Kûy a Spî

19 Nisan 2014



            ÇOLÎGDEN NOSTALJÎK BÎR ANEKDOT

- Çolig'de tanık olduğum bu anekdot çok önemsediğim için sizinle paylaşmak istiyorum.


- Bu anekdotlar bir dönem Çolig siyaseti  ve sosyal ilişkilerinde yaşanan hoşgörü,tahammül


  alçakgönülülük ortamı açısından ders çıkarılması gerekir,diye düşünüyorum.

***********

- Yıl 1993 veya 1994 olsa gerek,


-  Yaz ayının sıcak bir kurban bayramı günüydü.


-  Memlektin örf adet ve geleneklerine göre bayramlarda yaşlılarımız,değerlerimiz,büyklerimizi


  hastalarımızı,mezarları ziyaret ediyorduk.


- Benimde bir huyum var,özellikle toplumsal olayların ve tarihin sohbet konusu edildiği


  ortamları hiç kaçırmam.


- O gün öğlene doğru Şeyh Burhaneddin Bilginin evine bayram ziyaretine bir yakınımla gittik.


- Bizim dışımızda başka kalabalık guruplar halinde gelip,gidenler oldu.


- Biz oradayken Çoligin renkli simalarindan üç dönem belediye reisligi


  yapan merhum Faik Beg "ERTUĞRUL" ve beraberinde birkaç kişiyle beraber Şeyh Bur-


  haneddini ziyaretine geldiler.


- Ben böyle ortamlarda konuşulacak ve sohbet edilecek konuları bildiğim için


  beklemeye koyuldum. Bu sohbete tanık olmak için en genç misafir olarak ziya-


 retçilere çay,baklava ve içecek hizmetini yaparken diğer taraftan sohbetide dinle-

 

 meyide ihmal etmedim.

 


- Konu yine siyaset başta olmak üzere tarih ağırlıklıydı.


- Bu sohbete Faik Beg'in belediye reisliğine 1960 lı yılların ortalarında ikinci defa aday-

 

  lığında yaşadığı bir anekdotu aktardı.


- Bende bu anekdotu hafızamda kaldığı kadarıyla sizinle paylaşayım.

***********


- Faik Beg ikinci defa reis adaylığını koyunca Belediye meclis üyeliği için aday arayışına girer.


- Düşüncesi odur ki ! Çolig'in eğtimli,aydın ve toplum içinde sevilen ve birikimli insanla-


  rını meclise kazandırmaktır.


- O dönemde Çolig'in saygın olan iki avukatı olan Said Buzgan ve Zeynel Abidin

 

  Yurtseveri'de ziyaret eder.


- Meclis üyeliği teklifini bu iki güzide insanlara yapar. Çolig'li bu iki hukukçu'da Faik Beg'i


  yakinen tanıyorlar. Şimdi bu olayı Faik Beg'in ifadeleriyle sizinle paylaşmak istiyorum.

*******************


- Evet,


- Bu iki hukukçumuzda yaşça benden büyük ve saygı duyduğum insanlardı.


- Meclis üyesi olamaları için bürolarına gidip, çok koyu bir sohbete dalmış, birbirimizi götürüp,


  getiriyoruz. Bir türlü bu görevi kabul etmiyorlardı.


- Kabul etmeme gerekçeleri bendim. Ve devamla Faik Beg ! biz


 seni tanıyoruz. Sen biraz huysuzsun, sıkıntıya

 

 gelmezsin,kural dışılığı seven bir insansın, bizde hukukçuyuz,yasaları ve kuralları


  sana uygulamaya çalışırız.


- Sende bu sıkıntılara gelmezsin ve aramız bozulup dostluğumuz bitmesin,dediler ! bana


- Bende ısrarla yok bu memleket sadece benim değil,sizin gibi abilerim,memleketin


  saygın hukukçuları bana yön vermelerini,bana yardım etmelerini,doğruları göstermeleri


  yönünde kendimce görüşlerimi sıralıyorum.


- Ve devamla sizin gibi bilgili,kültürlü insanları nasıl dinlemem,


- Velhasıl uzatmıyayım ikna etmeyi başardım. Ama bir nevi  taviz vererek başardım.


- Bu iki avukat ağabeylerim sağ olsunlar meclis ve encümenlerde aldığım kararlarda bana çok


  yardımcı oldular. Belediye yasası başta olmak üzere,imar yasası,ihale yasası velhasıl


  bana bir belediye nasıl yönetilir,başarı nasıl elde edilir,bu iki avukatımızdan öğrendim.

*************


- Gel zaman, git zaman belediyeciliği ve halkla ilişkilerin nasıl


başarılacağını bu tecrübelerden


  edindim. Malumunuz memleketimiz o dönem çok küçük köyden kente azda olsa göçler

 

  oluyordu.


- Bende memleketin örf adet,gelenek görenek ve ailemizin büyüklerimizin toplum


  içindeki misyonlarını bildiğim için hizmetlerimi yasa ve hukuka endekslesem birçok


  dost ve hemşerime hizmeten mahrum bırakmak zorunda kalıyordum.


- Çünkü yapacağım hizmeteler için belediye yasaları hem yetersiz hemde engeldi. Bende


  bir yolunu bulup, hukuk dışı veya hukukun boşluklarını kullanarak söz verdiğim vaatlerimi


 gerçekleştirmek istiyordum.


- Tabi bu uygulamalarımın çoğu meclis ve encümen kararlarıyla alınması gerekiyordu.


  Bu konuda iki saygın avukatımız hep muhalefet ediyorlardı. Faik Beg sen kanunu ciddiye


   almıyorsun gibi beni hep ikaz ettiler.


 - Bende bu hukuk dışılığıma devam edince bu iki avukat abilerim benden küsüp artık


  toplantıya 1-2 hafta gelmememeye başladılar.


- Birgün baktım ki ! iki avukat ağabeyim çıkıp,belediye de makamıma geldiler. Tabi benim çok


  saygı duyduğum ve sevdigim iki şahsiyetti. Îki avukatımızda saygın ailelerin çocukları


  olup,aile dostumuzdular.


- Bana dedilerki !


- Faik Beg ! Biz sana demedik mi ? sen huysuzsun sıkıntılara

 

 gelmezsin.


- Sende bize söz verdin.


- Tabi bu sözleriyle epey beni mahçup ettiler. Tabi bende bu iki


 güzide insana saygıda kusur etmedim.


- Ve ! bu iki ağabeyime beraber çalıştığım dönemler için çokta


 teşekkür ettim.


- Sizden çok sey öğrendim,sizin deneyim,bilgi ve birikiminiz bana


 belediyeciliği öğretti.


- Ve biliyorum sizi epeyde  üzdüm. Ama siz benim abilerim bende


 sizin kardeşiniz olarak tekrar beni öyle görün,dedim !


- Kısaca bu iki ağabeyimin gönülerini alamaya çalıştım.


- Ve devamla, bundan sonra sizin gözünüz arkada olmasın. Bunu


 bilinizki bu Faik kardeşiniz sizden edindigi tecrübe ve bilgilerle bu


 şehiri artık idare edebilir.


- Bu sözlerden sonra sohbetimiz bir abi ve kardeş ilişkisi şeklinde


 dostça oldu.


- Bu iki güzide insanlara ölünceye kadar saygım hep sonsuz oldu.

*********


- Faik Beg'in bu ifadeleri o dönemin sosyal ve siyasal ilişkileri açısından çok önemlidir.


- Acaba bu anekdota yaşanan hoşgörü,tahammül ortamı  bugün


 varmıdır ?


- Tabi sorulacak o kadar sorular ,ve alınması gereken çok dersler


  bu anekdotlardan çıkarılır.


- Çolig ve cografyasının bu üç güzide insanı farklı düşünceler,farklı


  bölgeler, sonradan farklı partilerde siyaset yaptılar.


-  Farklı sınıf, inanç ve dünya görüşleri de olsa üçüde hizmete


   memleketlerine Colige olan sevdaları ortak paydalarıdır.  


    Selam ve saygılarımla 


                                             Orhan Zuexpayıc

16 Nisan 2014

MEHMET ZEKÎ YILDIZ'IN GERÎLLA ANISI


         

                        " Bîngol şewitî mıj dûmane stranı'nin kahramanı "

 

 

- 2009 yılında Zeki Yıldız'ın anısına  " Bingol Şewiti müj dumane " başlıklı bir

 yazı kaleme almıştım.

- Bu makalemde Zeki Yıldız'la beraber dağ kadrosunda yoldaşlık yapan 

  Çolig'li hemşerim merhum Hüseyin Aydoğmuş Hoca (Hüs Pirun) bana

  aktarmış olduğu ve hafızamda kalan

  anekdotu kısaca alıntı olarak aşağıya şu cümlelerle aktarmıştım. 

 

*********************

 

- Zeki Yıldız 12 Eylül darbesinde dağa çıkan ilk kadrolardandı.

- Zeki Yıldız'ın gerillacılık yaptığı dönemlerde yakın mücadele arkadaşı 

  Hüseyin Aydoğmuş hoca gerilla anılarını bazen bize anlatırdı.

- Hafızamda kalan bu anıları mutlaka yazmaya çalışacağım.

- Zeki Yıldız , Bingöl ve çevresinde özellikle Akdağ "Ko Spi" eteğinde

  bulunan Kelaxsi köyü'ile olan ilişkileri halende anlatılır.

- Özellikle yaşlı olan kesimlerle diyalogları ve tarihi duyarlılığı olan

  yurtsever insanlar üzerinde iz bırakmıştı.

- Zeki Yıldız'la sanaat okulunda beraber okuyan ve sonradan şehid olan

  M.Sıddık Bilgin'nin babası Abdülaziz efendi' ile Kelaxsi köyünde 

  yakın-dostluk ilişkisi kurar.

- Zeki Yıldız Abdülaziz efendiyi o kadar etkilemişti-ki,sohbete bize anlata, anlata

  bitirmezdi.

- Zeki Yıldız Bingöl ve çevresinde 2 yıla yakın gerillacılık yaparken 

  23 ağustos 1981 de kendi köyü Qumık civarında şehadette ulaşır.

- Çok iyi hatırlıyorum bu çatışma'da bir askerde ölür.

- Zeki'de böbrek hastalığı vardı.

- Böbreği sürekli taş ürettiği için ,sürekli sancı ve ızdırapla yaşıyordu.

- Şehit edilmeden evvel hastalığı bakım ve tedavi gerektirdiği için de 

  köyüne yakın alanda gerillacılık yapıyordu.

 - Evli ve çocuklu olan Zeki Yıldız'in eşi halen Almanya'da yaşamaktadırlar.

 

********************************

 

- Îlhami Sertkaya hemşerimi bundan iki yıl evvel Hollanda da ziyaret

  ettiğimde Zeki Yıldız'ın anısına

  yazdığım makaleyi okuduğunu ve çok duygulandığını bana aktarmıştı.

- Îlhami hemŞerimle sohbetimiz esnasında gerilla anıları üzerine epeyce

  sohbet ettik.

- Zeki Yıldız başta olmak üzere çağdas Yado (MIÇE) Mustafa Ayçicekle'de 

  gerillada yolları kesişir.

- Îlhami arkadaşa anılarını anlatırken o güçlü hafızası ve anadili 

 KIRDKI/zazaki sürükleyici anlatımı  doğrusu beni cezb etti.

- Îlhami arkadaş gerilla yaşamını anlatırken KO SPÎ,Sülbüs,Şeytan dağı,

  Sılo deresi,Merg Mir......

- Velhasıl gezdiği o görkemli doğanın ayak izlerini hayıflanarak anlatırdı.

- Anlatımında , kendisinde hep oranın hasretini görebiliyordum.

- Bu duygularını bazen Orhan bıra , Rençber Êziz'in "Ez Niweşo miun cılundo"

  deyiri/stranının

  bazen defalarca müzğini tekrar,tekrar dinleyerek hasretimi gideriyorum.

- O bir Çolig sevdalısı ve aşığıydı

- Çünkü Îlhami Hoca'nın yüregi sürgüne dayanamıyordu. 

- Îlhami Hoca'yı dinlerken Kürd aydını ve siyasetçisi Nureddin Zaza'nın

  sürgün tarifi şu sözleri hatırıma geldi.  

" Ülkesini terk etti ve dünyaya açıldı. Tanrı sürgünlere rehberlik etsin ! 

   Însanların arasından geçtim, bana baktılar, ben de onlara; ama birbirimizi

   tanımıyorduk. Sürgün her yerde yanlızdır ! "

 

- Bu anılarını şiir,roman ve  kısaca edebi çalışmalarının eserlerinede 

  yansıtmıştır.

- Îlhami hemşerimde 12 Eylül darbesiyle öğretmenligi bırakır. 

- Kurdistan'ın özgürlüğü ve bağımsızlığı için mensup oldugu anti-sömürgeci

  Kürd "KAWA" hareketinin dağ kadrosu gerillaya katılır.

- Gerillada kaldığı iki yıl  ağırlıklı olarak Çolig ve çevresinde mücadelesini

  sürdürür.

- Îlhami Hoca nın gerilladayken Zeki Yıldızla defalarca karşılaşırlar.  Yaşadığı 

  anıları kaleme alıp, bana göndermesini istemiştim.

- Sağolsun, hiç tereddüt etmeden aydın,siyasi ve edebi kişiligi gereği geçte olsa

  bana anılarını çok ustaca yazarak gönderdi.

- Anılar eğer yazıya dökülmese kaybolup,gider.

- Anılar yazılırsa hem tarihimize,hem coğrafyamıza ,hem kültürümüze sosyal

  ve siyasal

  yaşamımıza büyük katkı sunduğu gibi,aynı zamanda yazılı bir kaynakta

  oluşturur.

- Îlhami Hoca ile Zeki Yıldız gerilla anılarındaki ilişkilerinde kendilerine özgü

  bir dağ "gerilla" dili vardır.

- Dağda doğanın melodisine,insanlarımızın ezgileri karışıyor. 

- Îlhami Hoca'nın kaleme aldığı gerilla anılarında da bunu göreceksiniz. 

 

**************************

 

ÎLHAMÎ SERTKAYA ÎLE ZEKÎ YILDIZ ARASINDAKÎ GERÎLLA ANISINI; ÎÇERÎK VE ÎMLA KURALLARINA DOKUNMADAN OLDUĞU GÎBÎ YAYINLIYORUM. 

 

Merhaba bıra Orhan ;

Xêyli waxto ke mı waşt derheqê Zekî Yıldız ser o tayê eleqedarê xo seba to bınusnî, la mı fırsend

nêdî. Nıka kılmek bünusnî;

"Türkçesi, Merhaba Orhan kardeşim, uzun zamandır istiyordum ki ! Zeki Yıldız la ilgili anılarımı sana yazayım. Ama fırsat bulamadım. Şimdi sana kısaca yazayım." 

 

                                             xxxxxxxxxxxxxxxx

 

 

-Yıl, 1981, şubat sonuydu galiba.

- Durmuş Çoşkun Kıvrak komutasındaki askeri operasyon başlamıştı.

- Karer ve çevre köyler, dinlediğim Rus işgalinden çok daha fazla bir zalimliğin

  pençesindeydi.

- Kar, kat be kat yağmış, köyler, insanlar adeta kara gömülmüştüler.

- Zaten yazın ve sonbahar başaramadığı 'yakalanmaları', kışın avantajlarını 

 kulanarak becermek isteniliyordu.

- Bir grup devrimci yakalanmış, Veli Geçit ismimdeki devrimci katledilmişti.

- O silah sesini duyabileceğim kadar bir mesafedeyim.

- Adını artık anacağım bir sessiz kahraman olan Emin dayı(Emin kışın) bir gece

  karanlığında, buz olmuş bedenimle, (zaten yakalanmazsam bile, donarak 

  öleceğim kesin olan bir durumda) bana kahramanca kapıyı açmış, o askeri 

  kuşatmadan, ölümü göze alarak, beni kurtarmıştı.

- (Geçen aylarda vefat eden bu kahraman dayımı, tekrar saygıyla anayım)

- Ertesi akşam 'kendime gelmiş, devam eden operasyonda, yola koyulmuştum.

- Kaldıgım kömde, yaklaşık yirmi gün kalmıştım.

- Artık ortalığın sakin olduğunu, askerlerin geri çekildiğini öğrenmiş, ertesi 

  sabahın şafağında, dağa doğru yıla koyuldum.

- Axbinek kırsalindan, Hop yaylası çevresindeki tümsekte olan iki köme doğru, 

  vadide ilerliyorum. 

- Amacım o kömlere ulaşmak.

- Kömün alındaki derecikten, karşıya, kömün yamacında ilerliyorum.

- Şafağın alacakaranlığını adeta az aydınlatan karın beyazlığıydı.

- Köme yaklaşık iki yüz metre yaklaşmıştım.

- Kömden çıkmış bir karanlık noktadan gelen ses ile dikkatlerim ona yöneldi.

- Nokta bana yaklaştıkca büyüyor, insan bedenine dönüşüyordu.

- Ses de netleşiyordu.

- Kimsin? Ellerini kaldır!

- Garip bir durum ! O kadar operasyonlar atlatmış, maalesef 'askerlerin 

 tuzağına ' düştüğumü sandım.

- 'On dörtlü' denilen silahım, kat be kat elbiselerimin altında, kemerimdedir.

- Ne yapsam! Hiç olmazsa, (bu tuzakta, başlayacak çatışmada kurtulacağım

  çok zorsa da,) karşı tarfa da bir tek olsa bile kayıp vererek, ölmeliyim' 

  diyorum kendimce.

 - Mutlaka vereceğim cevaplarlar 'askerleri oyalayarak, silahımı alayım

   diyorum.

- Ama karşı ses, acele ediyor;

- Sana diyorum! Kimsin sen! Ellerini kaldır!

- Ya ne oluyor! Kimsiniz siz? Ben kömüme gidiyorum. Sizin benim kömümde 

  ne işiniz var?

- Kimsiniz siz?

- Son kez diyorum! Ellerini kaldır! Teslim ol!

- Ya el nedir? Teslim nedir? Benden  ne isyiorsunuz?

- Bu 'teslim' kelimesi bana öyle soğuk ve tuhaf geliyorki, tepeden tırnağa

  sızlıyorum.

- Sinirden mi, tuhaflıktan mı bilemem.

- Ses sahibinin yanında, bir karanlık beden daha belirlendi. silahları bana

  doğru uzanmış, sesleri ve kendileri de yaklaşıyorlar.

- Elim gövdemde, pardesümün altına uzanmış.

- O lanet caket, iki kat famile, sanki 'ondörtlüyü' tutmuş vermiyorlar.

- Bu duruma kızıyorum.

- Ama zaman 'an' olmuş. Daha da yaklaştılar bana.

- Aniden başlarındakilerini puşu sandım, elbiselerini de 'yabancısı olmadığım

  o kıvrımlı, kalın' elbiseler sandım.

- En önemlisi de seslerini alışık sesler sandım.

- Hemen de aklıma, sıkça karşılaştığım grup geldi. 'Onlar olmasınlar mı'?.

- Bunu düşünerek, beni de az buz tanımaları için bir 'söylemde' buylunuyorum;

- Ya ne bileyim! Hani benim yani...!

- Diğer elini de kaldır!

- İşte bu ses, tam yakınımda ve aynen de Zeki'nin sesiydi.

- Xwezil disa zar buma! Zeki!

- Türkçesi, " keşke yine çocuk olaydım."

" Ben bu kürdçe türkünün ismini bilerek söyledim. Çünkü Zeki ile ne zaman bu dağlarda karşılaştımsa, bu türküyü hep söylerdi."

   Ve hemen benim adımla çağırdı;

- Xalo! İlhami! Sen misin?

- Zeki !

- Daha da yaklaştılar. Ben olduğuna inandılar, Zeki başındaki puşuyu açtı, 

  ben de artık büyük bir sevinçle onu tanıdım.

- Hepimizi, bir sevinç sardı.

- Sevincin sebebi, onların bana yanlışlıkla ateş etmemiş olmaları, benim de

  " ondörtlüye " ulaşmamış olmamdandır.

- Bu ölümcül yanlışlıktan kurtulmuş olmamızın sevinciyle, Zeki ;

- Hay Allah belanı versin! Ya sen en biçim insansın? İnat etmiş gibi ellerini 

  kaldırmıyorsun,

  neredeyse ateş edecektik sana!

- Gülüştük.

- Köme, Zeki ve Eşref ile girdik.

- "Yaklaşan tehlikeden dolayı" kömün çevresine dağilmiş diğer üç kişi de 

  içeri geldiler.

- Sabaha doğru olan bu durum, adeta yanan ateşin etrafında, şenliğe döndü.

- O gün onlarla çıktığımız kırsalda kaldım.

- Çok sey konuştuk. Ama Zeki'ye gün boyu üç sefer o türküyü söylettim.

'Xwzil disa zar buma'  

Türkçesi

- "Keşke yine çocuk olsaydım."

- Akşam üzeri onlardan ayrıldım.

- Bu ayrılıktan sanırım, yaklaşık dört ay sonra, Zeki şehid oldu.

- İşte o anlar ve o türkü bana Zeki'den kaldı.

- Bir de, eğer Zeki o grupta olmasaydı, büyük ihtimalle, ateş edecekelrdi 

  haklı olarak.

- Çünkü, Zeki de sesimi tanımış, insiyatifi eline almış, "benim olma ihtimaliyle"

  davranmıştı.

- Bunu, bana söyledi zaten.

- Ruhu şad olsun

  İlhami Sertkaya

   (kaleminden)

********************

- Değerli hemşerim Ilhami Sertkaya'nın bu anısını bizimle paylaştığı için teşekkür ederim.

- Ilhami Sertkaya hemşerimle iftihar ediyorum. Sürgünde "diasporada"

  Kürd dili/Kirdki sanat ve edebiyat alaninda yapttigi calismalar ve cikardigi 

  eserlerle kendisinin

  deyimiyle şu sözlerde saklıdır.

" Her sevdanın bir şairi, her şairin bir sevdası vardır.Uğruna hapisler yatan, sürgünler, hasretler çeken.Otuz iki yıldır ülkemde uzak, demlenmiş hasretlerin yükünü taşıyabilmemin tılsımı, böyle bir sevdadır işte."

- Evet ?

- Keke Ilhami, sürgünlük ruhsal bir hal aynı zamanda. Kendi doğasında

  yaşamaya izin verilmemiş herkes sürgündür.

-  KO SPÎ,ÇOTALA,SÜLBÜS Û TARÎ gibi aziz olasın. Çolig'in asi, yigit ve 

  değerli insanı,

  Selam ve saygılarımla

                                                                                              Orhan Zuexpayıc

4 Nisan 2014

ÇOLÎG'ÎN (BÎNGÖL) SEÇÎM SONUÇLARI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERÎ ?






ÇOLÎG'ÎN (BÎNGÖL) SEÇÎM SONUÇLARI  VE  DÜŞÜNDÜRDÜKLERÎ ?



- Seçimden birkaç gün evvel akademisyen ve entellektüel bir
 hemşerimle Çolig seçimleri üzerine fikir teatisinde bulunuyordum.

- Hemşerim seçim sürecinde Çolig'de yaşadığı izlenimleri kısaca
 yorumlamaya çalışıyordu.

-  Îzlenimlerini  kısaca aşağıdaki cümleyle ifade etti.

"Çolig "Bingöl" bilimum kürt patolojileri için zengin bir laboratuvar...."


- Evet ?

- Bu tesbit çok kapsamlı değerlendirildiğinde BDP'nin Çolig seçimlerindeki
 başarısızlığının ana nedenlerini görebiliriz.

- Bu arkadaş, Çolig gibi nufusu az olan bir şehirde kaldığı günlerde toplumsal ilişkilerdeki tuhaflığıda dikkat çekerek,

-Çoligdeki insanların siyasi ilişkilerini ciltler dolusu kitaplara sığdıracak çözümlemelere ihtiyaç olduğu kesindir.

- Örneğin, Çolig'de anti-kapitalist islami düşünceleri savunan ve ütopyası  olan insanların çıkmayışına sitem
   ediyordu.

- Ve Amed şehirindeki en muhafazakar kimliklisi bile Çolig'ın solundan daha solda olduğuna vurgu yapıyordu.

- Ütopyasına ihanet edenlerin hiç bir yerde iflah olmayacaklarınıda ifade
  ediyordu.


*******************


- Çolig'li aydın ve entellektüel bu arkadaşın kısaca'da olsa bu değerli
  düşüncelerini sizinle paylaştım.

- Bende seçimin sonuçları üzerine düşüncelerimi sizinle paylaşmak
  istiyorum.

- Çolig seçimleri ve adayların profilleri üzerine iki bölümlük bir yazı
  kaleme almıştım.
- Bu çalışmalarım ağırlıklı olarak adayların profilleri,haklarında sosyal ve
  yazılı medya ya yansıyan bilgiler başta olmak üzere,  ailesi,çevresi ve
  siyasi kimlikleriyle Kürd kamuoyu la paylaşmaya çalıştım.

- Îki bölümlük bu yazılarımda olumlu olduğu kadar olumsuz eleştirilerde
  aldım.
- Ağırlıklı olarak eleştiriler HAK-PAR ve  BDP üzerine yaptığım tesbit ve değerlendirmelerden aldım.

- HAK-PAR'a yakın Awrupadaki kurumlarda  önemli görevlerde
  bulunmuş bir arkadaş yazımı dikkatle okuduğunu bana aktardı.

-HAK-PAR üzerine yaptığım değerlendirmelerde partileri nin seçime girme gerekçeleri ve genel başkanları Kemal Burkay üzerine olan eleştirilerime sitem ediyorlardı.

- HAK-PAR üzerine yaptığım eleştiriler kısaca  ideolojoik ve politik olarak
  federasyon tezini yıllarca savunduklarını biliyoruz,demiştim.

- Bunun yanında BDP'nin Kürdlerin bağımsızlık fikrinden vazgeçip,içi boş demokratik özeriklik, ekolojik demokratik toplum ile barış ve kardeşlik gıbı farklı kavramları savunan talepleri oldugunu yazmıştım.

-Bu tezleri mimarı Abdullah Öcalan olduğunu bilmeyen de yoktur.

- Bu düşüncelerin Kürd sosyal ve siyasal dünyasında da alt-yapısının
 olduğunada inanmıyorum.

- Bu konuda Îsmail Beşikçi Hoca'nın  BDP li kadın milletvekillerinden
 Gülten Kışanak ,Ayla Akat,Emine Ayna ve Sabahat Tuncel in  bulunduğu  bir toplantıda yaptığı değerlendirmede ;


“Eğer siz bayrak ve devlet istemiyorsanız sizde bir sakatlık vardır!”


- Sözleri üzerine BDP li bu kadın milletvekilleri adetta şok bir terapi yaşatarak birbirilerine tebessümle
  bakarlar.

- Bunlardan Sabahat Tuncel Ismail Hoca'nın bu çıkışına sonradan yaptığı bir açıklamayla karşı olduğunu
  dile getiriyor.

- Diğer bayan milletvekileri ise bu konuda yorum yapmaktan kaçınıyorlar.

 - Ismail Hoca bir başka tesbitinde de 

 - Ulus devlet bitti deniyor. Bu doğru değil.Onlarca yeni devlet kuruldu.Bu sadece Kürdlere
   dayatılıyor.Kürdlerin kurtuluşu Bağımsız Kurdistan'dır.



- Ismail Hoca'nın düşünceleri kojüktürel olarak Kurdistanda gerçeklesmesi bugün mümkün olmayabilir.

 - Ama Kürdlerin kendi kaderlerini tayin hakkı başta olmak üzere bağımsızlık ve özgürlük fikirleri şahsen

   ütopyamdır. Bu hakkımızın saklı olduğu inancınıda taşıyorum.

- Îsmail Hoca'nın bu tesbitlerine katılamamak elde değildir.


- Kürdlerin hala bir statüleri yok biz  "Ulus-devleti aştık"  tezi , Kemalizmi 

  Kürdlere empoze etmek veya Kürdleri kandırmaktan başka birşey değildir.

-Bir Türkün,Fars'ın veya Arabın bu tezi savunmasını anlıyorum.

- Ama Kürdlerin bu tezi savunması çok acayibime gidiyor.

- Sanki Kürd kimliği,ulusal ve demokratik haklarını almış,statüleri var ve

 başka halklardan fazla hak elde etmiş veya başka halkları eziyor veya

 inkar ediyor buna üzülüyor bilinen çevreler,

- Ve o yüzden "Ulus-devlet" tezine karşı çıkıyor.



- Ayrıca Kemal Burkay'ın partisi içindeki geçmişteki
 uygulamalarını,birçok kadroyu nasıl derdest ettiğini gerek anılarında gerekse sosyal medyadaki
 tartışmalardan görebiliyoruz.

- Bu konuyuda dile getirmiştim.

- Bu bilgiler benim yorumlarım veya düşüncelerim değildir.

- Kürd kamuoyunun önünde tartışılan ve Burkay'ın kitabında da kayıt
  altına alınan nesnel bilgilerdir.

- Bu bilgileride tesbit olsun diye sizinle paylaşmıştım.

- HAK PAR'ın cılız kalması ve politikada başarısızlığınıın sebelerinin iyi
  irdelenmesi gereğini yazmıştım.

*****************

- Çolig seçimlerindeki yenilginin iz düşümleri üzerinede sosyal medyada çokca tartışmalar ve yorumlar
   yapılıyor.

- Bu konuda farklı görüşler vardır.

- Tüm yazılanları herkes kendi penceresinden bakıyor.

- Velhasıl yanlışlıklar dün olduğu gibi,bugünde olduğu ve bunun 
  tartışmaları da şimdiden başlamıştır.

- Gerek yönetim düzeyinde,gerek aday belirleme,gerek seçim çalışmalarindaki stratejilerden tutun,
  propagandalarda kullanılan figür ve argümanlar olmak üzere çok nedenler dile getirildi.

- Bunun yanında Ahbap-çavus ilişkisi, çevrecilik,aşiretcilik bölgecilikten tutun Kürd islami çevre ve gurpların
  BDP ve Öcalana bakış açısına kadar geniş bir yelpazenin bu seçimdeki yenilgide payı vardır.

-Bunun yanında geçmişte Kürd siyasetinde yer almış,bedel ödeyen birçok ailenin bireyleride bu seçimde
 BDP'ye karşı tavır aldıklarını biliyorum.

Bu konuda tanıdığım arkdaşlar yaptıkları açıklamalar ve yazdıkları yorumlardan takip ettim.

- BDP nin propagandalarında ailesinden ve yakın akrabalarından  şehid düşen PKK hareketinin değerlerini ağızlarına almasını istemediklerini,ifade ettiler.

-Ve bu konuda rahatsızlıklarını  aleni açıkladılar.

- Şehidlerinin harekete katılma gerekçeleri ,örgüt içindeyken yaşadıkları  olumsuzluklar başta olmak üzere
  ve şuanda PKK veya Abdullah Öcalan'ın
  savunduğu tezlerin birbirine zıt olduklarını açıkça ifade ettiler.

- Bu zıt çeliskilerinde şehitlerimizin ruhuna ,kanına dokunduğunu defalarca dile getirdiler


**************
- Çoligdeki son seçimlerde sadece yanılsamlar olmadı.

-Geçmiş seçimlerde de aynı yanılsamalar oldu.

-Örneğin ,2004 yılındaki belediye seçimlerinde de aynı olumsuzluklar  Çolig'de yaşandı.

- Hatırlarsınız o dönemde Selhattin Kaya aday olmuştu.

- O dönemin yönetimi başta il başkanı Abdullah Aymaz olmak üzere tepki göstererek istifa etmişti.

-Gerkeçesi belliydi hem amcası Sait Aymaz aday edilmediği için hemde Selhaddin Kaya'ya olan
  reaksiyonlarını her ortamda aleni dile getirerek istifa ettiler.

- Îstifa edenlerin politik ve ideolojik bir gerekçeleri yoktu.

- Bu çevreler Selhaddin Kaya bu partinin fikirlerine,Öcalana karşı oduğu
  ve partiyle uzaktan yakından ilgileri olmadığı gerekçelerini hep öne
  sürdüler.

- Oysaki, Said Aymaz'da BDP çevresiyle geçmişte uzaktan yakından alakası yoktu. Bu durumu Çolig
   kamuoyu çok iyi biliyor.

-Selhaddin Kaya Kürd sorununa duyarlı olduğu gibi donanımlı ve entellektüel birikimi olan bir kürd
  siyasetçi profilini taşıdığını Kürd kamuoyu çok iyi biliyor.

- Selhaddin Kaya dışında örneğin Feyzullah Karaaslan olsun, aday adayı olan tanıdığım bir çok
   aday adayı'da geçmişte BDP ve çevresi dışında farklı Kürd siyasi geleneğinden siyaset yapan  Kürd
   yurtseverleridir.

- Örneğin daha yakın dönemde Şerafeddin Elçi CHP'de aday Şırnak'tan olurken, Altan Tan'da Refah
   partisinde hemde HEP,DEP in olduğu süreçlerde yıllarca siyaset yaptılar.Bu konuda çok örnekler
   verilebilinir.
  

- Selhaddin Kaya o dönemlerde basına verdiği açıklamalarda ,seçimi kaybetme gerekçelerinden
  bazlarını medya'ya verdiği röportajda şöyle ifade ediyordu.

 - Bağımsız aday olduğumu çevreme ve dostlarıma açıkladım.

- O dönemde bana BDP çevresinden teklif geldi.

- Bende bu teklifi değerlendirirken, genel merkezlerine
  bakın ben düşüncelerim ve politik çizgimle partinize yakın biri
  olmadığımı sizde biliyorsunuz.

- Bu konuda kendi düşüncelerimide onlara aktardım.

- BDP genel merkezinde adaylığım kesinleşince başta dönemin genel başkanı Murat Bozlak olmak üzere,Ahmet Türk CNN Türkte yaptığı açıklamalar başta olmak üzere Kandil.DEP,HEP geleneğinden gelen tüm kesimler benim adaylığımdan rahatsız oldular.

- Bu kesimin Çolig'deki geleneğini sürdürenler seçimlerde aleyhimde propoğandalar yaparak bırakın bana oy vermeyi , AKP'ye yüklenerek benim seçimi kaybetmemi adetta bir zafer olarak kutladılar.

- O dönemde BDP çevresi oylarını yakıp ve sandık başına gitmeseydiler ,Selhaddin Kaya yine kazanrdı.

- AKP ile Selhaddin Kaya arasındaki oy farkı yaklaşık 2,5-3 bin civarındaydı.

- BDP ler o dönemlerde şunu söylüyorlardı biz 3 bin oyumuzu Selhaddin Kaya'ya vermedik,itirafında
  bulundular.

- Düşünebiliyormusunuz ?  3 bin oyu AKP'den alıp, Selhaddin Kaya'nın oyuna eklediğinizde 3 bin fark AKP'ye attığını matamatiksel olarak görürüsünüz.

- BDP çevresinde Selhattin Kaya'ya karşı olan bu çevreler  o dönemde AKP çevresi başta Feyzi Berdibek
  tarafından yakın takibe alındığını bilmeyen yoktur.

- Feyzi Beridbek ve AKP sarmalına  takılan bu ilkesiz ve menfaat
  çevreleri oyları AKP'ye kanlize etmektede beis görmediler.

- Hangi aileler ve çevreler´le ilişkiye geçttiğini, ummarım Çolig'den yazan
  biri çıkar.

- Çolig'den uzak olduğum için duyumlarla yorum yapmak sağlıklı olmaz.

- Çolig'de dün olduğu gibi bugünde yapılan hile ve entrikaları kim
   yaparsa yapsın teşir etmek gerekir.

-Aksi taktirde , hala çok seçimler kaybedileceği gibi bazı rantçı ,popilist siyaset yapan insanlar Kürd siyasetinde at oynatmaya da devam ederler.

****************

- Sonuç olarak,


- Kürd siyasetinde tanıdığım bazı hemşerilerim yazdığı yazılar ve yaptığı  yorumlarda ülkede olsaydık,

- HAK PAR veya Şerafettin Elçi'nin DKP olsaydı oy verecektik gibi
  açıklamalar yapıyorlar.

- Gerekçeleri savunduğu tezler şuandaki BDP ve çevresinin savunduğu
  tezlerden daha ileri ve Kurdistani olduğu yönündedir.

- Bu arkadaşların düşüncelerinede saygı duyarım.

- Olaylara nesnel yaklaştığımızda bu düşünceleri savunan hareketlerin
  liderleri hem Burkay hem Şerafeddin Elçi'nin Kürd siyasetindeki zik
  zakları,tuarsızlıkları,yıllarca beraber siyaset yaptıkları yakın kadroları ve
  yoldaşlarını nasıl hoyratça kullandığını bilmek gerekir.

- Doğru söylemler,doğru adımlar atılırsa değer bulur.


- Bende bu arkadaşların aksine Çolig'de olsaydım bu seçimde olaya
  ideolojik-politik bir tercihten ziyade kişisel tercihle yaklaşırdım.

- Çünkü,

- Dr Ilhan Çakabay ;

- Mesleğine başladığı günden beri Çoligdeki hizmetleriyle anılan bir
  şahsiyetir.

- Şaibesiz, dürüst ,cesur ve fedakarlığıyla tanıdığım ve tanık olduğum
  yürekli bir o kadarda gururlu bir insandır.


- Benim Dr Ilhana oy vermemin gerkçesi tamamaen kişisel olduğu kadar
  insani,vicdani olduğunu hatırlatmak isterim.

- Eğer bir insan bildiği doğruları, söylemiyor veya yazmıyorsa, en büyük

  vicdansızlığı yapmış olur. 


- Sözüyle yazımı bitirmek istiyorum


  Selam ve saygılarımla,



 Orhan Zuexpayıc