bin xete sürgüne gidiş,
* Xoybunun kurulması, Xoybun falaiyetlerini ülkeye taşıması,
* Karargah kurması, silahlı mücadele verilmesi ve şehadetinin tüm ayrıntıları yaşamının özetidir.
- Ayrıca, Şex Faxri Bukarki sürgünde iken mücadeleci kişiliği, öngörüsü, mertlik ve yiğitliğinden etkilenen gayri-müslim bir kız olan Maria'nın ona aşık olması yaşam öyküsünün renkli bir sahnesidir.

- Şex Faxri Bukarki, Kurdistan mücadelesi ile aşkı arasında yüreğini ve aklını dinlemesini bilen biriydi.

- Şex Faxri'nin Maria ile olan aşk hikayesinde ülkenin özgürlüğüyle bir araya gelmeyen fotoğrafını göreceksiniz.

- Efsane kürd direniçcisi Şex Fahri Bukarki üzerine yakın döneme kadar kürd tarihçi ve araştırmacılar fazla birşey yazmadılar.
- Ama kürd dengbejlerimiz Şex Faxri üzerine bugüne kadar beş klam bestelemişlerdir. Başta Kanireş/Baxçe köyünden Sıddıqe Boze "Bave Behçet" ve "Xelya Heci" stranlarında efsane direnişçi Şex Faxri Bukarki için çok ayrıntılı, aşk ve yaşamı dışında tarihi, sosyal ve coğrafi bilgiler aktarmaktadır.
- Sıdıqe Boze, stranlarında Kürdistan mücadelesinin efsane kahramanlarını çok güzel dile getirmiştir. Kürd aydın araştırmacılarının mutfağına stranlarda yer alan tarihi bilgilerle zenginlik sunmaktadır.
- Dengbejler klamlarıyla tarihe tanıklık ederler ve o tarihi anları günümüze kadar taşımayı becerebilmişlerdir.

- Bu araştırma ve incelemelerin sonucunda birçok bilinmiyen bilgiye ulaştım. Bu bilgilerin kürd arşivini daha da zenginleştireceğine inanarak Şex Faxri Bukarki'yi anlatamaya çalışacağım.

*****

- Şex Said hareketinin efsane direnişçisi Şex Faxri 1925'te hareket bastırıldıktan sonra bir grup değil, yaklaşık 400-500 kişilik bir silahlı güçle (suvari alayı) Qararagah oluşturararak mücadelesini devam ettirir.
- Şex Faxri'ye bağlı bu silahli güç hem askeri hem de siyasi bir güç olarak 5 yıl Türk ordusuna karşı savaşmıştır.

- Şex Faxri bu gücün oluşturulması fikrini "binê-xet" de katıldığı XOYBUN cemiyetinin kararları doğrultusunda oluşturur.

- Şex Said Hareketi'nin ayak izlerini takip ederek Çolig, Bongılan, Palu, Dareheni, Piran, Kanireş, Lice'den başlayıp Farqin (Silvan) ve Hazro coğrafyasına kadar uzanan araştırma ve inceleme çalışmalarımla döneme dair bilgileri genişletmeye çalışıyorum.
- Şeyh Said Hareketi'nin Farqin-Hazro-Pasur cephesine ve bu cephenin mücadele kahramanlarına bugüne kadar pek az değinilmiştir. Oysaki bu cepheden efsane direnişçiler çıkmış, önemli tarihi ve askeri olaylar yaşanmıştır.
- Bu cephenin önemli komutanlarından ve efsane direnişçisi Şex Faxri Bukarki'nin yaşam öyküsünde tüm yaşananları göreceksiniz.

- Bu cephenin asıl lideri Şex Faxri'nin amcası Şex Semseddin Bukarki'dir. Şex Semseddin, Diyarbekir istiklal mahkemesinde idam edilerek şehadete ulaşan 47 kişilik gurubun içindedir.
- Şex Faxri Bukarki'nin, Şex Şemseddin Efendi dışında, diğer amcası Şex Nureddin de Xarpet istiklal mahkemesinde idam edilerek şehadete ulaşır. Şex Nureddin, 1937 yılında Şex Said'in kardeşi Şex Abdurrahim Efendi ile beraber şehadete ulaşan Şex Misbah'ın babasıdır.
- Şex Faxri iki amcasının şehadeti ve türk devletinin ailesi üzerinde uyguladığı sürekli baskı ve katliam yüzünden yönünü binê xete verır
 


ŞEX FAXRİ BUKARKÎ'Yİ YAZMAMIN ÖYKÜSÜ

.
* Şex Faxri Bukarki'yi yazmam fikrine değinmek istiyorum. Peçarlı Mella Amedi le defalarca
yaptığım görüşmelerde bana Şex Faxri efsane bir direnişçidir mutlaka yazılmalıdır demişti. Bu konuda ailesi ile iletişime geçmemi önerdi. Ayrıca babası Peçarlı Hasan Fehmi Akgül'ün de Şex Faxri'nin katibi olduğunu söyledi. Bu konuda bana babası ve Şex Faxri hakkında bugüne kadar yazılmayan ve bilinmiyen bilgileride aktardı.
* Şex Faxri üzerine ikinci bilgi kaynağım hemşehrim Kanireş'in Baxçe köyünden dengbej Sıddıq Boze'nin "bave Behçet" ve "Xelya Heci" stranlarıdır. Bu strandaki Behçet Şex Faxri'nin oğludur. Stran dinlendiğinde Şex Faxri ailesi, mücadele arkadaşları, şehid olduğu yer ile beraber şehid düşen arkadaşları başta olmak üzere önemli sosyal, coğrafi, tarihi, siyasi bilgiler aktarmaktadır. Bu stran haricinde kürd araştırmacı Xurşid Mirzengi'nin yaptığı araştırmalarda Şex Faxri üzerine ayrıca üç stranın daha olduğunu tesbit etmiştir. Bu stranları söyleyen dengbejleri yazımın uzaması nedeniyle yazmayacağım.
* Şex Faxri üzerine Türk kaynaklarında özellikle "Biçar tenkil harekatı" (1927) üzerine Genel Kurmay harp tarihinde isminden bahs edilmektedir. Bu hareketin üç aşamalı bir safhada yürütüldüğü, hareketin ilk safhası Murtezan, Botiyan, Mıstan coğrafyasından, ikinci safhası Valer, Seyfan, Murad havzası denilen coğrafyadan, üçüncü safhası da Pasur, Hazro ve Farqin coğrafyasında yer alan Geliye-Goderiyan mıntıkasında direniş gösteren Şex Faxri'ye bağlı silahlı güçlerden bahs eder.
* Değerli dostum ve hemşehrim Hüseyin Turhallı'ya dedim ki Şex Faxri üzerine bir araştırma ve inceleme çalışmam vardır. Bana söylediği ilk söz "çok yiğit, değerli ve efsane bir direnişçiyi seçmişsin, 1925 hareketinin en güçlü ve organize gurubu, en çok direnen ve diyebilirim ki hareketin örgütsel anlamda en son şehid edilen gurubu olarak Şex Faxri'yi gösterebiliriz."
- Hüseyin Turhallı devamla, yakın dönemde Şex Faxri'nin şehid olduğu Geliye- Goderiyan mıntıkasında şehid düşen PKK'li bir direnişçi olan "Çingene Rizgar" üzerine bir makale yazdığını söyledi. Ve Şex Faxri'den bu makalesinde övgüyle bahs eder.

Hüseyin Turhallı'nın bu makalesindeki alıntıyı aşağıya aktarıyorum:

"Sanki gözleri "Cingene Rızgar" o mağaralarda can veren son isyancı Şêx Faxri’nin izlerini arıyordu. Başını önüne eğdi. Sustu. Arkadaşlar niye sana Çingene Rızgar diyor? dedim. Gülerek bana baktı. “Karaçiyim, Çingeneyim de ondan” dedi.

Bir zaman sonra Serxwebun isminde birlik komutanına Rızgar’ın akibetini sordum.
"Geliyê Godernê vadesindeki mağaralardan birine bırakmıştık.
Operasyona çıkan Hazro korucularıyla askerlere esir düşmemek için kendisini imha etti” dedi.
Çarmıha gerildi ruhum. Acıyla kıvrandım. Rızgar yoktu artık.


"Direnenlerin soyağacı birdir. Ebeveynleri coğrafyadır. Öyle ki Çingene Rızga ile Şêx Faxri aynı vadide aynı ruh ve aynı akıbetle buluşuyor."


Şex Faxri Bukarki ile çingene Rızgar'ın kaderleri Geliye Goderne'de kesişiyor.

* Şex Faxri üzerine kürd araştırmacı Xurşit Mirzengi dışında, Farqinli kürd aydını Cüneyt Alphan da Şex Şemseddin ve Sex Faxri üzerine yazdığı makalede Bukarkî ailesi üzerine önemli bilgiler nakletmektedir.
* T-KDP hareketinin sekreteri hemşerim merhum Said Elçi'nin Antalya'da T-KDP davasında beraber yargılanandığı Lice Xınyat köyünden kürd yurtseveri ve davanın en yaşlı sanığı merhum Şefiq Issi'nin Şakir Epözdemir'e Şex Faxri hakkında aktarmış olduğu bilgilerdir.
- Şex Faxri'nin şehid olduğu bölgenin Xınyat köyüne çok yakın olduğunu, Şefik Issi'nin Şex Faxri'yi yakinen gördüğünü, karargahını sürekli ziyaret ettiğini ve kendisinden çok etkilendiğini belirtmiştir.
- Şakir Epözdemir'in merhum Şefik Issi'ye atfen aktardığı bilgilerin alıntısı aşağıdadır.

Şefiq Issi
Şefiq Şex Said Efendinin silah arkadaşlarından Şeyh Fahri’nin yanında kalmış, ona hizmet etmiş ve Şeyh Fahri şehit olduktan sonra tek başına gidip o kahramanın mezarını yapmıştı. O Şex Fahri’den sanki bir parça idi.

* Asıl bilgi kaynağım kuşkusuz tüm çalışmalarımda olduğu gibi yine aile bireylerine dayanan bilgilerdir.
- Şex Faxri'nin ailesinin çok geniş ve renkli bir aile olduğunu belirtmek isterim. Şex Faxri'nin torunu Şex Şirin'in oğlu Medeni Bukarki halk arasında Şex Nedim, dedesi hakkında istediğim tüm bilgileri bildiği ve öğrendiği kadarıyla aktararak bana yardımcı olmaya çalıştı.

- Bukarki ailesinde Medeni Bukari ile daha öncesinde de yazar, aydın ve isyan sürgünü sayılan Veysel Öngören'in oğluyla, ayıca bu hafta içinde vefat eden Diyarbekir eski mebusu Şex Eşref Cengiz'in torunu Hüseyin Cengiz'le şifahi görüşmelerim oldu.

* Şex Faxri ailesinden olan ve Diyarbekir zindanında PKK davasından açlık grevinde şehid düşen Cemal Arat'ın annesi Sakine Arat'ta Bukarki ailesindendir. Sakine Ana son 30 yıllık kirli savaşta üç çocuğunu kaybetmiştir. Sakine Ana'nın isyan sürgünü olduğunu, Kütahya'da sürgünde doğduğunu belirtmek isterim. Yazar, ressam ve edebiyatçı olan Veysel, Vasıf ve Ferit Öngören kardeşler amcasının çocuklarıdır. Sakine Ana ile yapılan bir röportajda ailesine Malla Kubari denildiği, bu ismin Bağdat'ta bir yerin adı olduğunu söyler. Ayrıca Şex Faxrinin babasıyla amcazade olduğunu belirterek mücadelesinden övgüyle bahs eder.

-Tüm bu sözlü ve yazılı bilgileri yaklaşık iki aylık bir çaba sonucunda derleyip, toparladım. Edindiğim bilgileri rafine ederek kayıt altına almaya çalıştım. Derler ya yazıya dökülen şey kalıcılaşır, sözde kalanlar eger taşıyıcıları "dengbejler" olmazsa sanata ve kültüre dökülmezse zamanla kaybolur gider.
- Ben de bu bilgilerin kaybolmaması için gerekli hasassiyeti göstermeye özen gösteriyorum.




ŞEX FAXRİ VE AİLESİ HAKKINDA BİLGİLER

-Şex Fexri Bukarki 1899 yılında Diyarbekir/Farqin ilçesinin Qamışlı köyünde dünyaya gelir.
Qamışlı köyü 1936 yılındaki idari yapılanmada Bismil ilçesine bağlandı.
Ailesi, Septi, Nehri ve Barzani aileleri gibi nakşibendi tarikatına mensuptur.

- Bukarki ailesi de Septi ailesi gibi 350-400 yıl evvel Bağdat civarından gelip, Diyarbekir/Bismil yöresine yerleşirler.
- Septi ailesi Bismil'den Palu'ya göç ederken, Bukarki şexleri Bismil ve çevresinde kalmayı tercih ederler.
- Aile ilk dönemlerde göçebe bir yaşam hayatı sürdürür. Yaz aylarında Çolig/Bongılan mıntıkasındaki Bukarki yaylasında, kış aylarında da Farqin, Bismil, Hazro civarlarındaki ovalarda yaşamlarını sürdürürler.
- Ailenin Bukari adıyla anılması da bu yayladan gelmektedir.
- Bukarki yaylası Bongılan ilçesinin Tutel "Doğuyel" köyü civarındadır. Bu köy kurmanci lehçesini konuşur. Köyde Badiki, Hevidan ve Kulpi aşireti mensupları yaşar. Günümüzde de üzülerek ifade edeyim koruculuk sistemi köyde hakimdir.
- Tutel köyü eskiden idari merkez olan Kale köyüne yakın olup, Canut, Zorge köyleriyle de komşudur.
Ayrıca köyde Bukari ailesine ait Şex Yusuf'a ait bir ziyaretin olduğunu da ailesinin verdiği bilgilerden öğrendim.
- Bukari ailesi bir asır önce göçebe yaşamdan vazgeçerek Farqin/Qamışlı köyünü satın alır ve yerleşik hayata geçerler.
- Şex Faxri Bukarki Farqin'de büyük mürşid/alim olan Şex Yusuf efendinin en büyük oğlu olan Muhammed Tevfik efendinin oğludur. Kürd şehidi ve alimi olan Şex Şemseddin efendi Şex Faxri'nin amcasıdır.
- Şex Faxri Bukarki daha küçük yaşta iken hem annesini hem de babasını kaybetmiştir. Amcası Şex Şemseddin ve babaannesi Fatma hanım tarafından büyütülmüştür. Medrese tahsilini ağırlıklı olarak amcası Şex Şemseddin Efendi ve ailesine ait olan medresedeki din alimlerinin yanında yapmıştır.
- 1925 hareketi sonrasındaki katliam, zulüm ve sürgünler sonucu Qamışlı köyünde medrese geleneği sona erer.
- Şex Faxri Bukarki ilk evliliğini amcası Şex Şemseddin efendinin kızı Fatma hanım ile yapar bir oğlu olur, ismi Mehmet Tevfik'tir. Fatma hanım vefat edince ikinci evliliğini Dılşa hanım (Hevidan aşireti reisi Hacı Zübeyir'in kızı) ile yapar. Bu evliliğinden Şex Şirin ve Ali İhsan adında iki çocuğu olur. Ayrıca Batman Recepan aşiretinden Nafia hanımla üçüncü evliliğini yapar, bu evlilikten de Şex Behcet ve Şex Paşa dünyaya gelir. Ayrıca Peri hanim'la olan evliliğinden de Şehvezat isminde bir kızı olur.


ŞEX FAXRİ'NİN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ VE BİR ANEKDOT


- Şex Faxri Bukarki varlıklı bir ailenin çocuğudur. Qamışlı ve Cadde köyleri dışında Las, Maks, Malegır köyündeki arazilerin geliri onun tasarrufundaydı.
- Gençlik yıllari çok renkli ve fırtınalı geçmiştir. Ta..... o dönemlerde sanata verdiği önemden dolayı özel dengbejleri, çalgıcıları(mıtrıp); çok özel ve güzel atları vardı. Bu atları stranlara dahi konu oldular. Atları'nın ismi Felek bez (feleğe koşan) ve Kuvi "yabani" dir.

- Şex Fexri kibar, sabırlı, yiğit, mert ve yardımlaşmayı seven biriydi. Bunun yanında, almış olduğu medrese eğtimi ve aile terbiyesiyle dindar, adil ve inançlı kişiliğe sahipti, aile içinde ve çevresinde de ön plandaydı.

- Şex Faxri'nin Malegır'de karargah kurduğu dönemde Farqin, Lice, Hazro, Pasur ve çevresinde yaşanan toplumsal olaylarda halk adalet aramak için onun yanına giderdi. İşbirlikçiler dışındaki halk kendi sorunlarını Şex Faxri'ye bildiriyordu. O dönemde zulüm yapan işbirlikçi çetelerin ve halkın malını gasp eden kişilerin korkulu rüyasıydı. Malegır karargahı dönemin hem askeri gücü, hem de halk mahkemesiydi. Sosyal bir kurum işlevi görüyordu.

- Şex Faxri'nin elimizde sadece bir fotoğrafı vardır. Bu fotograf Xoybun cemiyetinin kurulduğu binê xet'de çekilmiştir. Xoybun döneminde Yado Paşa, Sadiye Telha, Ahmede Cibri, Şex Faxri, Kamuran ve Celadet Bedirxan kardeşler gibi Kürd direnişçi ve aristokratlarının o dönemde kürd giysileriyle (şal u şapık) çekilmiş fotograflarına rastlamaktayız.

*****

* Şex Faxri Bukarki'nin bulunan bu fotoğrafının öyküsü ile ilgili anekdotu aktarmak istiyorum,

- Şex Faxri Suriye Kurdistanı'na sürgüne gidişinde Qamışlı, Derbasiye, Hesike, Amude bölgelerinde yaşamını sürdürmüştür.
- Şex Faxri şık ve temiz giyinen silah ve atlara merakı olan şövalye ruhlu biriydi. Çevresindeki insanları psikolojisiyle cezbeden özellikleri vardı.
- Suriye Kurdistanı'nda iken kürd üniforması şal u şapık ile çektiği bu fotografı papaz ve doktor olan Şemun'un kızı Maria'da çıkar. Maria ve Şex Faxri Xoybun kongresi öncesinde tanışırlar.
- Xoybun toplantısı malumunuz Kürd ve Ermeni delegelerden oluşur.
- Maria ve Şex Faxri bu dönemde birbirilerine aşık olurlar.
- Bir tarafta sevdiği Maria var, bir tarafta inanılan değerler uğruna savaş var, ancak Şex Faxri ikinci tercihini hayata geçirir. Kurdistan'ın kurtuluşu için Xoybun cemiyetinin kararları gereği ülkeye giriş yaparak silahlı mücadelesinin karargahını Malegir.. mıntıkasında kurar. İhsan Nuri Paşa da bu dönemde Xoybun kararları gereği Çiyaye Agıri'ye geçiş yaparak karargahını kurar.
- Ermeni kızı Maria bu fotoğrafı hangi duygularla sakladığını yıllar sonra itiraf eder. Babasının ayak izlerini takip eden Şex Şirin Bukarki 1950'li yıllarda bin-xet'e gider. Ve Maria ile tanıştırılır. Maria fotoğrafı Şex Şirin'e verirken yaşadığı duyguları şöyle ifade eder. Ben Şex Faxri'ye senin babana kara sevdalıydım der. Bu derdi çeken bilir, hasreti ile düşleyen bilir misali,
- Maria kavuşamadığı Şex Faxri'ye ruhuyla bağlanmış, şehadetinden sonrada anısına bağlı kalarak ölünceye kadar hiç evlenmemiştir.
- Maria'nın Şex Faxri ile olan aşkı da tıpkı Mem u Zin, Derwêşê Evdi ve Edulê nin ki gibi kasırgalarla savrulsalar da ruhta birleşmişlerdi.

*****

- Maria ile olan bu aşkı Sidiqe Boze "Xelya Heci" stranında dile getirmiştir. Bu stran dört kıtadan oluşmuştur. Stranda bu olayın kısaca dile getirilmesi şöyledir; Şex Faxri, Safiyan köyünden geçerken, Hacı Ali'nin kızı Xayriye Şex Fexri'ye aşık olur. Xayriye Heci, Şex Faxri bin-xet'te iken bir kızın ona aşık olduğunu ve üzerine stran bestelendiğini duyar. Strana konu olan bu kız ermeni kızı Maria'dır.


ŞEX FAXRİ'NİN BÎN XETE GİDİŞ VE DÖNÜŞÜ

- Şex Said hareketi bastırıldıktan sonra kürd direnişçilerinden bin xet'e giden gruplar olur. Şex Faxri de 1927 yılı Haziran ayında başlayan Biçar "Hançuk" tenkil hareketi esnasında Türk ordusuna karşı kendi savaşçı grubuyla savaşır. Bu savaşta Şex Faxri Bukarki'nin yanıında amcasının oğlu Şex Feyzi Bukarki de vardır. Biçar Tenkil Harekatı belgelerinde Şex Faxri ile ismi anılan Feyzi amcasının oğludur.
- Biçar hareketinden sonra Şex Faxri Bukarki bin xet'e, Suriye Kurdistanı'na gider.
- 1927 yılının sonbaharında sürgündeki Kürdler ve Ermeni Taşnak örgütünün ortak oluşturdugu Xoybun
cemiyetinin toplantısına Şex Faxri de katılır.
- Xoybun toplantısı 1927 Ekim ayında bugünkü Lübnan sınırları içinde bulunan Bihandun beldesinde yapılır.
- 1928 yılında Türk devleti kürdleri kandırma ve teslim alma temelinde bir af kanunu çıkarır.
- Bir çok kürd aydını ve direnişçisi de bu aftan yararlanmak için ülkeye dönüş yaparlar.
- Şex Faxri Bukarki de 1928 de Güneybatı Kurdistan'dan Kuzeye geçer. Kendi köyu Farqin/Qamişlo
ovasına gelir.
- Koyleri yakılmış, yıkılmış ve bir kısmına da yerli işbirlikçiler tarafından talan edilerek el konmuştur.
- Sürgün dönüşünde farkına vardığı tek şey devletin yalan-dolana dayalı kandırma politikası güttüğüdür..
- Bir kaç adamını tekrar alır ve yeniden "bin xet'e" Güneybatı Kurdistan'a geçer. Xoybun toplantısında durumu konuşur, sonrasında silahlanır ve gelir Xezaliye ovasında Malegır de karagahını kurar.
- Şex Faxri'nin ilk amacı TC ordusu ile vuruşmak değildir. Malegır'de karargahının olduğunu belirtmek, devleti oyalamak, böylelikle zaman kazanmak, sonra toparlanarak Xoybun'u örgütlü bir güç olarak öne çıkarmaktır..
- Ayrıca, İhsan Nuri'nin dağlardaki sedasına ses katmak içindir…Ağrı direnişine bir nevi soluk aldırmaktır niyeti.
- İhsan Nuri Paşa da Serhed yoresinde kürtler için bir umuttur..
- İhsan Nuri Çiyaye Agıri'de , Şex Faxri Bukarki de Diyarbekir ovasında devleti meşgul ederler. Kürdlerin örgütlü örgütlü gücünü türk devletine her durumda hatırlatmayı ve gözdağı vermeyi amaçlamaktadırlar.
- Xoybunun verdiği gorev de zaten budur ve onun gereği yapılmaktadır.
- Şex Faxri devlete der ki; ’Hiçbir şekilde sizin faşist, zalim kanununuzu kabul etmem ve baş eğmem
- Kısa sure de 500 kişilik bir askeri güç oluşturarak silah talimi ve dersi verir. Qarargahın eğitim dersi veren eğitmeni ise Bînbaşî Feyzi yê Bedlîsidir.
- İhsan Nurinin direnişi suresince devlet, Şex Faxri'ye fazla yönelmez.
- Türk ordusu Agıri hareketi bastırıldıktan sonra Şex Faxri'nin gurubuna yönelir.


ŞEX FAXRİ, BİR ANEKDOT VE ŞEHADETİ

- Şex Faxri Bukarki 1928-1933 yılları arasında Farqin'de Mal'e-Gır (Dolap Dere) köyünde kurduğu
askeri karargahta yıllarca kürd savaşçısı eğitmiştir.
- 1933 yılının 17 Ekim'inde Farqin-Pasur-Hezro üçgeninde Geli'yi Goderni, Newal'a Hesika, Şikefta
Ganike'de türk ordusunun başlattığı büyük bir operasyonda günlerce çatışma devam eder.
- Diyarbekir 7 Kolordu, Siirt Alayı, Farqin Alayı, Bedlis süvarisi başta olmak üzere devletin çeteleri bugünkü deyimiyle korucuları, Hazro beyleri, civar mirleri, Badıki ve Xiyan aşiretinin işbirlikçi ileri gelenleri bu çatışmada yer alırlar.
- Şex Faxri ve 17 arkadaşı bu çatışmada şehid olur. Bu çatışmada Zıkte aşiretine bağlı Cansor köyünden zaza Mecit de şehid düşer.

- Bu operasyon günlerce sürmüş, kürd direnişçileri son kurşununa kadarda savaşmışlardır. Bu çatışmada türk ordusunun büyük kayıpları olmuştur. Kürd şehidleri türk askerleri tarafından Hazro ilçesindeki mezarlığa getirilip, topluca çukurlara gömülürler. Türk ordusunun kürd şehidlerine karşı bu uygulamaları bir "gelenektir." Aynı zamanda islam dini ve hukukuna göre de bir insanlık suçu ve münafıklıktır.
-Sex Faxri Bukarki'nin Hazro ileri gelenleri tarafindan mezar yeri değiştirilmiştir. Mezar hala eski haliyle
duruyor. Oğlu Sex Şirin Bukarki'nin çocuk ve torunlarına bir vasiyeti vardır. Ne zaman kürd halkı
özgür olduğu zaman babama anıt mezar yaparsınız.
- Bu mütevazilik bana Molla Mustafa Barzani'yi hatırlattı. Molla Mustafa Barzani'nin mezarıda tıpkı Şex
Faxri Bukarki'nin mezarı gibi anıtsız sıradan bir mezardır. Çünkü Molla Mustafa'da vasiyet
ederken benim peşmergelerim,isimsiz kahramanlarımın çoğunun mezar yeri belli değildir. Mezar yeri belli
olan peşmergelerinde çok mütevazi ve sıradandır.Benim mezarımda benimle ölüme giden peşmerge
fedayilerimkiyle aynı olsun
- Günümüzde ulusal ruh ve bilinç sahibi çevreler Hazro'ya gidişlerinde Şex Faxri Bukarki'nin mezarını
mutlaka ziyaret ederler.

*****

* Şex Faxri'nin katibi Lice/Peçarlı Hesen Fehmi Akgül'ün oğlu Mella Amedi'ye atfen Şex Faxri'nin şehadeti ile ilgili anekdotu aşağıya aktarıyorum.


- Bicar Tenkil Harekatı sırasında Peçarlı Hasan Fehmi Beg'in köylerine türk ordusu tarafından operasyon yapılır. Babası Ehmedi Hesen, amcazadesi Ehmedi Derviş başta olmak üzere çevre köylerden toplam 40 kişi Peçar köyüne yakın Dere Salasên mıntıkasında toplu katledilirler. Hasan Fehmi Beg o dönemde Silvanda rüştüye okuyordu. Silvan merkezde gezerken babasının atını askerlerde görünce ailesinin başına gelen felaketi anlar. Daha sonra arkadaşları ve hocaları kendisinin de öldürülebileceği konusunda Hasan Fehmi Beg'i uyarırlar.
- Derhal okulu bırakması yönünde tembih bulunurlar. Hasan Fehmi belli bir dönem mahkum olarak kırsalda saklanır. Şex Faxri Bukarki sürgünden döndükten sonra kurduğu Qarargaha, direnişçi olarak katılır.
- O dönemin koşullarında babam medrese eğtimini Peçar'da müderris olan Bidlisli Abdulkadir Hoca'nın yanında, rüştiye eğitimini de Farqin'de tamamlar. Dönemin okuyan, siyaset ve diplomasi dilini bilen şahsiyetlerinden olduğu için Şex Fexri onu katibi yapmıştır.

- Şex Faxri'nin Qarargahı'nın gücünü Farqin alayı bildiği için üzerine gidemiyordu.
- Agıri hareketinin türk ordusunu meşgul ettiğini de göz önünde bulundurduğumuzda türk ordusu çok zayıf bir dönemi yaşıyordu.
- Agıri hareketi bastırıldıktan sonra çevredeki türk kolordu, alay ve diğer birlikleri nefes almış, artık Şex Faxri üzerine gitme zamanı gelmiştir.
- Bidlis ve Siirt alayları ile Diyarbekir kolordu ve Farqindeki askeri güçler Malegır karargahı ve Geliye Goderyan mıntıkasına sevkiyat yaparlar.
- Şex Faxri Bukarki katibi olan babamı Farqin'e gizliden gönderip, operasyon ve yaşanan gelişmeler için halktan istihbarat toplamaya calışır.
- Babam Farqin merkezde Emere Nuke'ye misafir olur. Emere Nuke babamı devlete ihbar eder ve babam yakalanarak Diyarbekire götürülerek zindana atılır.

-Şex Faxri'nin katibi Peçarlı Hasan Fehmi Beg'in yargılanma ve bırakılma öyküsü çok uzun bir hikaye olduğu için anlatmayacağım. Çünkü Peçarlı Hasan Fehmi Bey'in de yaşam öyküsünü yakında yazacağım. Bu olayın detaylarını orada anlatmaya çalışacağım.


ŞEX FAXRİ İLE UMUM MÜFETTİŞ İBRAHİM TALİ ÖNGÖREN'İN YOLLARININ KESİŞMESİ VE İKİ ANEKDOT

Bu anekdotu Şex Faxri'nin torunu Şex Nedim (Medeni Bukarki) ya atfen aşağıya aktarıyorum.

1) Şex Said hareketinden sonra devlet 1927 yılında Umumi Müfettişlik Teşkilatını kurar. Merkezi Diyarbekir olan bu kurumun başına İbrahim Tali Öngören'i atar. Bu zat Atatürk'ün çok yakın arkadaşı, Samsun çıkarmasında da yanındaki ekiptendir, köken olarak da Suriye/Halep civarindan Dürzi kökenli bir devşirmedir. İbrahim Tali Öngören, Teşkilat-ı Mahsusa kadroları içinde pişmiş ve itibar sahibi olmuş karanlık biridir. İttihatci gelenekten gelen ve kemalistlerin güvenini kazandığı için "kullanılabilinir" gördükleri, bu nedenle tasfiye etmedikleri bir kişiliktir.

- İbrahim Tali Öngören ilk iş olarak Mardin, Adana ve Anadolu'nun farklı şehirlerinden 12 bin kişilik bir gücü Diyarbekir'e yerleştirdi. Yine ilk yaptığı işlerden biri de 1928 yılında bir "af kanunu" çıkarmak oldu.
Bir yandan da Kürd direnişçilerini ikna etmenin yollarını arıyordu.
İbrahim Tali Öngören, Diyarbekir'de ilk ikna çalışmasını Şex Faxri Bukarki ile yapar. İşte o görüşmenin kısa bir hikayesini aşağıya aktarıyorum;
Müfettiş, Şex Faxri'nin 400-500 kişilik bir süvari alayı oluşturduğunu, bu birliğe askeri eğitim verdiklerini ve silahlı mücadele yürüttüklerini biliyor.
- İbrahim Talin'in amacı Şex Faxri'yi davasından vazgeçirmektir. Şex Faxri ile görüşmek için aracıları devreye koyar. Şex Faxri bu görüşmeye olumlu yaklaşır. 250 atlısıyla Diyarbekir çevresindeki hanlarda konaklar.Vilayete on gözlü köprü Mardinkapı güzergahından girer ve güvendiği bir kaç savaşçısıyla birlikte Saraykapıdaki müfettişlik binasına gider. 250 kişilik Süvari gücü de tedbir olarak şehrin çevresinde üstlenir.
- Şex Faxri ile İbrahim Tali arasında tercümanlık yapan kişi ise amcazadesi sayılan Seyyid Bedri Öngören'dir. Yazar ve şair Veysel Öngören'in babasıdır. İbrahim Tali bu görüşmede Atatürk'ten gelen mesajla "davadan vazgeçmesi koşuluyla Kabi, Karabaş ve Sadi köylerinin mülkiyetini Şex Faxri'ye teklif eder." Şex Faxri'nin heybetli ve asil duruşundan etkilenen İbrahim Tali daha ileriye giderek, "seninle akraba olalım, kızımı sana vereyim" teklifinde dahi bulunur.
- Şex Faxri nin buna karşılık; "Mücadelem kürdler özgür oluncaya kadar devam edecek, amcalarımın şehadetine helak getirmem. Bu tekliflerinizle beni satın alıp, hain ve işbirlikçimi yapacaksınız?Benim dilimle, dinimle ve mazlum halkımla uğraşan, yok sayan zihniyete asla teslim olmam" der.
Derhal kalkar ve şunu söyler; "Şu anda burada yanlış bir şey yaparsanız, 250 kişilik gücüm tetikte bekliyor, kan gelir gövdeyi götürür." Şex Faxri Öngörüsü olan bir kürd kahraman olarak bu tuzaklara düşmez.

O gün Diyarbekir halkı heybetli duruşunu ve direnişçi kişliğini duydukları için görmeye gelmiş Saraykapı'dan Dağkapı'ya kadar yolun her iki tarafinda toplanarak Şex Faxri'nin yolunu beklemektedir. Şex Faxri ve arkadaşları halkla vedalaşır, Malegir'deki karargahlarına giderler. Yıllar sonra İbrahim Tali Öngören 2. dönem Diyarbekir mebusu olur. Şex Faxri'nin amczadesi ve tercümanı sayılan Seyyid Bedri ile dost olur ve kendi soyadını ona da takar.

- Umum Müfettiş, dost olduğu Diyarbekirlilere ve Şex Faxri'nin Öngören soyadındakı akrabalarına; Şex Faxri'nin cesaretli, kararlı, heybetli duruşa sahip ve yakışıklı olması nedeniyle şehadetine çok üzüldüğünü söyler, ona hayran olduğunu da defalarca itiraf etmiştir.


*****

2) İbrahim Tali ile ilgili ikinci anekdotu Şex Faxri'nin katibi Peçarlı Melle Amedi'nin babası Hasan Fehmi Akgül'e atfen aktarıyorum.

Yıl 1930 yılı, Umum Müfettiş İbrahim Tali, Diyarbekir valisi Nizameddin, istihbarat sorumlusu Osman ve beraberinde uzun bir askeri konvoy Farqin civarında Çeme Also'dan geçerken Şex Faxri'ye bağlı direnişçi gurupla karşılaşırlar. Karşılıklı teslim ol çağrıları yapılır, sonunda İbrahim Tali kim olduklarını sorar, Şex Faxri'ye bağlı kürd direnişçileri olduklarını söylerler. Babam türkçe bildiği için iki gurup arasında tercümanlık yapar. Türk askerleri bir operasyon için değil, rutin bir geçiş yaptıklarını söyler. Adeta bir ateşkes gibi karşılıklı savaşmadan ayrılırlar. Rivayet odur ki Türk askerleri Zilan Hareketi'nin olduğu bölgeye doğru geçiş yapmaktaymış.

-Yıllar sonra iki gurup arasında tercümanlık yapan Peçarlı Hasan Fehmi Farqin'de tutsak edilir Diyarbekir'e götürülür. Tutsakların hepsi idam edilirken, mahkemede kelepçeli olan Fehmi Bey ile askerler arasında yaşanan kargaşaya İbrahim Tali tesadüfen şahid olur. İbrahim Tali, yollarını kesen kürd gurubun içindeki bu tercümanı tanır ve Hasan Fehmi'ye şunu söyler; Sen Şex Faxri'nin ekibindeki tercüman değilmisin? Hasan Fehmi evet der ve inkar etmez. İbrahim Tali, Fehmi Bey'e şunu söyler; sen o gün yapıcı kişiliğinle benim ve arkadaşlarımın canını kurtardın, ben de seni kurtaracağım der. Fehmi Bey serbest bırakılır.


ŞEX FAXRİ BUKARKÎ AİLESİNİN SÜRGÜNE GÖNDERİLİŞİ VE YAŞANANLAR

- Şex Faxri Bukarki ailesi 1925 hareketine topluca katılırlar. Bu aile de tıpkı Şex Said ailesi, Melekan, Çan, Kelaxsi şeyhleri gibi büyük bedeller öder. Bukarki ailesinden başta Şex Şemseddin, kardeşi Şex Nureddin İstiklal mahkemelerinde idam edilirler. Hareket sonrasında da Bukarki ailesinden sürekli mücadele eden yiğit kahramanlar çıkmıştır.
- Bu kahramanların başında Şex Faxri ve 1937'de Şex Abdurrahim'le beraber şehadete ulaşan Şex Misbah akla gelenlerin başındadır.
- Bukarki ailesi isyan sürgünü bir aile olarak tesbih taneleri gibi Anadolu coğrafyasının dört bir tarafına dağtılırlar. Aile bireyleri başta Kütahya olmak üzere, İzmir, Denizli, Uşak illerine sürülür ve birbirilerinden koparılarak bir daha görüşmemek üzere cezalandırılırlar. Bukarki ailesinin sürgüne giden toplam nüfusu yaklaşık 300 kişi civarındadır.
- Şex Faxri Bukarki'nin ailesi 1933-1947 yılları arasında ağırlıklı olarak Kütahya/Tavşanlı ilçesinde sürgünde kalırlar. Türk ordusu sürgün öncesi Qamışlı köyüne operasyon yapar. Bukarki ailesine ait köyde ne varsa talan ve darmadağın ederler. Bireylerinin tümünü adeta esir kampı oluşturarak bir araya toplarlar. O dönemin ilkel taşıma araçlarıyla Malatya'ya kadar götürülür, Malatya'dan itibaren trenle Kütahya'ya sürgüne gönderilirler. Varlıklı, köyleri ve büyük servetleri olan Bukarki ailesini Türk devleti adeta sefalete mahkum eder. Sürgünde açlık, sefalet ve zaman zaman işkence ve zulüm görürüler.
- Sadece devlet mi yapıyordu bu zulmü ? Kütahya halkı tarafindan da horlanırlar.

- Bukarki ailesinden Sakine Arat bakın sürgünle ilgili anılarını şöyle aktarır.

Sakine Arat, babasının sürgün yeri Kütahya’da 1934 yılında doğar.
“Çocuktum bir şey bilmiyordum memleketimiz bura sanıyordum. Tek bildiğim biz oranın adamı değildik, evin içinde Kürtçe dışarıda Türkçe konuşuluyordu” diye anlatıyor o yılları. Türkiye’de Kürd olmanın ne demek olduğunu, tek kelime Türkçe bilmeyen anneannesi ile sokakta dolaştığında kendilerine “kuyruklu Kürd” diyerek taş atan yaşıtlarından öğrenir.
Okulda çok başarılıdır. Hatta kızlar arasında birincidir. Ama çok istemesine rağmen okuyamaz. Beşinci sınıfa geçtiğinde Demokrat Parti iktidara gelir ve af çıkar. Cezaevleri boşalır, sürgünler sılaya geri döner. O zaman öğrenir ki Arat, memleketi Diyarbakır’dır. Ancak bıraktıkları gibi değildir. Hükümet babasının iki köyünü satmıştır, geçinmek zordur.

*****

- Kütahya sürgününde yaşanan başka bir anekdotu daha aktarmak istiyorum. Şex Faxri'nin oğlu Şex Behçet sürgünde ailesinin geçimi için elektirik kalfası olarak çalışır. Kütahya ceza hakiminin evine birgün elektirik onarımı için gider. Hakimin kızıyla yüz yüze gelir ve birbirlerine aşık olurlar. Amcası Şex Feyzi yeğeni Behçet için hakimin evine gider kızlarını ister. Hakimin verdiği cevap oldukça ırkçı ve şovencedir.Ben kızımı öldürür yine de kürdlere vermem der. Ve yarın bu memleketi de terk edeceğim, isyancılarla aynı memlekette kalamam der ve memleketi terk eder. Şex Behçet'in bu aşkı kızın babası tarafından engellenince, inzivaya çekilir.
- Şex Behçet artık sağlığı yerinde olmayan, akli dengesini yitiren bir mecnun olmuştur, kendini tamamen ilahi aşka verir.
- Yöre halkı Şex Behçet'te sürgün dönüşü büyük bir maneviyat gördüğü için kendisini Allah dostu ve evliya olarak kabul etmiştir. Şex Behçet'in yanına giden psikolojik hastaların şifa bulup sağlıklarına kavuştuğu inancı halk arasında yayılmıştır.
- Şex Faxri'nin stranlarından birinin ismi de "Bave Behçet" stranıydı. Şex Behçet yaşamı boyunca evlenmez, kendini tamamen maneviyata ve ilahi akidelere verir.
- Şex Behçet de tıpkı babası gibi endamı, pala bıyığı, heybetli duruşu ve şövalye ruhu ile çevrede hala anlatılır, durulur.
- Şex Faxri'nin bir başka oğlu da Şex Şirin'dir, mücadeleci kişiliğiyle yaşamının sonuna kadar kendini kürd davasına verir. Yakın dönem kürd ulusal mücadelesine duyarlılığı nedeniyle türk ordusu tarafından takibata uğrar. İtirafçı ve iftiracı kişiler tarafından komplolar kurularak yardım ve yataklıktan 70 yaşlarında cezaevi süreci de yaşar.
- Şex Şirin, Bukarkilerin Qamişlo köyünden ayrılarak, yüzlerce kilometre uzaklıktaki babası Şex Faxri Bukarki'nin şehid edildiği Goderiyan mıntıkasında arazi satın alarak yerleşir.

SONSÖZ

Şex Faxri Bukarki üzerine araştırma ve inceleme çalışmam ağırlıklı olarak sözlü kaynaklardır. Kürdlerin arşivi olmadığı, kendi tarihlerinin başkaları tarafından yanlış ve taraflı yazıldığı bilinen bir gerçektir. O yüzden benim güvendiğim ve inandığım kaynak kuşkusuz Şex Faxri'nin aile bireyleri ve hareket içinde yer alan kişilerin torunları ve çocuklarıdır. 1925 hareketinin sanığı, tanığı ve mağdurları olan ailelerin bireyleriyle iletişime geçerek defalarca konuşmak suretiyle yaşanan olayların detaylarını anlamaya çalıştım.

Ayrıca tüm yaşanan bu olayları o dönemlerde kürd dengbejleri stranlarıyla çok iyi dile getirerek bizim yaşadığımız döneme adeta bir köprü oluşturmuşlardır.

Kürdlük vadisinde iz bırakan Şex Faxri gibi efsane direnişçilerin ruhu şad olsun,

Selam ve saygılarımla.




Mehemedé Paloyé

avatar    Grup: Misafir
   Yayınlar: 0, Yorum: 0, Kayıtlı: --
   ICQ: --,
Sevgili Orhan merhaba
Şimdi be adam benim her yazıma mutlaka bir yorummu yapacaksın ? diye düşüneceksin.
Fakat bu sefer eleştiri veya düzeltme olmuyacak.
Sadece düşüncemi paylaşacağım.
Sakine anamız bizim eve mala Kubaré derlerdi diyor ve bununda Bağdat yakınlarında bir yer olduğunu söylüyor.Bunu mutlaka büyüklerinden duymuştur.Bu bilgi doğru olabilir.
fakat Şéyxler hep kendilerini Araplara bağlamaya çalıştıkları için ben bu tür görüşlere hep ikircikli yaklaşmışımdır.
Kubar weya Kuwar olarak telafuz edilen kelime aslında seninde yazında sıkça kullanıdğın kibar kelimesinin ta kendisidir.
Evet yazında onları anlatan insanlar hep kibar görünüşleri üzerine özellikle vurgu yapmtıklarına bakınca bu ailenin kibarlığından dolayı "Mala kubaré" olarak adlandırılması bence büyük bir ihtimaldir.Zaten Kürdistanda aşiretlerin ve ailelerin isimleri genelde ya baba isminden,ya bölge isminden, yada ünvanları veya lakaplarından gelir.
Öyle sanıyorum burdakide böylsei bir durumdur.
Elbette bu kesin bir iddia değil bir varsayımdır.
Not: Dedemin dedesi péçarlı bir kadın ile evlendiği gibi oğlunada yeğeninı getiriyor.
Yani péçar aşireti ile kan bağımız olmasına rağmen Şéyx Fexri hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığımı üzüntüyle öğrenmiş oldum.Bavé Behçet klamını dinlediğim halde konuya vakıf değildim.Sağ olasın,var olsaın, kalemin ve ellerin derd görmesin.
Selamlar
 Yorum #3  | Dün, 21:50 | Alıntı     

Orhan Zuexpayij

avatar    Grup: Misafir
   Yayınlar: 0, Yorum: 0, Kayıtlı: --
   ICQ: --,
Merhaba Paloye arkadas,
senin yorumlarini zevkle okur ve bilgide alirim. Cok dogru bir noktayada temas etmisin.
Sex Faxri nin ailesinden aldigim bilgilerden Kubari kelimesini sordum, onlarda tipki senin gibi
Kibar anlamina geldigini söylediler.

Yanliz ben Sakine Arat'a atfen o kelimeyi aktardim,ayrica ne yapalim aileler köklerinin nereden geldigini ,nasil ifade ediyorlarsa bizde onlarin o sözlü kaynaklarini kayitlara geciriyoruz.

Keke Hüseyin ,not bölümündeki düzeltmelerinede tesekkür ederim. Yanliz Türk ve Kürd kaynaklarinin hemen hemen tümünde Bicar tenkil hareketi olarak gecer. Dogrusu bende hep diyiyordum Pecar dogrudur. Hangi argümanlarla Bicar denilmis ve günümüze kadar gelmis, onuda bilmiyorrum.

Bicar kelimesi sayet dogruysa bir cografyanin adididr. Ama bu cografya nin sinirlarini ben sahsen bilmiyorum. Eger böyle bir cografya yeri yoksa tenkil hareketinin oldugu alanda demek ki o zaman Pecar dogrudur.

Malumunuz bu tenkil hareketinde Pecar da toplu katliamlar olmustur.

selam ve sagilarimla
 Yorum #4  | Bugün, 00:04 | Alıntı     

H. Turhallı

avatar    Grup: Misafir
   Yayınlar: 0, Yorum: 0, Kayıtlı: --
   ICQ: --,
Sevgili Orhan Merhaba

Bu araştırmandan dolayı seni bir kez daha kutluyorum.

Şêx Faxri olayında sözünü ettiğin alan doğup büyüdüğüm, her deresinden su içtiğim bir alandır. Bırakalım köylerin isimlerini, neredeyse tüm derelerin, tepelerin ve kayalıkların resmi beynime kazınmıştır. Silvan, Hazro, Lice, Kulp ve Genç ilçe sınırlarını içine alan bu alandaki tüm insanlar kendilerini akraba olarak görürler. Aslında bu bir ölçüde de doğrudur.

Örneğin 1978 yılında ilk defa gittiğim Silvan’da HES Lokantası levhasını görünce kasadaki sakallı adama “ Amca bu lokatanın ismini niye HES” koydunuz dedim. Adam şaşırarak bana baktı. “Niye sordun, yeğen” diye karşılık verdi. Ben de ona “ Hes Hasan’ın Zazaki’de kısaltılmış halidir” dedim. Adam bana “ Nerelisin yeğen?” diye sorunca da Mıstanlıyım dedim. Bana bir sarıldı ki görmeyesin? Ben de Murtezanlıyım, dedi. Malumunuz olduğu üzere Mıstan ve Murtezanlılar amca çocuklarıdır.

Yine Hizbullah tarafından katledilen Silvan HEP ilçe sekr Ahmet Turan da Murtezanlıydı.

1985’te Hazro’ya bir işim nedeniyle gittim. Oraya gitmişken Belediye’ye de uğrayayım dedim. Belediye Başkanı Resul Dolan beni çok güzel karşıladı. Her nedense içten gelen bir duyguyla çok yakından davranıyordu. Babamın ismini duyunca beni kucakladı ve “ Baban Hazro’da benim dedimin medresesinde öğrenim gördü. Buradaki halk hala ondan övgü ve hayranlıkla söz eder. Bizim ailenin bir ferdi gibiydi” dedi.

1988’de Genç’e gitmiştim. Genç Belediye Başkanı Cevdet Demir ile karşılaştım. Beni evine götürdü. Güzel bir sohbetten sonra onun da Riz’li olduğunu öğrendim. Cevdet Demir aslen bavfılle idi. Ama biz iç içe ve adeta akraba gibiydik. Bir süre de onun evinde misafir kaldım.

1991 Kulp-Lice olaylarında Kulp’ta idim. Hem resmiyette ve hem de gayri resmi durumlarda ben ordaki herkesin amca çocuğu, yeğeni ve çocuğuydum. İşin gerçeği ben de kendimi öyle his ediyordum.

Şimdi Lice Belediye Başkanı Melle-i Amedi’nin kızı Fikriye Aytin (Akgül)dür. Melle-i Amedi ise babamın öğrencisi, kızı ise benim çocuklarımın anasıdır.

Yine Şeyh Said isyanı sonrasında yetim kalan babam giller Leyla Zana’ların köyü Bexşan’a sığınmışlardı ve Bexşan Şeyxleri onları uzun bir süre korumuşlardı.

Ha keza Hatip Dicle’nin köyü Gozerik ile bizim köyümüz arasında sadece bir dere suyu geçiyor.

Şimdi bizler şehir olarak gözlerimizi Lice’de açtık. Ama her şeye rağmen nüfüs kötüğümüz de Genç’te idi. Şimdi bütün bu olaylardan çıkardığım sonuç şu. O coğrafya acılı bir coğrafya. O kadar acıları iç içe yaşamış insanların birbirini akraba olarak görmelerinden daha doğal ne olabilir ki?

Şeyh Said isyanı öncesinde Pêçar kaza idi ve o kazanın Miri de Evdıla Begdi. Evdıla Beg Şeyh Said isyanı sonrasında İstiklal Mahkemesinde yargılanarak idam edilmiştir. Senin yazında sözü geçen Seydayê Amedi’nin de amcasıdır.

Pêçar bir aşiret köyü değil. Neredeyse her milletten insan bulunur. Ama hepsi birbirini akraba olarak görür. Eğer Pêçar mıntıkasından söz edilecekse Hazro ve Silvan kuzeyi boyunca Kulp, Lice ve Gencin de bir kısmını içine alan Sarım vadisi olarak tanımlayabiliriz.

Sevgilerimle





























6 Nisan 2012

ZÎKTÊ AŞİRETİ ÜZERİNE İKİNCİ TARTIŞMAM


















Muhatabım Darêhênî Belediye Başkanı Abdurrahim ARİÇ..


"ŞEREFSİZCE YAŞAMAKTANSA, BENDEN GİDECEK BİR AVUÇ KAN'DIR. TÜKÜRÜRÜM BEN O KANA. Biz Şeyh Said'le el ele verdik, sözleştik. Hiç bir güç bizi sözümüzden döndüremez, işin ucunda ölüm olsa dahi."

VALERLİ HACI SADIK BEY/ KÜRD DİRENİŞÇİ VE RU SPÎSİ


- Dareheni Belediye Başkanı Zikte/Modanlı Abdurrahim Ariç'in geçenlerde Serbestî sitesine benim hakkımda bir yorum gönderdiği duyumunu aldım.
- Bu yorumu yazmasının gerekçesi özellikle benim "Zikte aşireti üzerine bir tartışma" adlı yazım ile Şeyh Said hareketindeki zıkteli kürd direnişçilerin yaşam öykülerini yayınlamamın kendisini çok rahatsız etmiş olmasıydı.

*****

- Serbestî sitesinin editörü gelen bu yorumu tamamen korucu, Ergenekon yada Jitem elamanlarına özgü bir mantıkla yazılmış olması nedeniyle çok boş ve düzeysiz bulmuş, bana atfedilen suçlamalardan dolayı ciddiye almayıp, siteye asmamıştı. Ben de editör arkadaştan yorumun bana gönderilmesini istedim. Editör yorumu elektronik posta ile adresime yolladı.
- Yorum, yukarıda da  değindiğim gibi hakaretamiz ifadeler içermesine ilaveten dedikodu içerikli bilgilerden oluşuyordu. Dareheni belediye reisinin böyle bir yorum yapabileceğini düşünmediğimden yorumu teyid ettirmek için kendisiyle iletişime geçtim. Önce Dareheni belediye santralına,  sonrasında başkanın özel kalem müdürüne ulaştım. Sağolsunlar, her iki görevli arkadaş bana yardımcı oldular.
- Bu sayede hiç beklemeden hemen reise ulaştım. Tabi reis ile konuşmalarımı kırdki yapmaya özen gösterdim. Reis kim olduğumu sordu, ben de Orhan Zuexpayıj olduğumu söyledim. Reise ilk sorum Serbesti sitesine gönderilen yorumun kendisine ait olup olmadığıydı. Verdiği yanıtta; "Evet ! ben yolladım" dedi ve bana derdini anlatmaya başladı. İlk cümlesi; "Sen ziktelilerden ve Zikte aşiretinden ne istiyorsun?" oldu.
-Kendisine sıkıntısının ne olduğunu bana anlatmasını istedim ve ondan sonra konuşabileceğimizi söyledim. Reisin bana söylediği şuydu; "Sen beni tanımıyorsun, ben de seni tanımıyorum, ancak bir yazında  benim için birşeyler yazmışsın" dedi.

Reisin cümlelerini aynen aktarıyorum:

Konuşmasına; "Bizim köpeğimiz elin  kapısında havlıyor demişsin" diye başladı.
- Ben de kendisine izah etmeye çalıştım. Anladığım kadarıyla reis çok toydu, edep ve terbiye yoksunu bir uslupla "yan, lan, ulan" kelimelerini ard arda sıralamaya başladı. Onun bu davranışını içine düştüğü utanılacak durumun ve korkaklığının bir ifadesi olarak görüyordum.
- Bu sözlerinden dolayı cevaben; "kendisinin çok terbiyesiz ve seviyesiz bir insan olduğunu" söyledim. Sözlerime devamla; "Dareheni gibi Şeyh Said hareketine paytahtlık etmiş şanlı bir ilçeye onun düzeyinde bir kişinin reis yapılmış olmasından bir Çoligij olarak şahsen utanç duymakta olduğum" siteminde bulundum. Bu sözlerimin ardından telefonunu hemen kapadı.

*****

- Bu konuşmadan sonra kendisine atfen yazdığım cümleleri geçmiş yazılarımdan aramaya koyuldum.Yazılarımı tek tek ararken ağabeyim bana;  "Modanlı Feqi Hesen'in yaşam öyküsünde Abdurrahim Ariç için şunları yazmışsın" diye hatırlatmada bulundu. O yazıdaki cümlelerimi olduğu gibi aşağıya aktarıyorum:
1- Darêhênî reisi Modanlı Abdurrahim Ariç'i AKP'den aday eden ve seçtiren Kazım Ataoğlu'dur.
2- Belediye reisinin Darêhênî merkezindeki parka Muhsin Yazıcıoğlu'nun ismini vermesi de muhakak Ataoğlu'nun bilgisi dahilindedir.
3- Kazım Ataoğlu'nun yanında ne Şeyh Said, ne de dedesi Hacı Sadık Bey'in, Muhsin Yazıcıoğlu kadar değeri yoktur.
4- Türk ırkçısı, kafatasçı bu adamın ismi Şeyh Said'in, Sadık Bey'in kemiklerini sızlatıyor.
5- Ben Zıkte denilice, Valerli Hacı Sadık Bey, Modanlı Feqi Hesen, Gırnoslu Heci Kolos ve kardeşi Mustafa Ağa, Vazenanlı Em Heyd, yakın dönemde İbrahim İncedursun, M. Emin Becerikli (Kendal) gibi şehidleri tanırım.
6- Bu inançlı Kürd şehidlerinin mezar yerleri bile yoktur. Türk ırkçı-şoven ve kafatasçı fikirlerin arkasından giden zikteli kürd keklikleri (kakıbolar) çocuklarına iyi miras bırakmıyorlar.
Modanlı Feqi Hesen ile ilgili yazımda yukarıdaki altı cümleyi yazmışım.

- Ayrıca  24 Kasım 2009 tarihinde 'Kurdistan Aktüel' sitesinde çıkan "ÇOLIGO BÊ VENG" başlıklı kırdki bir yazımda da Darêhênî reisinin ibretlik durumuna değinmiştim. O yazının ilgili bölümünü aynen aktarıyorum. Okuyucular iyi anlasınlar diye kısa da olsa yazıya türkçe çevirisini ekleyerek kürd kamuoyunun takdirine sunuyorum.

"ÇOLÎGO BÊ VENG"    

Mebusanî Çolîg ra yew luemeyî mi esto. Serekî beledîya Dara Henî emser nameyî yew parq na pa „Muhsin Yazicioğlu Parkı“. No zaf yew çîko eyb o. No serekî beledîya Dara Henî qet xo ra neşarmîyeno. No merdim Feqî Hesenî, Sadik Beqî Valîyerî neûno xo vîr. Musîn Yazicioĝlu gangerî Kurdan o, dişmenî Kurdan o. Kazim Ataoĝlu re zî yew vateyî mi esto. Pîrîkî to Saddik Begî Valyerî şehîdî Kirdûn o.

Ey.... Kazim Beg, no  reîsî Dara Henî eşîrê to ra yo. O merdimî to hesibyeno, ez bawer kena ke tu ra nebîn kesî o reîs nekerdên. Ti zûnî kerdinê no reîsî Dara Henî çine ûna mi vîr  Kazim Beg?  Ecaba to paşt da ci? Fîkîrî to hama zî fîkîro vêren o?

"SESSÎZ BÎNGÖL" (Çeviri)

Bingöl milletvekilerine sitemim var. Genç belediye reisi bu sene ilçede bir parka "Muhsin Yazcıoğlu" adını vermiştir. Bu Genç ilçesi için çok ayıp bir şeydir. Bu reis Feqi Hesen Modanî ile Hacı Sadık Bey Valerî'yi hiç aklına getirmiyormu ? Muhsin Yazıcıoğlu kürdlerin can alıcısı ve düşmanıdır. Kazım Ataoğlu'na bir sözüm vardır. Senin deden Sadık Bey kürdlerin şehididir.
Ey Kazım Bey bu reis senin aşiretindendir, senin adamın sayılır ve inanıyorum senden olmazsa kimse onu reis yapmazdı. Sen biliyormusun Kazım Bey? Seçtirdiğin reisin yaptığı bana neyi hatırlatıyor. Acaba siz hala o eski fikir ve düşünceler içinde misiniz?

Yukardaki cümlelerimde sadece sitem vardır. Sadık Bey, Kazım'ın dedesidir, Feqi Hesen ise  reisin köylüsü ve akrabasıdır. Eğer parka isim verilecekse bu iki kürd şehidinin ismi verilmeliydi. Kendi değerlerimiz dururken, değerlerimizin karşıtı düşünce içinde olan ve hiçte bizden olmayan birinin adının verilmesine ne gerek vardı?
Darêhêni'de bir park ismini hak edecek birçok değerli büyüğümüzün olduğunu düşünüyorum.

*  Dareheni reisinden bu iki yazımda bahsetmişim. Başka yazılarım da  olabilir, hatırlamıyorum. Bununla birlikte reisle ilgili fikirlerim çok nettir.

Şimdi gelelim reisin benim ve babam hakkındaki iddialarına ve  benim cevabıma;

(Aşağıdaki cümleler Reisin yorumundan alıntıdır)

(Bir zamanlar sizin teröristler bir zıkteliyi kaçırmışlardı iyi hatırlarsın, çünkü baban ahıra bağlanınca o adamımız serbest bırakılmıştı. Sen beni örgütüne öldürtebilirsin, ama babanı önce burdan Avrupa'ya taşımanı öneririm.)

Reis'le aramızda geçen yazışma ve şifai görüşmelerden kısa kesitler:

Reise hitaben;
- Benim babam hakkında bu çirkef itiraflarınla ne yapmak istiyorsun? şeklinde bir soru yönelttim.

Reis ise cevaben;
- "Benim amacım senin canını incitmekti" deyince, kendisine olayın iç yüzünü aşağıda yazdığım gibi detaylı bir şekilde hatırlattım. Bunun üzerine reis günah çıkarmaya başladı;
- "Benim amcam vefat etmişti, ben sigarayı yeni bırakmıştım, stres ve sıkıntı içindeydim" şeklinde savunma refleksine girdi. Devamla;
- "Ben senden özür dileyeyim, sen de benden özür dile" dedi. Ben teklifini ciddiye almayınca bu cümlesini belki beş defa tekrarladı. Reisin kullandığı kelimeler zaten içine düştügü pişmanlık içeren ruh halinin tezahürüydü.

Abdurrahim ARİÇ'in bana tehdit içeren  yorumu ve yoruma cevabım

Cevabıma geçmeden önce bir hatırlatmada bulunacağım. Halkımın özgürlük fedaisi çocukları benim teröristim oluyor, 1970'li yılların azılı faşisti ve yedi öğrencinin katledildiği Eczacılık Fakültesi Olayı'nda adı geçen başkatil-tetikçibaşı Muhsin Yazıcıoğlu ise onun lideri oluyor.

- Çolig'in Onbirevler köyü Zikte aşiretine mensuptur. Bu köy korucu köyüdür. Yıl 1995, PKK gerillaları birgün köye geliyorlar, bunun üzerine korucular köyü terk edip kaçıyorlar. Gerilalar da yanılmıyorsam  dört korucunun yakın akrabası olan bayanları alıkoyarak beraberlerinde dağa götürüyorlar. Benim görüşüme göre PKK'nin bu yaptığı ne ahlakidir ne de mantıklıdır.
- Korucular olaydan 4 veya 5 gün sonra  Çolig valisi A. Kadir Sarı'nın yanına gidiyorlar.
- Valiye; "Bize sahip çıkmadınız namusumuz PKK'nin elinde siz ise hala sessizsiniz? Birgün olsun bize telefonla bile geçmiş olsun demediniz" şeklinde sitemde bulunuyorlar.
-Vali adeta bir suç örgütü lideri gibi davranarak ailemizi hedef gösteriyor. Düşünün, emrindeki silahlı güçlerle müdahalede bulunması gerekirken ilin mülki amiri koruculara misilleme yapmalarını öneriyor. Bu duruma ancak kabile toplumlarında rastlanır.
- Aynı vali son dönemlerde  Abdullatif Şener'in kurduğu partide 'genel başkan yardımcısı' olmuştu.
- Vali,  zıkteli korucu, işbirlikci, jitemci ve ergenekoncu güruha yol gösterir ve derki; "Siz de gidin Hacı Keko'yu rehin alın, kendi köyünüze götürün, göreceksiniz anında kadınlarınızı bırakacaklardır." Bu sözü söyleyenin vali mi yoksa kabile reisi mi olduğunun takdirini halkımıza bırakıyorum.
- Kasten 'özel tim' elbiseleri giydirilip, jitemin jeepi tahsis edilen korucular babamı gündüz ortası şehrin göbeğinde bulurlar.
- Babama; "Jandarmada bir ifaden var amca bizimle geleceksin" derler. Babam, korucuları jandarma özel timi sanır ve çaresiz isteklerine uyar, arabaya bindiği gibi korucuların köyüne doğru yola koyulurlar. Jitem'e ait jeep marka araç yolda iki kontrol noktasında durdurulmaksızın köye ulaşır.
- Çan Şeyhlerinden Şeyh Ali'nin oğlu ile merhum Hakkı Kıtay'ın oğlu da babamdan evvel aynı şekilde götürülmüşlerdir. Bu iki arkadaşın hem ailesi hem de kendileri kürd yurtseverleri olduğu için bilinçli olarak seçilmişlerdir. Babam, köyde bu gençlerin hiçbir kanuna ve de kurala sığmayacak şekilde "tutuklanmış" olmalarına ve işkence görmelerine tanık olur. İşkence seanslarında bu iki gencin ayaklarına silah sıkılır.

- Hakkı Kıtay'ın eşi oğlunun yerini bildiği için köye gider, tülbentini korucuların ayakları önüne atar.

- Bu korucularda ne ahlak, ne de şerefin zerresi vardır. Kürd kadınının değeri nedir, tülbent niçin yere atılır, tülbent atmanın kürd töresindeki anlamı nedir, tüm bunları bilmeyecek kadar sefil ve insanlık yoksunudurlar. Çünkü bunlar ülkelerini işgal ve namuslarını paymal eden Jitem'e satılmış ülkücü piyonlardır. BBP, MHP gibi soylarını kurutmaya azimli partilere uşaklık etmekte sakınca görmeyen, milli duygudan, aidiyet bilincinden, memleket ve  toplum sevgisinden yoksun bu tip yaratıklardan başka ne beklenirki? Bunlara insan demenin imkanı yoktur.

Ayrıca, Jitemci Reis Ariç, yavuz hırsız ev sahibinden baskın çıkarmış misali beni Jitemci ve Ergenekoncu olmakla karalamaya çalıştı. Sanki kendisinin Jitem ve Ergenekon artığı olduğu bilinmiyormuş gibi, halkına ihanete programlı bir yüzsüz olduğu ve cinayet şebekelerinin kuyrukçusu olduğu bilinmiyormuş gibi, kendi aşiretine mensup yaratıkların baştan ayağa ne oldukları ayyuka çıkmamış gibi iftiraya sığınmaya kalkıştı.

Ben Jitemci olsaydım, benim babam özel tim elbiseleri giydirilererek zikteli korucuları tutuklamaya ve işkence yapmaya gönderilirdi. Oysa Jitem'in jeepi valinin emri ve jandarma komutanının oluruyla sizin altınızdaydı. Özel tim elbiseleri de sizin sırtınızdaydı. Devletin silahlarını boyunlarına asanlar sizlerdiniz. Bizlerse devletten aldığınız güçle kaçırmaya ve işkence yapmaya cüret ettiğiniz savunmasız kürd bireyleriydik. Bir de Allah'ın adını anar, utanmadan, yaptıklarınızdan sıkılmadan dindar görünür secde edersiniz. Bilmezmisinizki kavmine zulm edenlerin Allah katında yeri yoktur. Bilmezmisinizki kavmine ihanet edenleri Allah da affetmez. Sizleri hangi deftere yazdığımızı bilmenizle kalın. Bu kadarı size yeter.

*****

- Neticede babam dayanamaz bu koruculara tepki verir. Bu olayı babamdan ziyade kaçırılan  diğer iki genç bana anlattılar ve dedilerki; "Hacı Keko'yu getirdiklerinde biz rahat nefes aldık."

- Babamın köye götürülmesini işiten köy sakinlerinden Hacı Agit isminde bir zat gelir, koruculara hakaret ederek babamı alır ve evine götürür. Babam köyde olduğu süre içinde diğer iki gençten bir daha haber alamaz.
- Köyün ileri geleni olan Hacı Agit babama bir oğlak keserek, onore etmeye çalışır. İki genç babamdan bir gün evvel bırakılırlar. Babamı birgün daha iyi ağırlayarak kendi özel otolarıyla şehirdeki evimize kadar getirir bırakırlar. Ancak PKK tarafından kaçırılmış kadınlar hala PKK nin elindedirler.
Hani babam kaçırılınca bırakılmışlardı? Ne alaka! Kadınların babam bırakıldıktan bir kaç gün sonra köyün yakınlarına getirilerek serbest bırakıldığını bütün Çoligliler biliyor.

*****

- Ben o dönem 6 ay ücretsiz izinle Almanya ya gelmiştim. Olayı duyar duymaz Almanya'da sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler nezdinde girişimlerde bulunduk.
- Ayrıca, Guewdere aşiretine bağlı Xeylan, Miyalan, Pakuni, Zoxpa, Züver ve çevre köyler de babamın kaçırılmasına müthiş bir tepki gösterirler.
- Kazım Ataoğlu'na haber yollanır ve denir ki senin adamların, senin aşiretin, sana oy veren destekçilerine sahip çık. Bu olay resmen aşiretleri ve aileleri karşı karşıya getirmiştir.
- Neticede olay bu şekilde çözülür.
- Babama, "korucuların ve akrabalarının sana oğlak kestiklerini kimselere söyleme, keşke onların o etini de yemeseydin" demiştim.
- Bazı dost ve yakın arkadaşların bana anlattıkları, oğlak kesme olayı, Hacı Keko'ya yumuşak ve edepli davranmaları o korucuların korkaklığından kaynaklanıyor diyenlerden  farklı yorumlarda bulunanlar da oldu.

*****

-Abdurrahim Ariç Efendi ! Babamın zıktelilerce ahıra bağlanma hikayesi budur. Anlaşılan sen bununla sevindin öylemi ?
Bu yapılan resmen ahlaksızlık, korkaklık, terbiyesizlik ve edepsizliktir.
- Utanmadan bana diyorsunki; "Beni öldürtebilirsin,ben insan öldürmem yaşatırım." Senin gibi korkaklar  ya korkudan ya stresten ölürler, korkuyla yaşamak ölümden de beterdir.
 - Eğer sende biraz zıkteli kahramanlardan Hacı Sadık Bey, Feqi Hesen, İbrahim İncedursun ruhu olsaydı, korkunu bu şekilde dışa vurmazdın. Bak dedelerin ölüme giderken korkmadılar.
- Feqi Hesen mahkemede idama mahkum edilince ölüme gururla hem de ilk sırada gitti. Sen bunları bilemezsin. Sende biraz ruh varsa yazdıklarımı okuyup korkmazsın.
- Utanmadan; "Şayet senin başına bir şey gelirse babamın Bingölü terk etmesini, Avrupa'ya taşınmasını" söylüyor aklınca tehdit ediyorsun. Tehdit, korku ifadesidir, korkunun itiraf edilmesidir.
- Babam altı ay evvel vefat etti. Hiç kimseye yaşamı boyunca eyvallah etmemişti. Hayatta olsaydı, senin böyle bir kelime sarf ettiğini  duysaydı, inan bana bugün bile Darahênê'ye gelir seni rezil ve rüsva ederdi, inanmıyorsan büyüklerinede sorabilirsin. Babamın hiç kimseye eyvallahı yoktu.

- Abdurrahim ARİÇ iyi oku !
- 1994-1996 yılları arasında senin gibi bir reis de Çolig'de vardı. Adı Selahattin AYDAR olan şahıs da senin gibi aslen Zikte kökenlidir.
Kafa yapılarınız aynı olduğu için hatırlatmada bulunuyorum. Beni Bingöl Emniyetine ihbar etmişti hem de resmi bir yazıyla. Bu ihbar ve komplolar sonucu 4 ay cezaevinde yattım. O yazı ibreti alem olarak hala arşivimde duruyor. Aynı zamanda tarihi bir vesikadır. Selahattin Aydar da çok korkaktı. Sırtını Mülki amirlere dayayıp beni sindireceğini sanıyordu. Adeta Vali'nin, Emniyet Müdürü'nün(Meşhur Kemal İSKENDER) ve dönemin Tugay Komutanı'nın iyi bir kuklasıydı. Senin dediğin o Haci Keko bir gün şehrin dörtyol mevkiinde onu kıstırmıştı, korkudan bir kuyumcu dükkanına sığınmış, saatlerce oradan çıkamamıştı. Haci Keko şehrin merkezi olan dörtyol mevkiinde Selahattin Aydar'a; "Haydi senin valin, komutanın ve polis gelsin seni kurtarsın" demişti.  Ama Selahattin suçluluğun verdiği bir korku ve tedirginlik içine sıkışmış, aynen sende tanık olduğum ruh haliyle sesini bile çıkaramamıştı. Belliki ölümden korkmuştu. Sizin gibi kürt düşmanı tetikçibaşıların adını parklara verenler, savunmasız insanlara arkadan ateş edip öldürenler, muhbirler, ecdadını satanlar her ne hikmetse en küçük bir hadisede ölüm korkusuna kapılıyorlar. Demiştim ya, zulmedenlere Allah da zulmeder diye. Bu korkuyu yüreğinize salan Allah'tır. Sizin her iki dünyanız da cehennemdir. Halkınıza ihanet ederek ateşi ve azabı siz seçtiniz.

*****

Çoligli hemşehrim İlhami Sertkaya'nın yine senin kafa dengin bir zıkteli olan Tahsin Bayram üzerine yazdıklarını aşağıya aktarıyorum.

İlhami SERTKAYA'nın yorumu:

* Orhan bıra, bana deseler bir garip durum için bir sosyoloji tezi hazırlayacağız, bu dünyada bildiğin öyle bir garip konu var mı? Şüphesiz var derim ve Zıktê aşiretini (elbette değerli insanları hariç) belirtirim. Konuyu da biraz anlatırım. Kendi ejdadlarını kırıma uğratanlara sevdalı olduklarını, buna rağmen ahlak, onur haysiyetten bahsettiklerini belirtirim. Artık kendi ejdadlarını kırıma uğratan orduya 'peygamber ordusu' demelerini, ve bir ejdadının düşmanının ismini parka vermelerini de eklerim. Belki o zaman sosyoloji tezini hazırlayanlar 'Bu gariplik değil, sosyal bir faciadır' diye vaz geçerler.

*****

Abdurrahim efendi, senin gibi düşünen kafa dengin zikteli Tahsin Bayram üzerine bir başka hemşerimizin ilginç olan başka bir yorumunu aktarayım.

Ahmet Yalınkaya'nın yorumu:

"Ne yazık ki bazen zıtların birliği (unity of opposites) olmaktadır. Bu bazen toplumsal olaylarda da görülmektedir. Kesin bilgi sahibi olmamamla birlikte büyüklerimizden duyduğum kadarıyla; bir zamanlar yeni kurulan jakoben ve ırkçı Türk Cumhuriyetinin Zıkte aşiretinde çok katliam yaptığını, yine daha sonra hepimizin daha iyi bildiği Dersim jenositi çok iyi bilinmektedir. Ancak bu sistemin oradakileri kendi geçmişine nasıl bu kadar yabancılaştırdığı da traji komiktir. Dersimlilerin bir kısmı kendini yok eden Jakoben Cumhuriyetin savunucuları ve kökünü de inkar edip, Türki boylarına bağlayacak kadar ahmak, akıldan yoksun bir saplantıya girmişlerdir. Zıkte aşireti ise bugün çoğu kendi soyuna düşmanlık besleyen ve dedelerini katleden zihniyetin hegemonyasına girip, onlara hizmet edecek kadar ileri gitmiştir. Biraz gerçekleri görmeyen beyinler köleliğe hizmet etmekten başka bir şey yapamazlar."

*****

Abdurrahim efendi, bir başka hemşerimizin sizinle aynı değirmene su taşıyan Tahsin Bayram üzerine ilginç ve üçüncü bir yorumunu sana aktarayım.

Fuat Brusk'un yorumu:

"Zaten osmanlı altı asırlık ömrünü zulmüyle sürdürebildi. O yüzdendir ki onun zulmünü alt edebilecek teknik gelişince de ortalık yerde apışıp kaldı. Ta başkentlerine kadar gelen düşmana kimse karşı koymadığı gibi nerdeyse altlarına kırmızı halı çekeceklerdi. Çünkü ona devlet denmez zulüm tezgahı denirdi. Türkler bile artık devlet ile zulüm tezgahının arasındaki farkı anlayabilmiş; bu darbi-meselin bu amaç için fetva kılınmasını ve iktidar için babanın oğlunu, kardeşin kardeşini öldürmesinin tarihleri için utanılacak bir olay olduğunu kavramışlarken bir Zıkte'linin onların günahına ortak olmak istemesi de ilginç bir şeydir."

******

- Her üç hemşehrimin de değerlendirmeleri çok doğru ve yerinde değerlendirmelerdir.

- Türklerde bir söz var derler ya "anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az."

Son söz olarak:
- Evet iki BBP'li Tahsin Bayram ve Abdurrahim Ariç, sizler Orhan Zuexpayıj'ın yurtseverliğine takıldınız.
- Size son çağrım şudur, Kazım Ataoğlu zaten dedesine sahip çıkamaz, devletin dedesini etnik farklılığı dolayısıyla idam etmiş olmasına rağmen; "Ben türk bayrağına ve devletine küskün değilim" diyebiliyorsa, dedesinin idamını onaylamakla kalmıyor, ecdadının katillerini yüceltiyor demektir.

- Türk devletine göre Hacı Sadık Bey vatan hainidir. Değilse türk devleti Hacı Sadık Bey ve arkadaşlarının itibarını iade etti de benim mi haberim olmadı?
- Bir kürd yurtseveri, tarih üzerine araştırma ve inceleme yapan vicdan sahibi biri olarak, şehid Valerli Hacı Sadık Bey ve Feqi Hesen'in anısına size hatırlatmada bulunuyorum.
- Evet, Abdurrahim Ariç efendi bana yazdığın bir söz var, diyorsunki; "Benim babam Feqi Hesen ve Şeyh Said Efendi'nin ismi her geçtiğinde hep hüngür hüngür ağlar."
- Bu sözünde samimiysen o parka verdiğin MuhsinYazıcıoğlu ismini derhal meclis kararı ile geri aldırır, bu iki Kürd şehidinin ruhunu huzura erdirirsin.
- Ayrıca ,Tahsin Bayram'ın bana yazdığı bir cümle ki hala bende kayıtlıdır. Diyorki; "Çolig'in Darêhênî, yani Genç caddesinin ismini de ölmezsek Muhsin Yazıcıoğlu olarak değişeceğiz."
- Hatta daha ileri giderek; "Devlete karşı çıkan'ın cezası idamdır. Feqi Hesen ve Valerli Haci Sadık Bey hak etmiş ki idam edilmişlerdir" diyebiliyor.

- İnşallah bu iki zavallı gaflet uykusundan uyanır ve tövbe-i istiğfar edip, suçlarından arınırlar.

Selamlar.

Orhan Zuexpayıj 


 Ahmet Yalinkaya
Merheba gelê Kırdu,
Yow vate verinun ma esto:
Vuni harqueş vuno ki mı kışên zor mı ra nê şıno, pê pêl mı postê mı sol keni hına zor mıra şıno.
Awo ki name yow faşist nonu park ê Darêheni ra, qeyas hargueş zi niyo. Wa buniyo hargueş ra bınê bı şermayo. Çerrê cek dı diyo yow Tırk name yow Kurd nawo çikek ra. Hol xıraw mühim ni yo. Yow merdım kom xwe ra ihanet bıko, cura cer çına esto, şıma vajin.
Ez ına sero şıma ri yow meselêk vaji: Ez 2009 dı şibiya Cape town (South Africa). Nıfus wıje %92.5 sie, %7.5 spie. Oja dı heta 1990 dı qoletiyê bi. Inê gê sie dı tewir; hıno zafi çil sie, bınêkê zi melezi. Heta 1990 spieyu ay melez kerd bınatê xwo siayu, pê ayin tampon vıraşt bi. Yow merdım mı ra kısê kerd, va; siayu qoletiyê verra mücadele kerdin, melezu çehşê kerdin. Çı gureko pis est bı tera pêyd nê mendin. Ayê ra tede şahsiyetê, insanatê o gurur çık nê mend bı. Yani tamame ra bibi qeşmeri. Kommek bındestı bı tede her tewır qeşmêr, çehş, her çi vejiyeni. Mıletê xweri dışmenatê keni, dışmenun ri bıbi dost. Verni dı nezunê ra destpê keni, dım ra beno karakter yin. İka zi South Africa dı 11 zuni resmi xıwer diyeni. Wa mıletê ma zi bınê buniyo dınya dı sê yin yowna mileta ward mendê esta, menda, wa bınê bı şermayi.
Ino çağ dı hamana zi zune yin qewıl nêkeni o y izi şıni name yow faşist noni park ra . Hargueş ınê bızuno, derd xwı xwı virakeno, yin ver ra qehriyeno.


Ahmet Yalinkaya

Yo Sosyolojik Analiz
Veri yo sosyolojik hereket çend sê serr, hetta hezari serrun dı hamenı ca. Ina se serr a (asr) peyin dı sosyal hereketi bi zıvıri, lez bedeliyeni. Veri merdımu dormalê dewun xwe ra wet çik nê zuneni, ika zi dınya biya kıj. Her hell her kes eşkeno hemı ca ra xıwer bıgero. Ina sistem ê network hemı ca kerdo nızdi, tor eşta hemı cê dınya. Ino semed ra hereket sosyal zi lez o zıvır beni.
Dı sê serr veri milliyetciye revaçtı bi, hamana zi dewam kena. Se serr veri mucadele û sosyal hereket sınıf sero bin, heta 1980’yun mucadelê çepu verni dı bı. Sosyalist blok şiyê ra, cu dım dewır kotı dinciyu dest. Ero yi hê revaçtê, hemı çı ho konu yin dest. Hama hereketi yin ho şıno diyar, hama lewe nê rasawo. Her hereket veri şıno diyar, raseno lewe, wıja dı yo mude muneno, peyni dı yo qêde hina sar havard beno, yeno war. Heta ika tarih ina mojnawo, lewe tım çoy dest nê muneno. Tım diyar û war esti o ina lez tekerrur keni. Lewe dı mendış ero sê veri derg niyo, lez bedeliyeno. Çı beno wa bı bo tarih heti bındestun do. Ma çıqas aver şı bındest hına zêd beni wari heqi xwı. Xewatkari û ciniyi puncas, se serr ra veri ra gelik heq xwı groto. Kapitalist sistem her dolap çarnena, insunu pê din, maneviyat yin yin xapinena kena kole. Din kapitalistun ri tım yo aletêka zaf pilla, hetta yin ğereqnena, haye nê beni.
Şari ma zi hezar punc sê serr ra ho ğereqnaye. Aşir, kabile o dewi şari bı xwıser (serxwıbi) ma hamana zi hê ğereqnayê, haye nê bi. Hama hama sosyal genocide (qırkerdış) bi, qediyeni yo qêde xwı nê hesiyeni. Qırkerdış pê kiştış têyna nê beno, pê asimulatiyê zi beno. Çı ferq tede esto; yo guin rışneno, bin pê hile keno. Pêyni dı wırd zi raseni yo ca, ha




Bilgileri aldığın şahsiyetler ile (sözde sağlam kaynakların ya) Başkanın babası halen yaşamaktadır, Keşke bunları  yayınlamadan bu adamlara da danışsaydınız yazıyı öyle yayınlasaydınız. Bu yakıştırmaların ne kadar saçma oldukları bariz bir şekilde taspit ettikten sonra bu konuyu düzeltip yayınlasaydınız.
Tarih : 07.04.2012 23:44:23

Ekleyen: Samil
SAİM ABİ ÖNCELİKLE SİTEMİMİ İFADE ETMEK İSTİYORUM :  1- ŞEYH SAİT VE FEKİ HASAN İLAY-I KELİMETULLAH UĞRUNA İDAM EDİLMİŞ MÜSLÜMANLARDIR. BU İSLAM MÜCAHİTLERİNİ ANLATMAK VE SAVUNMAK ELİ KANLI CANİ TERÖRİST, SOSYALİST VE ATEİST PKK LILARA DÜŞMEMİŞ. KEK ZUEĞPAYİJİN OĞLU TERÖR ÖRGÜTÜ PKK MİLLİTANI OLARAK BU MÜSLÜMAN ŞAHSİYETLERİ SAÇMA SAPAN BİLGİLERLE ANLATMAYA ÇALIŞMIŞ SİZ DE BUNU ÇOK ÖNEMLİ BİR BELGE GİBİ YAYINLAMIŞSINIZ.  2-  KEKONUN OĞLU ORHAN BABASINA LAYIK OLAN SIFATLARLA BANA HAKARET ETMİŞ SEN AKRABAM OLARAK BU HAKARETLERİNİ YAYINLAMAKTA BİR BEİS GÖRMEMİŞSİN. 3- BEN MÜSLÜMANIM IRKIM SORULURSA ZAZAYIM BU ALLAHIN TAKTİRİDİR BENİM TERCİHİM DEĞİL. ASLA VE ASLA KÜRT DEĞİLİM MÜSLÜMAN KÜRTLE DİN KARDEŞİYİM Kİ EN BÜYÜK KARDEŞLİK DİN KARDEŞLİĞİDİR. MÜSLÜMAN TÜRK OLAN MUHSİN YAZICIOĞLU İLE MÜSLÜMAN ARAP (EVLADI SEYİTTİR ŞEYHLER) OLAN ŞEYH SAİT VE MÜSLÜMAN ZAZA OLAN FEKİ HASANI SEVERKEN İSLAM KARDEŞLİĞİ İÇİNDE AYNI DERECEDE SEVİYORUM BU MÜSLÜMAN OLMAMIN GEREĞİDİR. IRKÇILIĞIN HER TÜRLÜSÜNE LANET OLSUN. OKUYUCULARDAN ÖZÜR DİLERİM TERBİYEM MÜSAADE ETMİYOR AMA ORHAN KAYANIN YAZIDAKİ HAKARETİNİ AYNEN İADE EDİYORUM KENDİSİNE  KEKONUN OĞLU "ZAZA KÖPEĞİDİR KÜRTLERİN KAPISINDA HAVLIYOR" VE BU YAKIŞTIRMAYI ŞAHSIMA YAPIYOR. UMARIM BU ORHAN KAYA BU YORUMLA KENDİ DURUMUNUN FARKINA VARIP AVRUPADAN SANAL ORTAMDA BU HAKARETLERİ YAPTIĞI İÇİN BİZDEN ÖZÜR DİLER. ŞAYET ÖĞLE BİR ERDEM GÖSTERİRSE BENDE TEKRARDAN DURUMU GÖZDEN GEÇİRİRİM. Abdurrahim Ariç 
Tarih : 09.03.2012 19:56:17




2 Nisan 2012

ŞEYH SAÎD HAREKETİNDE ZIKTELİ BİR DİRENİŞÇİ "ABDULLAH HECÎ EHMED"


"Kürtlerin en son ilgilendikleri konu kendi dilleri ve tarihleridir."
Mehrdad R. Izady/Kürd tarihçi

- Bu yazımda 1925 Şeyh Said hareketinde efsane bir direnişçi, isimsiz kahraman zıktekli Abdullah Heci Ehmed'in yaşam  öyküsünü anlatmaya çalışacağım.

"Tarihimizde cereyan eden önemli toplumsal olayların isimsiz kahramanları roman ve stranlara konu olsalar da genelde hele hele coğrafya genelde Ortadoğu ve özelde de Kurdistan ise çoğu kez gerçek kahramanlar es geçilir. Neferlerin genellikle hiçbir değeri olmaz, acısı sadece kendi yakın çevreleri ile sınırlı kalır ve zaman içinde unutulur gider.

- Bu yazımda kaybolmakla yüz yüze olan Cansorlu Abdullah Heci Ehmed ile iki kardeşi Mehmed  ve Mecit'in trajik yaşamlarını ve şehit edilişlerinin öyküsünü anlatmaya çalışacağım.

- Çolig ve çevresinde yaşayan insanlarımız Kürd ulusal davasına emeği geçen binlerce isimsiz kahramandan biri olan Cansorlu Abdullah Heci Ehmed ve iki kardeşinin fedakarlıklarını okuduğunda, biz bu üç direnişçi kardeşi nasıl oldu da bugüne kadar duymadık demesinler.

- Ben de araştırmalarımla  bu üç kardeşin bilinmiyen yönlerinin tılsımını ve haklarında söylenen stranı ayyuka çıkarmanın mutluluğunu yaşıyorum.

- Yaşamın tüm zorluklarına rağmen Kürt halkının mücadelesinden ödün vermeyen, kendisi ve ailesinin yaşamını riske sokmaktan korkmayan,  kendileriyle ilgili hiçbir hesap yapmayan bu fedakar insanlar isimsiz kahraman olmasın da, kimler olsun?

- Tarihteki toplumsal değişim ve dönüşümlerin yükünü kimler çekiyor, diye sorulduğunda akla öncelikle önder kadrolar gelir. Bu dönüşümleri  yönlendiren önderleri ortaya çıkaran, canını, kanını, herşeyini feda eden sıradan neferlere her nedense siyasetçiler, araştırmacılar ve tarihçiler fazlaca değinmezler.

Doğru olmasa da, kabul etmesekte halk gerçekliğimiz budur.

- Ebdullah Heci Ehmed,  Zıkte aşiretini kendi saflarına çekmek isteyen türk devletinin bu amaçla düzenlemiş olduğu  hile ve entrikalarını bozmak isteyen yiğit bir kürd direnişçisidir.

- Kürdlerde bir söz vardır, derler ya "Osmanlı'da oyun bitmez." Osmanlıların bu oyununu en iyi dillendiren Dersim hareketinin lideri Seyyid Rıza'dır;
"Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun."

- Seyyid Rıza hile ve entrikayla yakalandığı zaman söylediği bu sözü hala Kürdlerin belleğindedir.

*****

- Evet, Abdullah Heci Ehmed hem türk devletine, hem de kendi aşiretinin devletçe teslim alınmış, teslim alındığı için devlet tarafından aşiret liderliğine uygun görülmüş Riza Beg'e (Ataoğlu)  ve Rıza Beg'in aşiret bireylerinden devşirerek hükümetin hizmetine koştuğu "milis huqmat" denen çetelere karşı yüreklice direniş göstermiştir.
- Zikte aşireti son 30 yıllık savaşta da koruculuk sistemiyle türk devletine teslim olmuştur.
- Çolig, Dareheni ve Bongılan çevresinde  Ebdullah Heci Ehmed ile Rıza Beg arasında yaşanan tarihi, siyasi olayı çok az insan bilir.
- Ama bugüne kadar kimse bunu yazıya dökmedi.
- Valerli Sadık Beg'in Dik köyündeki eşinden torunu olan Muhiddin Aydar bu tarihi yarayı açmaya çalıştıysa da yazılması engellendi.
- Son araştırma, inceleme ve öykü şeklinde yazdığım yazılarda (beş biyografi çalışmamda)ağırlıklı olarak Zikte aşiretinin direnişçilerini ve yaşanan olayları yazmaya çalıştım.
- Zikte aşiretinin nasıl milis huqmat olduğuna, aşiretin beylerinden ve  ileri  gelenlerinden bazılarının (güçlü olan, gücünü devlet otoritesinden alan kesimi kast ediyorum)  MHP-BBP gibi kafatasçı türk partileri  etrafında nasıl yıllarca kümelendiklerine yazdığım araştırma yazılarında yer vermeye ve nedenlerini izaha çalıştım.
- Dönemsel olarak REFAH, ANAP, DYP ve AKP'de görünseler de gençlerinin çoğu aşiret ileri gelenlerinin çıkarları gereği  o iki ucube  ve ırkçı -şoven "MHP-BBP" partilerinee kanalize edildiler.
- Zikte halkı MHP/BBP'yi inanarak desteklemediler. 1925 hareketinde devlete karşı kahramanca şehid düşen dedelerinin ve yakın akrabalarının akibetinden dolayı çoğu korkularından bir kısmı da çıkar sağladıkları için bu yolu seçtiler. Aşiret ileri gelenlerinin devletle tam bir birliktelik göstermesi karşısında halkın korkmak için yeterli nedeni vardı.
- Aşiretin beyleri ve sair ileri gelenleri devletin gözüne girebilmek için dedelerinden kendilerine kalan kürd itibarını adeta "reddi-miras" edercesine tepelediler. Bu yüzden bir türkten daha fazla türk ve türkçü görünmeye çalışırlar.
- Hatta, geçen yıl seçim öncesi Kazım Ataoğlu; "bu devlet benim dedemi asmıştır ama ben bayrağıma ve devletime kırgın değilim" diyerek şehid Hacı Sadık Bey'in ruhunu sızlatmıştır. Türkçüler tarafından acımasızca katledilen bu kürd kahramanının torunu türk devletini kendi devleti ve türk bayrağını kendi bayrağı olarak kabullenmekte mahzur görmemektedir. Hz. Ali "Aslını inkar eden haramzadedir" derken böylelerini işaret etmiştir. Kazım Ataoğlu'nun türkçülere yaltaklanması inkardan daha ağır bir basiretsizlik türü olan soyunu tümden reddediştir ve aile büyüğünün katillerine eteklenmedirki hiçbir ahlakta yer bulmaz.
- MHP ve BBP'nin Çolig'de kazanma şansı olmadığı için Kazım Atatoğlu çıkarları gereği muhafazakar sağ partilerde siyasete soyunmuş reddi miras etmesinin karşılığı olarak üç dönem mebus seçtirilmekle devlet tarafından taltif edilmiştir.

- Sanırım, 1925 hareketinde Zikte aşiretini liderlerine bulaştırılmış ihanet geninin hikmetini ve günümüze kadar aşiretin kaderini belirlemeye devam eden devlet bağlaşıklığının bu lanetli sırrını Abdullah Heci Ehmed'i konu alan bu yazımda  bulabilirsiniz.

* İhanet ve inkar olgusunun birden çok ve farklı nedenleri vardır;

- Dünyevi hesapların " iktidar, makam, ikbal, rant, para vs... " yol açtığı devlete ters düşmeme kaygıları.

- Riskten kaçış: Devlet ve yargının hışmından korkma, kürdçülük damgası yeme tehlikesi, Zikte beglerini kendi soylarına ve dedelerinin mirasına yabancılaştırmıştır. 

- Bilimsel terminolojide zıtların birliği unity of opposites) diye bir deyim vardır. Bu deyime  Kurdistan'da en uygun düşen örnek Dersim jenosidi ve Zikte'de yapılan toplu katliamlardır. Dersimlilerin bir kısmı kendilerine katliam yapan kemalist sistemin savunucusu kesilmekle beraber, soyunu-kökünü inkar edip türk boylarından geldiklerini söylerler.

- Zıkteliler de bir kısım devşirme Dersimli gibi kendilerini katleden, dedelerini asan ve soylarına düşmanlık yapan anlayışın hegemonyasına girip, kölelik yapmaktadırlar.
 
- Zıkte beglerinin hiçbiri dilsel bakımdan asimle olmamış çoğu evlerinde kırdki konuşurlar.
-  En tehlikeli olan tipler de bunlardır. Çünkü gerçeği ve hakkı bildiği halde münafıkça bir duruş sergilerler. Gerçekte "yabancılaşmış" olduğu halde halkına karşı "yabancılaşmamış görünmeye çalışan" bu kişiler tipiktir.
- Hatta Kürt sorununda derinlemesine bilgi sahibidirler. Özel ve risksiz ortamlarda Kürt sorunu üzerine ifrat düzeyde hamasi nutuklar atarlar.
- Dedelerinin rantını yemek için onların kahramanlıklarını, risksiz ortamda "muhbir ve itirafçıların olmadığı " yerlerde savunurlar.
 - Onları dinlerken "Kürdçü" olduklarını bile düşünebilirsiniz. Ama gerçek bugüne kadar öyle olmamıştır.
 - Onları bir de resmi ortamlarda, işyerinde, parlementoda ve toplum içinde görün.
-  Dünyevi hesapları, milletvekili olma hevesleri, makam ve koltuk hırsı, parasal rant için yada içinde bulundukları aşağılık kompleksinin gereği olarak sistemin adamı oluverirler.
-  Son dönemlerde aile içinde yaşanan bu olumsuzluklardan torunların bir kısımı, yani yeni nesil çok rahatsızdırlar.

* Aklıma yabancı bir yazarın sözü hep geliyor. “Çocuklar unuturlar, torunlar hatırlatırlar” diye…

- Örneğin Muhiddin Aydar'ın, Sadık Beg'in torunu olarak dedesi hakkında yazmaya çalıştığı yazılarından, yine aileden kürd şehidleri Yusuf Ağa, Garipli Îzzet Beg gibi değerlere sıkı sıkıya bağlılıklarını hissedebiliyorum.
- Bu torunlar, dedelerini anlatırken, Şeyh Said'in torunu Melik Fırat başta olmak üzere Heni'li Salih Beg ve ailesi ile olan ilişkilerini ve bu ailelerin saygınlıklarını çok iyi ifade ederler.
  - Kendi geçmişiyle hesaplaştıkları gibi, tarihte yaşanan ve günümüze kadar gelen bu kirli ilşkileri sorguluyorlar.
-  Yeni neslin hala aile içinde bir etkinliği yok, ama geçmişleriyle ilgili hesaplaşmaları başlamıştır. Tarihte maruz kalınan zulümün, baskının ve yanlış uygulamaların doğru anlamını geçte olsa kavramaya başladıklarına tanık oluyorum.
-  Bu değişimi yakın dönemde ailenin torunlarıyla birebir girdiğim ilişkiler sonucunda farkettim. Tabi bu gelişmeler çok önemlidir.

*****

- Zikte beyleri yıllarca öyle bir zor duruma düştüler ki halk arasında bile şehid düşen dede-babalarına  bırakınız sahip çıkmayı, onların mirasini yiyerek haklı davalarına ihanet etiklerine tanık olduk.

- Bazı insanların gözleri sadece zenginlik ve güçtedir. Oysa gerçek zenginlik, onurlu, haysiyetli ve iyi insan olabilmektir.

-  İranlı şair, Ömer Hayyam bu durumu bir şiirinde;
"Niceleri geldi, neler istediler,

  Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
 Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi ?

 O gidenler de hep senin gibiydiler !" şeklinde dile getirmiştir.

- Zikte'li Rıza Beg'e bağlı aşiret bireyleri 1928 yılındaki sahte af kanunuyla devlete teslim olurlar.
- Anlatılanlara göre Dareheni ağalarından olan Rıza Beg'in annesi (İnci Hanım) oğluna gidip teslim olması yönünde telkinde bulunur. "Bak oğlum babanın akıbetini gördün, eğer gidip devlete teslim olursan ailemiz üzerinde yaşanan faleketlerden kurtuluruz" der.
- Rıza Beg'in bu telkin üzerine gidip teslim olduğunu söylüyorlar.  Türk devleti onların çete olması için söz alır ve haklarında verilmiş sürgün kararını kaldırır ama Rıza Beg'in Dik köyündeki analığı ve küçük kardeşleri Kayseri'ye sürgün olmaktan kurtulamazlar.
 - Rıza Beg'in ihanet ekolüne bağlılıklarını sürdüren kardeşi, oğlu ve torunları günümüze kadar koruculuk ve işbirlikçilik temelinde siyaset yapmışlardır. Korucu olan çevre bu işbirlikçi mütegallibenin sözünü dinler, seçimlerde tüm oylarını bu ihanet ocağına kanalize ederler.
  
- Zikte'nin tanıdığım bazı değerli ailelerini ve bireylerini tenzih ederek bu tesbiti yapıyorum.
  
- Tarih yaşanan an değildir. Bu işin yarını da var. Söylenecek her sözün, atılacak her adımın kayıt altına alındığını herkesin bilmesi gerekir. 

- Kürdlerde bu biraz geç oldu. Benim araştırma ve incelemelerim aracılığıyla yapmaya çalıştığım kısaca budur.
- Bu yazdıklarımı üzerine alacak olan kişi ve ailelerin yaşanan bu tarihi olaylara ilişkin cevap haklarını kullanmaları şahsen benim kalbi isteğim ve beklentimdir. Çünkü bu sayede tarihi bilgilerimiz detaylanacak ve o ölçüde zenginleşecektir. 
- Varsa benim yanlışlarımı düzeltmeleri hem kürt tarihine katkı olur hem de bu çevreler kendi geçmişleriyle yüzleşmiş olurlar. Doğaldırki bu davranışlardan dolayı sevinirim. Çünkü bu sayede bir yandan aileleri töhmet altından kurtulur, diğer yandan da doğru bilgilerle tarihimize katkı sunmuş olurlar.
 -Tabiki böyle davranabilmek büyük bir erdemlilik ister.

ABDULLAH HECÎ EHMED OLAYINI  İYİ ANLATABİLMEK İÇİN ZİKTE AŞİRETİ ÜZERİNE, TARİHE KISA BİR YOLCULUK

* 1928 yılında Rıza Beg (Ataoğlu) kandırmaca af kanunu ile türk devletine teslim olur. Babası Hacı Sadık Beg idam edilmiş, Garipli Îzzet Beg, Mehmet Beg, Darehenili Yusuf Beg, hepsi yakın akrabaları dayı, yeğen ve enişte düzeyinde akrabaları çatışmalarda şehadete ulaşmış, Bicar tenkil (1927) hareketiyle Valer, Seyfan, Sayer köyleri başta olmak üzere toplu insan katliamları olmuştur. Köyler yakılmış yıkılmış, Zikte insanları dağlara sığınmış,  Rıza Beg de bu dönemde gurubuyla canını zor kurtarmıştır.

* Rıza Beg ve İbrahim Ataoğlu tüm bu yaşananların canlı tanığı ve aynı zamanda sanığıdırlar. İbrahim Ataoğlu tüm bu zulüm ve katliamlara çocuk haliyle tanık olmuştur. Zikte'de o gün yaşananlar ile yakın dönemde Halepçede yaşananlar aynıydı. O dönemde bir Şivan Perwer olsaydı ve Zıkte üzerine o hawarıyla bir ağıt yaksaydı bugünkü ziktelilerin duygusu acaba nasıl olurdu? İnaniyorumki ! Şivana sonsuz saygıları olurdu. Güney'de Halepçe katliamından sonra Saddam'la çatışan ve yaralı olan peşmergeler tıbbi malzeme yokluğundan acıyla kıvrandığı zaman arkadaşlarına "bana narkoz yerine, Halepçe ağıtını dinletin, Şivan'ın sesi benim acımı unutturur" diyen peşmerge hikayeleri ülkemde hala anlatılır.

* Şivan için 'sakallı çoban' tabirini kullanan Saddam hayretle sitem ederek; "Kürtleri öldürüyorum, işkence ediyorum, zindanlarda çürütüyorum ama o sakallı çoban bir türkü söylüyor ve yeniden ayağa kalkıyorlar" der.
-Şivan'ın sesinden Halepçe'yi bir kez dinleyenler bu sözlerin ne anlama geldiğini bilir. Şivan'ın söylemiyle  Halepçe büyük bir ağıttır. Sadece Halepçe'de yaşananları değil, Kürtlerin bütün tarihleri boyunca yaşadığı acıları uyandırır. Bu bir varoluş çığlığıdır. 'Benim müziğim bir çığlıktır' diyor.

*****

- Rıza Bey, "U" dönüşü yaparak daha 1-2 yıl evveline kadar babasının ve kendisinin dava arkadaşları olan, dağda beraberce direndikleri Kürd kahramanlarına karşı yaparak milis huqmat'lığı kabul ederek tıpkı, binbaşı Kasım, Emine Perixane ve Cemile Çeto gibi devletin kontra uşağı olmayı içine sindiririr. Babasını vahşice katlettiren türk ordusunun zulmüne ve toplu katliamlarına tanık olduğu halde bu düşkünlüğe tevessül etmekte sakınca görmez.
- Bazen düşünüyorum ! Rıza Beg eğer akrabası Haci Kolos'tan sonra öldürülseydi. Belki Hacı Kolos'un kafasını o koparıp, götürüp türk subaylarına pazarlayacaktı. Olmazdı veya Rıza Bey yapmazdı demeyin. Kürd hainlerinin düşkünlükte sınır tanımadığını yüzlerce örnekle biliyoruz. Herşey olabiliyor. Emine Perixane 1925 hareketinde üvey kardeşi Avdile İbrahim'i öldürtmedimi ? 
 - Kürd tarihinde yaşanan bu ibret sahnelerini patolojik vaka olarak niteliyor ve neşter vurmaya çalışıyorum.
  
- Rıza Beg daha babasının kanı kurumadan zulmün gölgesine sığınır. Cemîlê Çeto'laşarak  babasının soylu mirasını red eder. Babasının katilleri hesabına bir çete oluşturarak devletin eline tutuşturduğu silahları kendi aşiret fertlerine ve babasının dava arkadaşlarına karşı kullanır.

- "Cemile Çeto  jı kerê keto."  (Cemîlê Çeto eşekten düştü)
Bu söz kürd halk deyimleri arasında işbirlikçiliği ifade etmek ve sonuçlarını yermek için revaçta olan, sıkça kullanılan bir deyimdir.

Cemile Çeto'ya atfen söylenmiş bu veciz söz;  işbirlikçilik ve ihanetin içine düşenlerin eşekten düşmüş gibi olduklarını, hayatlarının sonuna kadar gerek birey olarak, gerekse aile olarak bu ayıpla birlikte yaşayacaklarını anlatmak ister.

- Cemile Çeto ağabeyi Bişare Çeto'ya ihanet ederken, Rıza Beg de babası Hacı Sadık Beg'in kemiklerini sızlatır.


ABDULLAH HECÎ EHMED KİMDİR?

- Abdullah Heci Ehmed, aslen Zikte aşiretine mensup, kırdki Cansor türkçeleştirilmış ismiyle Dareheni'ye bağlı Çanakçı köyündendir.
-  Babasının ismi Hecî Ehmed olup, Şeyh Said hareketinden evvel vefat etmiştir.
- Cansor köyünde ailesine "Key DIL" denir, yani Dılun'un ailesi olarak tanınırlar.
- Dılun'un yörede sevilen, sözü dinlenen ve otorite sahibi bir kürd kadını olduğunu herkes bilir.
- Aslen Vazenan köyünden olup, Emer Ağa Vazenan'ın yakın akrabasıdır.
- Abdullah Hecî Ahmed'in Mehmed ve Mecid adlarında iki kardeşi daha vardır.
- Çolig ve Dareheni halkı iyi tanısın diye hatırlatmak istiyorum. Çolig merkezde uzunca bir dönem gazete bayiiliği yapan Abdurrezak Akdemir;  Abdullah Hecî Ahmed'in tek oğludur.
- Mecid ve Mehmed isimli kardeşleri ise hiç evlenmemiştir. Daha doğrusu sürekli mücadele halinde olmalarından dolayı evlenmeye fırsatları olmamıştır.
- Abdullah Hecî Ahmed ve ailesi Şeyh Said hareketine topluca katılırlar.
- Kendisi ve diğer iki kardeşi yıllarca gerillacılık yaparak, çarpışarak kahramanca şehid olurlar.
- Yazımın ilerki safhalarında yaşanan tüm bu olayları detaylarıyla anlatacağım. Aile hakkında kısaca verdiğim bu bilgiler sanırım yeterlidir.

ŞEYH SAÎD HAREKETİNDE ABDULLAH HECÎ EHMED VE KARDEŞLERİ

- Şeyh Said hareketi ilk kurşunu Piran'da Şeyh Abdurrahim Efendi'nin patlatmasıyla başlar. Zikte aşireti o dönemde belkide Kurdistan'ın harekete en hazırlıklı bölgesidir.
- Çünkü Şeyh Said Efendi Piran'a gitmeden evvel Dareheni ve Zikte bölgesinde istişare toplantıları düzenlemişti.
- Dareheni yöresinin ve Zikte aşiretinin heycanının dorukta olduğunu görüyordu.
- Zikte bölgesinde Valerli Sadık Beg, Garipli Îzzet Beg, Modanlı Feqi Hesen ve Girnoslu Selim Ağa (Hacı Kolos) hereketin en etkili ve yetkin kişileriydi.
- Abdullah Heci Ehmed hareket başladığında Valerli Hacı Sadık Beg komutasındaki direniş gurubunda yer alır.
- Hacı Sadık Beg, Ömere Faro, Garipli İzzet Beg, Henili Salih Beg gibi hareketin beyin kadrosunun hedefi Diyarbekir şehrini ele geçirmektir.
- Hareket Diyarbekir surlarını aşamayınca geri çekilmek zorunda kalınır.
- Abdullah Hecî Ehmed ve Hacı Sadık Beg kurtuluşu, ve mücadelenin başarısını Kurdistan dağlarında görürler.
- Hacı Sadık Beg dağa çıkışının ilk aylarında yaralı olarak ele geçirilir.
- Diyarbakır istiklal mahkemesinde idam edilerek şehadete ulaşır.
- Abdullah Heci ve arkadaşları ağırlıklı olarak Dareheni ve Bongılan yörelerinde gerillacılık yaparlar.
- Bu kardeşlerin bu coğrafyadaki mekanlarından en önemlileri olan Çotela, Şerefeddin, Ko Spi dağları başta olmak üzere, irili ufaklı diğer dağlar olan Kârot, Arşik, Kâsan, Serkevır, Kâfık, Pohık, Lis ve bunlara ilaveten Masala, Vahkin dereleri ile Çeme Murad, Sarım Çayı boyları ve daha sayamadığım onlarca yer bu üç kardeşin ayak izlerine tanıktır.

- Abdullah Hecî ve kardeşlerinin yiğitlikleri Çolig'de hala anlatılır. Onlar milis huqmat denen işbirlikçi çetelerin ve türk askerlerinin korkulu rüyasıydı.
- Bu üç kardeşin birbirinden ayrılmalarına ve şehadetlerine Valerli milis huqmat ve çetebaşı olan Rıza Beg'in öldürülmesi yol açmıştır.
  

ŞEYH SAÎD HAREKETİNDEN SONRA "MİLİS HUQMAT" VE ÇETEBAŞI  OLAN VALERLİ RIZA BEY'İN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI

- Abdullah Heci, Rıza Beg'le hem aynı aşirete mensuptu hem de babasının silah arkadaşıydı. Diyarbekir cephesinde Sadık Beg'in en güvendiği kişilerin başında yine Abdullah Heci geliyordu. İkisi arasındaki ilişkiler haklı Kürd davasının da etkisiyle bir nevi baba oğul ilişkisi gibiydi. 
- Bu ilişki, Sadık Beg'in şehadetini müteakiben devletin kontrası olan oğlu Rıza Beg tarafından bozulur.

* Bozulan bu ilişkinin kısa bir öyküsünü size anlatmak istiyorum.

- Rıza Beg (Ataoğlu), 1925 hareketine babası Sadık Beg'le beraber katılır.
- Rıza Beg babasıyla beraber Diyarbekir istikametine gitmez, bunun yerine Dareheni ve çevresinde faaliyet yürütür.
- Babası Hacı Sadık Beg'in idamından sonra Rıza Beg yaklaşık üç yıl gerillacılık yapar. Albay
Mustafa Muğlalı, "Murat Boyu tenkil hareketi" süresince Zikte bölgesinde  toplu katliamlar yapar.
- Bu katliamlardan birinde aralarında otuzun üzerinde kadın ve çocuğun bulunduğu savunmasız kürt Valer köyünde katledilir. Sayer, Gırnos, Seyfan, Guev ve çevresinde yaşananları yazım uzamasın diye yazmıyorum.
- Valer köyünde insanların topluca yakıldığı  binaların harabeleri zıkteliler tarafından hala korunmaktadır. Zazaki bu harabelere yakılmış yer, ören anlamında "xırb" veya "ce veşaye" denmektedir.
- Rıza Beg türk devletinin bu zulmüne bizzat maruz kalan, katliamları ve köy yakmaları yaşayan biri olarak canını zor kurtarır.
- 1928 yılında devlet tıpkı bugünkü gibi itirafçılık veya pişmanlık yasası benzeri bir yasayı "af kanunu" adı altında çıkarır ve yürürlüğe koyar. Rıza Beg gidip teslim olur.
- Türk devleti, aşiretin reisliğine oynayan Rıza Bey'e sadık Bey'in oğlu olmasını da dikkate alarak vaatlerde bulunur.
-  Rıza Bey de herşeyi kabul ederek artık türk devletinin pençesinde güvenilir bir çete başı kontraya dönüşür ve devlet desteğinde Zikte aşiretinin reisi olur.
- Devlet Rıza Bey'e sağladığı çıkara ve ayrıcalıklara karşılık şartlarını sıralamış ve kabul ettirmiştir. Rıza Bey, babanın yurtsever mirasını, aşir vakarını red edecektir, babasının arkadaşlarını hileyle, pusuyla, puştlukla katledecek ve kellelerini devlete teslim edecektir, en başta da Abdullah Heci Ehmed ve kardeşlerini ya katledecek yada devletin ele geçirmesini sağlayacaktır. Bu şartları yerine getirmesi halinde sürgünden kurtarılmasına ilaveten devletin tüm imkanları Rıza Bey'in yararlanması için seferber edilecektir.
- Rıza Bey, karakter olarak zayıf ve ihanete yatkın olduğu için tüm teklifleri kabul eder.
- Yanlız Rıza Bey'in önünde engeller vardır. Abdullah Heci Ehmed, Cansorlu Emer Malley, Kolos Ağa (Girnoslu Selim Ağa) gibi yiğitleri bölgeden temizlemeden otoritesini kurması imkansızdır.
- Rıza Bey, aşiretinin kendisi gibi ihanete yatkın, kullanmaya elverişli ve de satılık şahıslarından kalabalık bir çete oluşturur. İlk hedefi Abdullah Heci'nin kellesini devlete teslim etmektir.

* "Ne trajiktir ey... kürdler babasının ve kendisinin dava arkadaşının hem de Abdullah Heci gibi bir yiğidin peşine düşmek,"

- Rıza Bey ailesinin ifadelerine göre Girnoslu Kolos Ağa ile akraba olduklarını söylüyorlar. Rıza Beg'in Zikte'de oluşturduğu çete aynı  zamanda akrabasının da izini takip etmeye koyulur.
- Kolos Ağa'nın öyküsünde yazmıştım kellesi koparılır. Bu yiğit insan üzerine dengbejlerin stranı vardır.
- Rıza Bey'in çeteleri Cansor'da Emer Malley üzerinde baskı kurarlar. Emer Malley, dönemin hem varlıklı hem de akil addedilen, medrese eğitimli münevver şahsiyetlerinden biridir . Rıza Beg en çokta Emer Malley'e yüklenir, çeteleri ise malını gasp etmeye çalışırlar.
- Rıza Bey'in hem zulmü hem de ihbarıyla devlet Emer Malleyi Xarpet'te idam eder. Emer Malley aynı zamanda Ebdullah Hecî'nin hem köylüsü hem de akrabasıdır.

*****

-Abdullah Heci, bu çetelerle yaklaşık 4-5 yıl savaşır. Birçok defa bu çetelerin  tuzağından kurtulur.
- Rıza Bey, en son Cansor köyünden almış olduğu ihbarla Abdullah Heci'yi  bir kış günü tuzağa düşürmeye çalışır. Rıza Bey, Cansor köyünün dışında bekler. Çeteleri Cansor köyünün etrafını kuşatırlar. Abdullah Heci, tecrübeli bir direnişçi olarak köyün dışında saklanır. Rıza Bey, köyün dışında yanlız başına çetelerin Abdullah Heci'yi öldürmesini beklerken birden Abdullah Heci'yi karşısında görür. Abdullah Heci, Rıza Bey'i orada cezalandırıp, hızla mıntıkadan uzaklaşır.
- Türk devletinin bölgedeki kolu kanadı olan Rıza Bey'in öldürülmesi devletin gücünü sarstığı  gibi zıkteli çeteleri de tedirgin eder.
-  Türk devleti zıktelileri başı boş bırakmaz. Tek amaçları Abdullah Heci ve kardeşlerini cezalandırmaktır. Devlet bunu başardığı zaman ziktelileri kendi açısından güvenceye alacağı ve bölgenin kontrolünü eline geçireceği kanısındadır.


ABDULLAH HECÎ VE KARDEŞLERİNİN ŞEHADETLERİ

- Türk devlet yetkilileri ve çeteler Rıza Bey'in öldürülmesinden sonra Abdullah Heci'yi silahlı çatısmalarla öldürmenin mümkün olmadığını anlarlar. Abdullah Heci'nin ancak bir komployla yada sızma hareketiyle imha edilebileceğini düşünürler.
- Türk devletinin bölgedeki Rıza Bey'den sonra en yetkili işbirlikçisi ve çete huqmat olan Malley Kek, Abdullah Heci'nin peşini bırakmaz.
- Malley Kek, Ebdulleh Heci'nin gurubuna bir ajan sızdırır. Bu ajan Abdullah Heci'nin aynı zamanda köylüsü olan Cansorlu Feqi Hes Mirza'dır.
- Feqi Hes Mirza, Ebdullah Heci'yi Bongilan/Wesmerg köyünde zehirledikten sonra öldürür.
- Malley Kek'in bu komplosuna kısa süre sonra Ebdullah Heci'nin yiğit ve direnişçi kardeşi Mecit,  Malley Kek'i Arçên (Arduşen) civarında cezalandırır.
- Ebdullah Heci'nin diğer kardeşi Mehemed ise Gırvas civarında Gedik mevkiinde askerlerle karşı karşıya gelir ve çıkan catışmada şehid düşer. Bu çatışma da bir asker de vurulur.
- Ebdullah Heci ve kardeşi Mehemed şehid olduktan sonra , küçük kardeşleri Mecit Dareheni ve Bongılan mıntıkalarındaki bu çetelerden uzaklaşarak Lice, Hazro ve Farqin üçgeninde direniş gösteren Şeyh Fahri Bokaki (Kubar) gurubuna katılır.
- Şeyh Fahri'nin yaşam öyküsünü de derlemiş ve toparlamışım. Ailesinden edindiğim bilgileri kürd yazılı kaynaklarındaki bilgilerle harmanlayıp, yakında yazacağım.
- Yanlız size kısa da olsa Şeyh Fahri'nin gurubunda olan onunla beraber şehid düşen ve "Mecide Zaza Solaxi" olarak anılan şahsın Cansorlu Abdullah Heci'nin kardeşi Mecit olduğunu hatırlatmak isterim.
- Şeyh Fahri'nin gurubunda isminden en çok bahs ettiği, güvendiği ve yakınında tutuğu kişilerin başında Mecide Zaza gelmektedir.
- Kanireşli Sıddiqe Boze, Şeyh Fahri üzerinde bestelemiş olduğu Bave Behçet stranında bakın Cansorlu Mecid için neler söylüyor.

* Min dı bavé Becet iro dıke gazi Sofiyé Xerzi, Mecité Zaza we digot em şevgéré şevéne bikevin péşıya mehkuman beré me bidin qesra Dêrîbiryan.
De la min dı vé sibé derba Bavé Becet şéxé kubar dane, welle ıro şahi etiye nava begleré Hezro, mireké ciyan, gira giré Badikî u Xıyan.
Hıngé min zani bu keleka mala şéx Usif iro qelibı wergerıya. Iro herçıyén téné mendıla wan li desté wandane, iro halé me digırıyan.
  
   Türkçesi;

* Baktım behçetin babası haykırdı Xerzanli Sofu ve Zaza Mecide, siz diyordunuz ki biz gece gezginleriyiz , düşün mahkumların önüne yönümüzü verin Deribırya sarayına.
Gördüm Behçetin babasına (Şeyh Fahri) bir darp vurduklarında, Hazro beyleri, civar mirleri Badiki ve Xiyan aşireti ileri gelenlerinin arasına Vallah sevinç düştüğüne tanık oldum.
O zaman anladım ki Şéx Usif (Seyh Fahrinin dedesi) ailesinin gemisi alabora olup ters dönmüş. Bu gün her gelen elinde mendili halimize ağlıyorlar.

*****

- Mecide Heci Ehmed, yani Cansorlu kürd direnişçisi Mecid ve Şeyh Fahri beraberce Lice ile Hazro arasındaki  Godernê’de / Geliye Hesikada şehid düşerler.

- Abdullah Heci ve iki kardeşi de kürdlük vadisinin isimsiz kahramanları olarak şehadete ulaşmışlar yıllarca isimleri fazlaca anılmadan hafızalarda saklanmıştır.
- Tabii ben bu yazımla isimsiz kahraman bu üç kardeşi hatırlatarak kürdlerin anıları arasına nakş etmeyi başardığıma inanıyorum.


ABDULLAH HECÎ'NİN EŞİ VE ÇOCUKLARININ AKİBETİ

- Abdullah Heci, geriye üç kız ve bir erkek çocuğu bırakmıştır. Eşi Rınde Hanım, çocuklarını  çetelerden korunmak için Zikte mıntıkasından uzaklaşır.
- Çetelerin ve devletin amacı bu çocukları da öldürmektir.
- Rınde Hanım ve dört çocuğu tahminen 20 yıl kadar bir süre Lice ilçe merkezinde  kalırlar. Çok zor şartlarda yaşarlar, çocuklarına bölge halkının yardımıyla sahip çıkar.
- Rınde Hanım da aslen Cansorlu olup, Hes Beg'in kızıdır. Eşi ve kardeşlerinin şehadetini yaşayan, yakın akrabaları öldürülen ve idam edilen bu kürd anasının çocuklarıyla beraber katlandığı zorluklar ülkemde hala anlatılır.
- Rınde Hanım 1950'li yıllardan sonra Lice'den gelip, Çolig şehir merkezine yerleşir.
- Rınde Hanım'ın sayesinde ailenin kökleri yok olmaktan kurtulur. Bugün ailenin hem kızları hem de oğlu tarafından onlarca torunu vardır.  Bu torunlarından biri bir dönem Çolig'de yanımda iki yıl staj yapmıştı.

SONUÇ

- Abdullah Heci ve kardeşlerinin yaşamı bir trajedidir.
- Tarihin ve islam ümmetinin yetimleri olan kürdlerin tarihi "anne ve babaların kayıp evlatlarını, kardeşlerin birbirini aradığı bir tarihtir." Tabi bu trajedilerin çoğu ihanetler sonucu yaşanmıştır.
- İhanet, kişinin inandığı, vicdanen yolunda gidip, uğrunda fedakarlıklara katlandığı duygu, düşünce ve tutumdan vazgeçmesi, karşı cephede yer almasıdır, kısacası.

 - Son söz yerine, Şeyh Said hareketindeki ihanet örneklerinden biri olan bu kısa anekdotu sizinle paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.

- Hazro'lu Hatip Bey sürgündeyken Mustafa Kemal'in huzuruna çıkar.

- Aralarında bu konuşma geçer;

- Paşa Hazretleri, biliyorsunuz, biz sizin yakın dostunuz olarak yanınızda yer aldık ve Şeyh Said taraftarlarına karşı çarpıştık.
- Biz onlardan öldürdük, onlar da bizden öldürdü. Şimdi bizi aynı kefeye koyarak sürgüne göndermeniz … Bizi öldürseydiniz bu kadar ağırımıza gitmezdi. Ama bizi bu asilerle bir kefeye koymanız bize ölümden daha ağır geliyor, dedim.

- Paşa Hazretleri biraz duraksadıktan sonra başını kaldırarak bana dedi
  ki,

- Hatip Bey, bir insan kendi ırkına ihanette bulunursa, başkasına daha iyisini yapar mı? Hadi git, oturduğun yerde otur.

O günden sonra kendi aile efradımın gençlerine hep şunu söyledim:

-Sakın ha bizim gibi onursuz olmayın, bizden ibret alın.

- İşte ihanetin bedeli dediğim budur; ihanete bulaşanlar onursuz, anlamsız, paramparça ve bedbaht bir hayat yaşayıp tarihin çöplüğüne gömülerek hainliklerinin bedelini ödediler

- Ama milletimizin onuruyla direnenleri, şehid olanları, darağacına fütursuzca gidenleri de  şimdi minnetle yâd ediliyorlar.

Orhan Zuexpayij olarakta Abdullah Heci'yi,  kardeşleri Mehemed ve Mecid gibi isimsiz kahramanları kürd insanının hafizasına nakş ederek rahmetle, minnetle yad ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

Orhan Zuexpayıj