Kûy a Spî

21 Eylül 2013



    ÇOLÎGDEN NOSTALJÎK  BÎR PORTRE (HAMAL ÊLÎ)




     " Hiç bir insanın yaşamı asla önemsiz değildir ; hatta kendi başına bir

       tarihtir."


                                                                                                                  Recep Maraşlı
                                                                                                                      


- Kurdistanda okumamış,etiketsiz esnaf ve işçi kökenli çok önemli şahsiyetler kürd siyasetinde
  yer almıştır. Bu isimlerin başında Terzi Niyazi Usta, Feqi Hüsen ,Şemsi Usta,Mehdi Zana,
  Adil Şerefhanoğlu akla gelen ilk isimlerdir.
- Bu şahsiyetler'in renkli kişilikleri, mizahi ve siyasi yeteneklerinden dolayı iş yerleri kürd
  aydınları'nın hem okulu, hem dernek ve hemde toplanma mekanlarıydı.
- Bende bu yazımda Çolig'de etiketsiz ve okumamış bu kategoriye mensup, hemal Êli'yi
  size anlatmaya çalışacağım.
- Çolig şehir merkezinde Hemal Êli (Sakin)deyip,geçmeyin. 1970-2000 yılları arasında Çolig'in
  siyasetinin nabzını iyi bilen bir figürdü.
- Aslen Dareheni/Siwan nahiyesinin Gaz köyündendi. Şeyh Said hareketinden tutun yakın
  döneme kadar Çolig ve çevresinde yaşanan toplumsal ve siyasal olaylara ilgisi olan bir
  şahsiyetti.
  Kısaca Çoligin ayaklı radyosu,gazetesi demek yerinde bir tesbitir.
- Meslegi hamalık olan Êli'nin hiç değişmeyen iş elbisesi olan şalvarı, kara lastik ve askeri
  ceketinden kimse onu  vazgeçiremedi.
- Yaz ayının sıcaklığı, kış ayının soğukluğu onun için farketmezdi. Hep aynı elbiselerini giyerdi.
- Hamal Êli'le yaklaşık 20 yıl kapı komşuyduk. Hemen ,hemen her akşam evimizin müzmin
  misafiriydi.
- Evinde televizyon olmadığı için akşamleyin haber saatinde gelir,3,4 saat sohbet derken gece
  geç saatlere kadar eve ancak giderdi. Hamal Êli ile gece sohbetlerimiz ağırlıklı olarak kürd
  siyaseti  ve tarihi üzerineydi.
- Çolig merkezde Şeyh Said hareketi ve sonrası kürdlük davasında yer alan ve bedel ödeyen
  ailelere müthiş bir saygısı vardı. Yine 1925 hareketindeki çetelere,hainlerin aile ve
  çocuklarına karşıda müthiş bir anti-patisi vardı.
- Çoligdeki Şeyh,Seyda,Bey,Aydın,Münevver, kesimlerin çoğuyla barışık ve ortak
  dostlukları vardı.
- Hemal Êli MHP gibi Çolig'de ucube Türk milliyetçiligi ve ülkücü fikirlere çok mesafeli ve
  karşıydı.
- Hemal Êli genelde Kürdçü,Kürd solu ve sosyalist fikirlere yakın çevrelerle yakın ilişkideydi.
- Rahmetli Zeki Adsız yıllar önce Çolig'de işçi ve hamallardan oluşan bir kitleyi at arabalarla
  valiliğe kadar yürüyüşe geçirmişti. Yürüyüşün amacı fakirlik ve yoksuluğu protesto
  yürüyüşüydü.
- Bu yürüyüşte baş rolde yer alanlardan biride hemal Êliy'di. Hemal Êli ,rahmetli Zeki Adsız'ın
  bu aktivite ve cesaretinden dolayı sürekli anardı.
-Şehirde günlük yaşanan siyasi,toplumsal olayları çok iyi takip eden, yorum,zeka ve analitik
  düşünme yetisi Çolig'in mahalli ölçeğine göre zengin bir birikime sahiptti.
- Hamal Êli'ye kısaca okumamış,etiketsiz ve çok renkli lokal bir aydın demek,yerindedir.
- Benimle ilişkisi hem komşuluk,hem siyasi, hem tarihi hem dostluk karışımı çok zengin bir
  ilişkiydi.

*************

- Çolig'in gizemli siyasetini çok iyi bildiği için tecrübelerini bizimle paylaşırdı.
- Hemal Eli'nin bir teyzeside şehid öğretmen Sıddık Bilgin'in babası Abdulaziz efendiyle evliydi.
- Çolige gelmeden evvel Siwan mıntıkasında Şeyh Şerif Kelaxsinin ailesiylede yakın
  ilişki,dostluk ve bağlılığı samimiydi.
- 1925 hareketinde bölgede yaşanan toplumsal olayların çoğuna hakimdi.
- Örneğin Siwanlı Kasım Aga (QAS KUESI) nin yakalanış hikayesi ve şehadetini çok mizahi ve
  edebi bir dile anlatırdı.
- Kasım Aga'nın yakalanmasında yer alan Siwanlı çete başlarının ismi geçincede, kendini tut-
  mayarak ahhh...  çekerek galiz küfürlerini sıralardı.

  Tıpkı diger toplumsal olaylarıda aynı dil ve uslupla anlatmasını bilirdi.

- Hamal Êli biz gençlerin 1970'li yılların sonu ve 1980 li yılların başındaki kürd meselesindeki o
  heycanlı ve zaptedilmez hareketlerimizi görünce hem sevinir, hemde bize sakin ve temkinli
  olmamız yönünde telkinlerde bulunurdu.
- Kemalizm'in uygulamalarının kurdistandaki sosyal,siyasal ve psikolojik tahribatlarını  tarihsel
  olayları o mizahi diliyle biz gençlerin beyinlerine nakş etmesini çok iyi bilirdi.
- Biz gençlerin o heycanlı siyasi aktivitelerini gören Hemal Êli'nin bu sözünü hiç unutmam.
- Bana derdiki !  siz gençler böyle yapıyorsunuz.  Bu Türkler Atatürkü unutmuşlar sırf bizi
  susturmak için mezardan tekrar çıkarıp, domleksin kılıcı gibi bizi korku ve baskı altında tekrar
  tutmaya çalışacaklar. Sizden dolayı başımız tekrar belaya girecektir.
- Kemalizm, türk devletinin kürdlere tarih boyunca yaptıklarından dolayı müthiş bir anti-patisi
  vardı.


**********************

      "ATATÜRK'ÜN KAYBOLAN HEYKELI VE HAMAL ÊLÎ"


 - 1980'li yılların başıydı. Çolig'de kültür caddesi üzerinde Imam Hatip Lisesi önünde tunçtan
    yapılmış ,yarım boy bir Atatürk heykeli vardı.
- Sabahleyin okulun yöneticileri mesaiye geldiklerinde, beton kolonu üzerinde monte edilen
   heykelin yerinde olmadığnı görürler.
- Okul yöneticileri büyük bir telaşa kapılıp, durumu o dönem emniyet,sıkıyönetim komutanlığına
   bildirirler.
- Prosedür gereği tahkikat başlatılılıp, o gece nöbetçi olan memurlar başta olmak üzere
  çevredeki binalarda olan esnaf ve ev sahiplerinin ifadesine başvurulup, bir sonuç alınamaz.
- Heykeli söküp götüren kişiler , onu saklamanın ateşten gömlek olduğu için götürüp, Gayt
  çayı'nın kuytu bir yerine atarlar. Heykelin bulunduğu yer geçiş güzergahı olmadığı için 5,6 gün
  yapılan aramalarda bulunamaz.
- Hemal Êli hamalık mesleği yanında demir,metal kısaca aklınıza gelen her türlü hurda
  malzeme işiylede ilgileniyordu. Birgün sabah erkenden evi deşte "Çolig ovası" olduğu için
  düzağac merkezine gelir. Gayt köprüsü güzergahından sabahin o erken ve güneşin yeni
  doğduğu saate gözüne uzaktan bir ışık parıltısi vurur.
- Hemal Êli bu ışık parıltısının mutlak bir sebebinin olduğunu merak eder.
- Işık yönüne doğru yönelince , birde ne baksın bir hazine ? büyük bir metal (Tunç) parçası
  ve altın gibi parlayan ve asgari 15,20 kg ağırlığında, kuytulukta bulur.
- Hemal Êli hurdacı olduğu için o an şok yaşar, belki bir 10,15 günlük yevmiyesi çıkmış bir
  hazine bulmanın, haklı sevincini yaşar.
- Metal yığınını iyi inceler ve Hemal Êli ençok ilgilendiği tarih ve siyaset biliminden öğrendiği
  tecrübeyle Heykel'in Atatürke ait olduğunu kanısına varır.
- Ama, Hemal Êli dahada sevinir. Kisacasi sevinci doruga cikar diyebilirim.
- Cünkü,yevmiyem cikmasada ben şuanda kaybolan bu Atatürk'ün heykelini sırtlayıp, Emniyet
  müdürlüğüne götürsem. Belki yevmiyemin bir kaç katı kadar bana ödül verirler
  düşüncesindedir.
- Çünkü, Hemal Êli'nin tabiriyle  rahmetli Atatürk'ün kaybolan heykelini bulmak,ona sahip
  çıkmak ve onu tekrar devletin yetkililerine teslim etmenin kendince hem maddi ve hemde manevi
  kazanımlarını olduğunu düşüncesindedir.
- Ve düşündüğünü yapar ve Heykeli hemalığın vermiş olduğu teknik ve pratik tecrübesiyle kalın bir
  iple bağlayıp,sırtlayarak direkt Emniyet Müdürlüğünün doğru gider.
- Hemal Êli söylemiyle "Rehmetli Atatürk'ün" heykeli'ni Emniyete götürdüğünde, anında polisler
  kendisini ablukaya alırlar.
- Afferin beklerken ,polisler tarafından sözlü ve fızıkı hakaretlere uğrar. Hemal Êli, türkçesi iyi
  olmadığı için kendini iyi ifade edemez.
- Sanki heykeli kendisi kaçırmış muamelesini görür. Tabi, netice'de Ali'nin suçsuzluk kanısına
   varılır. Ve hiçte hoş olmayan hakaretlerde kendisine kar olarak kalır.
- Hemal Êli yaşadığı bu olayı yıllar geçsede unutmadı. Ve bazen sohbetlerde söylediği bir söz
  vardı. Ve derdiki ! Yalawuz, biz rehmetlinin (Atatürk'ün) heykelini gayt deresinde çamurun
  içinden çıkarıp ,getirdik yinede bu devlete yaranmadık.
- Bu korucular,işbirlikçi hainler acaba benim bu yaşadıklarımdan bir ders çıkarmazlarmı ?
  sorusunu hep söyler ,dururdu.
- O yüzden bırakın canları ceheneme hiç bu devlete doğru yapmayacaksın,nede
  yanaşacaksın. Ve zazaki derdiki "Huqmat Tırkun pırdıb'se hunci serra me viyeren" rk
  hükümeti köprüde olsa üzerinden geçmeyin sözü  beynine nakş edilmişti.


Son söz olarak, o heykeli  kürd Hemal Êli değil de,  hasbel kader  polis,asker veya başka bir devlet yetkilisi bulsaydı , kesinlikle bu devlet onu ödülendirirdi. Ama söz konusu Kürd ve Hemal Eli olunca muamele başka olur.


    Selam ve saygılarımla


                                                  Orhan Zuexpayıc

4 Eylül 2013

ATATÜRK'ÜN POSTERÎ ÎLE ÎLGÎLÎ BÎR ANEKDOT










" Bir ülkeye gittiginizde farklı heykeler'in çokluğu dikkatinizi çekerse o ülkede bilinki; demokrasi
  kültürü çok gelişmiştir.
  Ama bir ülkeye gittiğinizde tek,tip ve bir veya iki kişinin heykeli heryerde dikilmiş'se bilinki o
  ülkede demokrasi kültürü yoktur. "

                                                                              AHMET ALTAN




- Yil 1990 veya 91 Haziran ayı olsa gerek,
- Ankara Kızılay postahanesinden Kemalist atılım veya Atatürkçü düşünce derneği  adına iyi
  hatırlamıyorum, Çolig Postahane Müdürlüğüne Bingöl Belediyesi adına bir koli yollanmıştı.
- O dönemde Çolig belediyesinde muhasebe müdürlüğü görevini yapıyordum.
- Belediyenin odacısını koliyi alması için postahaneye yolladım. Odacımız epeyce hacimi
  geniş ,tahminen 6,7 kg ağırlığında bir torbayla odama yarım saat sonra geldi.
- Odacı arkadaşla beraber torbayı açtık,acaba belediyemize dernek ne yolayabilir,diye
  merak ettik.
- Torbayı açtığımızda Atatürkün dev bir posteri çıkmıştı. Bende işimize yaramayan bir
   malzeme olduğu için posteri tekrar torbaya geri koyup, muhasebe müdürlüğümüzün
  deposuna yolladım.
- Yaklaşık iki hafta sonra Kemalist bu dernek tarafindan belediyemize epyce yüklü bir
   fatura ödemesi gelmıştı. Fatura'nin tutarı o dönemki resmi kur fiyatlarına göre tahminen 4,5
   bin mark bugünkü dolar tutarındaydı.
- Bende böyle bir siparişimiz veya ihtiyacımız olmayan posterin  fatura ödemesini yapmadım.
  Ve faturayı sümen altında beklemeye aldım.
- Yine iki hafta geçmeden santral memuremizden bana bir telefon bağlandı. Karşımdaki
  muhatab, bu derneğin başkanı veya sekreteri Hikmet bey isminde bir şahıstı.
- Hikmet'in soyadı gelen fatura ve yazılardan hafizamda kaldığı kadarıyla ya Çetin, Ya
  Tekin'di.
- Hikmet'li bu iki soyadına'da aşina (tanıdık) oldukları için yıllarcada olsa unutmadım.
- Biri Lice'li Hikmet Çetin bakanlık yapmış CHP'li, diğeri Çolig/Elekraglı MHP lı Hikmet Tekin
  Çolig'de belediye başkanlığı yapmış, nam-ı değer Karayılan,
- Bu iki soyadlı Hikmet'ler benim için çok olumsuz lüzumsuz ve değersiz kişiliklerdi. Çünkü iki
  isimden Çetin Lice'nin kurmanc (kırdas), Tekin ise Çolig'in Kırd (zaza) kürdüydüler.
- Ama ikiside asıl ve nesilerini inkar eden başkalarının değirmenine su taşıyan haramzade-
  diler. Neyse ben, telefon görüşmemize geleyim.

***************

- Benim'le Kemalist derneğin başkanı arasında kısaca şu konuşmalar geçti.
- Hikmet ....., muhasebe müdürüylemi ? görüşüyorum,? dedi.
- Evet ! ben Orhan Zuexpayıc (Kaya) muhasebe müdürüyüm.
- Beyefendi bizim bir fatura ödememiz vardı, Atatürk'ün posterini size yollamıştık. Ne oldu ?
- Bende, Hikmet Bey bizim böyle bir siparişimiz yoktu. Neden ihtiyacımız olmayan
  posteri belediyemize yolladınız.
- Hikmet bey bu sorularıma demek alışık,değildi. O güne kadar Hıkmet Bey kimseden böyle
  ters cevap almamıştı.
- Hikmet Bey o güne kadar aldığı cevaplar, efendim,başgöz üstüne,emrin olur,kısaca bir sözü iki edilmemiş,
- Bu sorum Hikmet Bey.. denilen zatın adrenali'ni birden yükselterek bana sözlü saldırmaya
  başladı.Bende onu sakinleştirmeye çalışmakla beraber karşısındaki insana böyle sözlü
  saldırı hakkının olmadığını anlatmaya çalışıyorum.
- Hikmet Başkan mı, Başbuğmu denilen zat benim bu sakinliğim onu çok daha tedirgin ve
  saldırğanlaştırdığını his ediyordum.Bende sorularımı gayet sakince ona izah ediyordum.
- Netice telefon sataşmalarımızla bu işin çözülmeyeceğini kendisine ifade ettim.
- Hikmet Bey denilen zat Belediye reisile görüşmek istedigini, kendisine reis'in telefonunu
  bağlattım.
- Belediye başkanımız o dönem Selhaddin Kaya'dı. Reis poster ve fatura ile ilgili durumdan
  haberdardı.
- Hikmet efendi reisle konuşmasında beni şikayet edip, muhasebe müdürünüz bana karşı
  saygısızca davrandığıni ifade etmeye çalışırken, çok sert bir reaksiyonla karşılaştı.
- Selhaddin Kaya'da Hikmet denilen insanlıktan nasibini almamış bu ucube'ye benim bu
  olaydan haberim vardır.
-  Bu poster'in fatura bedelinide ödemeyeceğim. Çünkü ihtiyacımız olmayan böyle emrivaki
  ödemleri kusura bakmayın kabul etmiyorum. Hikmet denilen bu zat bu defa bunun hesabını
  vereceksin, seninle görüşecegiz gibi tehditler telefonda savurmaya başladı.
- Hikmet Bey kısaca Kaya lara çarpmış, bu cevaplarımız karşısında çok fena sendelemiş, bir
  sarhoş gibi sağa sola çarpılmıştı
- Tabiki bu telefon konuşmalarını bende dinliyorum. Selhaddin Kaya çok sert bir reaksiyonla
   bu ukalayı susturdu. telefondan şunu anladım ki !  Hikmet ... posteri tekrar Postahneyle iade
   talebinde bulundu.
- Posterli torbayı tekrar iadeli ve bedeli Kemalist dernegin ödemesi koşuluyla geri yolladık.

*************
- Hikmet ....Başbuğ denilen bu kişilik o dönemde Türkiye'de 2.500 toplam belediye olduğunu, sa-
  dece Çolig Belediyesi bize problem yaşattığını, söyledi. Tabiki bu poster ve ödemesi bizim
  için adetta bir inatlaşmaya dönüşmüştü.
- Düşünüyorum yıllarca Kemalizm kisvesi altında bes lenen bu güruhlar farklı dernek ve örgütlenmeler
   adı altında rant peşindeydiler. Bu belediylerin büyük çoğunluğu bu posterleri Hikmet'in konuşmalarından
   aldığına tanık olmuştum. Tektip kişilik, diktatöryel bu poster ve putperestliklerden bu
  coğrafyamız neler çekmiştir. Orta-Dogu halklarının kaderi nezaman değişecek,



Selam ve saygılarımla,

                                                                       Orhan Zuexpayıc


2 Ağustos 2013

ABDULLAH EKÎNCÎ'NÎN "GÖZLÜKLÜ ALÎ" ANISINA




                               ABDULLAH EKÎNCÎ



                (ARAŞTIRMA VE ÎNCELEME)

              15 AGUSTOS 1984'TE ÎLK KURŞUN SIKAN ÎSIMSÎZ KOMUTANI
                    ABDULLAH EKÎNCÎ'NÎN "GÖZLÜKLÜ ALÎ"  ANISINA




" Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil.
  Ben adaletin peşindeyim, kimin için veya kime karşı olduğu önemli
   değil."

                     Malcolm X (Hacı Malik el-Şahbaz)/Siyah hakları savunucusu



- Malcolm X'in bu sözlerine atfen Abdullah Ekinci'nin anısına bu araştırma ve inceleme çalışmamı kaleme
   alıyorum.
- Abdullah Ekinci'nin yaşamı ailesi hakkında tüm bilgileri,yazılanları  bu çalışmamda bulabilirsiniz.

- Kürdlük davasında 1925 Şeyh Said  hareketinden başlayarak günümüze kadar büyük bedeller ödemiş,
- Böyle direnişçi bir aile geleneği içinde ruhsal şekilenmesiyle büyüyen ve PKK hareketi içinde önemli
  görevlerde bulunmuş, yiğit bir kürd direnişçisi ve komutanı Abdullah Ekinci'den bahs ediyorum.


- Abdullah Ekinci, Şemdinli baskınının komutanı, silahlı mücadelenin ve özgürlük direnişçilerinin Kurdistan
  dağlarına yayılmasına öncülük eden,onlarca büyük eylemin planlayıcı ve uygulayıcısıdır.

- Bu ksa açıklamalardan sonra Abdullah Ekinci'nin anısına halası oğlu Mahmut Aycçiçek'in Kırdki (zazaki)
  çıkardığı "Ha Vaj Ha Vaj" kitabından o duygu dolu ve edebi sözlerle yazdığı şiir'le başlamak istiyorum.


*********************


ABDULLAH EKÎNCÎ,  HATIRASINA BÎR ŞÎÎR

Wextı'g tı ma het ra şî                O zamanki bizim yanımızdan gittin.
O wext                                        O zaman
Péniyé payîz îb                          Sonbaharın sonuydu             
Sér kuyun'ıd vor                       Dağların üzerinde kar,            
T ehné tîj tay                            Güneşin ısıs,etkisi az
ezmun ıd hor çînye b               Gökyüzünde bulut yoktu,

Wextı'g tı welat ra şî                O zamanki sen kurdistandan gittin      
Vor vara                                    Kar yağdı.
Rueşné tij bı sıst                      Günesin aydinligi azaldi,     
Hor berma                                Bulutlar ağladı,
Wurwurna hesır xuwı             Gözyaşlarını döktü
sér bacar'é tı çolîg'ra              Senin şehirin Bingöl üzerinden

Yers bî teyr û mîrçik                Küstüler kuşlar,güvercin yani ilahi kuşlar
Qet nîummé vér sağyer           Hiç gelmediler Bingöl suyunun önüne
Bé wahar mend halîn yın       Sahipsiz kaldı onların yuvaları,
wedar bî zeraj û koter             Kahroldular keklik ile uzun gagalı kuşlar,

Waxt'ıg tı ına dınya'ra şî      O zamanki sen bu dünyadan gittin,
Vılé rıbyes'un                        Iskın'in çiçekleri
Çiçeg'é yelıngun                   Çiris otunun çiçekleri
Rıstım séz u guncun             Yabani sarı ve kırmızı alıçların kökü,
Bı zuwa                                 kurudu,
Hesret şîyayîştı ra pé            Sen gittikten sonraki hasretinden,
Awké çıré musyun'ız            Musyan çesmeside kurudu
pésa

                                                 Mahmut Arif Ayçiçek


     ********************


Abdullah Ekinci ,Çolig'in yakın dönem kürd tarihinde yetiştirdiği önemli bir gerilla komutanıydı.

 PKK hareketi içinde çok önemli görevlerde bulunmuş,
başta 1979 Siwerek olayları olmak üzere,15 Ağustos 1984 Şemdinli baskın komutanı,Garzan eyalet komutanlığı düzeyinde sorumluluk üstlenmiş cesur,fedakar ve anılmasi gereken bir kahramandır.

Parti tarihinde bu kadar önemli görevleri üstlenmiş, pratiği ve askeri dehasıyla ilk kurşun teorisinin uygulaycısı ve komutanı Abdullah Ekinci malesef  bilinçli olarak unuturulmaya çalışılmıştır.


Abdullah Ekinci ile aynı görevlerde,aynı sorumluluklarda bulunmuş,aynı gün örgütlü ilk kurşunu sıkmış, başta Eruh baskını komutanı (Agit) Mahsun Korkmaz ve diğer bazı komutanlarla mukayese ettiğimizde,

Mahsun Korkmaz'ın ismi akademi,okulara verildiği gibi üzerine söylenen kahramanlık stranları,marşlar ve düzenlenen konferans ve etkinliklerle sürekli ön planda tutulmaktadır.

Mahsun Korkmaz elbette kürd tarihinde yaşatılmalıdır. Buna hiç kimsenin söyleyeceği bir şey olmadığı gibi kimsenin haddinede değildir.

Ama,aynı duyarlılığı Abdullah Ekinci için parti neden göstermiyor. Şehadeti halen parti içinde bir sır olduğu gibi, şaibeli ölümü üzerine farklı spekülasyonlar vardır.

Bende kürd tarihinde kara bir yara olan ve unuturulmaya çalışılan  bu olayın ayak izlerini takibe koyuldum. Bu araştırma ve inceleme çalışmamda olay hakkında yazılan ve söylenenleri derledim. Kürd tarihinde net bilinmeyen bu tarihi olaya neşter vurmak istedim. Kürd parti tarihlerinde pekçok bilinmeyen olaylar var. Ayrıca, cok fazla muammalı durumlar var ve biz bunlara  "makus olaylarımız" deyip,geçiştiriyoruz.

Failsiz,mezarsız ve adresiz gösterilmeye çalıışılan bu kürd kahramanını unuturmak mümkün değildir. Tarih yaşanan an değidir , sözü burada devreye girer. Bu işin yarını da var olduğunu bilmeliyiz.

Söylenecek her sözün atılacak her adımın kayıt altına alındığını herkesin bilmesi gerekir.

 Kürd parti tarihlerinde yaşanan bazı karanlık olaylardaki tanıklar, çıkarları veya karyeri için "üç maymuna" sağır dilsiz ve körlere oynandığı bir gerçektir.

- Gerek mensup olduğu hareket, gerekse ailesi arasında bu olay adetta bir tabu olarak günümüze kadar
  gelmiştir.

 Bu tarihi olaya bir neşter vurmak için gerek PKK kaynakları,gerekse parti içindeki muhalif kanatan sözlü ve yazılı tüm bilgileri nesnel bir şekilde aktarmaya çalıacağım.


-Ama şimdiden söylüyorum gelecek kuşaklar birgün bu kirli ilişkilerin resmi belgelerini deşifre edeceklerdir.
 Buna inancım tam olduğunu şimdiden tarihe bir not olduğunu söyleyebilirim.


 Bende Abdullah Ekinci'yi bu espiriyle sözü fazla uzatmadan bu kısa açıklamalardan sonra elde ettigim
  bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.


****************************

ABDULLAH EKÎNCÎ HAKKINDA YARALANDIĞIM KAYNAKLAR


1) Bu araştırmamda da aile herzaman benim ilk kaynagım aile olduğu,düşüncesiyle hareket ettim.

-Abdullah Ekinci'nin ailesini ve yakinen akrabalarını tanıdığım kişilerle ilişkilenmelerim oldu.
 Amcası oğlu ağabeyim Sami Ekinci sağolsun ailesi ile ilgili  bana herkonuda yardım yapacağını aylar önce
  söyledi.
- Ama, Çolig'den uzun süre ayrı yaşadığı için amcasiı oğlu Abdullah'ın örgüt içindeki siyasi konumu,ve
   şehaddeti hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını söyleyerek yardım alacağım bazı referanslar verdi.
- Aileden, Almanyada kardeşi ile akrabaları aracılğıyla ilişkiye geçmek istedim. Malesef bu konuda
   benimle iletişime geçmedi.
- Ayrıca yegenleriyle olan ilişkilenmelerimde sonuç vermedi. Aile,Abdullah'ın şehadeti hakkında tabiri
  caizse yıllarca içe kapanık inzivaya çekilmiş  bir  tutum içindedirler.
- Benim için ailenin görüşleri çok değerli olduğu kadar çok anlamlı olduğunuda belirtmek isterim.
  Ummarım bu çalısmamdan sonra aile benim bu yazdklarıma bir cevap olur.
- Abdullah Ekinci hakkında bildiklerini kürd kamuoyuyla paylaşırlar.

2) Abdullah Ekinci hakkında ikinci kaynağım Duran Kalkan'in kendisi hakkında yaptığı bir
   değerlendirme yazısı,
3) Abdullah Ekinci'nin şehadeti hakkında dava arkadaşı Sarı Baran (Cihangir HAZIR) ile yaptığım
    şifahi görüşmelerde bana aktardığı notlar.
4) Şemdin Sakk ve Abdulkadir Aygan'ın Abdullah Ekinci hakkındaki yazılı kaynaklardan elde
    ettiğim tesbitler,
5) Selim Çürükkaya'nın yazısı, Selhattin Çelik'in Ağrı dağı adlı kitabındaki yazdıkları ve PKK yazılı
    kaynaklarındanda faydalandım.

- Selhaddin Çelik o dönem yönetim kadrosunda olduğu için kendisiyle şifahi görüşmelerim oldu.
   Bu konuda kitabı dışında parti kaynakları ve şuanda muhalif olanların anlatılanları kendisine aktardım.

 -Selhaddin Çelik'in olayla ilgili anlatımları,parti kaynaklarında yazılan ve söylenenlerle örtüştügünü
   belirtmek isterim.

- Zaten kitabında Abdullah Ekinci hakkında fazla detaylara girmemiştir.O dönem parti içinde merkezi
  düzeyde sorumluluk almış, bu kadar sınırlı bilgilere sahip olması düşündürücüdür.

- Ayrıca Abdullah Ekinci hakkında Şemdin Sakık'ın da değerlendirmeleri vardır.Şemdin Sakık'ın şu
   anki içine düştüğü pozisyonunu savunmuyorum.
- Umarım inancım bizi yanıltmaz. Artık hiçbir gerek karanlıkta kalmamalı ve leke olarak hayatımıza ve
   gerçekliğimize düşmemelidir.


ABDULLAH EKÎNCÎ VE AÎLESI HAKKINDA KISA BÎLGÎLER

- Abdullah Ekinci'nin  ailesi köken olarak Dareheni/ Zikte aşiretine mensupturlar.
-Babası Feyzullah efendi Molla Ibrahim'in oğludur. Molla Ibrahimi Çoligliler bilir, uzun süre Garip köyünde
 cami imamlığı ve medrese hocalığı yaptı.
- Abdullah Ekinci 1955 yılında Çolig'de dünya geldi. Makina Mühendisliğini  bitirdikten
   sonra Çolig'de Maliye'de geçici  memur olarak çalışıyordu.
- Abdullah Ekinci üç kız biri erkek toplam beş kardeştirler.

- Ailesi, 1850-60 li yllarda gelip Çolig aşağı çarşıya yerleşirler. Aile aslen Zıkte bölgesinin Şin köyündendir.
  Bu köy tarihi olmakla beraber döneminde çevrede medresesi bulunan sayılı beldelerden biridir.

- Bidlis ayaklanması'nın lideri Melle Selim'de aslı bu köydendir.
- Ayrıca ,Şin medresesinin önemli seydalarından Bilal Efendi'de bölgede meşhur bir din adamıdır.
- Kısaca Şin köyü medresesi ve seydalarıyla büyük alimler yetiştirmiştir.
- Abdullah  Ekinci'nin dedesi Molla Ibrahim ve kardeşi Molla Mehemed  (Mallay şeş gışt) ilk dini
   egtimlerini Şin köyündeki medreseden alırlar.

- Şeyh Said hareketinde aile ve yakın akrabaları aktif olarak katılırlar.
- Abdullah Ekinci'nin ailesi ve dedesi Kayseri'ye sürgüne yollanır.
- Dedesinin diğer kardeşi Molla Mehemed'e Manisa'ya sürgüne gönderilir.
- Molla Îbrahim'in ailesi sürgüne giderken kendisi sürgüne gitmez ve direnişçi kürd guruplarıyla bin xete
  (Suriye kurdistanına) gider.
- Yakın dönemde de ailenin bireyleri ve yakın çevresinden kürd davasında önemli şahsiyetler çıkmıştır.

- Ailenin, yakn dönemde torunlarından Idris Ekinci,Mustafa Ayçiçek,Abdullah Ekinci kürd davasında
   mücadele etmiş ve şehadete ulaşmış önemli şahsiyetlerdir.


- Îste, Abdullah Ekinci böyle bir aile geleneğinden gelir. Sanırm bu bilgiler Abdulah Ekinci ve  ailesi´hakkında
 yeterli bilgilerdir.



ABDULLAH EKÎNCÎ NÎN HAREKETE KATILMASI'NIN KRONOLOJÎK
BÎR DEĞERLENDÎRME


-Abdullah Ekinci belirtiğim gibi 1955 yılında Çolig'de  "Çarşiye ciyer" doğdu. Ilk orta ve lise egtimini
  Çolig'de okudu.
- Adana Çukurova Üniversitesi Makina Mühendisliğinde yüksek öğrenimini bitirdikten sonra Çolig'de Maliye
   dairesinde memur olarak çalışmaya başladı.
- Profesyonel olarak harekete katılıncaya kadar 1978 yılına kadar Maliyede çalştı.
- 27 kasim 1978'de Lice'nin fis köyünde kurulan parti'nin ilanıyla Abdullah Ekinci illegal olarak hareketin artık
   aktif bir kadrosu olarak yer alır.
- Abdullah Ekinci PKK hareketine katılmadan evvel arkadaslarının anlatımyla üniversitede Türkiye devrimci
  hareketlerine sempatisi vardı.
- Abdullah Ekinci gerek "Sarı Baran " Cihangir Hazır gerekse Selim Çürükaya'nın notlarında 1979 yılında
  Diyarbekirde kısa bir tutukluluk geçirir. Ailesi devreye girer hatırı sayıliı kişileri devreye koyar serbest
  bırakılmasını sağlar.
- Bu olay PKK içinde ta... şehadetine kadar ona karşı özellikle silah olarak kullanıldı.

- Abdullah Ekinci 1979 yılnda Siwerek-Hilvan olaylarında da aktif yer alır. Sarı Baran'a göre Siwerekte
  Mehmet Karasungur'un yardımcısı, Selim Çürükkaya ya göre sıradan bir savaşçı olarak savaşır. Ve
 yeteneklerinden dolay Siwerekte kimseye yem olmaz.
-Siverek olaylarından sonra 1980 ülke dışına çıkar. Lübnan sahasında 1980-1982 döneminde yönetim
  düzeyinde görev alır.
- 1982 yılında ülkeye giden (Güney Kurdistan) ilk guruplar içinde yer alır.
- 15 Agustos 1984 öncesi Mart-Nisan aylarında örgüt silahlı eylemlerin başlaması için bir dizi toplantılar
   yapar. Bu toplantıda Abdullah Ekinci üst düzeyde bu toplantılarda yerini alır.
- Bu toplantılar HRK "Hezen rızgariye Kurdistan'ın " Türkçesi kürdistan kurtuluş birligini kurarlar. PKK'nın
  84-86 arasındaki askeri kanadın ismidir. Eylemlerini,silahliı mücadelesini bu hareket ekseninde yapma kararı
   alırlar.
- HRK'nin 5 kişilik konseyi ilk kurşun ,yani 15 Agustos miladını silahlı propaganda birlikleri kurarak silahlı
   mücadele başlatma kararı alır.
- Abdullah Ekinci bu birliklerden Hakkari-Çukurca-Şemdinli Bölgesindeki 21 Mart Silahlı Propaganda
   Birliğinin komutanı olarak görevlendirilir.
-15 Agustos 1984 atılımında Şemdinli baskının ilk kurşunu sıkan birliğin komutanıdır.
- 1985 yılında darbe alan  ve tasfiye edilen Garzan Eyalet Komutanlğını toparlamak için bir takım gerilla
  gücüyle müdahele eder. Itirafçı,hain ve jitem tetikçisi olan Abdulkadir Aygan'da bu gurupta yer alır. Aygan
  guruptan kaçıp devlete sığınır. Yaptığı tüm ihbar ve itirafları Abdullah Ekinci boşa çıkarır.  Kısa sürede olsa
  eyaleti toparlayıp aynı yılın son aylarında tekrar Haftanin alanına geri döner.
- Abdullah Ekinci 1986 yılının 25-30 Ekim tarihleri arasında Lübnan/ Helvi kampında  yapılan PKK nin
   3.kongresinde  Öcalanın yaptığı tasfiyeler ve bazı uygulamaları sonucu intihar edildiği söyleniyor.


ABDULLAH EKÎNCÎ'NÎN ŞEHADETÎ HAKKIINDA YAZILANLAR

Abdullah Ekinci'nin şehadeti hakkında bugüne kadar yazılan farklı görüşleri alıntı olarak aktarıyorum. Bu bilgiler değerlenirilip,rafıne edılmelidir. Ayrıca ailesinin sesizliği dikkate alınırsa , bize bazı fikirler verdiği kanatindeyim.

1) Abdullah Ekinci hakkında Duran Kalkan'nın değerlendirmesi.

Tarihi eylemin Şemdinli baskınını ise Abdullah Ekinci komutasındaki 21 Mart Silahlı Propaganda Birliğinin gerçekleştirdiğini dile getiren Duran Kalkan; Abdullah Ekinci’nin (Gözlüklü Ali) 82 yılında ülkeye ilk giden gruplar içinde yer aldığını anlatıyor. Kalkan Şemdinli baskının komutanı Gözlüklü Ali’nin disiplinli, örgüt çizgisinde hassas ve duyarlı bir kişiliğe sahip olduğunu dile getiriyor. Kalkan şunları söylüyor: “Ali arkadaş bireysel olarak oldukça disiplinli ve örgütlüydü. Geri çekilme sürecinde Lübnan Filistin sahalarında yönetim düzeyinde yer aldı. Burada askeri ve ideolojik eğitimlere aktif katılarak, diğer arkadaşların eğitimine destek verdi. Katılımında bir olgunluk, bilinç ve yönetme düzeyi vardı. Anlama kavrama, çözümleme gücü yüksek, askeri refleksleri de güçlüydü. Komutanlık yapabilecek düzeyde hisleri vardı.”


İTİRAFÇI AYGAN BİRLİĞİ’NDE YER ALDI’

Garzan gücünün darbe alması üzerine 85 yılında Gözlüklü Ali bir takımlık gerilla gücüyle birlikte Garzan’a doğru yola çıkar. Garzan yolculuğu Gözlükü Ali ve yanındaki gerilla gücü için zor bir yolculuk olur. Daha sonra bu birlikten kaçıp Türk devletine sığınan Abdulkadir Aygan’ın itirafları ile grubu ihbar ettiğini söylediğini aktaran Kalkan buna rağmen Ali’nin grubuyla birlikte Garzan’a ulaşmayı başardığını belirtiyor: “O süreçte Garzan’da hiçbir ilişki kalmamıştı. Ali arkadaş Garzan’a gittiğinde bütün eski ilişkileri kontrol etti. Birkaç eylem yaparak, örgütsel toparlanmayı gerçekleştirdi. Dar ama başarılı ve temiz bir pratik ortaya çıkarmıştı. Hiçbir kayıp vermeden planladığı gibi 85 sonunda Haftanin Alanına geri döndü. Zaten planlama bir hareketli birlik biçiminde gidilmesi, orada örgütleme yapıp dönülmesi biçimindeydi. Pratiği sadece Şemdinli eylemi değil öncesinde de sonrasında da sürece en aktif katılan, başarılı iş yapan arkadaşlardandı. Kuşkusuz eksikleri de vardı. Ama genel tutumu oldukça mücadeleciydi. Bu süreçte önemli bir rol oynadı. Bu biçimde değerlendirmemiz ve anmamız lazım.”


2) ŞEMDÎN SAKIK'IN BU KONUDAKÎ AÇIKLAMALARI


Abdullah Ekinci (Gözlüklü Ali)

ÖCALAN’IN HAKARETİ İNTİHARA SÜRÜKLEDİ!: PKK’nın kurucularından. PKK-MK üyesi. 1979’da Siverek’teki çatışmaları planlar ve fiilen yürütür. 15 Ağustos 1984’te, Şemdinli baskınını yönetir. Silahlı mücadelenin ve militanların Türkiye dağlarına yayılmasına öncülük eder. Onlarca büyük eylemi planlar ve uygular. 1986 yılında Şam’da düzenlenen PKK kongresi onun sonunu hazırlar. Öcalan’ın hakaretlerine maruz kalır. Ekinci, odasına çekilir ve gecenin ilerleyen saatlerinde bir el silah sesi duyulur. Gözlüklü Ali odasında ölü bulunur. Şemdin Sakık ‘intiharı’ anlatırken ilginç bir ayrıntıya dikkat çekiyor: “İntihardan sonra Öcalan şöyle bir konuşma yaptı: Dünkü konuşmamdan etkilendi. Savaş adı altında hep suç işlediğini anladı. Galiba kendisini suçladı ve suçun büyüklüğü karşısında kendisini bağışlayamadı. Bu tarzda benimle yürünemeyeceğini anladığı için kendisini vurma yolunu seçti. Aslında beni vurmak istiyor, benden intikam almayı hedefledi. Bu nedenle şehit sayılmaz. Cenaze töreni hak etmez, hatta cenazesinin kaldırılmasını bile hak etmemiştir. Ama ne yapalım bu kutsal alanı kokutacak değiliz ya!” Ekinci’nin cesedi Bekaa Vadisi’ne götürülür ve bir kayalığın altına gömülü

3) SELÎM ÇÜRÜKKAYA'NIN BU KONUDAKÎ AÇIKLAMALARI ?

Abdullah Ekinci: 1956 Bingöl doğumlu. Liseyi bitirdi. Ticari ilimler akademisi mezunu, grubun kuruluş çalışmalarına Bingöl'de  profesyonel olarak katıldı. Teorik ve pratik olarak güçlü bir millitandı. Bu özelliklerinden dolayı örgütte bazı kişilerlerle arası açıldı. Bir ara Diyarbakır' da gözaltına alınıp bırakıldı. Bu durumu ona karşı silah olarak kullanıldı, ”kuşkuludur” gerekçesiyle Bingöl' den Siverek çatışmalarına asker olarak yollandı. Yeteneklerinden dolayı Siverek' te kimselere yem olmadı. Suriye’ ye oradan Güney Kürdistan’a geçti.


1984 Yılındaki silahlı mücadelenin başlamasında, Şemdinli baskını onun komutasında gerçekleşti. Bekaa da yapılan PKK nin üçüncü kongrreisinde Öcalan sırtını Suriye’ye dayayark darbe ile PKK yi tamamen ele geçirince, bu durumu protesto etmek için kafasına kurşun sıkarak yaşamına son verdi.Abdullah Öcalan Onun intiharını PKK da tasfiyecilik ve tasfiyenim tasfiyesi adlı Kitabın 452. Sayfasında şöyle yazmış:

"Ama o kadar kötü birisi de sayılamazdı. Belki de zayıflıkları vardı. Yaşadığı eziklik durumunu çok kötü bir biçimde kullanarak, kendisini intihara götürdüler. Tıpkı ülkede bazı arkadaşların başına getirdikleri gibi buna yol açtılar."


  4)   CÎHANGÎR HAZIR'IN (SARI BARAN) BU KONUDA BANA
         AKTARDIĞI NOTLAR ?


Abdullah Ekinci 1978 tarihinde Diyarbekirde kısa süreli tutuklanması örgüt içinde bazı çevreler tarafından hep şaibeli karşılandı.
-Bu olaydan dolayı örgüt git kendini Siverek olaylarında kanıtla,
- Abdullah Ekinci Siverek olaylarında Mehmet Karasungurun bir nevi yardımcısıdır.
- Daha sonra kendini ispatlamak için, yıllarca sonra Şemdinli baskınınada katıldı.
- Abdullah 3.kongrede şehid olduğunda yanında Kazım Kulu (Şiyar) da vardı. Abdullah'ın şehadeti Kazım Kulu'yu hırslandıryor.Kazim Kulu onu şehadete götüren nedenleri çok iyi bildigi için kalkıp kongreye katılanlara küfür ediyor. Bu olaydan dolayı Kazim Kulu tutuklanıp,yargılanıyor.
- Abdullah intiharında (1) sayfalık bir mektupta bırakıyor. Parti bugüne kadar bu mektubu açıklamadı ve bir
  sır olarak sakladı.

- Yanlız Kazım Kulu'nun bana Abdullah Ekinci'ye atfen anlatığı bilgiler şunlardır. Diyarbekirdeki şaibeden sonra ben hep kuşkuyla karşılandım. kendimi Siwerek ve Şemdinlide ıspatladım. Artık bir an evvel ölüme gidecek kadar duygusal bir yaklaşım geçiriyor. Kazım bu yaklaşımdan kendisinden rahatsız da oluyor.
-Abdullah Ekinci odasında intihar eder. Ölümünden sonra kendisine şehidlik rütbesi verilmiyor. Sonradan şehidlik rütbesi verelim gibi sanki bir sadaka verircesine şahid kabul edilir.


SONUÇ


Abdullah Ekinci'nin yaşam öyküsünü tüm detaylarıyla araştırdım,inceledim ve yazılan ve söylenenleri sizinle paylaşmaya çalıştım. Kuşkusuz eksik,taraflı ve yanlış bilgiler olabilir. Kürd tarihinde sadece bu olay degil birçok tasfiyelerde malesef bu kuşkular vardır.


- Biz yeni kuşaklar artık hesap sormaya başladık. Asla yanlış anlaşılmasın. Biz, hesabımiz ülkemizin kurtuluşu
  ve bağımsızlığı ve özgürlügü için olmalıdır.

Kurdistan'da ister örgütler olsun ister paramiliteter güçler olsun , Şu bilinmeliki öldürülen, infaz edilen nice değerli insanımızın neden öldürüldüğünü bilmek istiyoruz ! Kimse bu şehidlerimizin niçin öldürüldüğünü bizden saklamasın. Hem ahlaki değil,hemde Kürdlere hakaret olarak alglıyorum.Sömrgecilerin oluşturduğu Resmi-Ideojileri , biz kürdler hala bir statümüz olmadan oluşturmamız bir faciadır.

- Melle Mustafa Barzanî’nin, "Yakında Kürtler bitecek. Çünkü düşman iyilerini öldürüyor, biz ise 
  kötülerini."dediği iddia ediliyor.

- Bu önemli bir sözdür. Kimine göre iyi kimine göre kötü? Bunlar cevabını bekleyen sorulardır.
- Abdullah Ekinci hakkında eksik ve yanlışlarımı düzelten,katkı sunan duyarlı kişilere şimdiden teşekkür
   ederim.

Abdullah Ekinci ne mutlu sanaki dedelerinin yolunda şehadete ulaştın. KO SPI gibi Çotala dağları gibi aziz olasın. Çoligin asi kartal bakışlı yürekli ve kahraman komutanı,


 Selam ve sagılarımla

                                                                                                Orhan Zuexpayıj      

28 Temmuz 2013

1925 ve Şêx Eyyüp GÜLPINAR (Alinti yazi Yasin Bayanay)

1925 ve Şêx Eyyüp
Seyh Halit Gülpinar
1925 ve Şêx Eyyüp
Seyh Eyüp Gülpinar



 

 

 

 

 

 

1925 ve Şêx Eyyüp GÜLPINAR (Siwerekli)

  23 april 2013


18 Nisan 1925 yılında şêx Said'dan önce Dr. Fuat ile beraber idam edilen şêx Eyyup kimdir? Neden şêx Eyyüp hakında fazla bilgi yok? Kürdistan'ın bağımsızlığı için harekete geçen şêx Eyyüp neden kürt tarihinde yer almiyor?. Bu yazımda ulaşabildiğim kadariyle, eksik bilgilerle de olsa Şêx Eyyüb'ü yazmaya çalışiyorum. 
 


Şêx Eyyüp Kimdir, Ataları Nereden Geldiler:
 
 
 
 
Şêx Eyyüb'un bilinen soy şecaresi şu şekilde verebiliriz.
Şêx Eyyüp bin şêx Halid bin Molla Kasım El-Hadî olarak bilinmektedir. Molla Kasım El-Hadi'den öte kuşakların isimleri bilinmemektedir. Dedesi Molla Kasım Aslen Botan bölgesinde Derşevi (Alkamer) köyün'den olup babası ve dedesi Bedirhanilerin resmi İlim görevlilerindendirler. Köyün ismi olan ''Der-Şevi'' ayni zamanda Aşiretinin de ismidir.
 
1848 yılında sürgün edilen Bedirhanilerle beraber Molla Kasım'ın ailesi de sürgün edilir. Ailesi sürgüne tabi tutulan Molla Kasım olaylardan habersiz Muş köylerinden Molla Resul-î Sibkî'nin yanında eğitimini tamamlar, 'icazetini alıp Derşevi'ye dönünce boşalmış köyle karşılaşır. Tahsil bitiminden sonra köyü olan Derşev’e gelirken, tüm akraba ve ailesinin, Bedirhan Beylerin sürgünüyle beraber sürgün edildiğini öğrenen Molla Kasım, tahsil dolayısıyla, uzun süre ayrı kaldığı sürgüne giden aile efradıyla görüşmek ve helâlaşmak için ailenin sevk istikametini takip ederek yola koyulur.

Zamanın yol ve vasıta imkânsızlığı ile kervanla at üstünde konaklaya konaklaya Diyarbakır’ın Çınar kazasına bağlı Aktepe köyüne varır.

Burada köyde ikamet eden Nakşibendî Tarikatının Halid-i kolunun (Pazukî) Aşiretindendir) rükünlerinden Şeyh Hasan-i Nurani’nin misafiri olur ve buradan Diyarbakır’a giderek akrabalarını bulur, onlarla helalleşip vedalaştıktan sonra tekrar Aktepe köyüne gider.

Molla Kasım Al-Toğar köyüne yerleşir, Şeyh Hasan-i Nurani’nin vefatı ile, Şeyh'in vasiyeti üzerine, Şeyh Hasan-i Nurani’nin postuna, Molla Kasım oturur. ilerdeki yıllarda Al-Toğar köyü ve Güzelşeyh köyünü satın alarak geniş toprak sahibi olur.

Molla kasım görmüş olduğu dini eğitim, günümüzün İlahiyet fakültesi eğitimi seviyesindedir. Molla Kasım'ım atalarından Şeyhlik yoktur, Molla kasım Şeyh Hasan-î Nuraninin postuna oturduktan sonra Şeyh'lik ünvani alır ve Şeyh Kasım olarak nam salar.

Şeyh Hasan-î Nurani’ya da kısaca değinmek istiyorum. Şeyh Hasan-î Nurani Pazuki aşiretinin Haldî kolundandır. Atalari 1514 yılına kadar Safeviler adına Kığî, Solhan, Hınıs ve Ahlat'a kadar geniş bir bölgeyi yönetmişlerdir. Aşiret bağıyla akraba oldukları Süweydilerin aksine Pazukiler Alevi inancındaydilar. Şah İsmail Yavuz selime yenildikten sonra , Pazukîlerin önemli bir nufusu İran'a göç eder. Kığî, Solhan ve Hınıs bölgesindeki Pazukilerin Haldî (Xalidî) kolu ise, akraba oldukları Süweydilerin ağır baskısına dayanmayip Diyarbakır, Elazığ, Dersim, Malatya, Adiyaman ve Urfa'ya dağılırlar, ezici çoğunluğu Karaçadağ (Qerejdax) çevresine yerleşirler. Şeyh Hasan-î Nurani'nin ataları da o tarihlerde Solhan yöresinden göç edip gelen Pazulilerin haldi kolundandır. Günümüzde pazukî ismine rastlanmak pek mümkün değildir, çünkü bu kabilenin her kolu değişik bir isimle aşiret oluşturdu. Bunlardan en belirgin olanı Siverek ve Karacadağ civarında yoğunlukta olan Bêzkî aşiretidir. Bêzkî aşireti Solhan'dan göç eden Pazukîlerin Haldî kolunun devamidir.
 
Şeyh Hasan-î Nurani'in postuna oturduktan sonra geniş toprakları denetimine alan, Şeyh Kasım El-Hadi hicri 1310 yılında Çınar kazasının Al-Toğar (Şimdiki ismi Altunakar) köyünde vefat etmiştir. aynı köyde oğlu için yaptırdığı Türbe de yatmaktadır.

Şêx kasımın ilk köyü olan ''Der-Şev'' iki kelimeden oluşan kürtçe bir isimdir. ''Der-Şev'ın'' türkçe karşılığı şöyledir:1 Dışarda-Gece. 2 Gece-Kapısı. 3 Gececi, anlamındadır.

Şêx Kasım'ın beşi erkek üç'ü kız olmak üzere sekiz çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarından şêx Halîd, Hicri 1279 yılında Diyarbakır Çınar İlçesi Altoğar (Altunkara) köyünde dünyaya gelir.
Şêx Kasım'ın oğlu şêx Halit'in Siverek ilçesi Gülpevari’ye (Gülpınar) köyüne yerleşmesi hakında.
Şêx Halit genç yaşta din eğitimini tamamlar ve babasının halifesi olur. Babası Şêx Kasım Hicri 1306 yılında resmi bir dilekçe ile oğlu şêx Halit'i Siverek ilçesi Gülpevari (Gülpınar) köyünde görevlendirmiştir. Bu dilekçe şöyledir;

Huzur-i Ali-i Risaletpenahiye Ma’rudi daireleridir ki:
Vilayeti celilelerine mülhak, Siverek kazası dahilindeki –Gülpınar- karyesinde, ihtiyar-ı ikamet ve inziva eyleyip, ibadet ve duayı vacib-ul edayı cenab-i Padişahiye muvazebetle meşğul iken, her nasılsa hasbel kader bundan birkaç ay evvel, Mekke’ye i’zam olunan oğlum Şeyh Halid, Dairelerinin şayani mürüvvet ve merhamet olan ahvali perişaniyeti iştimaline dair, kendisinden bu kere almış olduğum arabiyyul ibare bir kıt’a mektubunu zat-ı Ali-i Vilayetpenahilerine takdim etmiştim.

Münderecatından, mumaileyh dailerinin güya Mekke’den hilafı rızai ali, firar eylemiş olması hakkında zuhur eden havadis ve eş’arat’ın, makarin-i Hilafe-i Uzma’ya, her mü’min ve muvahhid’in ma’ruden uhde-i sadakati olan daavat-ı Hayriye ile meşğul bir hal’i felaket ve zaruret içinde olduğu halde, merahim ve eşfak’i alemşumuli şehriyari’ye muntazır bulundağu ve şu hal Mekke’ye i’zam içun sebeb addedilen şeylerin mahiyetini tehvin ve mağduriyet ve sadakatini açıklamakla bulunmuştur.

Ahvali hususiye ve umumiyemize tahvile vakıf olan vilayet-i Celileleri ahalisince ma’lumdur ki, gerek senakar malasşiarları ve gerek oğlum mumaileyh Şeyh Halid daileri, fukarayı tarikat-ı aliyeyi Nakşi’den olup, sakin olduğumuz karyelerde, ta’lim-i ulum’i diniyye ile iştiğal ve bu cihetle isticlab-ı daavat-ı hayriyye-i ayat-ı cihanbani ile vazife-i sadakat ve ubudiyeti ikmal edegelmekte, hilafı emr ve rıza-i ali, hiçbir hal ve harekette bulunmamış ve bundan böyle dahi bulunmayacağımız derkar bulunmuştur.

Mumaileyh dailerinin Mekke’ye i’zamından bu an’a kadar tarafı ali-i asifanelerinden icra buyurulan tahkiat ve tetkikatı lazime neticesinden dahi, mumaileyh daileri hakkında, dermeyan olunan şeylerin ehemmiyetsizliği bir derece tahakkuk eylediğine ve mumaileyh’in burada kalan evladu iyali, bir hali sefalet ve felaket ve acizleri de, bu şehir-i sırr-ı şeyhuhat içinde, mufarakatı evlat teessürat-ı tahammülkedalerine takat getirememekte olup, bu gah rıza-i ali ve merhamet-i meselleme-i cenabi velayetpenahileri kail olunamayacağına binaen, dailerinin; ikamet etmekte olduğum karye’de oturup hizmeti daiyanemde bulunmak üzere mumaileyh dailerinin yine bu tarafa celbine delalet ve merhamet-i aliyye-i fehimanelerinin ……..(okunamadı)……. Buyurulması, istirhaf-e cesaret olundu

Ol bab da emr ve ferman Hazret-i men leh’ul emr’indir.
28 teşrinievvel 1306
Tarikat-ı Aliye-i Nakşibendiye hulefasından
Şeyh Kasım
Mühür
Kaynak: Tezkire-i Meşayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Şefik Korkusuz s.144-146
 

1925 ve Şêx Eyyüp


Şeyh Halid henüz genç sayılan 27 yaşında babasının emriyle bu dilekçe ile Şanlıurfa iline bağlı Siverek ilçesinin Gülpınar nahiyesine görevlendirilerek hemen medrese tedrisata ve tekkede irşada başlar. Birçok ulema ve meşayih yetiştirir.
Türbesi Şanlıurfa ili Siverek ilçesi Gülpınar Beldesinde meftun bulunmaktadır. Sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. Bölgenin halkını irşâd ederek birçok talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği ve icazet verdiği en büyük talebelerinden biri: Oğlu Şêx Eyyüp'dir
 
 
 
 
 
 
ŞÊX EYYÜP HAKKINDA
Adı: Şêx Eyyüp
Baba Adı: Şêx Halid
Ana Adi:
Doğum Yeri:
Doğum Tarihi:
Ölüm Tarihi: 18 Nisan 1925
Ölüm nedeni: İdam
Suçu: Kürt ayaklamasına teşebüs
Mezar yeri: Bilinmiyor

Şêx Eyyüp hakında yok denilecek kadar bilgi günümüze ulaşmiştir.
Dolaysiyla Şêx Eyyüp üzerine yazmiş olduğum tek paragraflı stran'dan sonra, çok kısıtı bilgilerle de olsa Şêx Eyyub'u anlatmaya çalışiyorum.

-Hey wî wî, Qerejdağa şewitî ketim bilind cîyan.
Min dî gira girê sörekê şêwr u mişêwre danîn hev civîyan.
Biryara seferê girtin bervî bajarê amedê dimeşîyan.
Ajan u muxbîrê me kurd'an tevgera dozê dihesîyan.
Hêvî u gumana min ji Xuda heye, belkî ajan buxun serê xo u romîyan.
xewer li pê xewerê paytextê Enqerê'ra radigîhîyan.
Digotin Misto kemal, sêsed suwarî berê xo daye bajarê Amedê.
Serkêşê siwaran şêx eyyub reîsê wan rêwîyan, hey wî wî..

Başta da belirtiğim gibi şêx Eyyüp hakında çok az bilgi var, birçok araştırma inceleme kitap takip ettim ancak faik Bulut'un Devlet gözüyle türkiyede Kürt isyanları araştırmasında tek satırlık bir yazıyla Siverekli Şeyh Eyyüb'ün ismine rastlandım. Ayriyeten Şeyh Eyyüb'ün tornuyla (Çimen ailesinden) defalarca görüştüm tatmin edici bir bilgi edinemedim, belki de en detaylı bilgi Şeyh Eyyüb'ün fotoğrafını bana vermesi idi dolaysiyla kendisine teşekkür ederim.

Ancak Şeyh Eyyüb'ün yiğitliği girişkenliği, Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Abdurrahim'a gönderdiği mektubun içinde bulabiliriz.

Şeyh Sait kardeşi Şeyh Abdurrahim’le, Şeyh İsmail’e gönderdiği 19 Mart 1925 tarihli mektupta;
“Gönderdiğiniz mektubu aldım. Beraberinde Şeyh Mehmet Reşit’in mektubunu da gördüm. Bozan Ağa ile Şeyh Eyüb’ün Karabahçe’ye geldiğini belirtiyorsunuz ve oraya gelmemi istiyorsunuz. Ziyaretinize gelmeyi çok isterdim; fakat şu anda Reşit Paşa’yı yüz süvariyle birlikte doğu cephesine gönderdim. Öte yandan bugün Nergiyan aşiretinin inşallah geleceğini tahmin ediyorum. Onu da cepheye göndereceğim. Şeyh Tahir ve Şeyh Sirac’ı savaşçıların morallerini yükseltmek için çeşitli taraflara gönderdim. Şu ana kadar dönmediler. Onların gelmesinin ardından, önlemler alarak sizin yöreye gelerek Bozan Ağa ve Şeyh Eyüp’le görüşeceğim. Sabretmelerini öğütlerim, savaşçılarına da tedbir ve çalışmalarında İslam şeriatından taviz vermemelerini öneririm. Müslümanların malını kati surette talan etmeyi kafalarının ucundan bile geçirmesinler. Fakat daha önce de belirttiğim gibi zor durumlarda ambarlardan iaşe alabilirsiniz. Karşılığında da bir belge verin. Sonra haklarını ya mal ya da makbuzla öderiz. (Hadimul mücahidin M. Said Nakşibendî)” diye yazıyordu.

Şêx Eyyüb ve ailesi hakkında kısa bilgiler.
Şêx Halid'in, Şêx Eyyüp isminde bir oğlu bilinmektedir. Şêx Eyyüp, zamanın kürt geleneklerine göre çok eşli evlilikler yapmiştir. Bir erkek iki kız üç çocuğu olmuştur. (Sabita) hanımdan) Şêx Halit ve Vesfa (Vasfiye) hanım dünyaya gelir.

Şêx Eyyüb'ün diğer eşi Salime Hanım ise Siverek yerlilerinden Tımur ailesindendir. hicri 1337 yılında Yaşar-Hicran isminde tek bir kızı olur, Yaşar-Hîcran'ın doğum yeri Siverek Karapınar köyüdür.

Şêx Eyyüb'ün eşi Salime Hanım 1958 yılında vefat etmiştir.
Şêx Eyüb'ün Salime hanımdan olan kızı Yaşar-Hicran 01. 07. 1940 yılında Sivereğin yerli ailelerinden Çiman ailesinden Fahri Çimen'le evlenir. Evlendiği yıl yaşı küçük olduğundan dolayi, yaşı büyütülerek 01. 07. 1921 doğumlu gösterilerek resmi nikah kıyılır. Eşi Fahri Çimen Emniyet teşkilatında, kaçakçilik masasında görevli.

Şêx Eyyüb'ün kızı Vesfa (Vasfiye) hanım ise yine Siverek yerlilerinden Oyman ailesine
gelin gider.

1925 yılında Şêx Saîd'în ayaklandığını haberi Siverek'e ulaşınca, Şêx Eyyüp başlatılan ayaklamaya destek vermek üzere müridlerinden oluşturduğu bir savaş birliği ile Diyarbakıra yapılan askeri sevkiyatının önüne geçmek için vur-kaç taktiği uygular ve giriştiği Birkaç eylemde askeri birlikleri bozguna uğratir.

Şêx Eyyüp, daha geniş bir harekat başlatmak üzere bölgedeki aşiretlerin reisleriyle görüşmelerde bulunur amacı büyük bir güç ile diyarbakıra mudahale edip ele geçırmektir.

Şêx Said hareketi içinde binbaşi kasım ve fakî Îlyas gibi ajanların bulunduğu gibi, Şêx Eyyübün hareketini de devlet'te jurnallayan, Tımur'lardan şêx Eyyubun kayin biraderidir Salime hanımın kardeşidir. Yapılan ihbari değerlendırmek üzere;

Devlet bir yandan Şêx Said ile uğraşırken, Şêx Eyyüb'ün da ayaklanması, kısa sürede ayaklanmanın Kürdistanın dörtbir yanına yayılmasının korkusu yetkilileri düşündürür. Dolaysiyla devlet zaman kaybetmeden hileli planlarını devreye sokarlar.

Siverek'e gönderilen bir telgarf, Şêx Eyyüb'e ulaştırılır. Telgırafta; daha fazla kanın dökülmemesi için, Şêx Said ile anlaşma sağlandığını, Kürtlerin belirli haklarını verileceğini ve Diyarbakır'da bir barış müzakeresi için kürt önderlerinin toplanıp devlet yetkilileriyle masada anlaşma imzaliyacaklarını, dolaysiyla Şêx Eyyüb'ün da bu toplantida yer almasını belirtilmişti.

Telgrafta belirlenen şartlar nedeniyle, Şêx Eyyüp diyarbakır'a hareket eder. Diyarbakır girişinde devlet yetkilileri Şêx Eyyüb'ü karşılarlar. Yetkililer oyununu çok iyi oynamişlardir ve başarmişlardir. Şêx Eyyüb'ü önce bir misafirhaneye götürürler, beraberindeki silahli kişilerin misafirhanede kalmalarını ve toplantiya şêx Eyyüp Yalnız katılması gerektiğini söyleyip şêx Eyyüb'ü toplantı salonuna götürmek üzere misafirhaneden ayırırlar.

Bariş toplantısına katılmak üzere gittiği salonun kapısından içeri girerken, kendini mahkeme heyeti önünde görür, tabiki iş işten geçmiş olur. Apar -topar bir yargılama sonucu idam kararı verip, infaz edilmek üzere zindana götürürler. Zindana atılırken, zindan'da Çermug'lu Dr. Fuad'la karşılaşır. Meğerki Dr. Fuad'da şêx Eyyüp gibi kısa bir süre önce aynı tuzağa düşmüştür.

Şêx Eyyüp diyarbakıra hareket etikten sonra, Zengin Timur'ların kızı olan hanımı Salime hanım barış sağlandı diye, deveye bir heybe altın ve çok miktarda değerli eşya yükleyip, birkaç mürüdün önüne katarak diyarbakıra barış hediyesi gönderiyor. Gönderilen hediyeler diyarbakır'a ulaştığında şêx Eyyüp çoktan idam edilmişti. Gerek şêx eyyüp'la beraber gidenler, gerekse hediye götüren mürütlerin akibeti hakında bilgi yok.

Dr. Fuat hakında bir rivayet dolaşmaktadir, rivayetin doğruluk derecesi nedir bilemiyorum. Dr. Fuat hakında dolaşan söylentiyi burada yer vermek, tarihe not düşmek bakımından yararlı olur diye düşünüyorum.

Rivayete göre Dr. Fuat'ın o gün düğünü imiş, gelin eve getirildikten yarım saat sonra, şêx Eyyüb'e gönderildiği gibi, dr. Fuat'a bir telgıraf ulaştırıliloy. Telgırafta; diyarbakırda barış müzakeresi başlatıldığını, toplantiya dr. Fuat'ın mutlaka katılması gerektiğini yazılı imiş. Bunun üzerine dr. fuat hemen diyarbakıra hareket ediyor. Toplanti niyeti ile gitiği diyarbakırda kendini mahkeme salonunda görüyor. Yargılanıp idama mahküm ediliyor.

Mahkeme heyeti dr. fuat'a son arzunuz nedir? Diye sorulduğunda, dr. Fuat düğün yapıp gelin eve getirildiğinde toplantı haberi aldım ve hemen yola koyulup buraya geldim, ne varki bizi kandırıp tuzağa düşürdüğünüzü görüyorum ve beni idam edeceğiniz de ortada. Eve gelen gelin gerdek bekliyor, son arzum Müsaade ederseniz gerdek işinin gerçekleştırmek istiyorum. Mahkeme son arzuyu kabul eder ve gelini diyarbakıra getirip hücrede gerdek görülür. O geceki ilişkiden hanımı hamile kalır bir erkek çocuk dünyaya getirir. O çocuğun ismini Fuat koyuyorlar.

18 nisan 1925 tarihinde Dr. Fuat ve Şêx Eyyüp diyarbakırda idam edilirler.

Dr. Fuad'ın kaldığı zindan koğuşunun duvarına kazılmiş arapça alfabe ile kürtçe yazılmiş şu not bulunur;

''Şevek tarî bû
Ya hebû ya tinebû nîv
Deşt xewda bû, çîya digîrîya
Hîn ne hilatî bû hîv''
Dr. Fuad
Notun türkçesi
''Karanlık bir gece idi
Gece yarısı ya olmuştu Ya da olmamişti
Ovalarar uykuda, dağlar ağliyordu
Henuz ay doğmamişti'' 

Dr. Fuad

Dr. Fuad bu notundan; ''Deşt xewda bu, çîya digîrîya'' 1925 hareketi kırsaldaki köylülerin katılımı ile başlatılmişti, ancak bir avuç insan idi, dağlara sığınmişlardı, zindanları basıp kürt tutsaklarını kurtaracak güçleri yok idi. ''Deşt xewda bu'' ovalar şehir merkezleri uyuyordu, harekete duyarsız kalmişlardı, bu duyarsızlık Dr. Fuat'ı umutsuzluğa sevk etmişti. ''Hîn ne hilatî bû hîv'' henuz ay doğmamişti yani imdada gelecek herhangi bir işik görünmüyordu, diye çaresizliğini bu dörtlük ile dille getirmiş.

1925 şehitlerini rahmetle anar, mücadelelerinin önünde saygı ile eğiliyorum.
Şêx Eyyüb'un oğlu Şêx Halit


Kürt hareketi başladığını haber alır amaz eyleme geçen ve bir tuzakla yakalanıp apar-toar sembolik bir yargılama sonucu idam edilen Şêx Eyyüp neden kürt tarihinde bilinmiyor?.
Şêx Eyyüb'ün idamından sonra, biri erkek ikisi kız geride üç çocuğu kalır.

Özelıkle şêx Eyyübün kızlarının evlendikleri ailelerin etkisiyle, şêx Eyyüp ailesini kürtlük duygularından duyarsız kıllar. Çünkü, gerek sêx Eyyüb'ün kayınları Tımurlar olsun gerekse şêx Eyyübün damatları olsun sistemle haşir neşir olduklarından dolayi, şêx Eyyübün oğlu şêx Halit de bunlardan etkilenir. Dolaysiyla şêx Eyyübün davasına sahip çıkmaz ve şêx eyyüb hakındaki bilgiler yok olmaya yüz tutar. Ancak şêx Eyyübün kizi Vesfa (Vasfiye) hanım bazen hikaye biçiminde şex Eyyübün hikayesini genç kuşaklara anlatmaya çalişmişsada, ailenin duyarsızlığından dolayi kimse not edemez, hafızasında tutamaz.

Şêx Eyyübün tornu, şêx Halitin oğlu Eyyüp Cenap Gülpınar bir kaç devre Miletvekili seçildi, meclis çatısı altında kürt davasına çok uzak durdu.

Eyyüp Cenap'dan sonra şimdi Eyyüp Cenab'ın oğlu Halit Gülpınar Akp den Miletvekilidir. Kürt davasının dorukta olduğu şu günlerde bile kendisinden hiç bir ses çıkmamaktadir, tıpkı babası gibi tamamen suskun kalmayi tercih etmektedir.

Şêx Eyyüb'ün gerek oğlu gerekse torunları, şêx Eyyüb'ün davasına duyarsız kalmaları ve kürtlüklerine sahip çıkmamaları üzücüdür...

Yasin BAYANAY 
 

31 Mart 2013

KÜRD DİRENİŞÇİSİ ZAZA HÜSO ?

 

                               KÜRD DİRENİŞÇİSİ ZAZA HÜSO ?

                                      "Çölyekli Hüs Wasmunu

 

 

Şeyh Said hareketinin debdebeli direnişçisiydi,Hüs Wasmunu.

* Türk askerleri ve Kürd çeteleri "milis huqumat" üzerinde hayret uyandıran bir
inancın sahibi ve efsaneydi, Hüs Wasmunu ?
* Şeyh Said hareketinden yıllar sonraydı.
*1930'lu yılların başlarıydı.
* Çolig coğrafyası Guewdere mıntıkası'nın Kıran köyünde kurulan pusuda şehadete
   ulaşmıştı.
- Cesedi Kürd halkına ibreti alem olsun diye o günkü Çebaxcur şehir merkezine götürülüp, bir akasya ağacına asılarak teşir edilmişti.
* Efsane Kürd direniscilerinin kaderidir, sehid edildikleri zaman ya kelleleri sadist ve vampir türk subaylari tarafından ya koparılır,yada cesedleri kalabalık halk kitlelerine teşir edilir.
* Yado,Ali Şer aynı akibete uğramadılarmı ? Şeyh Said efendi ve 47 arkadaşı kitlelere idamları teşir edilmedimi ?
* Hafızam beni yanıltmıyorsa anlatılanlar dönemin Haziran ayının sıcağına delalaet
  ediyordu.
  *Çolig ve çevresi adetta yas ilan etmiş, bir sessizlik ve tevekkül içinde herkes
  Hüs Wasmunu'nu konuşuyor.
* Halk bir şüphe, kuşkuyla şehir merkezinde asılı bulunan Zaza Hüso'nun naaşını
görmeye gidiyorlar.
* Çünkü inanmak istemiyorlar, kabulenmiyorlar Hüso'nun şehadetine ama maalesef
   oydu !
* Cesed yaklaşık iki hafta yazın sıcağına terk ediliyor.
* Ama, Hüs Wasmunu inadına cesediyle de o gülümsemesi,yazın o hafif rüzgar
  esintisinden saçlarının salanması hala konuşulur,Çolig'de?
* Tılsımı bilinmez, ama Hüs Wasmunun inadına gülümsemesi ve o asil duruşunun
  sırrı ? rivayet odur ki tıbbi "bilimsel izahı" şöyle yorumlanabilinir.

* Kendi inandığı haklı davası uğruna şehadete ulaşanlar , ölürken de

  gülerlermiş. 


Psikologlar bu duruşun sırını en iyi bilenlerdir.
* Sorun Kürd tarihinde bunun örnekleri vardır.

* Şeyh Said hareketinin efsanevi direnişçisidir Hüs Wasmunu,Zaza Hüso olarak bilinir memleketimde.
Kurdistan dağlarında onun görkemli direnişi, cesareti, davaya olan inancı Çolig'de hala anlatılır,durulur.
* Çoligin coğrafyasında başta Yado Çesmesi, Hesar ormanları, Mendo Boğazı ve Ko Spi'nin dili olsaydı'da Zaza Hüso'nun kahramanlığını ve direnişini anlatsaydı.
* Zaza Hüso'nun direniş efsanesi Çolig'in o uzun kış geceleri,yaz akşamlarında
detaylarıyla analatılanlara tanığım.
* Zaza Hüso efsanesi çete ve askerlerle çatışmaya girdiği alanlar anlatıldığında, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden beni tarihin derinliklerine götürüyor.
* Zaza Hüso'nun şehadetide tam bir trajedi tıpkı Yado, Qas Kuesi, Yıb Mehun , Hacı Kolos ve Ömere Faro diğer Kürd kahramanları gibi,
* Ihanet ve işbirlikçi çetelerin kol gezdiği bir ortamdı. Çolig'de milis huqumat veya
çete diye tanımlanan bu kirli ve lanetli güruh tıpkı bugün olduğu gibi yine
sahnedeydi.
* Şeyh Said hareketi'nin önder kadroları idam edilmiş, bazı önder ve aydın kadroları cezaevi, sürgün ve tehcir edilirken Çolig, Şerafeddin, Ko Spi, Çawreşlerin "Ser Qılun" doruklarında Kürd direnişçileri yıllarca direniş sergiliyorlardı.
* Çok acıdır değilmi ? kendi topraklarında Türk askerleri Zaza Hüso'ya diyiyor gel teslim ol ! Buda yetmiyor çevredeki milis huqumat ve çeteler modern ismiyle korucların destek ve yardımıyla.
* Bu çetelerin korkulu rüyasıydı Hüs Wasmunu ?

*Bu azgin çetelerin başında da Hüs Wasmunu'nun köylüsü olan kendisini beş paraya satan Mus Recep kendi elleriyle cezalandırır.

Zaza'ca Vate verinun/ "Atasözü" bir söz varya günlük yaşamda herzaman bize hatırlatılıyor.

"Karm dar zerrey dar ra çineb, dar zua nibena" 

" Türkcesi, ağacın kurdu ağacın içinde olmazsa, ağaç kurumaz."

Işte biz Kürdlerin kaderide bu olsa gerek.Hüs Wasmunuda tıpkı Yado, Yıb Mehun, Ömere Faro, Qas Kuesi, Hacı Kolos ve Şeyh Şerif gibi Kürd değerleri, işbirlikçi Kürd çeteleri'nin destek ve yardımlarıyla şehadete ulaşmışlardır.


HÜS WASMUNUN YAŞAM ÖYKÜSÜ VE BİR ANEKDOT ?

* Şeyh Said hareketi bastırıldıktan sonra Çolig,Daraheni,Lice,Piran ve Palu çevresi başta olmak üzere küçük guruplar halinde direniş gösteren Kürd savaşçıları vardı.
* Bu savaşçılardan tıpkı Yado, Yıb Mehun gibi ismi ençok anılanların başında Vararad/Çöylek köyünden nam-ı değer Zaza Hüso, halk arasında Hüs Wasmunu ilk akla gelenlerin başında geliyordu.
* Türk subayı yüzbaşı Alihaydar ve Sadık gibi barbarlar Hüso'nun kellesine ödüller koymuştu.
* Alihaydar ülkemde yaptığı zulümlerle hala ençok anılanıdır.
* 1930'lu yilların başlarında Hüs Wasmunu Kıran köyünde pusuya düşürülerek üç gün,üç gece çıkan çatışmada onlarca ev yakılarak kahramanca direnerek şehadete ulaşır.
* Rivayet odur-ki Kıran köyünde kuşatılan Hüs Wasmunu bitişik olan onlarca evi delip, adetta tünel açarak kurtulmaya çalışır.Ama en son evden kurtulmaya çalışırken üçüncü gün şehaddete ulaşır.
* Hüs Wasmunu'nun cesedi Çebaxcur merkezi bugünkü "aşağı çarşı" merkezine yazın sıcağında getirilir.
* Tahminen iki hafta cesed teşir edilerek, Çolig halkı nezdinde Kürd halkına gözdağı verilir.
* Ama Hüs Wasmunu'nun cesedi iki haftalık yazın o sıcağında hiç bozulmaz, koku düşmez, sanki Hüs Wasmunu uykuda, inadına gülümsüyordu.
*Tıpkı Hüs Wasmunun dirisi gibi ölüsü "cesedi'de" direniyordu.
*Tabi cesedin bu görüntüsü Çolig halkı arasında dilden dile yayılarak anlatılır,durulurdu.
* Çolig ve çevresi bir sesizlige gömülür.
* Zülümkar, barbar ve sadist yüzbasi Saddık'ın bu gözdağı beş para etmez.
* Çolig halkı Hüso'nun cesedinin o görüntüsünden cesaret, güç ve davasına olan bağlılıgın heycanını yaşar.
* Ondan dolayıdırki bugün Zaza Hüso efsanesini yazıyorum.
*Türk devleti ve aydınları'da Hüso'nun bu cesareti,direnişi ve cesedinin asil duruşunu saklamaz yazıp
   hayretle anlatırlar.

* Çolig'in yerli ailesinden Fetah Bayram nam-ı değer " Nehman " ailesinden Fettah Çavuş dayanmaz yüzbaşının yanına gider.
* Hüs Wasmunu'nun cesedinin kokmadığı, halk arasında şehadete ulaştığı, bir efsane olarak kabul gördüğünü dilden dile dolaştığını barbar subaya anlatir.
* Ondan dolayı cesedin kaldırılıp,defin edilmesini ister.
* Yüzbaşı Saddık zulüm ve barbarlığını hem konuşşturur, hem uygular. Kürd efsanesi Hüso'nun cesedi kokmayınca ? budefa cesedi bilinmiyen bir yere gömülür. Rivayetlere göre cesed eski Çebaxcur denilen aşağı çarş'nın 'Gohare Xoşin' mevkinde gömülü olduğu söylenir.

* 31.01.2015 tarihinde hemşerim M.Arif Ayçicek'le yaptığım görüşmede Çolig'e gittmiştir.  Ailece akraba
    ilişkileri bulunan ve hala  hayata olan 80 yaşın üstündeki Bekir Elçi'le bir kaç gün sohbete bulunmuştur.
    Bekir Elçi merhum babası H.Cemal Elçi'ye atfen Hüs Wasmununun mezarının düzağacta Aydar ailesinin
    ileri gelenlerinden Seyda'nın mezarının yanında bilinen bir noktaya defin edildiği yönündedir.
    
Hüso'nun cesedide tıpkı Yado, Şeyh Said ve arkadaşları, Seyit Rıza, Said-i Kurdi gibi bilinmezler arasında yerini alır.


DİRENİŞÇİ HÜS WASMUNU HAKKINDA BİR ANEKDOT ?

* Şeyh Said hareketinin Xarpet Cephe komutanı Şeyh Şerif Kelaxsi'nin kardeşi Şeyh Hüseyin hareket bastırıldıktan sonra kısa bir süre Suriye Kurdistanı "Bin xet" macerası başlar.
*Şeyh Hüsen tekrar ülkeye dönüş yaparak gerilla gurubu oluşturarak direniş gösterir.
* Kelaxsi köyünde çıkan çatışmada yaralı olarak ele geçirilerek Elazığ cezaevine konulur.
*Şeyh Hüseyin'in enbüyük oğlu 97 yaşında halen hayata olan Şeyh Burhaneddin Bilgine atfen bu bilgileri aktarıyorum.
*Bu bilgileri yıllar önce bir sohbet esnasında hafızam kalan bilgilerdir.
* Şeyh Burhaneddin babası Xarpet "Elazığ" cezaevindeyken 1930'lu yılların başında ziyaretine gittiğinde yaşadığı anekdotu aktarıyorum.

* Daha genç bir delikanlıyken babamı Xarpet cezaevinde ziyaret gittiğimde ? babamla aynı koğuşta Türkiye Sosyalist hareketi'nin önde gelen siyasetçisi, ideologu Dr.Hikmet Kıvılcımlı ile beraber kalıyorlardı.
*Görüş odasına gitiğimde Dr Hikmet Kıvılcımlı'yı şahsen gördüm. Babamın çatışmada kalan yaralarını Dr Hikmet cezaevinde tedavi ediyordu. Tesaddüf cezaevindeyken o gün Dr Hikmet Kıvılcımlı'ya bir gazete gelmişti.
*Hatırlamıyorum gazetenin ismini ama o dönemde çıkan devlet yanlısı gazetelerin başında Cumhuriyet, Tanin, Hakimiyet-i Milliye gazetelerinden biriydi.
*Gazetenin ilk sayfasında manşet atılmış, büyük boy akasya ağacında asılı bir Kürd direnişçisi Zaza Hüso "Hüs Wasmunu" fotoğrafı vardı. Dr Hikmet dikkatli okuduktan sonra demek ki çok etkilenmiş.
*Babama hitaben Hüseyin Bey, Hüseyin bey... gel gazetede asılı bulunan bu Kürd direnişçisini tanıyormusun?dedi.
* Babam fotoğrafı gördüğü gibi Hüs Wasmununu tanıdı. Fotoğraf şehirde "aşağı çarşıda" ağacta asılı olandı. Ve dediki ! Dr Hikmet bey bu Kürd direnişcisi benimle beraber partizan  savaşi veren en yakın arkadaşlarımdan biridir.
* Gazete'de Hüs Wasmunun direnişini, kaç defa pusudan kurtulduğu,işbirlikçi çetelerin cezalandırılmasından tutun tüm eylemlerini  tek tek yazmıştır.
*Türk ordusu bu Kürd direnişçisinin şehadetini zafer sarhoşluğunu yaşıyordu.
* Hüs Wasmununu okuyan Dr Hikmet duraksadı ve babama söylediği bir söz hala hafızamdadır.
* Hüseyin Bey dedi ! Kürd ´gerillasının kahramanlığı, cesareti ve direnişlerinde bir
  kuşkum yoktur.
* Yanlız bu insanların biliyorsun neyi eksik?
- Babam dedik-ki neyi eksik Dr Hikmet Bey ?
- Aldığı cevap oldukca ilginç,

  " Bu insanların kalemi yok, kalemi yok,dedi. "

- Yani anlaşılan Kürdler örgütsüz, partisiz,diplomasi kurumlarını oluşturmadıklarına vurgu yapıyordu.
- Kürdlerin bir hedefi,stratejisi,diplomasi ve ideolojik-politik öngörülerinin
eksikliğinden bahs ediyordu.
- Doğrudur, Kürdlere yardım eden bir dost devlet veya halk yokttu. Kürd
işbirlikçileride Mustafa Kemal ve Îsmet Paşa'nın alavare, dalavareleriyle Lozan'a
telgraf çekmedilerimi ?
- Kürd coğrafyası masa başında temsilcisiz, örgütsüz kısaca kimsesiz cetvele
parselenmedimi ?
- Dr Hikmet Kıvılcımlı Elazığ cezaevine 1929-1933 yılları arasında yaklaşık 4,5 yıl
kalmıştır. Elazığ cezaevi onun için bir üniversite olduğunu söyler.
- Kürdleri ilkdefa burada tanımakla beraber Kürd kiyafetleriyle çekilen fotoğraflarıda
vardır.

Sonuç olarak,

* Hüs Wasmunu ve yeğeni Zılf Wasmunu Şeyh Said hareketindeki direnişlerinden dolayı efsaneleştiler.
*  Zılf Wasmunu'nun Miyalan köyündeki şehadetide ayrı bir öyküdür.
* Tıpkı oda amcası gibi pusuya düşürülerek köy içinde şehadete ulaşmıştır.
* Hemde kendisiyle beraber birkaç işbirlikçi çeteyide öldürerek,
* Ruhları şad olsun,Çoligin efsanevi direnişçileri, sizleri eksikte olsa, biraz kurgulu da olsa anlatabilmek
   beni mutlu ediyor.

   Selam ve saygılarımla,


Kürd direnişçisi Hüs Wasmunu'nun anısına ?

Qale cumiyerdun waxtıg Çolig'ıd vaciyena ?

Hüs Wasmunu quen mı vir'i.

Qale gunger teres û bebextun waxtıg bena ?

Ters Hüs Wasmunu yın seri vaciyena.

Waxtıg, Qale lületıfıng û Êgite ser Qıl'un vaciyena ?

Hüs Wasmun û Yad Beg'un nome yın viyerena.

Qale Hüs Wasmunu bena?

Ard û ezmun piyor zımen û zımeno.

 

 

 

25 Mart 2013

FEDAKAR KÜRD KADINI DERDE MÎRUN'LA ÎLGÎLÎ EK BÎLGILER ?





              DERDE MÎRUN'LA ÎLGÎLÎ ANEKDOTLARI OĞLUNA AKTARAN KÜRD

               ANNESÎ EMÎNE AYÇÎÇEK AT'LA SULTAN KIBESÎ YOLUNDA

                              (   NOSTALJÎK BIR FOTOĞRAF )





DERDE MÎRUN'LA ÎLGÎLÎ EK BÎLGILER ?



* 1925 Kurdistan direnişinde fedakar iki Kürd kadını üzerine araştırma ve inceleme yazımı yayınladıktan sonra bana bazı ek bilgiler daha geldi.

* Bu ek bilgileri çok degerli ve tarihi olduğu için kaleme almak istedim.

* Bu bilgileri bana hemşerim Mahmut Arif Ayçiçek kısa notlar şeklinde yolladı.

*Notlardaki bilgiler'in tümü Çolig'li Derde Mirun üzerinedir.

* Bu notlarda , Derde Mirun olayına başka bir yorum kattığı gibi, yine Derde Mirun'a atfen söylediği orjinal kırdki (zazaki) o tarihi sözleri sizinle paylaşacağım.

* Ayrıca, değerli hemşerim yakın dönemde çıkardığı  kırdki dili üzerine " HA VAJ HA VAJ" adli şiir kitabında da  Derde Mirun'un anısına  bir şiiri'de kaleme almıştır.

* Bu şiir'de anlatılanlar, Derde Mirun ve ailesinin trajik yaşamını çok net ortaya koyuyor. Bu şiiri'de yazımın sonuna aktaracağım.



**************


Derde Mirun , üç çocuğu'nun şehadetiyle ilgili olayı , yıllar önce Mahmut Arif Ayçicek'in annesine anlatmıştır. Mahmut Ayçiçek'in kaleminden yaşanan bu anekdotu aktarıyorum.



    Bu tarihi anektoda bende bir katkı sunmak istiyorum.

    Rahmetli annem ölmeden önce bu konuyu bana herzaman anlatırdı. Ve kendisi DERDÊ MİRUN la bizzat bu konuyu konuşmuştu bana dedigi şuydu.

    "Birgün Derde bize gelip, misafir oldu. Birçok konu üzerine konuştuk. Ben cocuklarının idam meselesini kendisine sordum.Kendiside bana dediki.! mahkemeye gittik ,oğullarımı ve kocamın yeğenininide tutuklamışlardı. Hakim idam kararı verdi ve sonra bana dönüp dediki..

    *Derdiye hanım ,bizim kanunlarımıza göre bir aileden hepisini asmayız. Birini sana verecegiz ve senin birini seçmen lazım,dedi. Bende o anda oğullarımın ve yegenimin gözlerinin içine baktım. Hepiside genç delikanlı idiler. Karekterlerini göz önüne aldım fakat seçme işini yapmadım. Hakime dedimki ! ben oğullarımı seçmiyecegim ve seçersem günah işlerim. Bu günah sizin olsun dedim. Hakim beni dışarı çıkardı ve sonra hepisini astılar. Suçlu bir vicdan la yaşamıyorum bu onların adaleti olsun benim degil, dedim.

    Sonra Derde MIRUN kahramanı oğullarını alıp, köyüne getirir. Ve mezarlar kazılır defin sırasında toplanan insanlara esaslı bir fırça atar. Hakaret eder ve acısını bu yigit oğullarının defininden sonra pek kimseyle paylaşmaz.

    Ben HAVAJ HAVAJ şiir kitabımda bu kahraman annemize bir şiirde yazdım.

***************


*Ve yıllar geçtikten sonra Derde Mirun'un Îstiklal mahkemesinde  bir çocuğunun kurtulması için niye karar vermediğini şu tarihi sözlerle açıklar.

* Bu sözlerini kirdki (zazaki) ifade eder,


- "Ez unyena hulqun bacé duna dılqun...."



Bu sözlerin türkçe anlamı,


"Yapılarına bakarım fikrimi kararımı görüşümü ona göre söylerim"


* Derde Mirun bu sözlerle istiklal mahkemesinin niyetini ne olduğunu çok iyi gördüğü gibi,önüne koydukları tercihinde aldatmaya yönelik olduğunu
yıllar sonra da olsa dile getiriyor.



**********************

* Derde Mirun'un üç çocuğunun idamlarıyla ilgili yazılı bir kaynağıda aşağıya aktarıyorum


11 Mart 1926 tarihine kadar, Çapakçur’lu Şükrü Efendi "Faik Ertuğrul'un babası", (Ali oğlu Said, Ali oğlu Faik, Ali oğlu Ibrahim, Derde Mirun'un çocukları) Mehmet oğlu Selim, Ömer oğlu Ahmed, Safa oğlu Osman, Mehmed oğlu Abdülkerim, Ibrahim oğlu Ali, Molla Hacı Yusuf, Cündioğlu Feyzullah, Hasan oğlu Osman, Halil oğlu Mustafa, Silo Ahmed, Yaşar oğlu Ömer, Davud Efendi, Veysel ve ayrıca Tiran aşiretinden 10 kişi daha idam edildiler.[11]

 [11] Hakimiyet-i Milliye, 11 Mart 1926.


************

 Mahmud Arif Ayçicek'in kırdki şiirini aşağıya aktarıyorum.


DERDÊ MİRUN

derdé mirun derdé mîrun     ( Mirlerin Derdisi, Mirlerin derdisi)

cînî nîya zé cumyerdun        (Kadın değil sanki erkek gibi)

hîrî hew tırm eşt pé paştun  (üç cesedı aldı sırtına)

qehraman ma derdé mîrun   (Bizim kahramanımızdır Derde Miran)


derdé mîrun şı mehkema      (Derde Miran gitti mahkemeye)

hîrî laj'ıb o bîn deza             (üç oğluydu,biri amcazadeleriydi)

hîrî tenîr bırya ceza              ( Üç oğluna çıktı ceza "idam ")

va hîrî tay yoz est xalza        (Söylediler üç tane az ,birde dayıoğlu)


dalıqnayiş fermun yın'ıb      (Idam fermanlarıydı)

va dı hew mar o bin tür'ib    (Mahkeme dediki iki oğlun bize ,biri sana)

derd pay vındert va şımar'ib (Derde Mirun kalktı,dediki hepsi sizin olsun)

bıdén tırm mı ez ben çolig    (Verin cesedlerimi götüreyim Çolig'e (Bingöl)


va ez xuertun nı vicnen'a   (Ben gençlerin arasından tercih yapmam)

zerré xud kerrun besten'a   (içime taş bağlarım)

ni qirrena niz bermen'a      (Ne bağırırım, ne ağlarım)

heyun qıyum dehwedar'a   (Kiyamete kadar sizden davacıyım)


derdé mirun laj xu guret    (Derde Miran çocuklarını aldı)

berd dewé xu nıda mınnet  (Kendi köyüne götürdü,kimseye minet etmedi)

va ın ferman bé edelet        ( Mahkemenin bize fermanı adaletsizdi)

zulumkari şımar namzet     (Zulme siz adaysınız)

            Nuştox/ Mahmut Ayçiçek

 

Son söz olarak ,

Atatürkün kurmuş oldugu çete gurubunu  (Istiklal mahkemeleri) lanetliyor. Kürd şehidlerini anarken, böyle dirayetli annelerin merdane tavırlarını yazarakta feyiz alıyoruz.

                      Selam ve saygılarımla


                                                                                 Orhan Zuexpayıc

23 Mart 2013

1925 KÜRDİSTAN DİRENİŞİNDE FEDAKAR İKİ KÜRT KADINI







(ARAŞTIRMA VE İNCELEME)       

* Savaşın yükünü ençok anneler çeker.
* Kürd annelerinın yürek burkan acılı hikayelerinin tarihimizde örnekleri çoktur.
* Rahmetli anne annem Şeyh Said hareketinde iki kardeşini ve oğlunu'da (dayım) yakın dönemdeki kirli savaşta şehid verir. Bazen uzun kış gecelerinde bize yaşanan bu öykülerle adeta tarih dersi verirdi. Bu öykülerdeki yaşanan olaylarda  ihanetle,direniş iç içe geçerdi.

* Bazen biz o çocuk dünyamızla bu olayları tekrar da olsa tarihe olan ilgimizden dolayı defalarca bıkmadan usanmadan dinlerdik.
* Nenem bazen bu olayları anlatırken aklımızın alamadığı konularda sorularımız olurdu.
* Biz çocuklara şu sözü hala hafızamdadır "Tutem tı çı pers keni, eyag ma diya çew nêdiya." (türkçesi; oğlum sen niye soruyorsun, bizim yaşadıklarımızı kimse yaşamadı)

* Kırdki deyirlerimizdeki o sözler "Dayê qesey bıke, tı çı diya çi nêdiya" (türkçesi; anne konuş, sen ne gördün ne görmedin) sözlerinin dili olsaydı da kürd analarının trajedilerini daha iyi anlardık.

- Şimdi yine Şeyh Said hareketinde iki kürd annesinin yaşadığı trajedileri sizinle paylaşmak istiyorum.


İLK ÖYKÜ ;

Çolig'in Solaxan ilçesinin Duerni/Guew mezrasında Derdi Ana'nın yaşadığı trajediyi aktarmak istiyorum.

* Yıl 1927 Ekim/Kasım ayı Bicar tenkil hareketi başlamış,
* Türk ordu birlikleri Mıstan, Murtezan, Botiyan, Zikte "Valer" mıntıkasında toplu katliamlar yaptıktan sonra en son Solaxan sınırları içinde bulunan GUEW mezrasına gelirler.
* Tabi köy halkı Türk ordusunun Botiyan, Mıstan, Murtezan ve Zıkte  katliamlarından haberdardır.
* Köyde o dönem Osmanlı ordusunda görev yapmış asker kökenli iki emekli çavuş da yaşamaktadır.

* Bu iki çavuş nasıl olsa biz bu devlete hizmet etmişiz. Bizim köyü bu hizmetlerimizden dolayı da olsa yakmazlar düşüncesindedirler.

* Türk subayında nerede o baxt, nerede o asalet, nerede o insanlık yok..yokk... velhasıl hiçbir şey insani meziyet yok.

* Biz kürdlerde bir laf vardır, herhangi bir insan eğer bir yakını veya arkadaşından zarar görür veya ihanete uğrarsa şu sözü çok kullanır ve o kişiye "Jendırme Atatürk" derler.

* Çünkü türk jandarma ve askerlerinin tarih boyunca kürdlere bakış açısı, hem senin ekmeğini yer, hem sana hoş görünür, hem de senin kuyunu kazıp, seni boğmaya, imha etmeye çalışırlar.
* Atatürk'te bu işte çok ustadır. Birçok yakın silah arkadaşını ve de başlangıçta kahraman ilan ettiği insanları sonradan ya susturdu yada infaz ettirdi.
* General Mustafa Muğlalı, Bicar tenkil hareketini gerçekleştirmesi için o dönem Albay rütbesiyle katliamcı ordu birliklerini  başına getirilir.
* Atatürk'ün okuldan sınıf arkadaşı olan türk ırkçısı ve şoven duygular taşıyan bu sadist ruhlu vampir, daha sonraki yıllarda da hızını alamayarak Van'da 33 kürd köylüsünü kurşuna dizdirmiştir.

* Biz kirdlerde bir atasözü vardır "Huqmat pırdıb serra me şerin." (Türk hükümeti köprü de olsa üzerinden gitmeyin). Bu sözlerin, bu tecrübelerin tarihi bir gerçekliği vardır.

* Ehmede Xani'nin asırlar önce söylediği "Bexte rome tune ye !" sözleri boşuna değildir.

* Xalid Begi Cibri'nin Çarlık Rusyasına karşı direnişini bilmeyen yok gibidir, yine yanında direnişçi Yadin Paşa, Şeyh Şerif gibi yüzlerce isim verebilirim.

* Ne oldu? Bu kürd aydın ve RU SPI lerinin hepsi idam sehpasına yollanmadılarmı, hem de yıllarca bu coğrafyada beraber savaştıkları türkler tarafından idam edilmedilermi ?
* Önce kardeşiz dediler, haklarınız vardır dediler, sonradan sırt çevirip Kürdleri arkadan hançerlemedilermi?

* GUEW köyünden Celil ve Mehmet Çavuş'ta işte bu öngörüsüzlüğün bedelini öderler. Tıpkı akıbetleri Şeyh Şerif ve Xalid Beg'i Cibri gibi sonuçlanır.

* Bu iki çavuş ne yapmışlardı, 1925 direnişine aktif şekilde katılmadıkları halde sırf bölgede partizan savaşı veren Gırnos'lu Kolos Ağa ve gurubu GUEW köyüne gidip yardım almışlar diye katliama uğratılırlar.

* Bu katliam esnasında ve öncesinde bir kürd kadını olan Mehmet Çavuş'un eşi Derdi Ana'nın yaşadığı trajediyi sizinle paylaşmak istiyorum.

* Türk askerleri Guew köyüne gidip, Mehmet Çavuşu vurular. Eşi Derdi Hanım ve üç çocuğunu da köyden onlarca kişiyle beraber tutuklayıp, topluca komşu köy olan GIRNOS/Sayer mezrasına götürürler.

* Derdi Ana; eşi yeni öldürülmüş o dönemin koşullarında varlıklı bir ailedir.

* Derdi Ana bakarki ! askerler Gırnos, Seyfan ve çevre köylerden de insanları Sayer mezrasına toplamaktadırlar.
* Derdi Ana işin vahametini anlar. Bu insanlar bir eve konularak etrafı çalı çırpılarla çevrilir ve yakılmayi tevekkül içinde beklerler.

* Annelerin havarları, çığlıkları Şerafeddin ve Çotala dağlarında yankılanır.

* Eve girmek istemeyen anne ve çocuklar süngülenerek zorla eve konulur. Şairin dediği gibi,

"Ne çeme Murad'a kan aksın isterim.
Nede davamdan vazgeçerim."


misali bir kadın o esnada meydana çıkar. İşte o kadın Mehmet Çavuş'un eşi Derdi Hanım'dır.

***

* Bakın, Derdi Ana ile kocasını yeni öldürülen subay arasında yaşanan o sahneleri Doğru Haber'de çıkan yazıdan alıntı yaparak aktarmak istiyorum:

- Bu bağrışma bu arbedenin içinde Derdiye isminde bir bayan öne çıktı.
- Askerlerin süngüleri her an göğsünü delecek bir mesafede durdu. Köyde vurulan Mehmet Çavuş’un eşiydi. “Komutanınız nerde onu bana gösterin” dedi.
- Gösterdiler. “Onunla konuşmak istiyorum” dedi. Komutan izin verdi. Metince yaklaştı. Komutanla göz göze geldi.
- Biraz önce köyde kocası Mehmet Çavuş’un vur emrini veren komutan olduğunu fark etti.
- Önünde süngülü askerler hazır vaziyette bekliyorlardı. “Ben, sana beni öldürme diye yalvarmaya gelmedim.
-  Üç tane çocuğum var, üçü de burada ve babalarını köyde vurdunuz, size yaptığı bunca hizmetin karşılığı olarak.
- Şimdi senden istediğim, bir tane çocuğumu geri bırak, öldürme, babasının soyu dünyada kesilmesin, geri kalanlarımızın kanları sana helal olsun.
- Babasının size yapmış olduğu bunca hizmete karşılık bir çocuğunu sağ bırakın. Bu isteğimi yerine getirirsen sana şu altın kemerimi vereceğim” deyip beline bağladığı altın kemere elini uzattı.
-  Komutanın gözleri açıldı. “İyi bir kazanç” diye düşündü. “ Kabul ediyorum” dedi komutan. “Hangi çocuğunsa getir yanıma” dedi ve altın kemere uzandı.
- Derdiye kalabalığın arasında durmuş üç çocuğundan küçüğünün elinden tutup öne çıktı.
- Her üç çocuğun da yanında farkı yoktu ama her nedense içgüdüsü o esnada küçük çocuğa meyletmişti.
- O anki anne şefkati ağırlığını küçük çocuktan yana kullanmıştı. Komutan bu çocuğu bulunduğu yerde yan tarafına aldı.
- Çocuk kendi korumasındaydı artık! Emir verdi bütün kadın çocuklar evin içine kapatıldı.
- Benzin dökülerek ateşe verildi. İçerde pencerelere koşuşan kadınlar, çocuklarını kucağına almış pencereden dışarıya atmaya çalışan anneler…
- Çaresiz kalıp çocuğuyla sarılarak yanmaya rıza gösterenler… Çocuğunu pencereye yetiştirip dışarı atabilenlerin çocukları bir süngü başında kendilerine geri dönenler…
- Anneleri saklanan iki küçük çocuğun bu ateş ve duman dalgaları içinde çırpınan insanların ayakları altında her biri bir köşede can vermeleri…
-Yoğun dumandan boğulanlar…  Komutanın yanı başında bir altın kemer karşılığında kurtulan çocuk, anne ve kardeşlerinin diri, diri yakılmalarını seyrederken döktüğü gözyaşları…

***

- Evden ses kesilince komutan yanındaki çocuğa döndü.
- Hemen silahına süngüyü takıp süngüleyerek onu da ateşin içine attı.
- Nasıl olsa annesi ölmüştü ve altın kemer de ondaydı…
- Yıl 1927, yer Bingöl’ün Genç ( Darahini ) ilçesi Sayer Köyü, bu evde yakılanların sayısı 76 kadın, çocuk…



ÖYKÜ (2)

* Bu anekdot yine Şeyh Said hareketinin bastırılmasından sonra Xarpet İstiklal Mahkemesi'nde Derde Miran'ın yaşadığı trajedidir.

* Tesaddüf mağdur ve direngen kürd kadınının ismi yine Derdi, nam ı diğer Derde Miran'dır.

* Bu trajedi 1926 yılında Xarpet İstiklal Mahkemesi'nde yaşanır.

* Derde Miran, Çolig'in Sınî köyünden Ali Bey'in eşi olup, kendisi Zeki Hülağüoglu'nun verdiği bilgilere göre Mala Suwar (Cibran aşireti'nin kolu) ailesine mensuptur.

* O dönemde Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'nin 11.03 1926 tarihli haberinde Çapakcurlu Şükrü Efendi (Faik Ertuğrul'un babası) ve Sınî'li Ali Bey'in oğullarının (Said, Faik, İbrahim) içinde bulunduğu 10 kişi Xarpet'te idam edilirler.

* Ehmede Dirihi hemşehrimde bana gönderdiği bir notta ise Şükrü Bey ve yakın akrabaları Ali Bey'in üç oğluyla beraber 14.01.1926 da idam edildiği yazılıdır.

***

- Derde Miran'ın üç oğlunun idam edilmesiyle ilgili yakın akrabası sayılan merhum Faik Ertuğrul'un kızı Avukat Neslişah Ertuğrul'un bana gönderdigi  notlarından alıntı yapmak istiyorum:

- Derde Miran diye bahsettiğiniz Hanım da babamın amcasının kızıdır. (Bu görüş ile Ehmed Dirihi'nin görüşü aynı değildir)
- Onun da üç evladı İstiklal Mahkemelerinde sözde! yargılanarak idam edilmiştir.
- İlginç bir anekdot anlatmıştı annem bu konuda; üç çocuğu asılmadan bir gün önce komutan, Derde Miran'ı, yani çocukların annesini çağırır ve "üç çocuğundan birini affedeceğiz, hangisini affetmemizi istersin sen seç" demiştir.

- Anne her üçüne de bakmış ve yeni evlenen daha elleri kınalı olan oğlunu gözüne kestirmiştir.

- Ancak diğer çocuklarının ona bakışlarını görünce kararını açıklayamamıştır.

- Bunun üzerine komutan sen şimdi git, madem karar veremiyorsun biz yarın sabah birinin canını sana bağışlayacağız der.

- Ancak ertesi sabah olduğunda anne, tekrar gider ve üç çocuğunun dar darağacında sallanan cesetlerini görür, onları kendi elleriyle yıkar.

- Böyle yaşanan yüzlerce olay annem sayesinde hala hafızalarımızda can yakıcı bir şekilde canlı ne yazık ki, bana aktardığı bilgileri aktarıyorum.

***

Tahsin Eriş ve Felat Özsoy, Şeyh Said hareketiyle ilgili kitabında Derde Miran ve çocuklarıyla ilgili yaşanan sahneyi kısaca şöyle aktarıyorlar:

- 1925 hareketi bastırıldıktan sonra Çapakcur beylerinden Ali Bey Sınî'nin eşi olan Derde Mîran ayaklanma esnasında birçok yakınını yitirir.

- Ayaklanma sonrasında üç oğlu İstiklal mahkemesinde idama mahkum edilirler.

- Faik, Said ve küçük oğlu İbrahim bey adındaki bu üç evladının idam kararları verilmeden hakim, Derde Mîro'ya bir oğlu'nun serbest bırakılabileceğini, bunlardan birinin seçmesini ister.

- Derde Mîro kararsızdır. Her üç oğlunu da sevmektedir. Küçük oğlu İbrahim altı aylık evli bir gençtir.

- Diğer evlatlarını da seven Derdê Mîro'nun küçük oğluna daha çok acıdığını gören mahkeme üçünün de idam kararını verir.

- İdamlar infaz edilirken, önce İbrahim'i dar ağacına çekerler ve sonra diğerlerini, idam edilenler arasında yakın akraba çevresinde birçok kişi daha vardır.

- İdamları hiç göz yaşı dökmeden izleyen Derde Miran, her üç oğlunu idam sehpasından kendi elleriyle indirir.

- Ve tüm parasını harcayarak bu evlatlarını kendi elleriyle mezara gömer.

- İdamlarda yaşanan bu enstantane , Derdê Mîro köyüne dönerken köylüleri, çevre köylerdekiler bu duruma hayıflanırlar, onun evlatlarının arkasından ağlamamasını yadırgarlar.

- Derde Miro ise onlara şu tarihi cevabı verir:


"Gerek ço ver dışmenid qehr xwi belı mekır"
(Düşmanın önünde kendi kahrını belli etmemek gerekir)



Son söz olarak;

* İstiklal mahkemesi ve cellad subayın her iki Derdi Ana'nın üç çocuğunu asarken onların duygularıyla nasıl alay ettikleri ve kürdlere bakış açıları çok düşündürücüdür.

* Yine bu iki kürd kadınının türk subaylarına ve mahkemelerine karşı metanetli duruşları Çolig ve çevresinde hala anlatılır ve övgüyle bahs edilir.

- Kürd toplumunda fedakar, direngen ve çilekeş kadın tipinin temsilcisi sayılan Derdi analar gibi tarihe mal olmuş kadınlarımızın ruhları şad olsun,

* Yürek burkan bu hikayeleri unutmamak ve belleğimize nakş etmek üzere,

Selam ve saygılarımı sunarım.


Orhan Zuexpayıc


KAYNAKLAR :
1) Doğruhaber gazetesinde Guew olayı hakkındaki araştırma.
2) Vate dergisinde Ehmed Dirihi'nin Derde Miran'la ilgili notları.
3) Tahsin Eriş ve Felat Özsoy'un Şeyh Said hareketi adlı kitabı.
4) Av. Neslişah Ertuğrul'un bana yolladığı notlar.


SERBESTÎ

www.serbesti.net/