Kûy a Spî

15 Ocak 2017

49'LAR HAREKETÎNDEN SAÎD BINGÖL'ÜN YAŞAM HÎKAYESÎ





Said Bingöl, ailesinin çileli yaşamı o daha doğmadan sanki onun kaderini belirleyen yolun taşlarını da döşemişti.

Evet....  Şaban köyünden başlayan, Ruha,Amed,Istanbul Çolig,Ankara ve Xarpete nihayetlenen çileli bir yaşamdan bahs ediyorum.
Said Bingöl bu zorlu yaşamı azmi,iradesi doğru bildiği ve inandığı yolda kimseye ödün vermeyen bir kişiliğiyle hemde yanlız başına ayakta durmayı başaran biriydi.







Said Bingölü anlatmaya çalışırken bilgi dağarcık 'kaynaklarım' kuşkusuz önce aile bireyleridir.
Çocukları, Baran ve Rojbin sağolsunlar merak ettiğim tüm bilgileri bana detaylı aktardılar. Bunun yanında kendisini uzun süre yakinen tanıdığım,sohbetlerine defalaraca katıldığım, Xarpete her uğradığımda mutlaka kendisini bürosunda ziyaret ettiğim bir şahsiyetir.
Siyasete olan ilgimden dolayı sohbetlerinden feyiz aldığım, genelde sohbet ve tartıştığımız konuların  ana temasıda  Kürd siyaseti,tarihi üzerineydi.
Bu sohbetlerden önemli gördüğüm hatıratlarıda sizinle paylaşacagım.
Said Bingöl üzerine Kürd yazılı kaynaklarında yazılan makale ve röportajlarıda taradım.
Bu bilgilerdende faydalandığımı belirtmek isterim.

Awrupa'ya mülteci olarak çıkmadan 1,2 hafta önceydi.
Xarpete kendisine veda niyetiyle ziyarete gitmiştim.
Bana sürgün yaşamının zorluklarını o gün anlatmıştı.
Çok iyi hatırlıyorum Elazığ'da yakinen tanıdığı ,
Beritan aşiretinden Kürd siyasetçi Orhan Demirbağ Îsveçe mülteci olarak yeni gitmişti,bana ondan bahs etmişti.
Orhan Demirbağ sürgün psikolojisini yaşadığı zorlukları ülke özlemini Said abeye demekki yansıtmıştı.
Said Bingöl zorlukları bilen çileli yaşamdan gelen tecrübesini sentezleyerek bana moral verircesine üzülmemem için anlatıyordu.
Faili meçhul cinayetlerden dolayı, Çoligi terk etmemin doğru olduğunu ısrarla bana söyledi.
Said Bingöl sanırım 2008 veya 2009 yıllarıydı.
Yıllarca görmediği ve Kürd ulusal mücadelesine aktif katılan kızı Baran Awrupa'ya çıkmıştı.
Sağlık sorunları olmasına rağmen kızını kısa süreliğinede olsa özlem gidermek için isviçre'ye ziyaretine gelmişti. 

Isviçrede hemşerimiz olan Hüseyin Cici kendisini ziyarete gider.
Sohbet esnasında benim ismim geçer.
Said abe benimle iletişim kurmak ister.
Hüseyin Cici arkadaşım ve hemşerim sağolsun, hemen telefon açarak ,
Said abe yanımda seninle konuşmak istiyor,dedi.
Said abeyle hal hatır sorduktan sonra tabi sağlık sorunlarını biliyordum.
Almanya'ya davet ettiğimde ,sizi çok görmek  istiyorum.
Benim akrabalarım,dayılarımın çoğuda Almanya da  ama sağlık sorunlarım el vermediği, ve kısa bir süreliğine geldiğim için gelemiyorum,dedi.
Ve son görüşmemiz oldu.


SAÎD BINGÖL'ÜN ÇOCUKLUK YAŞAMI VE AİLESİ HAKKINDA BİLGİLER ?



Said Bingöl kimlik bilgilerine göre 5 Aralık 1934 RUHA doğmuştur.
Aslen Çolig / Puex mıntıkası Şaban köyünden Alan kabilesinden Mehmed/FERHUN'un oğludur.
Said Bingöl'ün nenesi yani FERHUN'un eşi Cevahir hanım ise RAMAN kabilesindendir. Dönemin çok dirayetli ve modern bir kadın prototipidir.
Cevahir'in ikisi erkek (Direh,Mehmet),ikisi kız (Emine,Ayşe) dört çocuğu vardır.
Direh Çolig/Kurudere köyünden Halil kızı/Gülüzarı kaçırıp, Xoşkar "SANCAK"  mıntıkasına götürür.
Raman kabilesi bu olaydan dolayı Direh ve dört arkadaşına pusu kurarak öldürürler.
Cevahir hanım bu olaydan dolayı çocukları ,yeni gelin olan genç Gülizar hanımı ve amcazadeleri olan Hacı Şerif ile birlikte RUHA (URFA) şehrine göç ederler.
Mehmet 17 yaşına gelir ve töre gereği orada Gülizar'la Mehmeti evlendirirler.
Bu evlilikten Said Bingöl dünya'ya gelir.
Yani Said Bingöl'ün Annesi Kurudere "Derezua"  köyünden Gülüzar hanımdır.
Babasını daha dört yaşındayken hastalıktan dolayı kaybeder.
Said Bingöl evin tek çocuğudur.

Ruha'da kaldıkları dönemde Said Bingöl'ün babası inşaat işçiliği yapar.
Mehmet'in ölümünden sonra aile RUHA'dan Diyarbakıra göç ederler.
Diyarbakır'da küçük bir ev kuruyorlar.
Cevahir hanım torununu hem Kuran okumaya gönderirken aynı zamanda okula vermeyide ihmal etmez.

Said Bingöl ilk okulu Diyarbakır/Alipaşa mahallesinde Ismet Paşa ilkokulunu birincilikle bitrir. Orta ve lise bölümünün birleştirildiği  Ziya Gökalp te okur.
1955 yılında Îstanbul Îktisat fakültesine başlar.
Tabi bu dönemde Kuran Kerimide okumayı ihmal etmez.
Kızı Baran'ın aktardığı bilgilerde babasının özel günlerde mutlaka ölülerine Kuran okumayı'da ihmal etmezdi.
Said Bingöl , Emin Elçi'nin kızı Fitnatla evli olup, dört kız, iki oğlu toplam altı çocuk babasıdır.
Üç çocuğu doktor,iki çocuğu mühendis ve bir çocuğuda Eczacıdır.



SAÎD BINGÖL VE 49'LAR HAREKETΠ ÎLE ÎLGÎLÎ TUTUKLANMASI ?



Kürd ulusu özellikle Dersim soykırımından sonra yaklaşık 20 yıl Kurdistanda sesizlik süreci yaşar. Adetta yaprak kıpırdamaz.
1959'lu yıllarda DP döneminin iktidarda olduğu dönemdir. 
Güney Kurdistandaki Barzani hareketinin verdiği ruh ve heycan, Kuzey kurdistandaki gençlerde bir hareketlenme başlar.
Türk derin devleti bunun bilincindedir.  Kürdlere gözdağı vermek için ilk etapta bin kişi üzerinde Kürd ögrenci ve aydin kitlesini tutuklamak ve infaz etme düşüncesindedir.
Ama , Awrupa ve dünyadaki baskılara dayanacak güçleri ve hesap verirlikte yaşayacağı sıkıntıyı dikkate alır.  Diplomatik bir kararla 50 Kürd aydın ve öğrencisini yakalayıp,Harbiye hücresine tıkarlar.

Bu 50 kişiden Emin Batu Mardinli ve hukuk fakültesi ögrencisidir.
Harbiye hücrelerindeki olumsuz koşulardan dolayı ölünce davadaki kişi sayısı 49 olarak kalır.
Bu rakam Kürd tarihinde 49'lar hareketi olarak yerini alır.
Bu listenin içinde o dönemde Iktisat fakültesi öğrencisi merhum Said Bingöl'de vardır.


Bu dava önceden planlanmış, kişilerin  çoğu bilinçli olarak seçimi yapılarak derin devlet aklının bir planıdır.
Bu uygulamalar 1923 Türk devletinin günümüze kadar olağanüstü dönemler adı altında Kurdistanda hala uyguladığı yöntemlerdir.

Said Bingöl'de o dönemde Iktisat fakültesinde okurken aktif örgütlenme ve siyasi faaliyetlerde bulunur.
1959 yılında Mustafa Barzani Sovyetlerden Iraka döndüğü döneme tekabül ediyor.
Kerkük'te Türkmenler ile Kürdler arasında olaylar çıkıp,birçok Türkmen katl ediliyor.
O dönem CHP Niğde mebusu ve general kökenli Asım EREN 'de bir önerge meclise sunar.
Bu önergde Türkiyede can/soydaşları kardeşleri Irak Türkmenleri için  kendi Kürdlerine misilleme hakkıni kullanarak katledecekmi ?

Bu önerge başta olmak üzere , yine o dönemde Musa Anter'in ileri yurt gazetesindeki KIMIL yazısından dolayı, Ankara ve Istanbul'daki Kürd ögrencileri hükümeti protesto etmek için telgraflar çekerler.
Said Bingöl'de bu ögrencilerin arasında yer alanlardandır.
Buna ek olarakta Said Bingöl Diyarbakır öğrenci yurdunda kaldığı dönemde edindiği tecrübelerle Bingöl yüksek öğrenim öğrenci derneği kurmak falliyetleride dosyasına eklenir.
Ayrıca, dönemin Diyarbakir belediye reisi Adnan Menderese fahri hemşerilik ünvanı verilmeside çekilen bu telgrafta  protestoların içinde yer alan konuların başında gelır.

49'lar davasında Çolig'den merhum Said Bingöl dışında,
Zeynep köyünden T-KDP genel sekreterligi yapan şehid Said Elçi,
Dareheni/Ulyan köyünden hala Duhokta hayata olan Dr. Faik Savaş tutuklu yargılanırken,
orduda o dönem subay ,binbaşı rütbesinde merhum Şeyh Mehemed Bilgin'de  tutuksuz yargılanmıştır.
Hatta 1960 darbesinin MBK üyelerince ordudan ihraç edilmiştir.
Bu bilgileride okuyucularımın biligisıne sunmak  istedim.
Said Bingöl yaklaşık 1 yıl 4 ay harbiye hücre ve cezaevi süreci yaşar.
O dönemde Said Bingöl'ün geniş bir aile çevresi yoktur.
Yakın akraba ilişkileride hiç yoktur.
En yakını yaşlı bir annesidir.
Annesi bir süre sonra oğlunun zindanda olduğunu öğreniyor.

Annesi memlekete, oğlu Istanbul harbiye hücrelerinde,
Gülizar hanım oğlunu görmek için Istanbula gider.
O dönemde Çolig'in yerli ailelerinden Emin ELÇÎ ailece  Istanbulda ikamet ediyordular.
Gülizar hanım Emin Elçigile misafir oluyor.
Said Bingöl , daha sonra tesaddüf mi diyelim Emin Elçi nin kızı Fitnat hanımla 1966 da evlenir.  
Gülizar hanım oğlunu hücrede görüşüne gider ve gardiyanlarla sıkıntı yaşar.
Çünkü Türkçe bilmediği için oğluyla Kırdki/zazaki konuşunca gardiyanların engeline takılır.
Said Bingöl, gardiyanara dönerek benim annem Türkçe bilmiyor , ta memleketen gelmiş ,ben onunla kendi ana dilimle konuşmazsam nasıl onu ikna ederim onu , diye çıkışıyor.
Ve ondan sonra görüştürüyorlar.

SAÎD BINGÖL'ÜN  CEZAEVΠ SONRASI YAŞAMI ?



Cezaevinden çıktıktan sonra okulun son döneminde tutuklandığı için, sınavlara girerek derslerini verip,
okulunu bitirir.
Said Bingöl öğrencilik dönemlerinde okulun yanında harçlığını çıkarmak içinde gündelik işlerde de çalışıyormuş. Çünkü Said Bingöle para gönderen baba,kardeş,amca veya herhangi bir yakını yoktur.

Diplomasını aldıktan sonra askerlik sorunu çıkar.
Yedek subay olarak Izmir'de öğretmenlik yaparak askerliğini tamamlamış, Annesi yanlız olduğu için ,
annesi ile birlikte Izmir'de ev tutarak beraber kalmışlar.
Askerlik yaptığı okulda bir dönem HEP genel başkanıda olan Fehmi Işıklar'da o dönemde aynı okulda olduğu için orada tanışıp,birlikte çalışırlar.

Askerlik dönüşü, Said Bingöl iktisatçı olduğu için Devlet Planlama Teşkilatında 1960 lı yılların ortalarında işe başlar.
O dönem kendisinden Doğu Anadolunun Sosyo ekonomik yapısına ilişkin istatistiki bir rapor
hazırlamasını isterler.
Said Bingöl detaylı bir rapor hazırlar.
Bu rapor devletin nezdinde adetta bir Kürd raporu olarak algılanır.
Said Bingöl'ün müdürü iyi bir insanmış Raporuda oldukça begeniyorda.
Raporun ana teması tabiki Doğu Anadolunun yani Kurdistanın  temel sorununun etnik kültürel sorun olduğunu analiz eder.
Müdürü , kendisini çağırarak çok titiz çok temiz ve nesnel bir rapor hazırlamışsın., ama seni işten çıkarmak zorundayım,der.
Çünkü üsten karar öyle gelmiş, senin geçmiş sicilinede baktık.
Artık burada çalışman mümkün değildir.
Said Bingölü adetta Ankara'da  aylarca işsiz dolanıyor.
Ve iş bulamıyor.
Çünkü geçmişi bir engel olarak hep karşısına çıkıyor.

Said Bingöl o dönemde yönünü Elazığ'a veriyor.
Keban barajı ve Karayollarında benzer işler buluyor.
Oradaki yöneticilerde geçmşini öğrenince  işten çıkarıyorlar.
Daha sonra Elazığ un fabrikasında muhasebecilik işi kısa bir süreliğine buluyor.
Bu görevinden de istifa ederek adetta yemin ederek devlet işlerinde çalışmamaya karar verir.


Said Bingöl vefat edinceye kadar serbest  Muhasebecilik bürosunu açip, (Mali Müşavirlik) mesleğini icra eder.

Hişar Ağaoğlu ile SMMO  oda seçimı icin beraber Elazığa gitmiştik.
Said Bingölü bürosunda ziyaret etmiştik.
Bizi o  gün hem ağırladı, hemde Kürd ulusal mücadelesi,tarihi ve tabi Çolig'in siyasi dokusu üzerine epey sohbet etmiştik. 

SAÎD BÎNGÖL'ÜN BELEDÎYE BAŞKANI VE MÎLLETVEKÎLLÎ OLMA TEŞEBBÜSLERI ?



Said Bingöl 1969 yılında bağımsız olarak Çolig'de başkan adayı olur ve seçimi kaybeder.
Bu seçimi Faik Ertuğrul kazanır.
Said Bingöl aday olma gerekçesini çocuklarına şu cümlelerle ifade etmiştir.
Cezaevinden çıkmıştık. Kürd halkına kendimizi göstermemiz,anlatmamız gerekiyordu.
Halkımız , bizim korkmadığımız,yılmadığımızı bilmeleri gerekiyordu.
Sadece kendimizi tanıtmak varolduğumuzu göstermek için yapılan bir girişimdir.
Yoksa bende kazanmıyacağımı biliyordum.

Said Bingöl 1977 yılında tekrar bu defa CHP'den ön seçimlere katılır.
Kızının ifadelerine göre babasına genel merkezden liste başı sözü verilir.
Babam bunu kabul etmez.
Çünkü merkezden aday olanlar merkezin adamı olmak zorundadırlar.
Ön seçime girmeyi tavsiye eder.
O dönemi yaşayan biri olarak ön seçimde Sait Bingöl ,Avukat Süleyman Ertuğrul ve Dr.Hasan Celalettin EZMAN aday adayı oldular.
Çok iyi hatırlıyorum  CHP'nin Çolig'de o dönemde oy deposu KIGI ilçesiydi.
Kığı'da o dönem fazla göç olmamıştı.
CHP nin bir mebusu adetta çantada keklikti.
Doğal olarak Kığı'da delege sayısıda epey fazlaydı.
Bu seçimde delege ve partide ağırlığı olmayan Avukat Süleyaman Ertuğrul'un , Said Bingöl adına feragat edilmesi yönünde baskı oluşturdular.
Süleyman vazgeçmeyince , Sait Bingöl ile Hasan Ezman başa baş yarıştılar.
Avukat Süleyaman aldığı cüzü oyla Said Bingöl'ün kazanmasına engel oldu.
Tabí, o dönemde Said'in kişiligi,mücadele gelenegi ve adaylığı kazanmasını istemeyen bazı feodal çevre ve aşiretler de vardı .
Onlarda  bazı delegeleri etkileyerek Hasan Ezmana yönlendirdiler.
Bu seçimde çok cüzi bir oyla başarısızlıkla sonuçlandı.

1986 ara seçimde Çolig'deki tek milletvekilli için SHP'den aday olmuştu.
ANAP tan Mahmut Sönmez,DYP'den Hüsamettin Korkutata rakipleriydi.
Bu seçimin canlı tanığı olduğum ve aktif olarak Said Bingöle ailece çalışmıştık.

Çünkü , M.Sıddık Bilgin'in amcası Çoligde Milletvekilli ve senatörlükte yapan Mehmet Bilgin otelde değilde bizim evde konaklıyordu.
Sıddık Bilgin'in cenazesini o dönemde Suwerandaki karakol bahcesindeki  mezardan çıkaran ve Türk kamuoyunun gündemine sokan SHP'li mebuslar Cüneyt Canver ve Ali Ihsan Elgin'di.

Mehmet Bilgin SHP'ye vefa borcunu ödemek icin istanbuldan kalkıp, gelip Said Bingöle destek olmuştu.
Ama , kardeşi Burhaneddin Bilgin'de o dönemde aksi bir tavırla yeğenini öldüren anlayışın iktidarda olduğu, ANAP'ı desteklemişti.

Bu davranışı, Mehmet Bilgini epeycede üzmüştü. Bu olayda tarihe not düşsün diye yazdım.

ANAP ve Özal'in revaçta olduğu bu dönemde devletin tüm kaynaklarını seferber edip, Istanbul'dan Bedrettin Dalanı bille getirilerek boy gösterisi yaptılar.
Said Bingöl'ün o dönemde çok iyi hatırlıyorum.
Bugünkü kültür parkı mitingdeki konuşmasında Kürd sorunu,bölgede yaşanan olağanüstü hal uygulamaları,merhum Sıddık Bilgin'in şehadetiyle ilgili çok sert  konuşmuştu.
Devlete adetta bir mesaj vermişti.

Ayrıca, Said Bingöl  Kığıdaki mitinge o dönem Aydın Güven Gürkan genel başkanıyla katılır.
Aydın Güven Gürkan Elazığ Percenc li bir göçmen  çocuğudur.
Liberal ve Almanya'da doktora yaptığı için Awrupaya dönük sosyal demokrat fikirleri olan modern bir kişilikti.
Ve Kürd sorununa da cok mesafeliydi.
Said Bingöl Kığı mitinginde de Kurdistandaki uygulamalar,Kürd sorunu üzerine devlete çok ağır ithamlarda bulunur.
Ve Aydin Güven Gürkan miting sonrası, Said Bingöl'e dönerek ,

Sait bey umarım seçilirsiniz.
Bu yapmış olduğunuz konuşma sonucu kesin tutuklanırsınız.
Ve sizi Kenan Evren bile kurtaramaz. der.


****************

Yıl 1990 HEP'in kurulma sürecidir.
Said Bingöl , yeni kurulacak olan Kürd partisi silahlı mücadeleyi tasfiye etmek için mi kurulmuş yoksa,
Silahlı gücün onayı varmı !  ona göre davranalım yakın çevresine , der. Ona silahlı mücadeleden gelen milisin partinin desteklendiğini ve tasfiye veya kenara itme olmadığını öğrenir.
HEP Elazığda kuruluşunu destekler.
Îlk toplantılarını kendi bürosunda yapar.
Hatta kısa süreliğine büroyu parti yeri olarak gösterir.
Teşkilatı bir zat kendisi kurup ,yönetir. Ve sonra devreder.,

HEP Elazığ'da ilk teşkilatı 1991 yılında kurma sürecinde Kürd siyasetçi Orhan Demirbağ'a naklen
bu bilgileri aktarıyorum., 

Ben  o zaman 27 yaşındaydım. Toplantı Said abenin bürosunda Avukat Piltan Erdoğan, Av Hasan Akkuzu ,Hasan Fehmi Kara başta olmak üzere birçok arkadaş bu toplatıya katılmıştık. 
Said abe yaşça benden çok büyük olmasına rağmen Il başkanlığına beni önermişti, bende sizin gibi abelerimiz varken nasıl olur. 
Nekadar kabul etmememkte direndimse, Said abenin baskıları sonucu kabul ettim. 
O kadar mütevaziydi ki ben il başkanı olunca oda, il sekreteri olarak bana sahip çıktı. 
Ve daha sonra gelen genç arkdaşlara teşkilatı bıraktı. 
Said Bingöl sürekli fikrine başvurduğumuz, önerileri bizim için yol göstericibir ağabeyimizdi. 
Ayrıca Ankara'ya iki delege tesbitinde de yine Said abenin önerisiyle ben ve Hasan Fehmi Kara görevlendirildik.


Erdal inönü,  SHP ile HEP'in 1991 seçim ittifağında Elazığa gider.
Said Bingöl ile arasında şu konuşmalar geçer
Bu bilgileri oğlu Rojbinden naklen aktarıyorum.

Said Bingöl sorar ? kuracağınız birleşecek olan bu parti Kürd meselesine ve Kürd halkına klasik CHP ve devlet politikası olarakmı bakacak, yoksa Kürd halkını kabul edip resmi sistem dışımı görecek diye sorar Inönü'ye,
Inönü derki ..!  Sait Bey tamamen farklı açıdan ve kürtleri tanıyacak şekilde olacaktır, politikamız der.
Said Bingöl  bunun üzerine destek vereceklerini söyler.
Said Bingöl Kürdler 1990 sonrası legal parti oluşumlarından sonra , 
hep Kürd parti ve yurtsever adaylarını desteklemiştir.
Düzenin partilerine hep mesafe koymuştur.


              SAÎD BINGÖL ÎLE ÎLGÎLÎ BÎR ANEKDOT'UM


1990 lı yılların başında , Said Bingöl'ün kızı Baran gerilla saflarına katılır.
Zaten 49'lar kimliği başta olmak üzere,çocuğunun mücadeleye katılması ve yakın akraba çevresi ve hemşerileri ile olan sıcak ilişkilerinden dolayı sürekli takip ve kontrol altındaydı.
Çok iyi hatırlıyorum 1996,7 yılının sıcak bir yaz günüydü.
Elazığ'da kent palas arkasındaki bürosuna öğleden sonra saat 2 cıvarında ziyaretine gitmiştim.
Benden yaklaşık 1,2 saat evvel qırık türkçesi  ve her halinden belli Çolig diksiyonuyla konuşan biri bürosuna gider.
Said Bingöl ile arasında konuşma o qırık Türkçeyle başlar.
Ve Said'i bir nevi tehdit eder.
Senin kim olduğunu,ne dolaplar çevirdigini ve bir çocuğunun gerilla da olduğunu biliyoruz, der.
Tabi , Said yılların tecrübesi olarak bu kişinin gözdağı amaçlı gönderildiğini biliyor.
Aralarındaki bu kısa konuşmalardan sonra, bahsi geçen kişi bürodan ayrılır.
Demmekki o anda Said Bingöl'ün Çoligden gelen bir akrabası tesaddüf büroya gelir.
Said yaşadıklarını bu akrabasına aktarır.
Ve akrabası hemen tahmin eder.
Ve derki ! Said buraya gelirken sokakta sizin  Şaban köyünden Bekir, halk arasında da Beko (Bek Xeyrun) ile karşılaştım,der.
Said abeye fiziğini tarif eder ve aynı kişi olduğunu ögrenir.
Beko ismindende analşıldığı gibi Kürd mitolojisinde kötü adam olarak tanımlanır.

 SAÎD BÎNGÖL'ÜN OĞLU ROJBÎN'ÎN AKTARDIĞI BÎR ANEKDOT



Biz küçükken tabi bu olay sanırım 1985 falan olacak,
Elazığ'dan, Bingöl e giderken kardeşim ve bende oyuncak kaleşnikof  boynumuzda asılıydı.
Yolda kimlik kontrolu esnasında asker oyuncak silahı görüp,
Bizi sevip büyünce ne olacaksın diye sordu?
Kardeşim hemen otobüsün koridoruna uzanıp, kaleşnikofun tetiğine basıp "terörist" olacam dedi.
Asker ,babama dönüp şimdiden çocukları alıştırmışsın der.
Babam da askere "Tabii ki olmasıda gereken  bu" deyip cevap verdi.


SONUÇ;


Said Bingöl ,

Çolig'de Kürd davasındaki mücadelesi ve meşaketli yaşamından dolayı  yazılması gereken önemli sahsiyetlerden biriydi.

Fötr şapkası,duruşu ve halkla iç içe özellikle Kürd davasına
duyarlı olan kişilerin taktir ettigi şövalye ruhlu bir sahsiyetti,

Komşu Xarpete ikamet etmesine rağmen özellikle yazın hafta sonlarında hemen hemen heray 1,2 defa Çoligi ziyaret etmeyi ihmal etmezdi.

Yakın akrabası olan Islah Bulmuş'un kahvesi başta olmak üzere, Avcılar kulübüne ait kahvehane karşı karşıya olmakla beraber onun meskeniydi.

Sohbetlerini Çoligliler bilir kahveye gelirken enaz 3,4 masa birleştirilirdi.

Adetta , geniş bir daire oluşturularak bazen 20,30 kişiyi bulan kitleyle sohbetleri insanı cezb ediyordu.

Özellikle Kürd davasında duyarlı olan aileler ve gençlere çok değer verirdi.

Sohbeti elbette kırdki/zazaki diliyle olmakla beaber ağırlıklı Kürd siyaseti ve tarihi üzerineydi.

O bir halk adamıydı ,
devlet nezdinde hep sakıncalıydı....
küçüğe küçük,büyüğe büyük mütevazi bir duruşu vardı.

Ruhu şad olsun , güzel insan ,


ORHAN ZUEXPAYIC

1 Ocak 2017

ALÎRIZA SEPTÎOGĞLU ÎLE ÎLGÎLÎ HATIRATLARIM ?



                    







    ALÎ RIZA SEPTÎOGLU'NUN 1991 YILINDA TBMM YEMÎN TÖRENÎNDE ÇEKÎLEN FOTOSU




Alirıza Septioğlu, Kürd kökenli ama Türk siyasetinde renkli bir kişilik olarak tanınır.
Kendisini yakinen birebir tanıma firsatım olduğu için sohbetlerimizde tanık olduğum anekdotları önemli ve değerli gördüğüm için sizinle paylaşmak istedim.

Kısaca, Alirıza Septioğlu kimdir ?

1913 yılında Palu'da doğar. Babası Şeyh Sadin efendi/ dedesi Şeyh Hasan efendidir. Annesi Çan Şeyhlerinden Şeyh Mustafanın kızı Halime hanımıdır. Şeyh Mustafa 1925 hareketinde yer almış yaklaşık 25 yıl bin xete Suriye Kurdistanı ve Şam'da sürgün hayatı yaşamıştır.

Alirıza Septioğlu'nun iki amcası Şeyh Alirıza (küçükefendi), Şeyh Şerif efendi 1925 Şeyh Said hareketinde devlet tarafından Palu'da  katl ederek şehadete ulaşırlar.

Şeyh Alirıza Septioğlu mektepli bir siyasetçi olmadığı gibi qırık bir tükçesi ve Palu diksiyonuyla konuşan mizahi ve yaptığı hicivlerle tanınan bir siyasetçiydi.

Medrese eğtimini ağırlıklı olarak aile bireylerinden almış, zaten dedesi Şeyh Hasan ve babası Şeyh Sadin efendi yıllarca Palu müftülüğü yapmış alim insanlardı.
Îlkokul diplomasınıda 1960'li yılların başında dışarıdan  almıştır.
Belediye başkanları seçiminde okuryazar ve ilkokul diploması şartı arandığı için böyle bir yola başvurmuştur.
1963-1969 yılları arasında Palu belediye başkanlığı yapmıştır.
Belediye başakanlığı öncesinde de babasının manifatura dükkanını işletiyordu.
Değişik dönemlerde 2 defa bağımsız,3 defada DYP milletvekilliği yapmış olup evli 5 erkek 1 kız olmak üzere 6 çocuk babasıdır.
Septioğlu bağımsız mebus olmasıda, Demirel tarafından listede kendisine yer vermediği için tepki olarak aday olurdu.
Palu ve cevresinde Septi ailesinin etkinligi ve Alirıza Septioğlunun çevresinde sevildigi ve karizması birleşince, Demirele mesaj olsun diye büyük oy patlamasıyla iki defada bağımsız mebus oldu.
Demirel onun  gücünü bildigi için sonraki seçimlerde sürekli listenin başında ona yer veriyordu.

*******************


ALÎRIZA SEPTÎOĞLUYLA TANIŞMAMLA ÎLGÎLÎ BÎLGÎLER ?



-Merhum Septioğluyla ilk karşılaşmam,

1979 yılının ilkbaharıydı.
Şeyh Said efendinin oğlu Şeyh Selhaddin vefatı nedeniyle Palu'ya babamla taziyeye gitmiştik. Şeyh Selhaddin defin edildikten sonra Palu merkeze geri dönüp, taziye Alirıza Septioğlunun evinde kurulmuştu.
Îlk defa Alirıza Septioğlunu evinde sohbetlerine tanık oldum.

- Îkinci buluşmamız ,

  1986 yılı ara seçimlerde Çolig'de dayısı sayılan Hüsameddin Korkutatada
  aday olmuştu. O seçimlerde destek amacıyla gelmişti. O seçimlerde ANAP
  adayı Mahmut Sönmez SHP adayı 49'laradan merhum Said Bingöl'dü.
- Merhum babamla samimi dost oldukları için kahvehanede sohbetlerine
  katıldım.
- Tabiki Çoligdeki sohbet Kırdki/zazakiydi.  Septioğlu çok iyi Kurmancide
   biliyordu.
- Ama hepiniz malumu türkçesi çok qırık ve konuşmakta epeyce zorlandığı
  herhalinden belliydi.
- Septioğluyla 3.görüşmem,

1990 yılının Ocak-Mart ayları arasında yaklaşık üç ay diyebilirim ki !  herhafta TBMM kendisiyle görüştüm.

ALÎRIAZA SEPTÎOĞLUYLA ANKARADA ARAMIZDA GEÇEN ANEKDOTLARI AKTARMAK ÎSTÎYORUM ?



Ankara'ya üç aylığına çalıştığım kurum tarafından TODAÎE(Türk Orta Doğu Amme Îdare Enstitüsüsü) meslek geliştirme kurs ve seminerlerine katılmıştım. 
TBMM kurs yerime çok yakın olduğu için siyasete olan ilgimden dolayı herhafta sonu ziyarete gidiyordum.
Ziyaret ettiğim insanların içinde çok iyi hatırlıyorum Îbrahim Aksoy,Nureddin Yılmaz, Çolig mebusu Îlhami Binici gibi isimlerde vardı.
TBMM bu dönemde ilk uğrak yerim kuşkusuz Alirıza Septioğlunun odasyıdı.
Îçeri girdiğimde sekreteri Alirıza Bey içerde dedi ! Kim olduğumu sorup ,direk beni Septioğlunun huzuruna aldı.
Îçerde iki kişi oturuyor,konuşma Türkçe Xarpet gakkoş şivesiyle konuşuyorlardı.
Septioğlu bana önerek yegen hoş geldin dedi! bende Kırdki/zazaki cevap vererek selam verince duraksadı.
Kırdki/zazaki cevap vererek seni tanıyamadım yegen dedi ! köyümü,babamı tanıtıktan sonra, vay.... benim dostumun oğlu gel seni öpeyim,diyerek misafirlerine beni tanıştırdı.
Misafirlerine dönerek işte bu gencin köyü,aşiret ve çevresi  benim sağlam ve samimi insanlarımdır.
Xarpete eğer bana bir yanlışlık veya zarar gelirse bu gencin yakınları,köyü ve çevre köylerden binlerce silahlı insanı hep yanımda bulurum.
Diyerek,  iki Xarpetli gakkoşa bir nevi gözdağı verdi.
Xarpetli iki misafiri müsade isteyip gidince ikimiz baş başa kaldık.
Sohbetimiz anadilimiz zazacayla yapıyorduk.

DYP muhalefete olduğu için ihale,işe alınma tayin işleri olmadığı için Şeyhin fazla ziyaretcisi yoktu.

1990 yılı Kurdistanda silahlı mücadelenin en yoğun dönem olduğu için Septioğluna dedimki !  Kürd sorununa duyarsızlığını,hep menfaat çıkar ilişkisi olmaz deyip ? eleştirdim.

Bana bir anekdotunu aktardi.
Ben Kürd sorununda duyarsız değilim ?
Merhum Said Elçi benim arkadaşımdır,dedi.
1970 li yılların başıydı ,merhum Said Elçi beni bir defasında Ankarada ziyarete gelmişti. Sanırım arandığı dönemdi ve son görüşmemiz olmuştu. Maddi olarakta bayağı sıkıntı içinde olduğunu bana söyledi. Septioğlu o dönemde ay başında aldığım maaşın tümünü merhum Said Elçi'ye verdigini bana aktarmıştı. Şehadettinide hayıflanarak anlatı.

Bu konuşmalarımız esnasında da sık sık Çolig,Guewdere ,Siwan mıntıkalarına Av'a geldiğini aktardı.
Septioğlu iyi bir avcıydı aynı zamanda.
Çevrede birçok dost ve tanıdığının olduğunu söyledi.
Ama en çok  övgüyle bahs ettigi kişi, Dr.Sıraç Bilgin'in babası bir isyan sürgünü ve direnişçisi merhum Abdulhamid Bilgin efendiydi.

Abdulhamid Efendi ile Aliriza Septioğlu'nun anne tarafından dedesi Şeyh Mustafa Çanevi ile beraber 1925 hareketi sonrası  Bin-Xet Suriye Kurdistanında 20 yılın üzerinde beraber sürgün hayatı yaşamış iki dost insandırlar.Abdulhamid efendiye müthiş bir saygısı olduğunu anlata ,anlata bitiremedi.


Abdulhamid efendiyle sık ,sık ava gittiğini bana anlatı.
Hatta bir anekdota aktardı.
Dediki ! Çolig Pakuni köyünde Mari (Dişi) bir keklik vardı ve çok güzel ötüyordu.
Nam-ı çevrede  tüm avcılar tarafindan duyulmuştu.
Benle Abdulhamid efendi bu kekligi sahibinden almak için evine gittik.
Ne kadar para isterese istesin satın alacaktık.
Pakunili adam bu kekligi Çan seyhlerinden Şeyh Arife söz vermişim,dedi !
-Şeyh Arif bölgede Derviş  ve keramet sahibi bilindiği için köylünün ona olan
 manevi bağlılığından dolayı ,  vermek istemedi.
Abadulhamid efendi köylüyü ikna etti ve dediki !
Şeyh Arif avci (seydar) degil sana epey bir para bırakırız.
Şeyh Arif gelirse ona bu parayla bir keçi alıp, verirsin.
Ve kekligide bize verdiğini söylersen bize ses çıkarmaz,dedi.
Ve kekligi o şekilde satın aldık.

Septioğlu , Ankaradayken bana herhafta sonu mutlaka geleceksin ve benim misafirimsin,derdi. Sırf anadilimizi seninle konuştuğumda kendimi rahat his ediyorum,dedi.
Ayrıca seninle sohbetimizde cografyamızdan,bölgemizden,tarihten ve siyaseten yaptıgımız konuşmalar ile moral buluyorum,diyiyordu.
Kısaca üç ay hemen hemen her hafta sohbetlerimizde çok anılarını anlatı.

Ankara'dan Çolig döndükten sonra yaklaşk 1 yıl  geçmişti.
O dönem daireden bir arkadaşım Agit Arıkız Ankara'da milletvekili olan kaynı Kazım Ataoğlunu mecliste ziyaret eder.
Kazım Ataoğlu ile beraber Septioğlunu ziyaret ederler.
Ataoğlu eniştesini Septioğluna tanıştırır ve Çolig belediyesinde çalıştığını söyler.
Septioğlu Belediye ismini duyunca duraksar,  ve Agite dönerek Orhan Zuexpayıc ne yapıyor epeyce benden bahs eder.
Agit Çoligde dairede beni ziyarete geldiğinde, Septioğlunun benden epeyce övgüyle bahs ederek selamlarını iletti.


******************



ALÎRIZA SEPTÎOĞLU ÎLE ÎLGÎLÎ HALK ARASINDA KONUŞULAN ASLINDA YAŞANILAN FIKRALARI SÎZÎNLE PAYLAŞAYIM ?


Bu fikraların hepsi yaşanılmış , Palu ve Xarpete Alirıza Septioğlu üzerine söylenmektedir.  Yüksek lisans yapan Îlyas Kayaokayın saha çalışması yaparken , derlediği bu fikraları ilginç bulduğum için sizinle paylaşıyorum.
Bu fikralara dokunmadan Septioğlunun diksiyonuyla aktarmak istiyorum.

 Îlk fikra ?

Septioğlu,  90'lı  yılların  başlarında  milletvekili  iken  bir  gün  mecliste  şöyle  bir teklifte bulunur:
- Tunceli'ye ilahiyat fakültesi açalım. Böylece muhtemel bir mezhep
   çatışmasının önüne geçmiş oluruz.
- O zamanlar Tunceli milletvekili Kamer Genç, bu teklife şiddetle karşı çıkar:
- O ilahiyat fakültesini asıl Palu'ya kurun siz.
- Merhum ,Septioğlu kürsüden şöyle cevap verir:
- Oğlum Kamer! Palu'nun her evi ilahiyat fakültesidir.
- Ben senin hoşuna gitsin diye bu teklifi yapmıştım.

***************
Îkinci fikra ?

Septioğlu’nun  Meteorolojiden  Sorumlu  Devlet  Bakanlığı  sırasında  hava  durumu tahmini pek tutmuyor.
Ondan sonra meteoroloji işleri genel müdürü çağrılıyor diyor:
- Oglım hele gel bu kadar yapirsin bize boşuna şemşiye taşittiriysin bizi ıslatiysin bu kadar
cihazla başa çıkamiysin.

Biz bunu köyde bir keçiyle hallediydik.
- Sayın bakanım nasıl olur
- Bak yavrum keçi kuyruğunu havaya tikti mi hava açıyır, hafif indirdi mi rüzgarlı oliyir, tam indirdi mi yağmur geliyir.


**************************
Üçüncü fikra

Septioğlu, 

Meteorolojiden  Sorumlu  Devlet  Bakanı  olunca  bölgede  büyük  sevinç yaratmıştır. Kutlamak için bir temsilci seçerek Ankara’ya bakanı kutlamaya göndermişlerdir. 
Temsilci kutlamada bakana sorar. 
Efendim, Şıhım siz bakan oldunuz da ne bakanı oldunuz?
Şıh  düşünür,  “meteoroloji”  dese  köylü  anlamaz,  onun  anlayacağı  dilden  konuşmak  lazım.

- Derki !
- Kar, yağmur, dolu, rüzgâr, fırtına, sel her ne olursa bunlardan ben sorumluyum.
- Kutlama biter temsilci köye döner;  köy halkı merakla sorar;
- Şıh ne bakanı olmuş? 
- Temsilci sevinçle söyler;
- Şıh bakan değil Allah’a yardımcı olmuş.
- Kar, yağmur, dolu, rüzgâr, fırtına,  sel her ne olursa  Şıh’dan sorulurmuş.


********************
Dördüncü fikra

Septioğlu ile ilgili “şillope” fıkrası hemen herkesin bildiği bir fıkradır.

Palu’dan , Septioğlu’nu bakanlığı döneminde arayıp havanın nasıl olacağını sormuşlar.
Septioğlu önüne gelen hava  tahmin  raporlarında  havanın  karla  karışık  yağmurlu  olduğunu  görünce  yanındaki sekreterine yönelerek: 
“Yaz kıjım bugün hava şillope” demiş.

Silope Kirdki/zazaki bir kelime olup, karla karışık yağmur anlamına gelmektedir.

******************

Beşinci fikra

Rahmetli  bir  gün  Arabistan’a  gider  Demirel  babayla,  Demirel  baba  şıhı  şıhla tanıştırırken;

“Sayın Septioğlu’da bizim şıhımızdır” der kendilerini karşılayan şıha...
Tabi şıh bizim Şıh’a çok

kıymet verir şıh olduğu için... Bir ara sohbet ederken Arap şıhı sorar:
“Efendi kaç kadın var?” Şıh;
“Bir” der.
Bunu duyan Arap şıhı;

“Bu nasıl şıhlık? Bende tam
dört var” der...

Bizim Şıh başlar yapıştırmaya:
“Karı dört de yardımcın kaç tenedir.”


**************



Merhum Septioğlu üzerine kitap,doktora tezi ve birçok yazılı kaynak yazıldı, çizildi.
Kimse onun Kürd sorununa bakışı,düşüncesi ,iç dünyasi hakkında fazla bir şey yazmadı.
Çünkü onu yazan kesimler Kürd çevreleleri olmadığı gibi öyle bir dertleride yoktu.
Septioğluda ,Kürd sorununa hep mesafeli bir duruşu olduğuda bir gerçektir.


Düşünebiliyormusun, iki öz amcası Palu'da katledilerek şehid oluyor.
Baba ve amcası katliamdan kendilerini kurtarmak için halk içinde saklanıyorlar.
Annesinin babası Şeyh Mustafa Çanevi sürgün hayatı yaşıyor.
Öz dayısı Şeyh Nusreddin Tekman/Şuşar'da şehadete ulaşıyor.
Yine babasının öz amca kanadı Xınıs Şeyhleri topyekün idam,katliam,sürgün yaşadıklarını uzatmadan hatırlatmak istiyorum.

Özet olarak söylersek ailesinin maddi mirasından beslenirken manevi mirasına sahip çıkmadı.
Ve öyle bir ortam yaratiki çocukları ve bundan sonraki nesiler dil ve kültürlerini zaten konuşmuyorlar,aidiyetlerinden gittikçe uzaklaşıp, kimlik bunalımı  görmek mümkündür.
Çocuklarının hiçbirinde ulusal ruh ,Kürdi düşünce yoktur.
Ailenin Palu kanadını yazdığım çalışmamada M.Zeki Efendi'nin aile bireylerini çıkardığınızda diğer kesimler Kürd meslesine mesafelidirler.

Benim anlatımlarım onun Kürd sorununa yaklaşımı, ve tutumuyla ilgili kendisiyle birebir yaşadıklarımı mümkün olduğunca nesnel anlatmaya çalıştım.

SONUÇ,

Septioğlu, yaşanmış olan fikralarda ve  benim sohbetlerinden edindiğim fikirlerden şunu söyleyebilirim.

Türk siyaseti ,

Palu ve Xarpet cevresi onun ,olaylara hazır cevaplılığı, nüktedanlığı,iyi niyet ve en önemliside Qırık Türkçesi ve Palu şivesiyle ençok ön plana çıkmaktadır. 

Kürd siyaseti,

Septioğlunu ençok Leyla Zana ve Abdulmelikfırat'ın yemin törenlerinde rejime ve resmi ideolojiye yaptıkları çıkışlarla TBMM başkanı olarak uzlaşmacı ve yapıcı kişiliğiyle  tanıdılar.

Bunun yanında bana aktardığı anekdotlarda edindigim bilgileri iç dünyası olarak ele aldığımızda,

Said Elçi ile olan ilişkileri başta olmak üzere Abdulhamid Bilgin gibi isyanin genç bir direnişçisi ve sürgünü ile olan ilişkileri ve samimi itiraflarınıda Sosyolog ve Psikologların bilimsel tez konusu olduğunu söyliyebilirim.

Selamlarımla,



Orhan Zuexpayıc