Kûy a Spî

23 Mayıs 2012

ÇOLÎG'DE KÜRDLÜK VADİSİNDE İZ BIRAKAN BİR PORTRE: İDRİS EKİNCİ..


Şûnô şûno bira şûno             Gidiyor gidiyor kardeşim gidiyor
Îdrîs şûno, Cîhat şûno          Îdris gidiyor,Cihat gidiyor
Xeber amê xebera pîs          Haber gelmiş ama kötü haber
Cîhat dima kişîya Îdrîs         Cihat'ın ardından Idris şehid oldu
Îdrîs şûno, bira şûno             Îdris gitti,kardeş gitti
Ez bermena şimar vûno       Ben ağlıyorum size söylüyorum
Adir kot zerê Daykûno        Ateş düştü anelerin yüreğine
Dêrd cahîlûn çi girûno          Gençlerin dertleri ne kadar ağırdır.

Rençber Azîz/Kürd dengbeji





İdris Ekinci'nin ailesi Zıkte/ Şin köyünden 1850 li yıllarda gelip, Çolig şehir merkezine yerleşirler. Zıkte mıntıkasından sadece Ekinci ailesi değil, kürd direnişçisi Yado, dayısı kürd şehidi Arif Faris (Ayçiçek), torunu  çağdaş Yado olarak tanımlanan Mustafa Ayçiçek başta olmak üzere onlarca isim sayabiliriz. 1984 yılındaki 15 Ağustos atılımının Şemdinli baskını komutanı şehid Abdullah Ekinci de aynı aileden olup, amca çocuklarıdırlar.

İdris Ekinci yi uzun süreden beri yazmayı düşünüyordum. İdris Ekinci'nin dava arkadaşları başta olmak üzere yakın çevresinden, yine eşi ve çocukları komşum oldukları için epey bilgi sahibiydim. Değerli dostum Kenan Fani Doğan bana bir önerisi olmuştu, İdris'in öz kardeşi Sami Hoca'dan İdris'le ilgili en sağlıklı ve doğru bilgileri alabilirsin, dedi.

Sami Ekinci'yle teknolojinin nimetlerinden yararlanarak iletişime geçtim. Ağabeyi'nin yaşam öyküsünü yazacağımı söyledim. Bu konuda bana yardımcı olmasını istedim. Sağolsun hic tereddüt etmeden bir aydın, bir sosyolog, bir psikologun penceresinden çok duygulu, nesnel  ve tarafsız bir kalemle bana uzun uzadıya bir mektup yolladı.

Bu mektupta benim istediğim tüm bilgileri yolladığı gibi, İdris'in ve Çolig'de yaşanan bazı olayların bilinmiyen yönlerini de edebi bir dille kaleme alarak adeta tarihe not düşen bilgiler aktardı.

Bu mektubun içeriğine dokunmadan orjinal şekliyle sizinle paylaşmak istiyorum. İnanıyorum ki bu mektubu okuduğunuzda İdris Ekinci'yle ilgili bilinmiyen bir husus kalmayacaktır. Ama mektubun çok duygusal ve trajik etkisinden de kurtulmaycaksınız.  Bu uzun mektubu bir okumaya başlarsanız hiç soluk almadan bitireceksiniz. Çünkü mektubun, bir sitem, bir çığlık, bir öz eleştiri, bir tiyatro, kısaca sanat, edebiyat ve siyasetin iç içe geçtiği bir bileşke olduğunu göreceksiniz.

*****

ORHAN ZUEXPAYIC'A MEKTUP

1949 yılının yaz aylarının en güzelinde,çocukların derede çimdiği, kara dutların parmak büyüklüğünde olduğu, çicek kokularının tüm aşağı mahalleyi kapladığı, kuş sesleri ile, su şırıltısının birbirine karıştığı güzel ÇAPAKCUR köşesinde abim İdris Ekinci dünya'ya gelir.

Babamın diğer eşlerinden iki kızı vardır. (Hayriye ve Zuhal ablalalarım) Sıtkı Ekinci'nin ilk kez bir oğlu olmuştur. Bu çocuk önceleri babaya gurur, anneye kullanma, üstünlük kazanmış duygusu verir. Aile doğumu mutluluk içinde kabullenir. Dualar kulağa okunan ezan sesleriyle abim dünyaya gözlerini açar. Aşağı çarşının en güzel yerinde bu cennet köşesi evde kavgalar, huzursuzluklar, hovardalıklar, kıskançlıklar başlar. Abim üç buçuk yıl, bu evde annesi ve babasının kavgaları, huzursuzlukları ile büyür. Cami bitişiği, cennet köşesi bu ev, abime üç buçuk yıl çile, sıkıntı, karabasanlar evi olur.

Babamın 1947 yılında ziraat dairesinde görev yapmak üzere Genç ilçesine ataması yapılır. Hovardalıkları dillere destan babam Genç'te annemle tanışır. 1948 yılında annemle babam evlenirler. Babam tekrar Bingöl'e atanır, aşağı mahalledeki eve yerleşir, orada yaşamaya başlarlar. Babam ve annemin birliktelikleri üç buçuk yıl sürer. Bu üç buçuk yılın tamamı kavga, döğüş, şiddetli geçimsizliklerle geçer. 

Babam ve annem birbirilerine olan saygılarını tamamıyla yitirmişlerdir. Abim, bu huzursuz dönemin tümüne şahit olur. Ben doğduktan bir ay sonra babam ve annem şiddetli geçimsizlik nedeniyle resmen ayrılırlar. Mahkeme benim ve abimin velayetini anneme verir. Babamı da nafaka ödemeye mahkum eder. Ama babam bir kuruş bile nafaka ödemez.

*****


Tekrar Genç ilçesine döneriz. Ben ve abime ninem bakar. Çocukluğumuzun dört yılı ninemle mutlu ve sorunsuz geçti. Ninem 1956 yılında öldü. Ninemin ölümünden bir kaç ay sonra dayım Muhiddin Gönül'ün Karlıova'ya tayini çıktı. Dayım, annem, abim ve ben Karlıova'ya gittik. Karlıova yılları da çok mutlu geçmişti. Abim 1956 yılında Karlıova'da ilkokula başladı. Üçüncü sınıfa kadar (1,2,3 sınıflar) Karlıova'da okudu. Öğretmeni Gürdal Bey'di. 1959 yılında dayımın, Genç Adliyesi zabit katipliğine tayini çıktı. Karlıova'dan ayrıldık Genç'e geldik. Abim 4 ve 5 sınıfları Genç ilkokulunda okudu. Öğretmeni Hayriye Hanım'dı. 

Abim 1961 yılında, Yapı Sanat Enstitüsünde okumak üzere Tunceli'ye gitti. Okulun eğitim yılı altı yıldı. Yapı Sanat Enstitüsünde okuduğu ilk üç yıl Bingöl'e geldi. Ancak bu üç sömestri dönemi abimin hayatındaki en zor, en sıkıntılı, en sahipsiz dönemiydi. 

Annemin kaprisleri, babamın bencilliği nedeniyle abim, bir lastik topu gibi çarpmadık, kırılmadık yeri kalmadı. Hiç kimse abimi kabul etmiyordu. Bu dönemde ne annem abime annelik, ne de babam babalık yaptı. Abim kapı kapı dolaşır olmuştu. Abim bir iki gece Adil dayımın evinde kalır. Oğulları Necmi ve Necdet Gönül abimin arkadaşları ve sevdiği dayı çocuklarıdır. Bir sabah yengem mutfakta sabah kahvaltısı hazırlamak için çalı çırpı toplamış, ocağı yakmakla meşgulmüş. Mutfakta göz gözü görmüyormuş. Yengem mutfağa oğullarından biri geldiğini sanarak, Necmi akşama İdris'i eve getirirsen kafanı kırarım. Mutfakta yengemin arkasında olan abimiş. Abim olur demiş, hemen dayımın evini terk etmiş. 

*****


Bir yaz günüydü abim dizanteri hastalığına tutulmuş, bir deri bir kemik kalmıştı. Bu halinden hiçbirimizin haberi yoktu. Eve geldi. Annem, abimin o hasta halini görünce çok kızdı. Git babana söyle seni doktora götürsün dedi. Abimi babama ben götürdüm. Yolda yürümekte zorluk çekiyordu. 
Hayatımda ilk kez aşağı çarşıya giderek, hiç görmediğim babamı göreceğim için çok heycanlıydım. Elektirik santralinin önünden, dar patika bir yoldan aşağı çarşıya indik. Ben abimi yolun kenarındaki bir ağacın altında bekledim. İlk kez gördüğüm aşağı çarşı cennet gibi göründü gözüme..
Abim yolun karşısındaki buğday pazarına girdi, gözden kayboldu. Bir süre sonra babam ve abim buğday pazarının önüne kadar yürüdüler, babam yüksek sesle konuşuyordu, "siktir ol git başımdan, ben kendime bile bakamıyorum, sanamı bakacağım, bir daha seni görmiyeyim seni buralarda diye bağırıyordu."
Babam ve abim ayrıldılar. Abim bana doğru yürüdü. Saçları (biryantlı) güneşte pırıl pırıl parlayan, çok şık giyimli babam, buğday pazarının içine doğru yürüdü ve gözden kayboldu. 

Yukarı çarşıya çıktık. Dayım Muhiddin Gönül, abimi o halde görünce çok kızdı. Abimi hastahaneye götürdü. Abim hastahanede bir kaç gün tedavi olduktan sonra taburcu oldu. 
1961-1967 yılları abim için kurtuluş ve sorunlardan kaçış yılları oldu. Tunceli Yapı Sanat Enstitütüsü, insan olarak olgunlaşmasında, siyasi düşüncelerinin şekillenmesinde, okuma alışkanlığı kazanmasında, bölge ve dünya sorunlarıyla tanışmasının ilk adımını Tunceli'de attı. Tunceli, abimin  olgunlaşmasını ve kendisini bulmasını sağlamıştı.


*****

4,5,6 sınıfları okurken abim sömestr tatillerinde Bingöl'e gelmedi. Bu sömestr dönemlerini okulda geçirdi. Mezun olduğu sene 1967 yazında Bingöl'e geldi. Kendisi gibi Yapı Sanat Enstitütüsü mezunu arkadaşı ile (Hayri Durmuş'un abisi) adını hatırlamıyorum. (Mustafa) ebe okulu inşatında götürü iş almışlardı. Abiler usta ben ve rahmetli Hayri Durmuş amele olarak onların yanında çalışıyorduk. Onlar gündüzleri ebe okulunun bulağaç işi, geceleri de Kalorifer radyatörlerini ve çimentoyu sırtlarında Ebe okulunun beşinci katına çıkarıyorlardı. 

Abimin 1968 yılında Van'a tayini çıktı. O yıl Bayındırlık Müdürlüğünde İnşaat Teknikeri olarak göreve başladı. Ben,annem ve abim 1971 yılına kadar kaldık.1968-1971 yılları arasında abim Van Gençlik Sporda kalecilik yaptı. 1968-1971 yılları arasında Van'daki siyasi hareketlere katıldı. Sol yayınları sürekli okumaya başladı. Siyasi hareketler içinde kendisine arkadaşlar edindi.

Van'da siyasi bir olgunluk dönemi geçirdiğini ve bu konuda birçok dost ve arkadaşı olduğunu bilirim. Kesin yılını hatırlamıyorum. Tahminen 1970 yıllarıydı. Ömer Ayna ve arkadaşları Diyarbakır'dan gelip Van'da bir toplantı düzenlemişlerdi.  Toplantı yeri Bayram otelinin altındaki hamamdı. Bu toplantıya Van'da sınırlı sayıda insan katılmıştı. Abim de katılanlar arasındaydı. 1971 yılında abimin ataması Bingöl Bayındırlık Müdürlüğüne yapıldı.

Bingöl Bayındırlık Müdürlüğünde görev yaparken aynı kurumda sekreter olarak çalışan Remziye Hanım'la tanıştı. Bingölün sayılı ve saygı değer ailelerinden olan Remziye Hanım'la 1973 yılında evlendi. Evlendikten kısa bir süre sonra askere gitti. Ancak, eşini ve yeni doğan oğlu Metin'in hasretine dayanamadığı için sürekli askerden firar edip Bingöl'e geldi.

*****

Askerlik yılları ekonomik sıkıntılar ve hasretliklerle geçti. Yaşamının zor yılları askerlik dönemi. Abimin Remziye Hanım'la evliliğinden Metin ve Azad isimli iki oğulları dünya'ya geldi. Abim evliliğinin ilk yıllarını askerde geçirdi. Evlilik süresince ne eşini, ne de çocuklarını doyasıya sevemedi, onlara dayanamadı abim... Bu evlilik yıllarını annem bu güzel aileye zehir etti.  Mutlu ve birlikte dolu bir aile olmalarına izin vermedi.  Kara çalı gibi abimin yakınında ve hayatının içindeydi, hiç ayrılmadı ;

Eşini ve çocuklarını çok sevdiğini, ancak annemin bencilliği ve açgözlülüğü nedeniyle, kendisini rahatsız ettiğini de bana anlatmıştı. Annemin abimin sağladığı güzel yaşam ve verdiği paraları kaybettiği için göz yaşı dökmüştür. Hala abimi anarken "İdris beni karısından da, oğullarından da üstün tutardı. Beni hiç kırmazdı ama kendisinin o güzel ailede açtığı yaraları aklının ucuna bile getirmez annem....

1972 yılında Trabzon Fatih Eğtim Enstitüsü Türkçe öğretmenliği bölümünde okumaya başladım. 1972-1976 yılları ülkede ve bölgede siyasi olayların doruğa ulaştığı dönemler, ancak Trabzonda'da okuduğum yıllarda yaz aylarını Trabzonda geçirdim. Bingöle gelmedim. İşte bu önemli dört yılda Bingöldeki siyasi oluşumun gerisinde kaldım. Abimin siyasi tercihlerinide gözlemleyemedim. 

1977 yılının yaz aylarını Bingöl'de geçirdim. Orada gördüm ki Şalvarın Parkı , Bingöl'ün siyasi akademisi olmuş, Çünkü birçok politik toplantılar, tartışmalar, bilgilendirmeler, kararlar bu parkın masalarında alınıyordu.

*****

Abimin birlikte olduğu, konuştuğu, tartıştığı, okuduğu, genç bir kesim vardı. Hatırladıklarım Cihat Elçi, Abdullah Ekinci, Çepo (soyadı Aytimur) Hikmet Kılıçgediğin kızıyla (Ahmet Aytimur, şehid) evliydi. Bilginlerden üniversitede okuyan gençler, Mütevellizadelerden gençler, ara sıra Resul Altınok, Hayri Durmuş, bu toplantılara katılıyorlardı. 1977 yılının Ağustos ayında oğlum Trabzonda dünya'ya geldi. İlk müjdeyi bir postacı getirdiği telgrafla abime verdi. Abim onu bahşiş ile ödüllendirdi. Telgrafı okuduk herkes beni kutluyordu. Halamın oğlu Cihat Elçi, oğlumun adını Şiar koyacaksın dedi. bende oğlumun adını Şiar koydum.

Abimin siyasi tercihi ile ilgili net bir bilgim yok hareketin neresindeyi onu da bilmiyorum. Bildiğim çok önemli bir şey varki, abimin siyasetinde ve eylemlerinde silahın hiç mi hiç yeri yoktu.  Yaşamının hiç bir döneminde silah kullanmadı. Silahı evine bile sokmadı.  Bir kuş'un ölümüne bile göz yaşı dökerdi. Onun siyaset insan odaklıydı. Konuşmalarında insanın çok değerli olduğunu savunurdu. Onun mantığında insana silah doğrultmak hiç olmadı. Hayatta en mutlu olduğu şey, elinde ve avcunda olanları ihtiyacı olanlara,arkadaşlarıyla paylaşmaktı.

Şeyh Said isyanı sırasında dedem Molla İbrahim, amcam, babam, Nizameddin Ekinci ve babası, ailesi, Kayseriye sürgüne gönderilirler. Amcam Feyzullah Ekinci Kayseri'den döndükten sonra da siyasetle uğraşır. Babam ise Molla İbrahimin oğlu olduğu için sürgüne gönderilmiştir. Politik hiç bir etkinliği yoktur. Ünü hovardalıklarıyladır. Abim yaşamının büyük bölümünü sevgisizlikle geçirmiştir. Hayatının tüm acımasızlıklarını, sıkıntılarını yaşamıştır.

*****

Bu koşullarda yaşayan abimin, insanlara nefretle yaklaşması, şiddeti bir davranış biçimi olarak seçmesi gerekirdi. 

Fakat O, insanların, kimsesizlerin, mazlumların,haksızlığa uğrayanların yürekli,c esaretli bir savunucusuydu. Bu özelliği nedeniyle söyleyeceği sözü ve savunduğu düşünceyi ulu orta savunur, onu yüksek perdeden haykırırdı. Davranışları, eylemleri kendisini nasıl etkiler bunu hesaplamazdı. İnandığı şeyi ölümüne, inatla savunurdu. 

Cihat'ın ölümünden sonra kendisinden Muğla'ya gelmesini istedim. Bana çok kızdı. Bana; "oğlum ben Bingöl aşığıyım, ben kaçarsam, sen kaçarsan meydan köpeklere kalmaz mı ? Sen bunu abine yakıştırır mısın ? Bunu ne sen söylemiş ol, ne de ben duymuş olayım." dedi.

Bingölde Beleldiye başkanı (1977) seçimleri yapılıyor.  Dayım Muhiddin Gönül cezaevi sandık kurulu başkanı, Zeki Atsız cezaevinde tutukludur. Anlatacağım olay dayım'la Zeki Atsız arasında geçmektedir.

Zekı Atsız, oy pusulasını sandık kurulunun masasında mühürlüyor. Oy pusulasını kurula özellikle dayıma gösteriyor. Halo, Bingöl için hayırlı olan bu adaydır, deyip CHP'ye verdiği oyunu zarfa koyup sandığa atıyor. Mahkumların oy verme işlemleri bittikten sonra, sıra sandık kuruluna geliyor. Sandık kurulu başkanı dayim, Zeki Atsız gibi oyunu açık kullanıyor. Zeki'ye gösteriyor, Benim içinde doğru aday budur deyip, oyunu MHP'ye kullanıyor.

*****

Zeki Atsız, dayıma; "Bugün tarihi bir gündür. Senin verdiğin bu oy Bingöl gençliğine kurşun olarak dönecek" der.
Zaman, Zeki Atsız'ı fazlasıyla haklı çıkarır. Sadece bizim aileden altı yigit,a ltı genç, altı fidan, kurşunların hedefi olmuş, genç yaşta hayata veda etmişlerdir. 
Dayım hatasını anlamışmıdır ? Anlamamışmıdır ? Bilemiyorum. Çok iyi bir insan olduğunu biliyorum. Bingöldeki malını, mülkünü yok pahasına satarak Bursa'ya yerleşti.

Hikmet Tekin MHP den Bingöl Belediye Başkanı olarak seçilmesinden sonra , Bingöl'de aktörleri, MHP, JİTEM, derin devlet, sivil aktörler, ulusal ve uluslararası kuruluşlar olan siyasi bir oyun sahnelendi. Aktörler, rollerini en acımasız şekilde oynadılar. 

Aslında dışarıda seyirci konumunda olması gereken bizim altı canımız, ciğerimiz de bu tiyatro oyunu içinde yer aldılar. Sırasıyla halamın oğlu Cihat Elçi, abim İdris Ekinci, (siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmayan)teyzemin oğlu Muhammet Ersöz "bankacı", amcamın oğlu Abdullah Ekinci, halamın oğlu Mustafa Ayçiçek, yeğenim ve abimin oğlu Azat Ekinci sırasıyla bu siyasi tiyatro'da başrol oynadılar. 

Perde kapandı mı oyun hala sürüyor mu ? Kendi acılarımızla kavrulurken, bunu sağlıklı bir şekilde düşünemedik. Bu altı fidan ne ağa, ne bey, ne Şeyh, ne de zengin çocuklarıydılar. Onlar garip, fakir ailelerin fidanlarıydı. Filler tepindi, bizim çocuklarımız ezilip yok oldular. Onların arkasından şiir, deyiş, destan oluştu mu bilemiyorum. Bildiğim tantanasız geldiler dünyaya .... Fakir, yoksul yaşadılar.. Hedef seçildiler. Sessiz, sedasız, destansız yok olup gittiler.(Bingöl'de yaşayan arkadaşlarından bu konuda bilgi alabilirsiniz)

*****

Abim, olay günü (şehid olduğu gün) kurumundan sevk kağıdı alarak hastahaneye gider. Öğleden sonra eczaneden ilaçlarını alıp eve gitmek ister. Ancak adliyedeki gençlerin aç olabileceklerini düşünerek, onlara lokantadan yemek hazırlatıp gönderir. 

Daha sonra eve gitmekten vazgeçer. Arkadaşlarını görmek için adliyeye gider. Bir süre onlarla kalır. Hasta olduğu için, onlardan izin ister, eve gitmek için adliyeden ayrılır. İndiği ilk (eski Belediye binası) katla kurşunların hedefi olur vurulur.  Yola kadar gider. Taksi durağında bekleyen taksiler onu hastahaneye götürmezler. Abim kan kaybından hakkın rahmetine kavuşur. 

Abimin vur emrini Hikmet Tekin vermiştir. Gerisi teferruat piyondur. Kötü olan nedir biliyormusun ? Gayıt çayında birlikte çimdiklerimiz, Kutê'nin bahçesinden birlikte elma çaldıklarımız, Hacı Hıdır Camisinin boklu sularının aktığı sahada top koşturduğumuz arkadaşlarımız, komşularımız, hemşehirlerimiz, Oynanan siyasi tiyatro sonucu baş düşmanlarımız olmuştur.

 Orhan kardeş, bu konuda yazmayı düşünmen bile bizim için bir onurdur. Yazarken siyasi bir dil kullanmadım. Kusura bakma... Benim siyasi düşüncem, toplu iğne başı kadar insan olmamla ilgilidir. Abimin de insan yönünü anlatmaya çalıştım. Saygılarımla. 

19.05.2012
       
SAMİ EKİNCİ


*****


Not : Keke Sami , bana gönderdiğiniz cevabi mektubunuzda dayınız Muhiddin Gönül ile Zeki Adsız arasında geçen polemik üzerine hemşerim araştırmacı yazar Seyyidxan Kurıj'la sohbet ettik. Seyidxan'la dayınız arasında yaşanan anekdotu kısaca anlatmak istiyorum.

Darehenili Muhiddin amcayı Bursa'da üniversite okurken tanıdım. İdris'in dayısı olduğunu bildiğim için ziyaretine sık sık gidip, sohbet ederdim. Muhiddin amca çok dindar mütevazi nurcu bir insandı. Bursa'ya taşınma öyküsünü bana kısaca şöyle anlattı; "İki yeğenim İdris Ekinci ve Mehmet Ersöz MHP li katiller tarafından vuruldu. Ben Çolig'de camiye gittiğimde yeğenlerimi öldüren katil ve tetikçilerin aile bireyleri ile sürekli karşı karşıya geliyordum. Bazen  nisbet edercesine camide yanıma yanaşıp, namaz kıldıklarına tanık oluyordum. Bu olaylardan çok rahatsız olup, tahammül edemedim. O yüzden malımı mülkümü yok pahasına satarak Bursa'ya yerleştim."

Dayınızın iyi bir insan olduğu sizin de belirttiğiniz gibi kesindir. MHP'ye rey vermekle hata yaptığının bilincindedir. Bu anekdotu gerek sizin gerekse okuyucularımın bilmesi için yazdım.


*****

Son söz olarak;

İdris Ekinci'nin şehadetinden sonra değerli eşi Remziye Hanım eşinin anısına bağlı kalarak evlenmemiş, çocuklarına karşı sorumluluğunu en iyi şekilde yerine getirmiştir.

Remziye yenge, çok iyi hatırlıyorum komşuyduk, ben ve abime bir kaç defa; "Sizden rica ediyorum. Gelip, çocuklarımla konuşun. Çocuklarımın babalarının mirasına aykırı hareket etmelerini istemiyorum" demişti. Biz de o dönemde devletin baskısı, mahkemelerin kıskacından dolayı zaman bulup çocuklarla konuşamadık.

Avrupa'ya mülteci olduktan sonra İdris Ekinci'nin küçük oğlu Azad'ın radikal islamcı hareket içinde olduğu duyumunu aldım. Şimdi hayıflanıyorum, bu çocuk, şehid babası İdris Ekinci'nin hümanist, fedakar ve insana odaklı o güzelliklerini tanımadan başka mecralarda büyüyüp, aykırı denizlerde boğuldu. Azad Ekinci'den sağlıklı bilgi bugüne kadar alınmamıştır.

İdris Ekinci'nin ruhu şad olsun, kürdlük vadisinde isyan sürgünü bir ailenin mirasının yakın dönem temsilcisi olarak,

Selam ve saygılarımla,

Orhan Zuexpayıj



EK BİLGİLER ;

İDRİS EKİNCİ'NİN ŞEHİD DÜŞEN YAKINLARI VE OĞLU

1) İdris Ekinci, KDP/KUK geleneğinden gelen mahalli düzeyde sorumlu.
2) Abdullah Ekinci (Gözlüklü Ali kod adlı), amcası oğlu PKK'nin merkezi kadrosu olup, 1984 -yılındaki Şemdinli baskının komutanıdır. PKK hareketi içinde şaibeli bir şekilde intihar ettiği söyleniyor. 15 Ağustos 1984 yılında Mahsun Korkmaz Eruh'ta, Abdullah Ekinci de Şemdinli'de ilk kurşunu patlatan komutanlardır. Ama üzülerek ifade edeyim Mahsun Korkmaz  için marşlar ve destanlar yazılıp, söylenirken, Abdullah Ekinci bilinçli bir şekilde adeta unuturulmaya çalışılıyor. Abdullah Ekinci'nin yaşam öyküsünü de yakın dönemde yazmaya çalışacağım.
3) Mustafa Ayçiçek, PKK nin 1980 yılında dağa çıkan ilk kadrolarından olup, 1988 yılında Piran kırsalında şehadete ulaşır. Çolig'de Yado'nun dayısı torunu olup, (Çağdaş Yado) olarak ün yapmıştır. Mustafa Ayçiçek'te Çolig'in ilk gerillası olduğu için onun da yaşam öyküsünü ilerde yazmaya çalışacağım.
4) Cihat Elçi, halasının oğlu olup, 1978 yılında MHP li faşistler trarafından Çolig şehir merkezinde şehid edilir. Cihat Elçi'nin öyküsünü de yazmaya çalışacağım.
5) Mehmed Ersöz, teyzesinin oğlu olup, Bingöl Vakıflar Bankası'nda çalışıyordu. MHP li faşistler tarafından Aydınlık gazetesinin o dönemde hedef göstermesi (afişe etmesi) sonucu şehid edilir.
6) Azad Ekinci, radikal islami örgütler içinde yer almış kürd şehidi İdris Ekinci'nin oğludur. Akıbeti hakkında farklı söylentiler olduğu için sağlıklı bilgi yoktur.




BİNGÖL,SANA AŞIK BİR GENCİNİ DAHA KAYBETTİN...

Bingöl gençlerini ölüme götüren KAPOSLAR,KARABASANLAR,AHTA
POTLAR,
VAMPİRLER... Ben, sizleri,sizden daha iyi tanıyorum.Bir zaman JİTEM oldunuz,komando birliklerinde devlet tarafından eğitilerek HİZBULLAH olarak hortladınız,şimdi de MÜSLÜMAN KARDEŞLER kimliğine büründünüz...Çekin o pis vantuzlarınızı tertemiz gençlerimizin bedenlerinden.
Sizler,ne
müslümansınız, ne savaşçısınız ne de politikacısınız
Sizler,körpecik canları pazarlayan simsarlarsınız.
Sizler,insan bile değilsiniz.
Sizler,gençlerin kanlarıyla beslenen devletin vampirlerisiniz.
Şehadet katına ulaşacaksınız diye kandırdıklarınız.Ahirette,
gençliklerinin,saflıkların
ın,inanmışlıklarının haklarını sizlerden fazlasıyla alacaklardır.
Müslümanı,müslümana kırdırıyorsunuz.İnsanları olmayan CİHAT aşkıyla kandırıyorsunuz.Yüce Allah,bu mübarek günlerin hatırına hepinizi helak etsin.Sizler,gönderdiğiniz
her insan için para alan kan emicilersiniz.
Asıl amacınız,bu güzel coğrafyadaki insanları etnik ve lehçe farklılıklarıyla çatıştırarak,
bu canım coğrafyayı kana bulamaktır.BÜYÜK PROJENİZ BUDUR.Suriye,sizler için uygulama alanı,küçük cep harçlığı,büyük planın parçası, yani KILITFIR... HEDEFİNİZ
bu güzel coğrafyadır....BÜYÜK ALLAH sizleri amacınıza ulaştırmasın...

Gencecik Metinimizi kaybettik:
Metinimin , anasının ,karısının, dünya tatlısı iki kızınında tüm günahları boynunuza olsun .
Bingölün,Bingöllülerin başı sağ olsun .
Uyan Bingöl bu ahtapotları , bu kaposları ,bu kara basanları ,bu vampirleri tanı.Bunlar karda yürür ,

İzlerini belli etmezler .Tilkiye , yılana benzetsem bu hayvanlara hakaret olur .Bunlar kendine özgü
mahluklardır.
Bunlardan uzak dur ki… Başka ocaklar sönmesin .Başka ana kuzuları ölmesin .

METİNİM,AZATIM...

Bana sormuştunuz babamız solcu muydu...Bende,babanız...Bi
r insana taş atmayacak kadar,bir çiçeği dalından koparmıyacak kadar,bir kuşun ölümüne ağlayacak kadar ince bir insandı...Solcuydu...
Ben,Bingöldeki solcular,iş istediğinizde sizi kapıdan çeviren dostlar,kaposlar,ahtapotla
r,vampirler,karabasanlar HEPİMİZ SUÇLUYUZ....Siz,rahat uyuyun...Hepimiz suçumuzun cezasını mutlaka çekeceğiz.MEKANINIZ CENNET OLSUN...
Sami Ekinci
Not : Idris abinin ikinci oglu Metinin'de Halepte öldürülmesile ilgili yazdigi duygu dolu yazi,