Kûy a Spî

30 Mayıs 2017

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU SEBAHATTİN ELÇANİ BIR CALISMADIR ( ALINTIDIR)




Elçani, Çan Şeyhleri ve tasavuftaki yerini kaleme aldı


Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî ve Hâlidîliğin Bingöl ve Çevresi Üzerindeki Etkisi üzerine Bingöl Üniversitemizin düzenlediği sempozyuma Umre görevi nedeniyle katılamamıştım.Bu vesile ile Çan Şeyhlerinin Tasavuftaki yeri ve konumu başlıklı bir dizi yazı yazma gereği duyuldu.
09 Mayıs 2017 Salı 02:08



ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU -1
SEBAHATTİN ELÇANİ


Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen bir ailenin mensubudur. 19. Yüzyılda Bingöl, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde irşatta bulunmuş ve tasavvuf geleneğine göre onlarca halife yetiştirmiş bir Nakşibendî tarikatının Halidiyye kolundan Septiye silsilesinin otuz ikinci şeyhidir.




1. Çan Şeyhlerinin Bingöl’e Yerleşmesi


Babadan oğla intikal eden bilgilere göre 17. Yüzyılda Seyyid Tahir El-Kadiri Hz.leri Bingöl-Erzurum yol güzergâhı üzerinde Masalla deresine yakın Törek köyüne yerleşmiştir.
Merkadı Şerifi Bingöl-Erzurum karayolları kenarında medfundur ve halen ziyaret edilmektedir. Mezar taşının, Kadiri geleneğine göre Kadiri dervişlerinin zikir ayinlerinde kullandıkları def şeklinde yuvarlak olduğu için Seyyid Kadiri olarak bilinen zat,  halk arasında Şehit Kadırmî olarak anılmıştır. Seyyid oluşu mezar taşının üzerindeki kitabeye göre bilinmektedir.

Seyyid Tahir El-Kadiri’nin oğlu Şeyh İbrahim Çan köyüne yerleşmiştir.
Kabri halen bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.

 Şeyh İbrahim’in oğlu Şeyh Ahmed’in de mezarı şerifleri beyaz taşlardan oluştuğu için halk arasında “mezar-ı sıpi” (beyaz mezar) olarak anılmaktadır. Büyüklerimizden aldığımız bilgiye göre mezar taşının üzerinde vefat tarihi; 1169 Hicri – 1756 Miladi olarak yazılıydı ancak mezar taşı halkın batıl inançlarına maruz kalarak parça parça koparılıp şifa niyetiyle götürülmüştür.  

Şeyh Ahmed oğlu Şeyh Eyyûb Hz.leri hakkında biraz daha fazla bilgi edinmiş bulunmaktayız. Çan köyünde medresesi bulunduğunu ve bu medresede müderris ve talebelerin okuduğunu büyüklerimizden mütevatiren bizlere ulaşmıştır.
Çapakçur ovasındaki Kadı Madrak köyünde de bir medresesi olduğunu ve bu medresede Solhan bölgesinden Cemalan kabilesine mensup “Melaye Beyaz” olarak meşhur olan bir hoca efendinin orada müderrislik yaptığı bilgisi bize ulaşmaktadır. Hatta bu medresede Şeyh Eyyûb efendinin oğlu Şeyh Ali’nin henüz ergenlik çağındayken vefat ettiğini ve mezarının bu köyde olduğunu biliyoruz.
Mezar taşı da yine Kadiri geleneğine göre def şeklindedir.
Yöre halkı tarafından Küçük Şeyh Ali adıyla anılıp ziyaret edilmektedir. Ayrıca Genç ilçesinin Şin köyünden Molla Muhammed Kadî isminde bir müderrisinin de olduğu bilinmektedir. Şeyh Eyyûb Efendi 1825 yılında Çan köyünde vefat etmiştir. Mezarı günümüzde bilinmekte ve ziyaret edilmektedir. O’nun da mezar taşının def şeklinde olduğunu görüyoruz. Kadiri tarikatı onun döneminde canlılık kazanmıştır.

Devam edecek…



ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU- 2


Halid’i Bağdadi’den sonra Bingöl yöresinde Çan Şeyhlerin tasavvuftaki yeri.
24 Mayıs 2017 Çarşamba 01:35


Seyyid Şeyh Ahmed Elçani kimdir?

HAZIRLAYAN: SEBAHATTİN ELÇANİ

Doğumu Hicri 1230, Miladi 1815 yılında Çan köyünde dünyaya gelmiştir. 10 yaşındayken babası Şeyh Eyyûb Hz.leri vefat etmiştir. Geride kalan annesi ve dayılarından olan hocası Molla Muhammed Kadi’nin terbiyesinde büyümüştür.


EĞİTİMİ, TERBİYESİ VE İNTİSABI




Seyyid Ahmed Elçani hazretleri küçük yaştan itibaren babasının medresesinde eğitim görmüş ve Kadiri tarikatı adabıyla yetiştirilmiştir. Genç ilçesinin Şin köyündeki âlimlerden ders almıştır. Bingöl’de Seyda unvanıyla meşhur olan Molla Muhammed ile beraber değişik hocalardan ders almışlardır. Hocası Molla Muhammed Kadi, Çapakçur Bey’i tarafından suikasta uğradıktan sonra, 1827 tarihinde Mevlana Halid Bağdadi’nin Şam’da vefatından sonra Palu’ya gelen halifesi Ali Septi Hz.leriyle tanışmıştır ve O’na intisap ederek Nakşibendî tarikatına geçmiştir. Böylece Çan Şeyhleri Kadirilikten Nakşibendîliğe geçmişlerdir. Bir süre tasavvufi seyrû sülûktan sonra Septi Hz.leri kendilerine Nakşibendî tarikatı icazetnamesini vermiştir.




ŞEYHİ-HOCASI



Şeyh Ali Septi hazretleri, Hicri 1202, Miladi 1786 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Kırkdirek (Çılustun) köyünde doğmuştur. Medrese tahsilini bitirdikten sonra 25 yaşındayken Diyarbakır’da müderrislik yapmıştır. Dokuz yıl Irak, Süleymaniye ve Şam’da tasavvufi seyri sulûk yaptıktan sonra Mevlana Halid Bağdadi hazretlerinden Nakşibendîlik icazetini almıştır. 40 yaşındayken Palu’ya gelmiştir. Palu’da kırk beş yıl yaşamış ve kırkın üzerinde Nakşibendî halifesi yetiştirmiştir. 1871 yılında 85 yaşındayken Palu’da dâri bekaya irtihal etmiştir.


Şeyh Said Palevi’nin büyük oğlu allame Şeyh Ali Rıza Efendi’nin ses kaydından edindiğimiz bilgilere göre; Şeyh Ali Septi hazretleri Diyarbakır’da müderris iken manevi seyri ve sulûku için Irak bölgesine gider.

Orada Hz. Mevlana Halidi Bağdadi’nin halifesi olan Şeyh Ahmed Hatib Erbili’nin yanında beş yıl tasavvufi riyazette bulunur. Mevlana Halid hazretleri Şeyh Ali Septi’yi Ahmed Hatib’in yanından alarak kendi yanında riyazetini devam ettirir. Ali Septi Hz.leri Mevlana Halid’in yanında dört yıl kaldıktan sonra Mevlana Halid hazretleri ona Nakşibendî tarikatı icazetini şifahi olarak verir. Hatta rivayet olunur ki Mevlana Halid hazretleri onu irşat için Yemen’e gönderirdi. Ali Septi hazretleri dokuz yıldan sonra annesine ve yakınlarına sılayı rahim yapmak amacıyla memleketi olan Diyarbakır’a gitmek için şeyhinden izin ister ve şeyhi de kendisinin gitmesine izin verir. Ali Septi Hz.leri Diyarbakır’a vardıktan sonra şeyhi Mevlana Halid Hz.leri 1827’de Şam’da vefat eder.


Halidi Bağdadi’nin halifesi ve kardeşi olan Mahmud Sahıb Hz.leri Şam’dan Süleymaniye’ye dönmek üzere Diyarbakır’a uğrar ve Halid’i Bağdadi’nin vasiyetini Ali Septi hazretlerine ulaştırır. Kendisinin Palu’ya gidip orada irşat etme emrini iletir. Kendisinin Nakşibendî halifeliğine itiraz edilmesi ihtimaline karşı Mahmud Sahıb hazretleri bir icazet yazarak kendisine verir. Sözü geçen icazetname halen Palu’da Ali Septi hazretlerinin torunlarından Şeyh Zülküf Septioğlu’nun arşivinde muhafaza edilmektedir.

Ali Septi hazretleri hakkında Kastamonulu Şeyh Muhammed İhsan Oğuz Efendi kitabındaki bilgiler ilk yazılı bilgi olduğu için birçok akademisyen onu esas alarak Ali Septi hazretlerinin hayatını yazmıştır. Fakat şimdiye kadar babadan oğla rivayet edilen bilgilerle çelişmektedir. Araştırmamıza göre doğruya yakın olan bilgi Şeyh Ali Rıza Efendi’nin verdiği bilgilerdir.


Ali Septi hazretlerinin kendisinden sonra yetiştirdiği halifelerden meşhur olanlarını zikredecek olursak: Şeyh Hoca Ali Sivani Hz.leri, Oğlu Şeyh Muhammed Nesihcan Hz.leri, Şeyh Abdullah Melekani hazretleri, Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri, Şeyh Mahmud Samini hazretleri, Şeyh Süleyman Kûri Hz.leri, Seyyid Ahmed Çapakçuri Hz.leri, Şeyh Selim Karbaşani Hz.leri, Şeyh Ahmed Halifani Hz.leri, Şeyh Molla Evliya Haciyani hazretleri, Şeyh Muhammed Serdi Licevi Hz.leri, Şeyh Hüseyin Cumalaşi Licevi hazretleri, Şeyh Ömer el-Urfavi Hz.leri, Şeyh Muhammed Anzari Muşi hazretleri ve diğer meşayihi kiramlardır.

Devam edecek...


****************************
ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-3

can-seyhlerinin-tasavvuftaki-yeri-ve-konumu-3
Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen bir ailenin mensubudur. 19. Yüzyılda Bingöl, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde irşatta bulunmuş ve tasavvuf geleneğine göre onlarca halife yetiştirmiş bir Nakşibendî tarikatının Halidiye kolundan Septiye silsilesinin otuz ikinci şeyhidir.
30 Mayıs 2017 Salı 16:30



Hazırlayan: Sebahattin Elçani



İLİM VE İRŞADI




Şeyh Ahmed Elçani Hazretleri babasının medresesini ihya ederek değişik yerlerden ulema ve müderrisleri Çan’a yerleştirmiştir.

Sevkar ulemasından Molla Arif’i Çan’a getirip kızı Fatıma Hanımla evlendirerek ve Nakşibendîlik icazetini kendisine vererek medresenin sevk ve idaresini kendisine teslim etmiştir.

Karakoçan’ın Kulundere köyünden Molla Muhammed Emin’i medresesine müderris olarak yerleştirmiştir.

Genç ilçesinin Şin köyünden Molla Mahmud’u Çan köyünün bitişiği olan Şenig köyüne hoca olarak getirerek tasavvufi seyrû sülûktan sonra kendilerine Nakşibendî tarikatında icazet vermiştir.

Aynı zamanda aslen Şin köyünden olup Sancak yöresinde Mollazadelerden olan Molla Yusuf’u Çan köyünün bitişiği olan Körtev köyüne imam olarak getirip yerleştirmiştir ve hala günümüze kadar o ailede ilim ve tedrisat devam etmektedir.

Çan köyünü çevreleyen Fahran köyünden Molla Abdülcelil ve Osmanlı medresesinde resmi müderris olan oğlu Molla Muhammed’e Nakşibendî tarikatı icazeti vererek onlara irşat görevini vermiştir.

Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin kız kardeşiyle evli olan Molla Yusuf kendisine intisap ederek Alikrak köyünde imam olarak devam etmiştir. Onun soyundan gelenler hala günümüze kadar ilim ve tedrisatı devam etmektedirler.

Diyarbakır’ın Lice ilçesi Kale köyünden olan Şeyh Taceddin El-Kelevî Çan’da yaptığı seyrû sülûktan sonra Nakşibendî icazetini Elçani Hz.lerinden almıştır.

Karlıova’nın Halifan köyünden Şeyh Beyazid-i Sani Çan köyünde seyrû sülûkunu yaptıktan sonra Elçani Hz.leri Nakşibendî tarikatının icazetnamesini kendisine vermiştir.

Kiğı’nın Karbaşan bölgesinden Şeyh İsmail Efendi iki yıl Çan medresesinde ilmi ve tasavvufi riyazeti bitirdikten sonra Elçani Hz.lerinden icazetini almıştır.

Kiğı’nın Tizmuri köyünden olan Şeyh Hasan Tizmuri de Elçani Hz.lerinden tarikat icazetini aldığı torunları tarafından rivayet edilmektedir.

Böylece Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri; Bingöl Çapakçur ovasında, Sancak, Nakşan ve Siyekaran bölgesinde, Genç ve Lice bölgesinde, Yamaç ve Gökdere’nin bir kısmında Kiğı ve Karlıova’nın bir bölümünde, Erzurum’un Kortuzi mıntıkasında irşada devam etmiştir. İrşat ettiği aşiretlere bakacak olursak başta; Siyekaran, Nakşan, Az, Poğ, Meylan, Zigte (bir kısmı), Gırnews, Süvari (bir kısmı), Şukuran, Şirnan (bir bölümü) aşiretlerine ve diğer birçok aşirete irşatta bulunmuştur.

Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin vefatından sonra Nakşibendî tarikatından halifesi olan oğlu Şeyh Eyyûb Efendi ilim ve irşadı devam ettirmiştir. Palu’nun Vinderin köyünden olan Seyda Molla Süleyman’ı müderris olarak Çan’a getirmiştir. Ayrıca Palu’nun Ziver köyünden olan Seyda Molla Hüseyni’yi Çan’a müderris olarak getirmiştir. Böylece Çan köyü ilim ve irşat merkezi olmaya devam etmiştir.

Aynı zamanda Elçani Hz.lerinin oğlu Şeyh Mustafa, Ali Septi Hz.lerinin oğlu olan eniştesi Şeyh Hasan Palevi Hz.lerinden Nakşibendîlik icazetini alarak Kiğı’nın Karbaşan, Bingöl Yamaç nahiyesi bölgesinde ve Genç’in Gırneus mıntıkasında irşat etmiştir.

Şeyh Ahmed Elçani Hz.lerinin torunu Şeyh İbrahim Efendi Şeyh Said Palevi’den ilim ve tarikat icazetini alarak Çan medresesinde ve Çapakçur’un Osmanlı medresesinde müderrislik yapmaya devam etmiş ve aynı zamanda Çapakçur müftülüğüne seçilmiştir. Şeyh İbrahim Efendi, 1925 Şeyhlerin kıyamına kadar Elçani hazretlerinin irşat bölgesinde Nakşibendiyye tarikatını yaymaya devam etmiştir.

Şeyh İbrahim’in kardeşi Şeyh Abdullah, Kiğı bölgesinin Dımlak köyüne yerleşerek ilim ve irşat hizmetlerini sürdürmüştür.

1925’ten sonra Çan meşayihinden on kişi şehit olduktan sonra Çan köyü medresesiyle, kitaplarıyla ve tekkesiyle dağıtılarak tüm belge ve bilgiler yok edilmiştir. Daha sonra Elçani hazretlerinin torunu Şeyh Muhyeddin, Şeyh İbrahim Efendinin oğlu Şeyh Mücahit ve Şeyh Nizamettin ile Şeyh Necmettin, Lice’nin Kale köyünde bulunan Şeyh Said’in halifesi Şeyh Tahir’den Nakşibendî tarikatı icazetnamesini alarak tekrar bölgede irşat etmeye devam etmişlerdir.

1950’de Suriye’de 25 yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye dönen Elçani Hz.lerinin oğlu Şeyh Mustafa, Şeyh Muhammed Sadaka hazretlerinden aldığı Kadirilik ve Rufailik tarikatları icazetiyle Çapakçur ve civarında tekrar Kadirilik tarikatı meşrebiyle irşat etmeye devam etmiştir. Çünkü Nakşibendîlik (Şeyh Said olayından dolayı) bölgede devlet tarafından tehdit olarak algılanmış ve sakıncalı görülmüştür. Dolayısıyla Çapakçur bölgesinde tarikat adapları belirgin bir halde uygulanamamıştır.

DİZİ YAZI DEVAM EDECEK…

*********************

Çan Şeyhlerinin Tasavvuftaki Yeri ve Mücadeleleri-4

Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen bir ailenin mensubudur. 19. Yüzyılda Bingöl, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde irşatta bulunmuş ve tasavvuf geleneğine göre onlarca halife yetiştirmiş bir Nakşibendî tarikatının Halidiyye kolundan Septiye silsilesinin otuz ikinci şeyhidir.




RUSLARA KARŞI BİRLİK OLUŞTURDU
Miladi 1877, Rumi 1293 Harbinde Seyyid Şeyh Ahmed Elçani Hazretleri, oğlu Mahmud ve halifesi aynı zamanda damadı olan Sevkarlı Molla Arif’i yanına alıp bölge aşiretlerinden de gönüllüleri seçerek Kars bölgesinde Ruslara karşı büyük bir cihadta bulunmuşlardır. Aynı zamanda bu cihada Melekan şeyhlerinden Şeyh Mahmud Efendi, Zerraki şeyhlerinden Hanili Said Bey (Hani Müftüsü Salih Bey’in babası) ve Bitlis meşayihinden birçok eşraf ve ayan katılmıştır. Bu savaşta Elçani hazretlerinin oğlu yaralanmış ve gazi olarak dönmüştür. Seyyid Sibğetullah Arvasi’nin oğlu Şeyh Celaleddin ve halifesi Molla Halid Oreki birçok eşrafla beraber şehit olmuşlardır.
1914’te Birinci Dünya Savaşı patlak verince Şeyh Ahmed Elçani hazretlerinin oğlu Şeyh Eyyûb Efendi; Az, Nakşan, Sekaran aşiretlerinden oluşan gönüllü milis alayını kurarak Rus cephesinde üç yıl boyunca büyük fedakârlıkla cihad etmişlerdir. Bu cihatta Şeyh Ahmed Elçani Hazretlerinin diğer oğlu Şeyh Hasan Efendi ve torunları Şeyh Hamza, Şeyh Zülküf, Şeyh Maruf, Şeyh Muhyeddin gibi eli silah tutan birçok meşayih cihatta bulunmuştur.
Aynı zamanda Melekan şeyhlerinden Şeyh Abdullah (Şeyh Mahmud oğlu) Meneşküt bölgesinde oluşan alayın başına geçerek Muş cephesinde cihada katılmıştır. Kelhasi şeyhlerinden Şeyh Şerif, Gökdere ve Yamaç bölgesinden oluşan alayın başına geçerek önce Muş cephesinde sonra Kiğı cephesinde Ruslara karşı büyük cihatta bulunmuştur.
ÇAN ŞEYHLERİ’NİN OSMANLI DEVLETİ İLE İLİŞKİLERİ
Şeyh Ahmed Elçani Hazretleri Çan camisinde okunmak üzere hazırladığı hutbede Sultan Abdulmecid Han’dan Sultan II. Abdülhamit Han’a kadar onun döneminde; Sultan II. Abdülhamit’ten Sultan Vahdettin Han’a kadar çocukları döneminde padişahlar ismen hutbe duasında irad edilmiştir.
1921’de Milli mücadelede Şeyh Ahmed hazretlerinin oğlu Şeyh Eyyûb Efendi’nin içinde bulunduğu Çapakçur’dan bir heyet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir telgraf göndererek iki noktaya dikkat çekmişlerdir. “Altı buçuk asır Müslüman Türklerle beraber yaşamış olduğumuz için dini rabıtalarımız bu birliğin bozulmasına müsaade etmemektedir, dolayısıyla Ermenilerle hiçbir zaman iş birliğine girilmesine ve Kürdistan adı altında ayrı bir parçalanmaya müsaade etmeyeceğiz”[1] mealindeki telgraf, Belediye Reisi Arif Bey, Çan meşayihinden Şeyh Eyyûb, ulemadan Molla Yusuf, eşraftan Mütevellizade İsmail Efendi imzalarıyla gönderilmiştir. Bundan dolayı Çan şeyhleri bölgede devamlı birlik ve beraberliğin teminatı olmuşlardır.
HİLAFET VE ŞERİATIN KALDIRILMASINA KARŞI ÇIKILDI
1925’te vuku bulan Şeyh Said hadisesinden bir yıl önce Şeyh Said Çan şeyhlerine bir mektup göndererek hilafetin kaldırıldığını ve şer’i mahkemelerin lağv edildiğini ve bizim buna karşı mücadele etmemizin gerekli olduğunu belirterek gerekirse silahlı mücadelenin de yapılması için gayret edilmesini vurgulamıştır. Şeyh Eyyûb Efendi bu mektubu okur okumaz böyle bir hareketin doğru olmadığını ve devlete karşı devletin gerektiğini beyan ederek tepki göstermiştir. Ancak Şeyh Eyyûb Efendi vefat ettikten sonra Şeyh Said Efendi taziye için Çan’a geldiğinde geceleri sabaha kadar başta Şeyh İbrahim olmak üzere meşayih ve ulemayla fıkıh kitapları üzerinde ayet ve hadislerle aralarında yaptıkları münazara ve tartışmalar sonucunda hilafet ve şeriatın kaldırılmasına karşı direnmenin farz olduğuna ittifak etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra tasavvuf ve tarikat ehli küfür Emperyalizm’ine karşı canlarını ve mallarını feda ederek direnmişlerdir. Örneğin; Kafkasya’da Nakşibendî şeyhi Şeyh Şamil,  Libya’da Senûsi tarikatı şeyhi Ömer Muhtar, Irak’ta Nakşibendî şeyhi Mahmud Berzenci, Sudan’da Deravişe tarikatı şeyhi, Hindistan’da Nakşibendî şeyhi Şeyh Alimkebir ve bizim bölgede de Nakşibendî Şeyhi Şeyh Said El-Palevi gibi tasavvufçular İslam’ın ortak düşmanı olan o günkü Emperyalizmi temsil eden İngiliz sömürgesine karşı cihad etmişlerdir.

Devam edecek…